TYT bilim felsefesi, bilimin ne olduğunu, bilimsel bilginin hangi yöntemlerle üretildiğini ve bilimsel gelişmenin nasıl açıklanabileceğini sorgular. Önceki Siyaset Felsefesi konusunda toplumsal düzenin dayanaklarını incelemiştik. Bu yazıda bilimin özelliklerini, bilimsel araştırmanın aşamalarını, hipotez-kuram-yasa ayrımını, doğrulama ve yanlışlama ölçütlerini, neopozitivizmi ve bilimsel etkinliği açıklayan çağdaş yaklaşımları öğreneceğiz.
BİLİM VE BİLİM FELSEFESİNİN ALANI
Bilim Nedir ve Bilimler Nasıl Sınıflandırılır?
Bilim, olguları kontrollü gözlem, deney, ölçme ve mantıksal çıkarımlarla açıklamaya çalışan sistemli bilgi etkinliğidir. Bilim yalnız bilgi toplamaktan ibaret değildir; problemler belirler, sınanabilir açıklamalar kurar, sonuçlarını denetler ve yeni kanıtlar karşısında görüşlerini değiştirebilir.
Bilimler konu ve yöntem bakımından genellikle üç grupta incelenir. Formel bilimler matematik ve mantık gibi ideal varlıkları, sembolik ilişkileri ve çıkarım biçimlerini ele alır. Doğa bilimleri fizik, kimya ve biyoloji gibi doğadaki olguları inceler. İnsan ve toplum bilimleri psikoloji, sosyoloji, tarih ve ekonomi gibi insanı, kültürü ve toplumsal ilişkileri araştırır. Bu ayrım, bilimlerin birbirinden bütünüyle kopuk olduğu anlamına gelmez.
Bilim Felsefesinin Konusu ve Temel Soruları
Bilim felsefesi, bilimi tarihinden yöntemine, kavramlarından sonuçlarının değerine kadar felsefi bir bakışla inceler. Tek tek bilimlerin belirli olgular hakkında ürettiği bilgileri tekrarlamak yerine “Bilimsel bilgi nedir?”, “Bir iddia hangi koşullarda bilimsel sayılır?”, “Bilim birikerek mi yoksa devrimlerle mi ilerler?” ve “Bilimsel nesnellik mümkün müdür?” gibi sorular sorar.
Bilim felsefesi ayrıca bilimsel açıklamanın yapısını, kuram ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi, gözlemin tarafsız olup olmadığını ve bilimsel gelişmelerin insan yaşamındaki sonuçlarını tartışır. Böylece bilimin başarılarını kabul ederken onun sınırlarını, varsayımlarını ve toplumsal sorumluluğunu da görünür kılar.
Bilim ile Felsefenin İlişkisi
Bilim ve felsefe hazır bilgilerle yetinmez; eleştirel düşünür, kavramlarını tutarlı biçimde kullanır ve evreni anlamaya çalışır. Her ikisi de akıl yürütmeden yararlanır. Bununla birlikte bilim çoğunlukla belirli bir olgu alanını gözlem ve deneyle incelerken felsefe daha genel sorulara yönelir, kavramları çözümleyerek bilginin anlamını ve dayanaklarını tartışır.
Bilim yeni veriler ve kuramlar üretir; felsefe ise bu verilerin hangi varsayımlara dayandığını, nasıl yorumlandığını ve insan açısından ne ifade ettiğini sorgular. Felsefe bilim insanına deney sonucu sağlamaz, bilim de değer sorunlarını tek başına çözmez. İki alan birbirini tamamlayabilir fakat birbirinin yerine geçmez.
Bilimin Tarihsel Gelişimi
İlk sistemli bilimsel çalışmalar Çin, Hint, Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarında astronomi, matematik, tıp ve mühendislik alanlarında görülür. Antik Yunan’da doğa olaylarının mitolojik anlatılar yerine akla dayalı nedenlerle açıklanması güçlenmiş; Thales, Pisagor, Öklid ve Arşimet gibi isimler bilimsel düşüncenin gelişimine katkı sağlamıştır.
Orta Çağ İslam dünyasında Harezmi, Biruni ve İbn Sina matematik, astronomi, coğrafya ve tıp alanlarında önemli çalışmalar yapmıştır. Rönesans sonrasında Kopernik, Kepler, Galileo ve Newton doğa bilimlerinde yeni modeller kurmuş; Bacon deney ve tümevarımı, Descartes akıl ve matematiksel yöntemi öne çıkarmıştır. 19. ve 20. yüzyıllarda bilimlerin uzmanlaşması, yeni teknolojiler ve klasik fiziği dönüştüren gelişmeler bilim felsefesinin bağımsız bir tartışma alanı hâline gelmesini hızlandırmıştır.
→
→
→
BİLİMSEL BİLGİNİN YAPISI VE YÖNTEMİ
Bilimsel Bilginin Temel Özellikleri
Bilimsel bilgi olgusaldır; gerçek dünyadaki olay ve ilişkileri konu edinir. Nesnel olmayı amaçlar; kişisel tercihler yerine herkesçe denetlenebilir kanıtlara dayanır. Mantıksal ve tutarlıdır; önermeleri arasında çelişki bulunmaması beklenir. Eleştireldir; hiçbir açıklamayı sorgulama dışı bırakmaz.
Bilim aynı zamanda seçici, genelleyici, birleştirici ve birikimli bir etkinliktir. Sonsuz sayıdaki olgudan problemiyle ilgili olanları seçer; tekil gözlemlerden daha geniş açıklamalara yönelir; farklı bulguları tutarlı sistemlerde birleştirir ve önceki çalışmaların sonuçlarından yararlanır. Ancak birikim yalnız eski bilgilerin üst üste eklenmesi değildir; yanlışlanan açıklamalar elenir, bazı temel çerçeveler de değişebilir.
Bilimsel Araştırmanın Temel Aşamaları
Bilimsel araştırma, açıklanması gereken bir problemin belirlenmesiyle başlar. Problemle ilgili gözlem ve veriler toplanır, geçici bir açıklama olan hipotez kurulur. Hipotezden sınanabilir sonuçlar çıkarılır; kontrollü gözlem, deney veya uygun araştırma teknikleriyle bu sonuçlar test edilir.
Elde edilen bulgular hipotezi destekleyebilir, değiştirmeyi gerektirebilir veya onunla çelişebilir. Sonuçlar açık biçimde raporlanır ve başka araştırmacıların eleştirisine sunulur. Bilimsel yöntem bütün bilimlerde tek ve değişmez bir reçete değildir; deneyin mümkün olmadığı tarih, astronomi veya bazı toplum araştırmalarında karşılaştırma, belge inceleme, modelleme ve istatistik gibi farklı teknikler kullanılabilir.
→
→
→
Hipotez, Kuram ve Yasa
Hipotez, bir problemi açıklamak amacıyla ileri sürülen geçici ve sınanabilir öneridir. Kuram, çok sayıda bulguyu ve genellemeyi birbiriyle ilişkilendirerek olayların neden ve nasıl gerçekleştiğini açıklayan kapsamlı sistemdir. Kuramlar mevcut olguları açıklar, yeni araştırmalara yön verir ve öngörüler üretir.
Bilimsel yasa, belirli koşullarda olaylar arasında düzenli biçimde gözlenen ilişkiyi genel bir ifadeyle betimler. Kuram ile yasa arasında “hipotez kanıtlanır, kuram olur; kuram kesinleşir, yasa olur” biçiminde zorunlu bir basamak ilişkisi yoktur. Yasa çoğunlukla ne olduğunu betimlerken kuram bunun neden ve nasıl olduğunu açıklamaya çalışır. Her ikisi de sınanabilir ve gerektiğinde değiştirilebilir.
Doğrulanabilirlik ve Yanlışlanabilirlik
Mantıkçı pozitivistler, bilimsel önermelerin anlamlı ve bilimsel sayılabilmesi için olgularla doğrulanabilir olması gerektiğini savunmuştur. Reichenbach ve Carnap’la ilişkilendirilen bu anlayışta bilim dili mantıksal olarak çözümlenir; gözlem ve deneyle denetlenemeyen metafizik önermeler bilimsel bilginin dışında tutulur.
Karl Popper ise sınırlı sayıda olumlu gözlemin evrensel bir önermeyi kesin olarak doğrulamayacağını belirtir. “Bütün kuğular beyazdır.” önermesini doğrulamak için bütün kuğuları görmek gerekir; buna karşılık tek bir siyah kuğu önermeyi yanlışlar. Bu nedenle bir iddiayı bilimsel yapan temel ölçüt, hangi gözlemin onu yanlış çıkaracağını gösterebilmesi, yani yanlışlanabilir olmasıdır. Sınamalardan başarıyla çıkan kuram geçici olarak desteklenir, kesin doğrulanmış sayılmaz.
BİLİME İLİŞKİN FARKLI YAKLAŞIMLAR
Ürün Olarak Bilim: Neopozitivizm
Ürün olarak bilim yaklaşımı, bilimi ortaya konmuş önermeler, kuramlar ve yasalar bütünü olarak inceler. Bilimsel bilginin üretildiği tarihsel ve toplumsal çevreden çok, elde edilen ürünün mantıksal yapısına odaklanır. Bu yaklaşım, klasik bilim görüşü ve neopozitivizmle ilişkilidir.
Reichenbach, Carnap, Wittgenstein, Hempel ve Russell bu çevrede anılan düşünürlerdir. Bilimin nesnel olguları konu edinmesi, ortak bir bilim dili kurması, nedensel açıklamalar geliştirmesi ve bilimlerin birleştirilebilmesi düşüncesi öne çıkar. Bilimin birikimli ve düzenli biçimde ilerlediği kabul edilir. Eleştirmenler ise bu yaklaşımın bilim insanlarının içinde bulunduğu tarihsel, psikolojik ve toplumsal koşulları yeterince hesaba katmadığını savunur.
Etkinlik Olarak Bilim: Kuhn, Toulmin ve Feyerabend
Etkinlik olarak bilim yaklaşımı, bilimsel bilgiyi onu üreten bilim insanları topluluğundan, tarihsel koşullardan ve kabul edilen değerlerden bağımsız düşünmez. Thomas Kuhn’a göre bilim insanlarının ortak kabul ettiği kuramsal çerçeveye paradigma denir. Olağan bilim döneminde problemler mevcut paradigma içinde çözülür. Açıklanamayan anomaliler çoğalıp bunalım doğurduğunda rakip bir paradigma ortaya çıkabilir; yeni paradigma benimsendiğinde bilimsel devrim gerçekleşir.
Stephen Toulmin, bilimin gelişimini evrimsel bir seçilime benzetir: açıklama gücü yüksek kuramlar varlığını sürdürür, başarısız olanlar elenir. Paul Feyerabend ise tek ve değişmez bir bilimsel yöntemin yaratıcılığı sınırladığını savunur; bilim tarihinde farklı yöntemlerin kullanıldığını göstererek yöntem çoğulculuğunu öne çıkarır. Bu görüş, kanıtsız her iddianın bilimsel olduğu anlamına gelmez; bilimsel uygulamada tek bir reçetenin mutlaklaştırılmasına karşıdır.
→
→
→
Sonraki konu: Felsefe ile Düşünme: Mantık, Argümantasyon ve Safsatalar
