TYT bilgi felsefesi, insanın neyi, nasıl ve ne ölçüde bilebildiğini araştırır. Önceki Felsefeyi Tanıma ve Felsefi Düşüncenin Özellikleri konusunda felsefi sorgulamanın yapısını görmüştük. Bu yazıda bilginin oluşumunu ve türlerini, doğruluk ile gerçeklik ayrımını, doğruluk ölçütlerini, bilginin mümkün olup olmadığı tartışmasını ve doğru bilginin kaynağına ilişkin temel yaklaşımları öğreneceğiz.
BİLGİNİN YAPISI VE TEMEL KAVRAMLAR
Bilgi Felsefesinin Konusu ve Bilginin Oluşumu
Bilgi felsefesi ya da epistemoloji, bilginin yapısını, kaynağını, imkânını, sınırlarını, ölçütlerini ve değerini inceleyen felsefe disiplinidir. “Bilgi nedir?”, “Doğru bilgi mümkün müdür?”, “Bilginin kaynağı akıl mı, deney mi, sezgi mi?”, “İnsan her şeyi bilebilir mi?” ve “Bir yargıyı doğru yapan nedir?” soruları bu alanın temel problemleridir.
Bilgi, bilen varlık ile bilinen şey arasında kurulan ilişkiden doğar. Bilme etkinliğini gerçekleştiren insana özne (suje), hakkında bilgi edinilen varlığa nesne (obje) denir. Bu ilişki algılama, düşünme, anlama ve açıklama gibi bilgi aktlarıyla kurulur. Örneğin bir ağacı gören kişi özne, ağaç nesne, “Bu ağaç yapraklıdır.” yargısı ise bilme ilişkisinin ürünüdür.
Özne nesneyi yalnız duyularıyla algılamaz; algıladıklarını kavramlaştırır, ilişkilendirir ve yargı hâline getirir. Bu nedenle bilgi, nesnenin zihne mekanik bir kopyası olarak değil, özne ile nesne arasındaki anlamlı bağın sonucu olarak düşünülür.
→
→
→
Bilgi Türleri
Bilgiler elde ediliş biçimleri, amaçları ve dayandıkları ölçütler bakımından farklılaşır. Gündelik bilgi, günlük deneyim ve kişisel gözlemlerden doğar; pratik olsa da çoğu zaman sistemsiz ve genelleştirilmemiştir. Teknik bilgi, doğadaki malzemeyi ve bilimsel bilgiyi araç, yöntem ya da ürüne dönüştürmeye yönelir. Sanatsal bilgi, sanatçının duyarlılığı, hayal gücü ve özgün yorumuyla oluşur.
Dinî bilgi, inanç ve vahiy temelinde insanın varoluşunu anlamlandırır. Bilimsel bilgi, belirli bir alanda gözlem, deney, ölçüm ve sistemli yöntemle sınanabilir açıklamalar üretir. Felsefi bilgi ise varlık, bilgi ve değer sorunlarını akıl yürütme, kavram çözümlemesi ve temellendirme yoluyla ele alır. Bu bilgi türleri aynı soruna farklı amaç ve yöntemlerle yaklaşabilir.
Doğruluk, Gerçeklik ve Temellendirme
Bilgi felsefesinde birbirine yakın görünen bazı kavramlar dikkatle ayrılır. Gerçeklik, insan zihninden bağımsız olarak var olan ya da var olduğu kabul edilen şeyin özelliğidir. Bir dağın, ağacın veya olayın kendisi gerçekliğe ilişkindir. Doğruluk ise nesnenin değil, nesne hakkında kurulan yargının özelliğidir. “Dağın zirvesinde kar vardır.” önermesi olguyla uyuşuyorsa doğrudur.
Temellendirme, bir iddiayı kabul edilebilir kılmak için dayanak, kanıt veya gerekçe sunma işlemidir. Bir yargının doğru çıkması ile kişinin o yargıya iyi gerekçelerle ulaşması aynı şey değildir. Rastgele yapılan bir tahmin doğru olabilir; fakat gerekçelendirilmediği sürece güçlü bir bilgi iddiası oluşturmaz.
Bilginin Temel Problemleri ve Doğruluk Ölçütleri
Bilgi felsefesi dört ana problem çevresinde gelişir. İmkân problemi, doğru ve kesin bilginin mümkün olup olmadığını; kaynak problemi, bilginin akıl, deney veya sezgiden hangisine dayandığını; sınır problemi, insan bilgisinin nereye kadar ulaşabildiğini; doğruluk problemi ise bir yargının hangi ölçütle doğru sayılacağını araştırır.
Doğruluk için farklı ölçütler ileri sürülmüştür. Uygunluk, yargının olguyla örtüşmesini; tutarlılık, yargının kabul edilen diğer bilgilerle çelişmemesini; tümel uzlaşım, ilgili topluluğun ortak kabulünü; açıklık ve seçiklik, yargının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kavranmasını; yararlılık ise bilginin uygulamada işe yarayan sonuç vermesini ölçüt alır.
DOĞRU BİLGİNİN İMKÂNI VE KAYNAĞI
Doğru Bilgi Mümkün müdür: Dogmatizm ve Şüphecilik
Doğru bilginin mümkün olduğunu savunan genel görüşe epistemolojide dogmatizm denir. Buradaki dogmatizm, bir görüşü sorgusuzca benimsemek anlamındaki gündelik kullanımdan farklıdır. Akılcılık, deneycilik, kritisizm ve diğer birçok yaklaşım bilginin kaynağını farklı açıklasa da insanın belirli koşullarda doğru bilgiye ulaşabileceğini kabul ettiği için bu geniş grupta değerlendirilir.
Şüphecilik (septisizm), kesin ve genel geçer bilgi iddialarını sorgular. Sofistler içinde Protagoras, algıların kişiden kişiye değişmesine dayanarak bilgide göreceliliği vurgular. Gorgias daha ileri giderek varlık ve bilgi hakkında olumsuz savlar geliştirir. Pyrrhon’un sistematik şüpheciliği, çelişen görüşler karşısında yargıyı askıya almayı önerir.
Her şüphecilik doğru bilgiyi bütünüyle reddetmez. Yöntemsel şüphe, sağlam bilgiye ulaşmak için kuşkulu kabulleri geçici olarak eleme aracıdır. Descartes’ın kuşkuyu kesin bilgi arayışında yöntem olarak kullanması buna örnektir.
Akılcılık: Bilginin Kaynağı Akıl
Akılcılık (rasyonalizm), doğru bilginin temel kaynağının akıl olduğunu savunur. Duyular değişebilir ve bizi yanıltabilir; buna karşılık aklın ilkeleri ve mantıksal çıkarımlar zorunlu, genel geçer bilgi sağlayabilir. Matematik bilgisi, deneyden bağımsız kavranabilen ilişkiler bakımından rasyonalistlerin başlıca örneğidir.
Sokrates, doğru bilginin insan aklında bulunduğunu ve uygun sorularla açığa çıkarılabileceğini düşünür. Platon duyularla kavranan değişken nesneler dünyasının kesin bilgi vermediğini, asıl bilginin değişmez ideaların bilgisi olduğunu savunur. Aristoteles duyuların sağladığı malzemeyi önemser; ancak tümel bilgiye aklın soyutlamasıyla ulaşıldığını belirtir. Farabi aklı bilgi edinmede etkin güç sayar.
Descartes, açık ve seçik bilgileri güvenilir kabul eder; düşünme ve matematiksel ilkeler gibi bazı fikirlerin doğuştan geldiğini savunur. Hegel’e göre gerçeklik ve düşünce akılsal bir bütün oluşturur; bilgi diyalektik süreç içinde gelişir.
→
→
→
Deneycilik: Bilginin Kaynağı Deney
Deneycilik (empirizm), bilginin kaynağını duyum ve deneyde görür. Zihinde deneyden önce hazır içerikler bulunduğu düşüncesine karşı çıkar. John Locke zihni başlangıçta boş bir levhaya, tabula rasaya benzetir. Dış deney duyular aracılığıyla nesneleri, iç deney ise zihnin kendi işlemlerini fark etmesini sağlar; basit izlenimler birleşerek karmaşık fikirleri oluşturur.
David Hume, canlı ve güçlü duyumlara izlenim, bunların zihindeki daha soluk kopyalarına fikir der. Neden–sonuç bağını zorunlu olarak görmediğimizi, olayların sürekli art arda gelmesinden doğan alışkanlıkla kurduğumuzu savunur. Berkeley, algılanan varlığı algıdan bağımsız maddi bir tözle açıklamaya karşı çıkar ve “var olmak algılanmış olmaktır” düşüncesini geliştirir. Condillac ise bilginin bütün içeriğini duyumların dönüşümüyle açıklar.
→
→
→
Kritisizm: Akıl ve Deneyin Birlikteliği
Kant’ın geliştirdiği kritisizm (eleştiricilik), rasyonalizm ile empirizmin tek başına yeterli olmadığını savunur. Kant’a göre bilgi deneyle başlar; fakat bilginin tamamı deneyden doğmaz. Deney, bilginin içeriğini verirken zihin bu içeriği kendisinde bulunan algı biçimleri ve kategorilerle düzenler.
Deneyden bağımsız ve deneyden önce gelen unsurlara a priori, deney yoluyla elde edilenlere a posteriori denir. Zihin pasif bir alıcı değildir; duyusal malzemeyi belirli biçimlerde işler. Bu nedenle insan, şeylerin zihinden bağımsız hâlini, yani numeni doğrudan bilemez; ancak zihnin biçimleri içinde görünen fenomeni bilebilir.
+
=
DOĞRU BİLGİYE ULAŞMADA DİĞER YAKLAŞIMLAR
Pozitivizm ve Analitik Felsefe
Auguste Comte’un geliştirdiği pozitivizm (olguculuk), güvenilir bilgiyi gözlenebilir olgular ve bunlar arasındaki düzenli ilişkilerle sınırlar. Metafizik açıklamaların deneyle doğrulanamadığını savunur. Comte insan düşüncesinin teolojik ve metafizik aşamalardan geçerek pozitif aşamaya ulaştığını ileri sürer; bu aşamada olaylar değişmez özlerle değil, gözlem ve bilimsel yasalarla açıklanır.
Analitik felsefe, birçok felsefi problemin dilin belirsiz veya yanlış kullanımından doğduğunu savunur. Wittgenstein, Carnap ve benzeri düşünürler; önermelerin mantıksal yapısını, anlamını ve doğrulanabilirliğini çözümlemeye yönelir. Amaç yeni bir varlık öğretisi kurmaktan çok, düşünceyi ifade eden dili açıklaştırmak ve anlamsız görünen sorunları ayıklamaktır.
Sezgicilik, Pragmatizm ve Fenomenoloji
Sezgicilik (entüisyonizm), akıl ve duyuların parçalayarak verdiği bilgiden farklı olarak gerçekliğin doğrudan kavranabileceğini savunur. Gazali, kesin bilgi arayışında akıl ve duyuların sınırlarını vurgulayıp kalbî sezgiye yönelir. Bergson’a göre akıl durağanlaştırıp parçalara ayırırken sezgi, yaşamın sürekli değişen akışını içeriden ve bütün hâlinde kavrar.
Pragmatizm, doğruyu yaşamda işe yarayan ve sorun çözmede başarılı sonuç veren düşünceyle ilişkilendirir. William James bir düşüncenin değerini pratik sonuçlarıyla değerlendirir. John Dewey bilgiyi çevreye uyum sağlamada ve karşılaşılan problemleri çözmede kullanılan bir araç olarak görür; bu nedenle görüşü araçsalcılık adıyla da anılır.
Husserl’in fenomenolojisi, bilince görünen fenomenlerin özünü kavramayı amaçlar. Araştırmacı, nesne hakkındaki hazır kabulleri ve yargıları geçici olarak paranteze alır; bu işleme epoché denir. Böylece fenomenin rastlantısal özelliklerinden ayrılan değişmez özü betimlenmeye çalışılır.
