TYT felsefeyi tanıma ve felsefi düşüncenin özellikleri konusu, yalnızca “Felsefe nedir?” sorusuna cevap aramaz; bir düşüncenin hangi koşullarda felsefi nitelik kazandığını da açıklar. Bu yazıda felsefenin anlamını, doğuşunu ve temel disiplinlerini; felsefi düşüncenin sorgulayıcı, eleştirel, tutarlı, sistemli ve birikimsel yapısını; ayrıca felsefenin yaşam, dil, bilim, din ve sanatla ilişkisini öğreneceğiz.
FELSEFEYİ TANIMAK
Felsefenin Anlamı, Filozof ve Hikmet
Felsefe sözcüğü, Yunanca philo (sevgi, arayış) ve sophia (bilgelik) sözcüklerinden oluşan philosophia kavramından gelir. Bu nedenle felsefe, “bilgelik sevgisi” ya da “bilgeliği arama” olarak açıklanır. Felsefe; insanın varlık, bilgi ve değerler hakkında merak ettiği temel sorunları akla dayalı, eleştirel ve gerekçeli biçimde araştırma etkinliğidir.
Filozof, bütün cevaplara sahip olduğunu ileri süren kişi değil; doğru sorular kuran, kavramları çözümleyen, ileri sürülen görüşlerin dayanaklarını araştıran ve kendi düşüncesini de eleştiriye açan kişidir. Filozofun amacı yalnızca bilgi toplamak değil, bilginin anlamını ve sınırlarını da sorgulamaktır.
Hikmet ya da bilgelik; varlık, bilgi ve değer alanlarını bütünlüklü biçimde kavrama idealini anlatır. Felsefe ise bu ideale sahip olunduğunu değil, ona yönelen sürekli bir arayışı ifade eder. Bu yüzden felsefede soru sorma ve araştırma, tek bir kesin cevaba ulaşmaktan daha belirleyicidir.
→
→
→
Felsefenin Konusu ve Temel Disiplinleri
Felsefe belirli bir varlık türüyle sınırlı değildir. İnsan, evren, bilgi, doğru, iyi, güzel, adalet, özgürlük, inanç ve bilim gibi çok farklı alanları konu edinir. Bu geniş alan üç temel soru çevresinde düşünülebilir: Ne vardır?, Ne bilebiliriz? ve Nasıl yaşamalıyız?
Felsefenin temel disiplinleri, bu soruların belirli alanlarda yoğunlaşmasıyla oluşur. Varlık felsefesi (ontoloji) var olanın ne olduğunu; bilgi felsefesi (epistemoloji) bilginin kaynağını, sınırlarını ve doğruluğunu; ahlak felsefesi (etik) iyi-kötü ve doğru eylem sorununu inceler. Sanat felsefesi (estetik) güzeli ve sanat eserini, din felsefesi inançla ilgili temel kavramları, siyaset felsefesi devlet, iktidar, hak ve adaleti, bilim felsefesi ise bilimsel bilginin yapısını ve yöntemini sorgular.
Ontoloji
Epistemoloji
Etik ve estetik
Felsefenin Doğuşu: Mitostan Logosa
Felsefi düşüncenin sistemli biçimde ortaya çıkışı, genel olarak MÖ 6. yüzyıl dolaylarında İyonya’da, özellikle Milet çevresinde başlatılır. Bu bölgede deniz ticaretinin gelişmesi, farklı kültürlerle etkileşim, ekonomik canlılık, boş zamanın artması, hoşgörülü tartışma ortamı ve önceki uygarlıklardan aktarılan bilgi birikimi özgür düşünmeye elverişli koşullar oluşturmuştur.
İlk filozoflar, doğa olaylarını yalnızca kutsal öykülerle açıklamak yerine doğanın kendi içindeki düzenli nedenleri araştırdı. Mitostan logosa geçiş, her türlü efsanenin bir anda terk edilmesi değil; açıklamanın merkezine aklı, gözlemi, kavramı ve gerekçeyi yerleştiren yeni bir düşünme biçiminin gelişmesidir. Miletli Thales’in evrenin ilk ana maddesini, yani arkheyi, doğanın içinde araması bu dönüşümün simgesel örneklerinden biridir.
→
→
FELSEFİ DÜŞÜNCENİN ÖZELLİKLERİ
Merak, Hayret, Şüphe ve Sorgulama
Felsefi düşünme, sıradan görünen bir durum karşısında hayret edebilmekle başlar. İnsan “Neden?”, “Gerçekten böyle mi?” ve “Başka türlü olabilir mi?” sorularını sorduğunda alışılmış kabullerin ötesine geçer. Merak araştırma isteğini doğurur; şüphe ise bir görüşü yeterli gerekçe olmadan doğru saymayı önler.
Felsefi şüphe, hiçbir şeye inanmamak anlamına gelmez. Bir iddiayı gerekçeleriyle sınamak, kavramların açık olup olmadığını araştırmak ve farklı cevap ihtimallerini değerlendirmektir. Bu nedenle felsefi sorular çoğu zaman tek bir olaydan hareket etse bile genel bir probleme yönelir. “Bu davranış doğru mudur?” sorusu belirli bir eylemi incelerken “Bir eylemi doğru yapan nedir?” sorusu felsefi bir nitelik kazanır.
Eleştirel ve Refleksif Düşünme
Felsefi düşünce eleştireldir. Bir görüşü yalnızca yaygın, eski ya da otorite tarafından söylenmiş olduğu için doğru kabul etmez. İddianın anlamını, kanıtını, varsayımlarını ve olası sonuçlarını araştırır. Eleştiri, karşı görüşü küçümsemek değil; hem başkasının hem de kendi görüşünün güçlü ve zayıf yönlerini gerekçeler üzerinden değerlendirmektir.
Felsefi düşünce aynı zamanda refleksiftir; yani düşünmenin kendisi üzerine yeniden düşünür. İnsan yalnız “Ne biliyorum?” diye sormaz, “Bildiğimi nasıl biliyorum?” sorusunu da sorar. Yalnız bir karar vermez, o karara ulaştıran ölçütleri de inceler. Böylece düşünce, kendi yöntemini ve dayanaklarını denetleyebilir.
Akla Dayanma, Tutarlılık ve Temellendirme
Felsefi görüşler akla dayanır. Bir iddianın kabul edilebilir olması için kavramların açık, çıkarımların geçerli ve nedenlerin anlaşılır olması beklenir. Bu özellik, felsefenin duyguları ya da yaşam deneyimini yok saydığı anlamına gelmez; bunlar hakkında ileri sürülen yargıların akıl yoluyla açıklanması gerektiğini belirtir.
Tutarlılık, bir düşünce sistemindeki yargıların birbirleriyle çelişmemesidir. Bir filozofun görüşü başka bir filozofunkinden farklı olabilir; önemli olan, kendi temel kabulleri ile vardığı sonuçlar arasında çelişki bulunmamasıdır. Temellendirme ise bir iddianın neden doğru ya da savunulabilir sayıldığını gerekçeleriyle göstermektir. “Bence böyledir” ifadesi tek başına felsefi bir temellendirme değildir.
+
+
=
Sistemlilik, Bütüncüllük ve Birikimsellik
Felsefi düşünce sistemlidir. Sorular, kavramlar, temel kabuller ve sonuçlar rastgele sıralanmaz; aralarında düzenli bir bağ kurulur. Bir filozofun bilgi anlayışı, varlık ve ahlak görüşünü de etkileyebilir. Bu yüzden felsefi düşünce, tek tek yargılardan oluşan dağınık bir liste değil, bağlantılı bir düşünce bütünüdür.
Felsefe sorunları bütüncül bir bakışla ele alabilir. Bilimlerin belirli alanlarda ürettiği bilgilerin anlamını, sınırını ve birbirleriyle ilişkisini sorgular. Aynı zamanda birikimseldir: Her filozof kendisinden önceki düşüncelerden yararlanır, onları eleştirir ya da yeni kavramlarla yeniden kurar. Ancak bu birikim, bilim ve teknolojideki gibi her yeni görüşün eskisini kesin biçimde geçersiz kıldığı doğrusal bir ilerleme değildir. Eski felsefi görüşler, ortaya çıktıkları dönemden çok sonra da tartışılabilir.
→
→
→
Evrensellik, Özgünlük ve Açık Uçluluk
Felsefi sorunlar evrenseldir; çünkü belirli bir toplumla sınırlı kalmayan varlık, bilgi, adalet, özgürlük, mutluluk ve ölüm gibi bütün insanlığı ilgilendiren konulara yönelir. Bununla birlikte filozofların bu sorunlara verdikleri cevaplar kendi bilgi birikimleri, çağları ve özgün bakışlarıyla biçimlenebilir.
Bu nedenle felsefi düşünce özgün ve kişisel bir yön taşıyabilir. Fakat kişisel olmak, keyfî olmak değildir. Bir görüş başkasından farklı olsa bile kavramsal açıklık, tutarlılık ve temellendirme beklentisine uymalıdır. Felsefi problemler yeni koşullarda yeniden sorulabildiği ve farklı gerekçeli cevaplara açık olduğu için felsefe açık uçlu ve kendini yenileyen bir etkinliktir.
FELSEFENİN YAŞAM VE DİĞER ALANLARLA İLİŞKİSİ
Felsefe, Yaşam, Toplum ve Dil
Felsefe, gündelik yaşamdan kopuk bir kavramlar yığını değildir. İnsan seçimlerinin nedenlerini fark ettikçe, değerlerini sorguladıkça ve farklı seçeneklerin sonuçlarını karşılaştırdıkça daha bilinçli karar verebilir. Felsefi düşünme; dogmatik kabulleri azaltmaya, kişinin kendi görüşünü kurmasına, başkalarının düşüncelerini anlamasına ve belirsizlik karşısında akıl yürütmesine katkı sağlar.
Toplumsal düzeyde eleştiri, hoşgörü ve farklı görüşlerin gerekçelerle tartışılması çoğulcu kültürü destekler. Hak, özgürlük, eşitlik ve adalet kavramlarının sorgulanması demokratik yaşamın düşünsel temelini güçlendirir. Felsefe doğrudan tek bir yaşam reçetesi vermez; insanların benimsedikleri ilkeleri ve bu ilkelerin sonuçlarını görmelerine yardım eder.
Felsefe ile dil arasında güçlü bir bağ vardır. Düşünceler kavramlar ve önermeler aracılığıyla ifade edilir. Bir kavram belirsiz kullanıldığında tartışma görünürde aynı konu hakkında yürürken taraflar farklı şeyler kastedebilir. Bu nedenle filozof, “özgürlük”, “doğru” ya da “iyi” gibi kavramların anlamını çözümlemeye önem verir. Dil düşünceyi ifade ederken düşüncenin biçimlenmesine de katkıda bulunur.
Felsefe ile Bilim, Din ve Sanat
Felsefe, bilim, din ve sanat insanı ve evreni anlamaya yönelir; fakat kullandıkları yaklaşım ve ifade biçimleri farklıdır. Bilim, belirli olgu alanlarını gözlem, deney, ölçüm ve sınanabilir açıklamalarla inceler. Felsefe ise bilimin varsayımlarını, yöntemini, kavramlarını, sonuçlarının anlamını ve sınırlarını da sorgulayabilir. Bilimsel veriler felsefi düşünmeye malzeme sağlayabilir; felsefe de bilimsel etkinliğin kavramsal ve etik sorunlarını tartışabilir.
Din, insanın varoluş, evren, ölüm ve değer sorunlarına vahiy, iman ve dinî gelenek çerçevesinde cevaplar sunar. Din felsefesi ise inançla ilgili iddiaları kavramsal tutarlılık ve akıl yürütme bakımından inceler. Buradaki ayrım, bir alanın diğerinden üstün olduğu anlamına gelmez; bilgiye ve anlama yönelirken başvurulan kaynakların ve gerekçelendirme biçimlerinin farklılığını gösterir.
Sanat, insan ve gerçekliği duyarlılık, hayal gücü, sezgi ve özgün estetik biçimlerle yorumlar. Felsefe ise güzelin, sanat eserinin ve estetik yargının ne olduğunu kavramlar ve argümanlarla araştırır. Bir sanat eseri felsefi soru doğurabilir; felsefi düşünce de eserin anlamını ve değerini çözümleyebilir.
