TYT 20. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Balkan Savaşları konu anlatımı; II. Meşrutiyet ortamından Kuzey Afrika’daki son toprağın kaybına, Balkan ittifakından Edirne’nin geri alınmasına uzanan gelişmeleri neden-sonuç ilişkisiyle açıklar. Önceki konuda incelenen 19. Yüzyılda Osmanlı Devleti ve Denge Stratejisi, devletin büyük güçler ve milliyetçilik baskısı karşısındaki siyasetini ortaya koymuştu.
XX. yüzyılın başında Osmanlı Devleti, bir yandan anayasal yönetimi güçlendirmeye çalışırken diğer yandan İtalya’nın sömürgeci saldırısı ve Balkan devletlerinin ortak harekâtıyla karşılaştı. Trablusgarp ve Balkan savaşları kısa aralıklarla yaşandı; toprak kayıpları, kitlesel göçler, askerî sorunlar ve fikir hayatındaki değişim imparatorluğun son dönemini belirledi.
II. MEŞRUTİYET ORTAMI VE SİYASİ GELİŞMELER
İttihat ve Terakki Cemiyeti, devletin dağılmasını önlemek ve Kanun-ı Esasi’yi yeniden yürürlüğe koymak amacıyla II. Abdülhamit üzerindeki baskısını artırdı. 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi, Meclis-i Mebusan yeniden açıldı ve siyasi partilerin kurulmasıyla çok partili hayat başladı. Ancak meşrutiyetin ilanı dış baskıları durduramadı; aynı yıl Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti, Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek’i ilhak etti ve Girit Yunanistan’a katılma kararı aldı.
1909’daki 31 Mart Olayı, meşrutiyet yönetimine karşı bir ayaklanmaydı. Selanik’ten gelen Hareket Ordusu ayaklanmayı bastırdı; II. Abdülhamit tahttan indirildi ve V. Mehmet Reşat padişah oldu. 1909 anayasa değişiklikleriyle padişahın yetkileri sınırlandırıldı, meclis ve hükûmetin konumu güçlendirildi.
→
→
TRABLUSGARP SAVAŞI
Trablusgarp Savaşı’nın Nedenleri
Siyasi birliğini 1870’te tamamlayan İtalya, sanayisi için ham madde ve pazar arıyor; sömürge yarışında diğer Avrupa devletlerinin gerisinde kaldığını düşünüyordu. Osmanlı yönetimindeki Trablusgarp, İtalya’ya yakın, doğal kaynakları bulunan ve askerî bakımdan savunulması güç bir bölgeydi. İtalya, İngiltere, Fransa ve Rusya ile yaptığı anlaşmalarla bu devletlerin karşı çıkmamasını sağladıktan sonra 1911’de saldırıya geçti.
Osmanlı Devleti bölgeye denizden asker gönderemedi; çünkü güçlü bir donanması yoktu ve Akdeniz yolu İtalyan denetimindeydi. Mısır’ın İngiliz işgali altında olması karadan düzenli birlik sevkini de engelledi. Bu koşullar, savaşın gönüllü subaylar ve yerel halkın örgütlenmesiyle yürütülmesine yol açtı.
Trablusgarp Direnişi ve Mustafa Kemal
Mustafa Kemal, Enver Bey, Fethi Bey ve Nuri Bey gibi gönüllü Osmanlı subayları kimliklerini gizleyerek Trablusgarp’a geçti. Mustafa Kemal, gazeteci Şerif Bey adıyla bölgeye ulaştı; Derne ve Tobruk’ta yerel halkı teşkilatlandırdı. Enver Bey Bingazi çevresinde direnişi örgütledi. Düzenli ordunun ulaşamadığı bölgede halkın örgütlenmesi ve hareketli birliklerle yürütülen mücadele, İtalya’nın kıyıdan iç kesimlere ilerlemesini zorlaştırdı.
Bu savaş Mustafa Kemal’in ilk askerî başarılarını kazandığı ve sömürgeciliğe karşı mücadele ettiği cephelerden biri oldu. Yerel imkânları kullanma, halkı örgütleme ve sınırlı kuvvetle savunma tecrübesi onun askerî birikimine katkı sağladı.
→
→
Uşi Antlaşması ve Kuzey Afrika’nın Kaybı
İtalya, Trablusgarp’taki direnişi kıramayınca Osmanlı Devleti’ni barışa zorlamak için savaşı Doğu Akdeniz’e taşıdı. Rodos ve On İki Ada’yı işgal etti, Çanakkale Boğazı’nı abluka altına aldı ve Beyrut Limanı’na saldırdı. Balkan devletlerinin Osmanlı Devleti’ne karşı savaşa hazırlanması, hükûmeti iki cephede kalmamak için barışa yöneltti.
18 Ekim 1912 tarihli Uşi Antlaşması ile Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı. Böylece Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’daki siyasi varlığı sona erdi. Rodos ve On İki Ada, Balkan Savaşları sırasında Yunan işgalini önlemek gerekçesiyle geçici olarak İtalya’ya bırakıldı; ancak adalar geri alınamadı. Bölgedeki Müslümanların dinî bakımdan Osmanlı halifesine bağlı kalması, halifeliğin siyasi ve kültürel bağları sürdürmek için kullanıldığını gösterir.
BALKAN SAVAŞLARI
Balkan İttifakı ve Savaşın Nedenleri
Rusya’nın Panslavizm politikası ve Balkanlarda Avusturya-Macaristan’la rekabeti, Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ’ın Osmanlı Devleti’ne karşı yakınlaşmasını kolaylaştırdı. Balkan devletleri milliyetçilik düşüncesinin etkisiyle sınırlarını genişletmek ve Osmanlı Devleti’nin Rumeli’deki varlığına son vermek istiyordu. Trablusgarp Savaşı’nın Osmanlı askerî gücünü yıpratması da ittifak için uygun bir ortam oluşturdu.
Savaş 8 Ekim 1912’de Karadağ’ın saldırısıyla başladı. Osmanlı Devleti hazırlıksızdı; dört ayrı cephede savaşmak, birlikler arasındaki haberleşme eksikliği, ikmal sorunları, deneyimli subayların bir bölümünün emekliye ayrılması ve ordunun siyasete karışması savunmayı zayıflattı.
I. Balkan Savaşı ve Londra Antlaşması
I. Balkan Savaşı’nda Bulgar kuvvetleri Çatalca’ya kadar ilerledi; Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan da Osmanlı kuvvetlerine karşı başarı kazandı. Selanik, Üsküp, Manastır ve Yanya gibi önemli merkezler kaybedildi. Arnavutluk savaş sırasında bağımsızlığını ilan ederek Osmanlı Devleti’nden ayrılan son Balkan devleti oldu.
30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması ile Osmanlı Devleti’nin batı sınırı Midye-Enez hattı kabul edildi; Edirne ve Kırklareli Bulgaristan’a bırakıldı. Arnavutluk’un bağımsızlığı tanındı, Girit Yunanistan’a verildi ve Ege adalarının geleceği büyük devletlerin kararına bırakıldı. Bu düzenleme Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyet alanını Doğu Trakya’nın küçük bir bölümüne kadar daralttı.
+
=
Bâbıâli Baskını ve Siyasi İktidar
I. Balkan Savaşı’nın kötü gidişi hükûmet üzerindeki baskıyı artırdı. İttihat ve Terakki yöneticileri 23 Ocak 1913’te Bâbıâli Baskını‘nı gerçekleştirdi; Kâmil Paşa hükûmeti istifa ettirildi ve Mahmut Şevket Paşa’nın sadrazamlığında yeni hükûmet kuruldu. Bu olay, İttihat ve Terakki’nin yönetimdeki etkisini belirgin biçimde artırdı ve cemiyetin tek başına iktidara yöneldiği dönemi başlattı.
Bâbıâli Baskını, bir askerî yenilgi ortamının iç siyasette iktidar değişikliğine dönüşmesine örnektir. Bu nedenle olay yalnız savaş tarihi bakımından değil, Osmanlı siyasi hayatında hükûmetin zor kullanılarak değiştirilmesi bakımından da önem taşır.
II. Balkan Savaşı ve Edirne’nin Geri Alınması
I. Balkan Savaşı sonrasında en fazla toprağı Bulgaristan’ın alması, eski müttefikler arasında paylaşım anlaşmazlığı doğurdu. Bulgaristan’ın Sırbistan ve Yunanistan’a saldırması üzerine Romanya ve Karadağ da Bulgaristan’a karşı savaşa katıldı. Böylece Balkan ittifakı kendi içinde parçalandı.
Osmanlı Devleti bu durumdan yararlanarak harekete geçti. Enver Bey komutasındaki kuvvetler Edirne, Kırklareli ve Dimetoka’yı geri aldı. Bulgaristan birden fazla cephede savaşamayınca yenildi; Balkan devletleri kendi aralarında Bükreş Antlaşması’yla yeni bir paylaşım yaptı.
→
→
Balkan Savaşları Sonrası Antlaşmalar
Osmanlı Devleti, II. Balkan Savaşı’nın ardından Balkan devletleriyle ayrı antlaşmalar yaptı. Bulgaristan’la imzalanan İstanbul Antlaşması (29 Eylül 1913) ile Meriç Nehri sınır kabul edildi; Edirne ve Kırklareli Osmanlı Devleti’nde kaldı. Yunanistan’la imzalanan Atina Antlaşması (14 Kasım 1913) Yunanistan’da kalan Türklerin haklarını düzenledi; Ege adalarının geleceği büyük devletlerin kararına bırakıldı. Sırbistan’la yapılan İstanbul Antlaşması ise ortak sınır kalmamasına rağmen Sırbistan’daki Türklerin haklarını güvenceye aldı.
| Savaş / antlaşma | Temel gelişme | Osmanlı açısından sonuç |
|---|---|---|
| I. Balkan Savaşı / Londra | Balkan ittifakı Osmanlı’ya karşı birlikte hareket etti | Midye-Enez hattının batısı ve Edirne kaybedildi |
| II. Balkan Savaşı | Balkan devletleri paylaşım yüzünden birbiriyle savaştı | Edirne ve Kırklareli geri alındı |
| İstanbul Antlaşması | Bulgaristan’la sınır yeniden belirlendi | Meriç sınır oldu; Doğu Trakya Osmanlı’da kaldı |
| Atina Antlaşması | Yunanistan’la savaş sonrası ilişkiler düzenlendi | Türklerin azınlık hakları ele alındı |
Balkan Savaşlarının Genel Sonuçları
Osmanlı Devleti Balkan topraklarının büyük bölümünü kaybetti. Arnavutluk, Makedonya, Batı Trakya ve Girit elden çıktı; Ege adalarının çoğu Osmanlı denetiminden uzaklaştı. Sınırların değişmesiyle Balkanlarda kalan Türkler azınlık durumuna düştü ve hakları ikili antlaşmaların konusu oldu. Savaş, Ege adaları, azınlıklar ve sınır meseleleri gibi uzun süreli sorunlar bıraktı.
Balkanlardan Anadolu ve Doğu Trakya’ya kitlesel göçler yaşandı. Göçmenlerin iskânı ekonomik ve toplumsal sorunlar doğurdu; salgınlar ve savaşın yıkımı nüfus kayıplarını artırdı. Balkan milletlerinin devletten ayrılması Osmanlıcılık düşüncesinin dağılmayı önleyemediğini gösterdi; Arnavutluk’un ayrılması İslamcılığın da tek başına birlik sağlayamayacağı düşüncesini güçlendirdi. Buna karşılık Türkçülük fikri ve millî ekonomi arayışları daha fazla önem kazandı.
KONUNUN ÖZÜ
XX. yüzyılın başında II. Meşrutiyet anayasal yönetimi yeniden işler hâle getirirken dış baskılar ve toprak kayıpları sürdü. İtalya, sömürge arayışıyla Trablusgarp’a saldırdı; gönüllü Osmanlı subayları yerel halkı örgütledi. Uşi Antlaşması’yla Kuzey Afrika’daki son Osmanlı toprağı kaybedildi ve On İki Ada geçici olarak İtalya’ya bırakıldı. Ardından Balkan ittifakı I. Balkan Savaşı’nda Osmanlı Devleti’ni ağır yenilgiye uğrattı; Londra Antlaşması Rumeli’deki hâkimiyeti büyük ölçüde sona erdirdi. Balkan devletlerinin paylaşım kavgası II. Balkan Savaşı’nı doğurdu ve Osmanlı Devleti Edirne ile Kırklareli’yi geri aldı. Savaşların en kalıcı sonuçları toprak kaybı, kitlesel göç, azınlık sorunları, ordunun yeniden düzenlenmesi ve fikir akımlarındaki değişim oldu.
Sonraki konu: I. Dünya Savaşı ve Osmanlı Devleti
