AYT Mudanya Ateşkes Antlaşması ve Lozan Barış Antlaşması konu anlatımı kapsamında askerî zaferden diplomasiye geçiş, Mudanya hükümleri, saltanatın kaldırılması, Lozan görüşmeleri ve barış düzeninin temel kararları işlenecektir. AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
Askerî Zaferden Diplomatik Çözüme Geçiş
Büyük Taarruz Sonrasında Ortaya Çıkan Durum
Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve onu izleyen takip harekâtı sonucunda Yunan ordusu Batı Anadolu’dan çıkarıldı. Bununla birlikte İstanbul, Boğazlar ve Doğu Trakya hâlâ İtilaf Devletleri ile Yunanistan’ın denetimindeydi. Türk ordusunun Çanakkale ve İstanbul yönüne ilerlemesi, İngiliz birlikleriyle doğrudan çatışma ihtimalini doğurdu. Fransa ve İtalya yeni bir savaşı desteklemedi; Sovyet Rusya da TBMM’nin yanında bir tutum sergiledi. Böylece İngiltere, tek başına askerî çatışmayı sürdürmek yerine ateşkese yöneldi.
Bu aşamada askerî başarı ile diplomatik sonuç aynı şey değildir. Büyük Taarruz, Türk tarafının pazarlık gücünü oluşturdu; Mudanya silahlı çatışmayı durdurup Doğu Trakya’nın savaşsız alınmasını sağladı; Lozan ise kalıcı barışın hukukî çerçevesini kurdu. Bu nedenle üç gelişme, birbirinin yerine geçen değil birbirini tamamlayan aşamalardır.

B) Yunan ordusunun Anadolu’da yeniden taarruza geçmesi
C) İngiltere’nin yalnızlaşması ve çatışmanın maliyetinin yükselmesi
D) Sevr hükümlerinin TBMM tarafından benimsenmesi
E) Doğu Cephesi’nin yeniden açılması
B) Askerî üstünlük — çatışmanın durması ve devir — kalıcı barış düzeni
C) Ateşkes — askerî yenilgi — geçici işgal
D) Saltanatın güçlenmesi — Sevr’in uygulanması — TBMM’nin kapanması
E) Doğu sınırı — güney sınırı — yalnız Batı Trakya
Ateşkes ile Barış Antlaşmasının Farkı
Ateşkes, savaşan tarafların silahlı faaliyetleri hangi şartlarla durduracağını belirler; savaşın bütün hukukî ve siyasi sorunlarını çözmek zorunda değildir. Barış antlaşması ise sınırlar, egemenlik, borçlar, azınlıklar, ulaşım rejimi ve karşılıklı yükümlülükler gibi daha geniş meseleleri düzenler. Mudanya’nın hükümleri bu nedenle öncelikle askerî çatışmanın durması ve işgal bölgelerinin devriyle ilgilidir; Lozan’ın hükümleri ise yeni devletin uluslararası statüsünü belirler.
II. Kapitülasyonların tamamen kaldırılması
III. Türk ve Yunan nüfusun mübadelesi
IV. Silahlı çatışmaların durdurulması
Bu düzenlemelerden hangileri bir ateşkes metninin doğrudan işleviyle daha çok ilişkilidir?
B) I ve II
C) II ve III
D) I, II ve IV
E) I ve IV
Mudanya Ateşkes Antlaşması
Görüşmeler, Taraflar ve Temsilciler
Mudanya görüşmeleri 3 Ekim 1922’de başladı ve antlaşma 11 Ekim’de imzalandı. TBMM Hükûmetini Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa temsil etti. İngiltere, Fransa ve İtalya’nın askerî temsilcileri masada yer aldı. Yunanistan görüşmelere doğrudan katılmadı; hazırlanan hükümleri daha sonra kabul etti. İsmet Paşa’nın askerî komutan olmasına rağmen diplomatik heyete başkanlık etmesi, ateşkesin cephedeki güç dengesiyle doğrudan ilişkisini gösterir.
Türk tarafının temel amacı Doğu Trakya’nın Yunan kuvvetlerinden boşaltılması, bölgenin TBMM yönetimine geçmesi ve yeni bir savaşa gerek kalmadan İstanbul ile Boğazlar üzerindeki egemenlik yolunun açılmasıydı. İtilaf Devletleri ise Türk ve İngiliz birliklerinin karşı karşıya gelmesini önlemek, geri çekilmeyi denetlemek ve kalıcı barış konferansına kadar geçici bir düzen kurmak istiyordu.
B) TBMM’de hiçbir sivil yöneticinin bulunmaması
C) İstanbul Hükûmetinin İsmet Paşa’yı görevlendirmesi
D) Lozan Barış Antlaşması’nın daha önce imzalanmış olması
E) Yunan ordusunun konferansı yönetmesi
Mudanya’nın Temel Hükümleri
Türk ve Yunan kuvvetleri arasındaki çatışmalar duracak; Yunan kuvvetleri Doğu Trakya’yı Meriç’in batısına çekilerek boşaltacaktı. Tahliyenin ardından bölgenin sivil yönetimi TBMM görevlilerine teslim edilecekti. TBMM, asayişi sağlamak amacıyla Doğu Trakya’da en fazla 8.000 kişilik jandarma gücü bulundurabilecekti. Türk ordusunun barış antlaşmasına kadar Doğu Trakya’ya geçirilmemesi, ateşkesin geçici güvenlik düzeniydi.
İstanbul ve Boğazlar TBMM Hükûmetinin yönetimine bırakılacak; ancak İtilaf kuvvetleri barış antlaşması yapılıncaya kadar bu bölgelerde kalacaktı. Bu ayrım, yönetim hakkının tanınması ile yabancı askerlerin hemen çekilmesinin aynı anda gerçekleşmediğini gösterir. Refet Bele, TBMM temsilcisi ve Trakya Yüksek Komiseri olarak devir sürecinde görevlendirildi.
| Hüküm | Doğrudan sonuç | Niteliği |
|---|---|---|
| Çatışmaların durması | Türk-Yunan silahlı mücadelesinin bitmesi | Askerî |
| Doğu Trakya’nın boşaltılması | Bölgenin savaş yapılmadan geri alınması | Askerî ve siyasi |
| 8.000 jandarma sınırı | TBMM’nin asayiş sağlaması | Geçici güvenlik |
| İstanbul ve Boğazlar yönetiminin TBMM’ye bırakılması | Ankara’nın egemenlik iddiasının tanınması | Siyasi |
| İtilaf kuvvetlerinin barışa kadar kalması | Nihai tahliyenin Lozan sonrasına bırakılması | Geçici |
B) Yunanistan’ın Boğazlar Komisyonunu kurduğunu
C) Saltanatın yeniden güçlendiğini
D) Egemenliğin tanınmasıyla fiilî tahliyenin farklı aşamalara bağlandığını
E) Mudanya’nın kalıcı barış antlaşması olduğunu
I. Doğu Trakya’nın Yunan kuvvetlerince boşaltılması,
II. TBMM’nin bölgede jandarma bulundurması,
III. İtilaf kuvvetlerinin barışa kadar İstanbul’da kalması
hangileri antlaşmanın hem kazanım hem de geçiş dönemi sınırlaması içerdiğini kanıtlar?
B) I, II ve III
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III
Mudanya Ateşkesi’nin Tarihsel Önemi
Mudanya, Millî Mücadele’nin askerî safhasını kapatan ve barış konferansının yolunu açan ilk diplomatik belgedir. Doğu Trakya, İstanbul ve Boğazlar için yeni bir meydan savaşı yapılmadan sonuç alınması, Büyük Taarruz’un diplomatik değerini ortaya koydu. İstanbul yönetimi artık ülkenin geleceğini belirleyen taraf olarak görülmedi; TBMM Hükûmeti savaşın ve barışın muhatabı hâline geldi.
İsmet Paşa’nın Mudanya’daki başarısı, Lozan heyetinin başına getirilmesinde etkili oldu. Antlaşma Osmanlı Devleti’nin siyasi varlığının fiilen etkisizleştiğini açık biçimde gösterse de devletin resmen sona ermesini saltanatın kaldırılmasıyla ilişkilendirmek daha doğrudur. Mudanya, Ankara’nın egemenliğinin kabulünü hızlandıran hukukî-siyasi eşiktir.
B) Musul’un Türkiye’ye bırakılması
C) Doğu Trakya’nın yeni bir savaş yapılmadan TBMM’ye devredilmesi
D) Boğazlar Komisyonunun kaldırılması
E) Nüfus mübadelesinin tamamlanması
B) TBMM’nin dış politikayı İstanbul’a bıraktığını
C) Yunanistan’ın Türk heyetini belirlediğini
D) Saltanatın Lozan’da temsil edildiğini
E) Ateşkes deneyiminin barış görüşmelerinde güven ve süreklilik sağladığını
Saltanatın Kaldırılması ve Lozan’da Tek Temsil
İki Hükûmetin Davet Edilmesi Sorunu
İtilaf Devletleri Lozan Barış Konferansı’na TBMM Hükûmetiyle birlikte İstanbul Hükûmetini de çağırdı. Bu yöntem Türk tarafını iki ayrı heyetle temsil ettirerek görüş ayrılığı oluşturabilir, Ankara’nın Millî Mücadele sonunda kurduğu üstün meşruiyeti zayıflatabilir ve İtilaf Devletlerine taraflardan birini diğerine karşı kullanma imkânı verebilirdi. TBMM, temsil ikiliğini ortadan kaldırmak amacıyla 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırdı.
Saltanat ile halifelik birbirinden ayrıldı; siyasi egemenliği temsil eden saltanat sona erdirilirken halifelik bir süre daha devam etti. Böylece Osmanlı Devleti resmen sona erdi, Lozan’da Türkiye’yi yalnız TBMM Hükûmeti temsil etti ve ulusal egemenlik anlayışının önündeki önemli bir kurum kaldırıldı.

B) Halifeliği güçlendirerek görüşmelere iki heyet göndermek
C) Sevr’in İstanbul Hükûmetince yeniden onaylanmasını sağlamak
D) Lozan Konferansı’nı süresiz ertelemek
E) Boğazları İngiltere’ye bırakmak
I. ulusal egemenlik anlayışını güçlendirme,
II. Osmanlı Devleti’ni resmen sona erdirme,
III. Lozan’da tek temsil sağlama
sonuçlarından hangileri iç ve dış politika arasındaki bağlantıyı birlikte gösterir?
B) I ve II
C) II ve III
D) I, II ve III
E) Yalnız III
Lozan Barış Konferansı’nın Toplanması ve Görüşmeler
Türk Heyeti ve Temel Müzakere İlkeleri
Lozan’da Türkiye’yi Dışişleri Bakanı İsmet Paşa başkanlığında Dr. Rıza Nur ve Hasan Saka’nın da bulunduğu heyet temsil etti. TBMM’nin hedefi Misak-ı Millî’yi mümkün olduğunca gerçekleştirmek, tam bağımsızlığı sınırlayan hukukî ve ekonomik ayrıcalıkları kaldırmak ve yeni devletin egemenliğini tanıtmaktı. Türk heyetine özellikle bir Ermeni yurdu kurulması ve kapitülasyonların sürdürülmesi konularında taviz verilmemesi talimatı verildi.
Bu iki kırmızı çizgi tesadüf değildir. Ermeni yurdu talebi ülke bütünlüğünü; kapitülasyonlar ise hukuk, ekonomi ve yönetim alanındaki bağımsızlığı tehdit ediyordu. Böylece Lozan diplomasisinin temel ölçütü yalnız toprak kazanmak değil, egemenliğin bölünmezliğini ve devletin kendi ülkesinde tek hukuk düzeni kurabilmesini sağlamaktı.
B) Ülke bütünlüğü ve tam bağımsızlık
C) Mandacılık ve bölgesel özerklik
D) Sömürgecilik ve açık kapı
E) Saltanat ve kapitülasyon
Konferansa Katılımın Konuya Göre Değişmesi
Konferansın başlıca tarafları Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Japonya, Romanya ve Sırp-Hırvat-Sloven Devleti idi. Bütün devletler her başlıkta aynı yetkiyle yer almadı. Sovyet Rusya ve Bulgaristan özellikle Boğazlar görüşmelerine katıldı; ABD konferansta gözlemci bulundurdu. Belçika ve Portekiz gibi devletler ekonomik veya ticari meselelerle ilgili oturumlara dâhil edildi.
Katılımın konuya göre değişmesi, Lozan’ın yalnız Türk-Yunan savaşını bitiren ikili bir antlaşma olmadığını gösterir. Boğazlar uluslararası ulaşımı, Osmanlı borçları alacaklı devletleri, sınırlar ise komşu ülkeleri ilgilendiriyordu. Bu çok taraflı yapı, görüşmelerin aylar sürmesinin ve her başlıkta farklı çıkar çatışmalarının ortaya çıkmasının başlıca nedenidir.
B) Musul’u doğrudan yönetmeleriyle
C) Boğazlar rejiminin Karadeniz güvenliği ve deniz ulaşımını etkilemesiyle
D) Yunan ordusunu birlikte yönetmeleriyle
E) Saltanatın kaldırılmasına karşı çıkmalarıyla
Görüşmelerin İki Dönemi ve Antlaşmanın İmzalanması
Lozan görüşmeleri 20 Kasım 1922’de başladı. Kapitülasyonlar, Osmanlı borçları, Musul, Boğazlar ve ekonomik bağımsızlık konularındaki anlaşmazlıklar nedeniyle konferans 4 Şubat 1923’te kesildi. Türk heyetinin Ankara’ya dönmesi barış hedefinden vazgeçildiği anlamına gelmiyordu; kabul edilemez şartlar karşısında müzakere pozisyonunun korunmasıydı.
Türkiye bu arada 17 Şubat 1923’te İzmir İktisat Kongresi’ni toplayarak siyasi bağımsızlığı ekonomik programla tamamlamaya çalıştı. Seçimlerin yenilenmesi kararı alındı ve I. TBMM son toplantılarının ardından dağıldı. Görüşmeler 23 Nisan 1923’te yeniden başladı; Lozan Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923’te imzalandı. Antlaşmayı görüşen ve imzalayan heyet I. TBMM tarafından gönderilmiş, onay ise seçimlerden sonra toplanan II. TBMM tarafından yapılmıştır.

B) TBMM’nin kapitülasyonları kabul ettiğini
C) Lozan’ın yalnız askerî bir antlaşma olduğunu
D) Saltanatın yeniden kurulmak istendiğini
E) Diplomatik bağımsızlığın ekonomik hedeflerle tamamlanmak istendiğini
I. Lozan görüşmelerinin yeniden başlaması
II. Saltanatın kaldırılması
III. Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın imzalanması
IV. Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması
B) II – III – IV – I
C) III – I – II – IV
D) I – II – III – IV
E) II – I – III – IV
Lozan’da Sınırlar ve Toprak Düzenlemeleri
Batı Sınırı, Doğu Trakya ve Adalar
Türkiye-Yunanistan sınırında Meriç Nehri esas alındı. Yunanistan savaş tazminatı ödeyecek ekonomik güçte olmadığı için Karaağaç ve çevresi tazminat karşılığında Türkiye’ye bırakıldı. Mudanya ile geri alınan Doğu Trakya’nın hukukî durumu Lozan’la kesinleşti. Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları Türkiye’de kaldı; Lozan’da Yunanistan’a bırakılan Anadolu kıyılarına yakın bazı Ege adaları için askerî sınırlamalar getirildi. On İki Ada’nın İtalya’daki durumu ve İngiltere’nin Kıbrıs üzerindeki egemenliği tanındı.
Bu düzenlemeler değerlendirilirken Karaağaç ile Batı Trakya karıştırılmamalıdır. Karaağaç Türkiye’ye savaş tazminatı olarak verildi; Batı Trakya ise Türkiye sınırları dışında kaldı. Benzer biçimde Gökçeada ve Bozcaada Türkiye’de kalırken bütün Ege adalarının Türkiye’ye verildiği söylenemez.
B) Osmanlı borçları
C) Nüfus mübadelesi
D) Yunanistan’ın savaş tazminatı
E) Kapitülasyonlar
Suriye, Doğu ve İran Sınırları
Suriye sınırında 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması esas alındı; Hatay Türkiye sınırları dışında kaldı. Doğu sınırında 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşması’nın hükümleri korundu. İran sınırı ise Osmanlı-İran ilişkilerinde 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’yla oluşan tarihsel çerçeveye dayandı. Bu örnekler Lozan’ın bütün sınırları sıfırdan çizmediğini, Millî Mücadele sırasında daha önce kurulmuş antlaşma düzenlerini büyük ölçüde uluslararası barış sistemine taşıdığını gösterir.
B) Millî Mücadele sırasında oluşan bölgesel uzlaşmaların genel barış düzenine aktarıldığını
C) Türkiye’nin bütün sınır taleplerinden vazgeçtiğini
D) Sevr sınırlarının aynen benimsendiğini
E) İstanbul Hükûmetinin yeniden karar mercii olduğunu
Irak Sınırı ve Musul Sorunu
Türkiye, Musul’u Misak-ı Millî sınırları içinde değerlendiriyordu; İngiltere ise petrol kaynakları ve Irak’ın güvenliği nedeniyle bölgeyi bırakmak istemedi. Lozan’da uzlaşma sağlanamayınca Türkiye-Irak sınırının dokuz ay içinde Türkiye ile İngiltere arasında yapılacak görüşmelerle belirlenmesi kararlaştırıldı. Anlaşma çıkmazsa konu Milletler Cemiyetine götürülecekti.
Musul’un sonraya bırakılması, Lozan’ın geçersiz olduğu anlamına gelmez; antlaşmanın bütün sorunları aynı anda çözemediğini gösterir. Sorun 1926 Ankara Antlaşması’yla sonuçlandı ve Musul Türkiye sınırları dışında kaldı. Hatay ise Lozan’da Türkiye dışında kalmış, sonraki süreçte Türkiye’ye katılmıştır.
B) Kapitülasyonların devam ettiğini
C) Doğu Trakya’nın Yunanistan’a bırakıldığını
D) Saltanatın yeniden kurulduğunu
E) Bütün sınırların Sevr’e göre çizildiğini
Egemenlik, Ekonomi ve Boğazlar
Kapitülasyonlar ve Osmanlı Borçları
Kapitülasyonlar bütün sonuçlarıyla kaldırıldı. Böylece yabancıların ayrıcalıklı mahkemelerden, vergi muafiyetlerinden ve ekonomik imtiyazlardan yararlanmasına dayalı düzen sona erdi. Türkiye’nin kendi ülkesinde tek hukuk, vergi ve yönetim sistemi kurabilmesi sağlandı. Bu karar Lozan’ın tam bağımsızlık bakımından en kesin kazanımlarından biridir.
Osmanlı Devleti’nin borçları, imparatorluktan ayrılan devletlerle Türkiye arasında paylaştırıldı; Türkiye kendi payına düşen bölümü ödemeyi kabul etti. Düyûn-ı Umûmiye’nin Türkiye üzerindeki devlet içinde devlet görünümündeki mali denetimi sona erdi. Borcu reddetmek yerine paylaştırmak, devletler arası hukukî devamlılık sorumluluğunu kabul ederken yabancı mali denetime son verme yaklaşımıdır.
B) Osmanlı borçlarının bütünüyle yok sayıldığına
C) Yabancı okulların bağımsız devlet sayıldığına
D) Boğazların tamamen Türk askerine açıldığına
E) Hukukî ve ekonomik egemenliği sınırlayan dış ayrıcalıkların tasfiye edildiğine
Boğazlar Rejimi
Lozan’da Boğazlardan barış zamanında geçiş serbestliği kabul edildi. Boğazların yönetimi, başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakıldı; Boğazların her iki yakasında asker bulundurulmamasını öngören bir güvenlik düzeni kuruldu. Komisyonun başkanının Türk olması Türkiye’nin statüsünü Sevr’e göre güçlendirse de uluslararası komisyon ve askersizleştirme, egemenlik bakımından sınırlama oluşturuyordu.
Boğazlar meselesi Lozan’ın kalıcı olmayan hükümlerinden biridir. Avrupa güvenlik ortamının değişmesi üzerine 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile komisyon kaldırılmış, yönetim ve asker bulundurma yetkisi Türkiye’ye geçmiştir. Bu sonraki değişiklik, Lozan’ın temel barış metni olma niteliğini ortadan kaldırmaz; belirli bir hükmün yeni koşullarda yeniden düzenlendiğini gösterir.
B) Boğazların hiçbir uluslararası düzenlemeye konu olmadığına
C) Türkiye’nin komisyona üye olmadığına
D) Musul’un Türkiye’ye bırakıldığına
E) Kapitülasyonların Boğazlarda sürdüğüne
Yabancı Okullar ve Patrikhane
Yabancı okullar Türk kanunlarına ve yetkili makamların denetimine bağlı olacaktı. Türkiye bu meseleyi dış devletlerin müdahale edebileceği uluslararası bir ayrıcalık değil, kendi iç hukukuna ait eğitim konusu saydı. Fener Rum Patrikhanesinin İstanbul dışına çıkarılması kabul edilmedi; kurum İstanbul’da kaldı, ancak siyasi ve hukukî ayrıcalık sahibi bir devlet kurumu olarak tanınmadı ve dinî alanla sınırlandırıldı.
B) İç işlerine dış müdahaleyi sınırlayıp hukuk birliğini güçlendirmek
C) Kapitülasyonları yeniden kurmak
D) Boğazları askersizleştirmek
E) Saltanatı devam ettirmek
Azınlıklar, Nüfus Mübadelesi ve Toplumsal Düzen
Azınlık Statüsü ve Vatandaşlık
Lozan’da Türkiye’deki gayrimüslim azınlıklar Türk vatandaşı kabul edildi ve hakları antlaşma hükümleriyle güvence altına alındı. Temel amaç, yabancı devletlerin azınlıkları koruma bahanesiyle Osmanlı döneminde olduğu gibi Türkiye’nin iç işlerine müdahale etmesini önlemekti. Vatandaşlık vurgusu, ayrı siyasi topluluklar yerine ortak devlet hukukuna bağlı bireyler anlayışını güçlendirdi.
Azınlık haklarının güvence altına alınması ile hukuk birliği birbirine zıt değildir. Lozan, gayrimüslim azınlıkların din ve kültür alanındaki belirli haklarını korurken Türk vatandaşlığını ortak hukuki statü olarak düzenledi; yabancı devletlere Türkiye’nin iç işlerine müdahale yetkisi tanımadı.
B) Nüfus mübadelesinin belirli istisnalar içermesini
C) Yabancı devletlerin azınlıkları gerekçe göstererek iç işlerine müdahale etmesini
D) Doğu Trakya’nın TBMM’ye bırakılmasını
E) Osmanlı borçlarının paylaştırılmasını
Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi
Türk-Yunan nüfus mübadelesine ilişkin sözleşme 30 Ocak 1923’te imzalandı ve Lozan barış düzeninin parçası oldu. Anadolu’daki Rum Ortodoks nüfus ile Yunanistan’daki Müslüman nüfusun karşılıklı yer değiştirmesi kararlaştırıldı. İstanbul Rumları ile Batı Trakya Müslümanları değişim dışında bırakıldı. Buradaki “etabli” kavramı, yerleşik sayılan ve mübadeleye tabi tutulmayan nüfusu ifade eder.
Mübadele, Türk-Yunan ilişkilerinde azınlık kaynaklı çatışmaları azaltmayı amaçladı; ancak yüz binlerce insanın yaşadığı yeri terk etmesi nedeniyle büyük toplumsal, ekonomik ve insani sorunlar doğurdu. Mülkiyet, iskân ve yerleşik nüfusun tanımı sonraki yıllarda iki ülke arasında anlaşmazlık konusu olmaya devam etti.
B) Mandater yönetim
C) Boğazlar Komisyonu
D) Savaş tazminatı
E) Etabli
Lozan’ın Niteliği, Sevr’den Farkı ve Sonuçları
Sevr ile Lozan’ın Temel Karşılaştırması
Sevr, Osmanlı Devleti’ne askerî yenilgi sonrasında dayatılan; Anadolu’yu paylaşan, egemenliği sınırlayan ve kapitülasyonları genişleten bir tasarıydı. Lozan ise TBMM’nin askerî zaferi sonrasında eşit devletler arası müzakereyle ortaya çıktı. Doğu Trakya Türkiye’de kaldı, Ermeni devleti ve Kürdistan projeleri kabul edilmedi, kapitülasyonlar kaldırıldı ve yeni Türk devletinin bağımsızlığı tanındı.
Bununla birlikte Lozan, Misak-ı Millî’nin bütün hedeflerini gerçekleştirmedi. Musul çözülemedi, Hatay ve Batı Trakya Türkiye dışında kaldı, Boğazlarda egemenliği sınırlayan geçici bir rejim kuruldu. Bir antlaşmanın tarihsel başarısı, bütün taleplerin eksiksiz elde edilmesiyle değil; dönemin güç dengesi içinde devletin bağımsızlığını, ülke bütünlüğünü ve uluslararası hukuk kişiliğini ne ölçüde güvenceye aldığıyla değerlendirilir.

| Başlık | Sevr | Lozan |
|---|---|---|
| Devletin konumu | Yenilmiş Osmanlı Devleti’ne dayatma | TBMM’nin zafer sonrası müzakeresi |
| Doğu Trakya ve İzmir | Yunan egemenliğini genişleten hükümler | Doğu Trakya ve Batı Anadolu Türkiye’de |
| Kapitülasyonlar | Genişletilmiş ayrıcalıklar | Tamamen kaldırıldı |
| Doğu Anadolu | Ermeni ve Kürt siyasi oluşumları | Bu projeler kabul edilmedi |
| Boğazlar | Türkiye’nin dışlandığı uluslararası denetim | Türk başkanlı komisyon; yine sınırlı egemenlik |
B) Sevr’in TBMM tarafından uygulandığına
C) Lozan’ın yalnız nüfus değişimini düzenlediğine
D) Osmanlı Devleti’nin Lozan’da yeniden kurulduğuna
E) Bütün Misak-ı Millî hedeflerinin gerçekleştiğine
B) Millî Mücadele’nin yalnız yerel bir ayaklanma olduğunun
C) İtilaf Devletlerinin Anadolu’yu paylaşma planının güçlendiğinin
D) Askerî zaferin uluslararası hukukta yeni bir barış düzenine dönüştüğünün
E) TBMM’nin Misak-ı Millî’den tamamen vazgeçtiğinin
Çözülen, Ertelenen ve Sonradan Değişen Meseleler
Lozan hükümleri üç grupta değerlendirilebilir. Kapitülasyonlar, Doğu Trakya, Ermeni yurdu iddiası ve devletin uluslararası tanınması kesin çözüme bağlanan meselelerdir. Musul, Türkiye-İngiltere görüşmelerine bırakıldığı için ertelenmiştir. Boğazlar rejimi antlaşmada düzenlenmiş, fakat 1936 Montrö Sözleşmesi’yle Türkiye lehine değiştirilmiştir. Hatay ise Lozan’da Ankara Antlaşması sınırı içinde Türkiye dışında kalmış ve daha sonraki dış politika sürecinde anavatana katılmıştır.
“Lozan’da çözülmedi” ile “Lozan’da Türkiye aleyhine kesinleşti” aynı anlamda değildir. Musul’un statüsü sonraya bırakılmıştır; Boğazlar için bir rejim kurulmuş ancak bu rejim değiştirilebilmiştir; Hatay’ın durumu ise mevcut Suriye sınırı üzerinden kabul edilmiştir. Bu örnekler, Lozan’da bir meselenin ertelenmesinin, bir rejimin daha sonra değiştirilmesinin ve bir sınırın dönemin koşullarına göre düzenlenmesinin farklı sonuçlar olduğunu gösterir.
B) Boğazlar
C) Karaağaç
D) Ermeni yurdu
E) Doğu Trakya
II. Boğazlarda uluslararası komisyon kurulması
III. Kapitülasyonların kaldırılması
Bu hükümler sırasıyla hangi nitelikleri taşır?
B) Toprak kazanımı — kesin egemenlik — ekonomik taviz
C) Erteleme — egemenlik sınırlaması — tam bağımsızlık kazanımı
D) Ateşkes — savaş tazminatı — nüfus değişimi
E) İç sorun — askerî zafer — sınır kaybı
Lozan’ın Onaylanması ve Uluslararası Önemi
Lozan Barış Antlaşması II. TBMM tarafından 23 Ağustos 1923’te onaylandı. İtilaf kuvvetleri antlaşmanın yürürlüğe girmesine ilişkin sürecin ardından İstanbul’u boşalttı; Türk birlikleri 6 Ekim 1923’te İstanbul’a girdi. Böylece İstanbul’un Mudanya’da tanınan yönetim devri, Lozan sonrasındaki fiilî tahliyeyle tamamlandı.
Lozan yeni Türk devletinin bağımsızlığını, egemenliğini ve uluslararası hukuk kişiliğini tanıtan kurucu nitelikte bir barış metnidir. Millî Mücadele’nin yalnız askerî savunma değil, yeni bir devlet düzeni oluşturma hareketi olduğunu uluslararası düzeyde kabul ettirdi. Antlaşmanın bugün de Türkiye’nin temel barış belgelerinden biri olması, onu geçici ateşkes metinlerinden ayırır.
B) TBMM’nin Boğazlar üzerindeki bütün haklarından vazgeçtiğine
C) Saltanatın yeniden kurulduğuna
D) Mudanya’nın Sevr’i yürürlüğe koyduğuna
E) Hukukî tanınma ile fiilî egemenlik devrinin aşamalı biçimde tamamlandığına
Önceki Konu: Millî Mücadele Cepheleri
Sonraki Konu: Atatürk İlkeleri ve İnkılapları

