AYT Atatürk İlkeleri ve İnkılapları konu anlatımı kapsamında Atatürkçü düşünce sistemi, altı temel ilke ile bütünleyici esaslar ve siyasi, hukuk, eğitim, kültür, toplum, ekonomi ve sağlık alanlarındaki inkılaplar işlenecektir.
AYT tarih konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
Atatürkçü Düşünce Sistemi ve Türk İnkılabı
Atatürkçülüğün Tanımı ve Amaçları
Atatürkçülük, Türkiye’nin tam bağımsızlığını ve millî egemenliğini koruyarak Türk toplumunu akıl ve bilimin rehberliğinde çağdaşlaştırmayı amaçlayan düşünce sistemidir. Bu sistem yalnız belirli yıllarda yapılan yeniliklerin listesi değildir; devletin, toplumun ve bireyin karşılaştığı yeni ihtiyaçlara temel ilkeler doğrultusunda çözüm üretme anlayışıdır.
Atatürkçü düşüncenin başlıca amaçları tam bağımsızlık, millet egemenliği, toplumsal huzur ve refah, çağdaşlaşma, millî kültürün geliştirilmesi ve yurttaşların hukuk önünde eşitliğidir. Bu amaçlar birbirinden kopuk değildir. Siyasal bağımsızlık ekonomik bağımsızlıkla, millî egemenlik hukuk devletiyle, çağdaşlaşma ise eğitimde akılcılık ve bilimsellikle desteklenir.

Bir devletin yönetimde millet iradesini esas alması, ekonomik kararlarını dış baskıdan bağımsız verebilmesi ve eğitim kurumlarını bilimsel ölçütlere göre düzenlemesi aşağıdakilerden hangisini en kapsamlı biçimde gösterir?
B) Çağdaşlaşmanın yalnız kıyafet değişikliğinden oluştuğunu
C) Millî egemenliğin dış politikayla ilgisiz olduğunu
D) Ekonomik bağımsızlığın özel girişimi ortadan kaldırdığını
E) Bilimselliğin yalnız yükseköğretimle sınırlı kaldığını
Türk İnkılabının Niteliği
İnkılap, siyasal ve toplumsal düzeni köklü biçimde değiştirerek eski kurumların yerine çağın ihtiyaçlarına cevap veren yeni kurumlar kurma sürecidir. Türk inkılabı bir yandan emperyalist işgale karşı bağımsızlık mücadelesi, diğer yandan saltanata karşı millet egemenliği mücadelesi olarak gelişmiştir. Bu yönüyle yalnız hükûmet değişikliği değil; devletin meşruiyet kaynağını, hukukunu ve toplumsal kurumlarını dönüştüren bir süreçtir.
Türk milletinin tarihsel ihtiyaçlarından doğması, bağımsızlık savaşını yürüten kadronun inkılapları da gerçekleştirmesi, kısa bir fikrî hazırlık döneminden sonra uygulanması ve laik, millî, demokratik hedefler taşıması temel özelliklerindendir. İnkılaplar çoğunlukla merkezî kararlarla başlatılmış; eğitim ve kurumlaşma yoluyla topluma yayılmıştır. Belirli bir yabancı ideolojinin kopyası değildir; çağdaş dünyanın yöntemlerinden yararlanırken Türkiye’nin şartlarını esas almıştır.
Türk inkılabının hem işgalci devletlere hem de saltanat düzenine karşı yürütülmesi, bu sürecin sırasıyla hangi iki temel hedefi birlikte taşıdığını gösterir?
B) Tam bağımsızlık — millî egemenlik
C) Halkçılık — özel girişim
D) Kültür birliği — sınıf mücadelesi
E) Hukuk birliği — dış borçlanma
İlkelerin Ortak Özellikleri ve Birbirini Tamamlaması
Atatürk ilkeleri Türk toplumunun ihtiyaçlarından doğmuş, akıl ve bilime dayanmış, uygulamaya inkılaplarla aktarılmış ve çağdaşlaşmayı hedeflemiştir. İlkeler dogmatik değildir; değişen şartlarda temel amaçları koruyarak yeni çözümlere açık olmayı gerektirir. Millî nitelik taşımaları, insan hakları, bağımsızlık, eşitlik ve barış gibi evrensel değerlerle bağ kurmalarını engellemez.
Bir inkılap çoğu zaman birden fazla ilkeye hizmet eder. Örneğin Medeni Kanun laik hukuk düzenini kurarken kadın-erkek eşitliğiyle halkçılığı da güçlendirmiştir. Tevhid-i Tedrisat eğitim birliğini sağladığı için milliyetçilik ve halkçılıkla; dinî ve sivil eğitim ikiliğini kaldırdığı için laiklikle ilişkilidir. Bu nedenle ilke eşleştirmelerinde yalnız olayın adı değil, düzenlemenin amacı ve sonucu değerlendirilir.
Atatürk ilkelerinin birbirini tamamlayıcı olması aşağıdakilerden hangisiyle en iyi örneklendirilebilir?
B) Devletçiliğin özel girişimi bütünüyle yasaklamasıyla
C) Cumhuriyetçiliğin seçim ve meclisi gereksiz görmesiyle
D) Medeni Kanun’un laiklik yanında hukuk eşitliği yoluyla halkçılığa da hizmet etmesiyle
E) Milliyetçiliğin ırk üstünlüğüne dayanmasıyla
Atatürk’ün Altı Temel İlkesi
Cumhuriyetçilik
Cumhuriyetçilik, egemenliğin kaynağını millete dayandıran siyasal ilkedir. Yöneticilerin belirli süreler için seçimle iş başına gelmesi, temsilî meclis, millet iradesi ve yönetimin hukukla sınırlandırılması bu ilkenin temel unsurlarıdır. Cumhuriyet devlet başkanlığının verasetle geçmesini reddeder; demokrasi ise millet iradesinin özgür seçim, çoğulculuk ve hak güvenceleriyle işler hâle gelmesini sağlar.
TBMM’nin açılması, saltanatın kaldırılması, Cumhuriyet’in ilanı, seçme ve seçilme hakkının genişletilmesi, ordunun siyasetten ayrılması ve çok partili hayata geçiş denemeleri cumhuriyetçilikle ilişkilidir. Cumhuriyetçilik milliyetçilikle millet kavramında, halkçılıkla halk iradesinde ve laiklikle akla dayalı hukuk devletinde buluşur.
I. Devlet başkanlığının veraset yoluyla geçmemesi
II. Yöneticilerin millet tarafından belirli sürelerle seçilmesi
III. Toplumdaki ekonomik sınıfların siyasal ayrıcalık kazanması
Yukarıdakilerden hangileri cumhuriyetçilik ilkesinin doğrudan gerekleridir?
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I ve II
Milliyetçilik
Milliyetçilik, ortak tarih, dil, kültür, ülkü ve vatan bağlarıyla oluşan Türk milletinin bağımsızlığını, birliğini ve gelişmesini esas alır. Atatürk milliyetçiliği ırk veya din üstünlüğüne dayanmaz; kendisini Türk milletine bağlı gören yurttaşları ortak siyasi ve kültürel aidiyet içinde kabul eder. Başka milletlere saldırmayı değil, milletlerarası eşitliği ve karşılıklı saygıyı savunur.
Millî Mücadele, Misak-ı Millî, kapitülasyonların kaldırılması, Kabotaj Kanunu, yabancı işletmelerin millîleştirilmesi, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun kurulması milliyetçilikle ilişkilidir. Bu uygulamalarda ortak ölçüt, milletin siyasal, ekonomik veya kültürel bağımsızlığını ve birlik bilincini güçlendirmektir.
Kabotaj hakkının Türk vatandaşlarına verilmesi, demir yollarının millîleştirilmesi ve Türk Dil Kurumunun kurulması aşağıdaki ortak amaçlardan hangisine yöneliktir?
B) Sınıf ayrıcalıklarını korumaya
C) Millî bağımsızlığı ekonomik ve kültürel alanlarda güçlendirmeye
D) Yerel yönetimleri merkezden bağımsızlaştırmaya
E) Özel girişimi ortadan kaldırmaya
Halkçılık
Halkçılık, toplumun kanun önünde eşit yurttaşlardan oluştuğunu, hiçbir kişi, aile, sınıf veya zümreye ayrıcalık tanınamayacağını kabul eder. Sınıf çatışması yerine dayanışmayı; siyasi demokrasi yanında sosyal adalet, sosyal güvenlik ve dengeli gelir dağılımını önemser. Halk, kaderini ve mutluluğunu ortak vatana bağlayan yurttaşların bütünüdür.
Âşar vergisinin kaldırılması, kadınlara siyasi hakların tanınması, Medeni Kanun, Soyadı Kanunu, ayrıcalık bildiren unvanların kaldırılması, Millet Mektepleri ve Halkevleri halkçılıkla ilişkilidir. Bu düzenlemeler hizmete erişimi genişletmiş, hukuk ve toplum hayatındaki statü farklılıklarını azaltmıştır.
Aşağıdaki düzenlemelerden hangisi halkçılığın “sosyal adalet” boyutunu, siyasal eşitlik boyutundan daha doğrudan yansıtır?
B) Âşar vergisinin kaldırılması
C) Ankara’nın başkent olması
D) Saltanatın kaldırılması
E) TBMM’nin açılması
Devletçilik
Devletçilik, özel girişimi reddetmeden devletin ekonomik kalkınmada düzenleyici, destekleyici ve gerektiğinde doğrudan yatırımcı olmasıdır. Türkiye’de sermaye, teknik bilgi, yetişmiş eleman ve girişimci birikiminin sınırlı olması; temel sanayi ve altyapı yatırımlarının yüksek maliyet taşıması ve 1929 Dünya Ekonomik Krizi’nin etkileri devletin rolünü artırmıştır.
Bu model sosyalist ekonomideki gibi bütün üretim araçlarını devlet tekeline almaz. Özel girişim korunmuş ve teşvik edilmiş, fakat özel sektörün kuramadığı stratejik işletmeler devlet tarafından kurulmuştur. Sümerbank, Etibank, maden araştırmaları, demir-çelik ve kâğıt fabrikaları ile Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı devletçilik uygulamalarıdır.
Türkiye’deki devletçilik anlayışının sosyalist ekonomik modelden ayrıldığını gösteren temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?
B) Ağır sanayi yatırımlarını önemsemesi
C) Bankalar kurması
D) Özel girişimi koruyup desteklerken devletin eksik kalan alanlarda yatırım yapması
E) Ekonomik bağımsızlığı amaçlaması
Laiklik
Laiklik, devlet ve toplum düzeninin dinî kurallar yerine akıl, bilim ve hukuk esaslarına göre kurulması; devletin bütün inançlar karşısında tarafsız kalmasıdır. Laiklik dinsizlik değildir. Din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alırken herhangi bir inancın kamu gücü aracılığıyla ayrıcalık veya baskı kaynağı olmasını engeller.
Saltanat ve halifeliğin kaldırılması, Şeriye ve Evkâf Vekâletinin kapatılması, Tevhid-i Tedrisat, şeriye mahkemelerinin kaldırılması, Medeni Kanun, tekke ve zaviyelerin kapatılması, 1928’de “Devletin dini İslam’dır” hükmünün anayasadan çıkarılması ve 1937’de laikliğin anayasal ilke olması bu alanla ilişkilidir.
Laikliğin hem devlet düzeni hem bireysel haklar bakımından iki yönlü niteliği aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
B) Hukukun akıl ve bilime dayanması — din ve vicdan özgürlüğünün korunması
C) Ekonominin devletleştirilmesi — özel mülkiyetin kaldırılması
D) Yönetimin hanedana dayanması — seçimlerin ertelenmesi
E) Irk birliği — kültürel farklılıkların yasaklanması
İnkılapçılık
İnkılapçılık, toplumun ihtiyaçlarını karşılamayan kurumları kaldırıp çağdaş kurumlar kurmayı ve gerçekleştirilen inkılapları değişen koşullarda geliştirmeyi ifade eder. Atatürkçü düşünce sisteminin dinamik yönüdür. Yeniliği yalnız geçmişte yapılmış düzenlemeleri aynen korumak olarak değil, akıl ve bilimin gösterdiği ilerlemeyi sürdürmek olarak yorumlar.
Yeni harflerin kabulü, uluslararası takvim, saat, rakam ve ölçülerin kullanılması, Darülfünun yerine İstanbul Üniversitesinin kurulması ve kurumların çağdaş ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenmesi inkılapçılığın örnekleridir. Bütün inkılaplar değişim içerdiği için bu ilkeyle bağlantılıdır; fakat her birinin cumhuriyetçilik, laiklik veya halkçılık gibi daha özel amaçları da olabilir.
“Atatürk döneminde kurulan bütün kurumları hiçbir değişiklik yapmadan korumak inkılapçılığın gereğidir.” yargısının hatalı olmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
B) İlkelerin yabancı ideolojilerin kopyası olması
C) İnkılapçılığın akıl ve bilime bağlı sürekli yenilenmeyi öngörmesi
D) Cumhuriyetçiliğin yenilikleri reddetmesi
E) Laikliğin kurumlaşmayı engellemesi

Bütünleyici İlkeler
Temel ilkelerin anlamını açıklayan ve uygulama alanlarını genişleten esaslara bütünleyici ilkeler denir. Millî egemenlik, millî birlik ve beraberlik, ülke bütünlüğü, tam bağımsızlık, akılcılık ve bilimsellik, çağdaşlaşma, özgürlük, insan ve insanlık sevgisi ile “Yurtta barış, dünyada barış” anlayışı bu gruptadır.
Millî egemenlik cumhuriyetçiliği; millî birlik ve bağımsızlık milliyetçiliği; sosyal barış halkçılığı; akılcılık ve bilimsellik laikliği; çağdaşlaşma ise inkılapçılığı belirgin biçimde tamamlar. Bütünleyici ilkeler altı temel ilkenin alternatifi değil, onların hedeflerini açıklayan bağlantı kavramlarıdır.

Millî egemenlik, akılcılık-bilimsellik ve çağdaşlaşma esasları sırasıyla hangi temel ilkelerin anlamını en doğrudan tamamlar?
B) Cumhuriyetçilik — laiklik — inkılapçılık
C) Milliyetçilik — cumhuriyetçilik — devletçilik
D) Devletçilik — halkçılık — laiklik
E) Laiklik — milliyetçilik — cumhuriyetçilik
Aşağıdaki görselde dört uygulamanın amaçları simgelenmiştir.

Görseldeki amaçlar birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılır?
B) Ekonomik kalkınma, hukuk eşitliğiyle çelişmiştir.
C) İlkeler yalnız birbirinden bağımsız alanlarda uygulanmıştır.
D) Siyasal, hukuki, ekonomik ve kültürel dönüşüm ortak bir çağdaşlaşma sisteminin parçalarıdır.
E) Bilimsellik yalnız dış politikada kullanılmıştır.
Siyasi Alandaki İnkılaplar
Saltanatın Kaldırılması ve Ankara’nın Başkent Olması
Saltanat 1 Kasım 1922’de kaldırılarak hanedan egemenliğine ve yönetimde iki başlılığa son verildi. Lozan’a yalnız TBMM Hükûmetinin katılması sağlandı; Osmanlı Devleti hukuken sona erdi ve cumhuriyet rejimine geçiş kolaylaştı. Halifelik aynı tarihte kaldırılmadığı için saltanatla halifeliğin birbirinden ayrıldığı unutulmamalıdır.
Ankara 13 Ekim 1923’te başkent oldu. Millî Mücadele’nin yönetim merkezi olması, Anadolu’nun ortasında güvenli bir konuma sahip bulunması ve yeni devletin İstanbul merkezli Osmanlı düzeninden farklı kimliğini simgelemesi bu kararda etkiliydi. Başkent kararı, rejimin ilanından önce devlet merkezini kesinleştirdi.
Saltanatın kaldırılması ile Ankara’nın başkent yapılmasının ortak sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
B) Halifeliği devlet başkanlığına dönüştürmeleri
C) Çok partili hayatı kalıcılaştırmaları
D) Özel girişimi devlet denetimine almaları
E) Yeni devletin Osmanlı siyasal merkezinden ve hanedan egemenliğinden ayrılan kimliğini güçlendirmeleri
Cumhuriyet’in İlanı
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilerek devletin rejimi ve devlet başkanlığı meselesi çözüldü. 1921 Anayasası’na “Türkiye Devleti’nin hükûmet şekli Cumhuriyettir.” hükmü eklendi. Mustafa Kemal cumhurbaşkanı, İsmet İnönü başbakan, Fethi Okyar TBMM başkanı oldu.
Meclis hükûmeti sisteminde bakanlar Meclis tarafından tek tek seçildiği için hükûmet kurmak güçleşebiliyordu. Cumhuriyet’le kabine sistemine geçilerek başbakanın bakanları belirlemesi ve cumhurbaşkanının onaylaması esası benimsendi. Böylece yürütmede uyum ve sorumluluk güçlendi; millî egemenlik somut rejim adını kazandı.
Cumhuriyet’in ilanıyla kabine sistemine geçilmesinin doğrudan çözüm getirdiği sorun aşağıdakilerden hangisidir?
B) Hükûmetin kurulması ve yürütme uyumunun sağlanması
C) Eğitim kurumlarının birleştirilmesi
D) Uluslararası ölçülerin kabulü
E) Toprak reformunun tamamlanması
Halifeliğin Kaldırılması ve 3 Mart 1924 Düzenlemeleri
Halifelik 3 Mart 1924’te kaldırıldı. Cumhuriyet yönetimiyle bağdaşmayan ikinci bir siyasi otorite odağı sona erdi, ulusal egemenlik ve laikleşme güçlendi, yabancı devletlerin halifelik üzerinden Türkiye’nin iç işlerine müdahale etme imkânı daraltıldı. Osmanlı hanedanı yurt dışına çıkarıldı.
Aynı gün Şeriye ve Evkâf Vekâleti kaldırılarak din hizmetleri için Diyanet İşleri Başkanlığı, vakıflar için Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti kaldırılarak Genelkurmay Başkanlığı oluşturuldu; böylece ordunun hükûmet içindeki siyasi bakanlık konumu sona erdirildi. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birliği kuruldu.

3 Mart 1924 düzenlemelerinin halifelik, din hizmetleri, askerî yönetim ve eğitim alanlarını aynı anda kapsaması aşağıdakilerden hangisini gösterir?
B) Ekonomik kalkınmanın tamamlandığını
C) Devlet yapısındaki çok başlı kurumların millî ve laik esaslarla yeniden düzenlendiğini
D) Yerel yönetimlerin merkezden koptuğunu
E) Saltanatın yeniden kurulduğunu
1924 Anayasası ve Kadınların Siyasi Hakları
20 Nisan 1924 tarihli anayasa, savaş şartlarında hazırlanan 1921 Anayasası’nın kısa hükümlerini ayrıntılı bir devlet düzenine dönüştürdü. Cumhuriyet, millî egemenlik ve Meclisin üstünlüğü korundu. Yasama ve yürütme yetkileri TBMM’de toplanmakla birlikte Meclis yürütme yetkisini cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu eliyle kullanıyor; yargı ise bağımsız mahkemelere bırakılıyordu. 1928’de devletin diniyle ilgili hüküm ve dinî yemin ifadeleri çıkarıldı; 1937’de altı ilke anayasaya girdi.
Kadınlara 1930’da belediye seçimlerine, 1933’te muhtarlık seçimlerine, 5 Aralık 1934’te milletvekili seçimlerine katılma hakkı tanındı. Hakların yerelden ulusal temsil düzeyine doğru genişlemesi, cumhuriyetçilik ve halkçılığın birlikte uygulanmasıdır. 1935 seçimleriyle kadın milletvekilleri TBMM’ye girdi.
Kadınların belediye, muhtarlık ve milletvekili seçimlerine katılma haklarının aşamalı biçimde tanınması aşağıdaki ilke çiftlerinden hangisinin ortak uygulamasıdır?
B) Devletçilik — laiklik
C) Milliyetçilik — devletçilik
D) İnkılapçılık — devletçilik
E) Cumhuriyetçilik — halkçılık
Hukuk Alanındaki İnkılaplar
Hukuk Birliği ve Laik Hukuka Geçiş
Osmanlı hukuk düzeninde şer’i mahkemeler, nizamiye mahkemeleri, cemaat mahkemeleri ve konsolosluk yargısı gibi farklı yapılar bulunuyordu. Yeni devlet, aynı ülkede yaşayan yurttaşların farklı hukuk düzenlerine tabi olmasını millî egemenlik ve eşit vatandaşlıkla bağdaşmaz gördü. Şeriye mahkemelerinin kaldırılması, Ankara Hukuk Mektebinin açılması ve çağdaş kanunların kabulü hukuk birliğini kurdu.
Laik hukuk, kanunların din veya cemaat farklılığına göre değil vatandaşlık esasına göre uygulanmasını ifade eder. Yabancı devletlerin ve Patrikhanenin yargısal ayrıcalıklarının sona ermesi aynı zamanda tam bağımsızlık ve milliyetçilikle ilişkilidir.

Cemaat ve konsolosluk mahkemelerinin yetkilerinin sona erdirilmesi aşağıdaki amaçlardan hangilerine birlikte hizmet etmiştir?
I. Hukuk birliği
II. Kanun önünde eşitlik
III. Yargı bağımsızlığı ve millî egemenlik
B) Yalnız II
C) I ve II
D) I, II ve III
E) II ve III
Türk Medeni Kanunu
17 Şubat 1926’da İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak Türk Medeni Kanunu kabul edildi. Mecelle yalnız Müslümanlara uygulanıyor, aile ve miras hukukunda kadın-erkek eşitliğini sağlamıyor ve çağdaş toplumun ihtiyaçlarını karşılamıyordu. Yeni kanun, din ve cemaat ayrımına dayalı özel hukuk düzenlerinin yerine ortak vatandaşlık hukukunu getirdi.
Tek eşlilik ve resmî nikâh kabul edildi; kadınlara boşanma, miras, velayet ve meslek seçimi alanlarında yeni haklar tanındı. Patrikhane ve konsoloslukların nikâh ve yargı yetkileri sona erdi. Kanun laiklik, halkçılık, hukuk birliği ve kadınların toplumsal statüsünün güçlenmesiyle bağlantılıdır.
Diğer Temel Kanunlar
Ceza Kanunu İtalya’dan, Ticaret Kanunu Almanya’dan, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu İsviçre’den örnek alınarak hazırlandı; borçlar, icra-iflas ve deniz ticareti alanları da çağdaş kanunlarla düzenlendi. Farklı Avrupa kanunlarından yararlanılması bir ülkenin hukukunu bütünüyle kopyalamak anlamına gelmez. Türkiye kendi ihtiyacına uygun hükümleri seçmiş ve millî yasama organında kabul etmiştir.
Bu kanunlaştırma hareketi hukukta boşlukları giderdi, mahkemelerin işleyişini ortak kurallara bağladı ve ekonomik ilişkiler için öngörülebilir bir düzen kurdu. Hukukun laikleşmesi yalnız Medeni Kanun’la değil, kamu ve özel hukukun bütününde gerçekleşti.
Cumhuriyet’in farklı Avrupa ülkelerinin kanunlarından yararlanarak kendi hukuk sistemini kurması aşağıdakilerden hangisini kanıtlamaz?
B) Çağdaş hukuk deneyimlerinden yararlanıldığını
C) Kanunların TBMM iradesiyle millî hukuk düzenine aktarıldığını
D) Yalnız tek bir ülkenin hukuk sisteminin aynen benimsendiğini
E) Hukuk birliğinin farklı alanlarda tamamlandığını
Eğitim ve Kültür Alanındaki İnkılaplar
Tevhid-i Tedrisat ve Eğitim Birliği
3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu bütün eğitim kurumlarını Maarif Vekâletine bağladı. Medrese-mektep, yerli-yabancı okul ve farklı cemaat okulları arasındaki yönetim ve program ikiliği azaltıldı. Eğitim millî, laik ve ortak bir sistem içinde düzenlendi; medreseler kapatıldı, yabancı okullar Türk denetimine alındı.
Eğitim birliği yalnız idari merkezileşme değildir. Ortak vatandaşlık bilinci, fırsat eşitliği, bilimsel program ve millî kültür aktarımı için ortak kurum yapısı oluşturmuştur. Bu nedenle laiklik, milliyetçilik ve halkçılık ilkeleriyle birlikte değerlendirilir.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun bütün okulları tek bakanlığa bağlamasıyla aşağıdakilerden hangisinin amaçlandığı söylenemez?
B) Millî kültür ve ortak vatandaşlık bilincini güçlendirmek
C) Program ve denetim birliği sağlamak
D) Din ve cemaat temelli ayrı eğitim otoritelerini güçlendirmek
E) Eğitimde fırsat eşitliğine zemin hazırlamak
Harf İnkılabı, Millet Mektepleri ve Okuryazarlık
1 Kasım 1928’de Latin esaslı yeni Türk harfleri kabul edildi. Arap harflerinin Türkçenin ses yapısını karşılamada oluşturduğu güçlükleri azaltmak, okuma-yazmayı kolaylaştırmak ve basılı kültürün yayılmasını hızlandırmak amaçlandı. Değişiklik dilin kendisini değil, yazı sistemini düzenledi.
Millet Mektepleri 1929’da yetişkinlere yeni yazıyı öğretmek amacıyla açıldı; Mustafa Kemal’e Başöğretmen unvanı verildi. Harf değişikliği ile yaygın eğitim birlikte yürütülmeseydi yeni alfabenin topluma aktarılması sınırlı kalacaktı. Bu bağlantı inkılapçılık, halkçılık ve milliyetçiliğin ortak uygulamasıdır.

Harf İnkılabı’nın hemen ardından Millet Mekteplerinin açılması aşağıdaki yargılardan hangisini destekler?
B) Eğitim reformunun yalnız yükseköğretime yöneldiğini
C) Eski ve yeni alfabenin birlikte zorunlu tutulduğunu
D) Tevhid-i Tedrisat’ın yürürlükten kaldırıldığını
E) Okuma-yazmanın yalnız memurlara öğretildiğini
Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu
Türk Tarih Kurumu 1931’de Türklerin dünya tarihindeki yerini bilimsel yöntemlerle araştırmak ve millî tarih bilincini güçlendirmek amacıyla kuruldu. Türk Dil Kurumu 1932’de Türkçenin söz varlığını araştırmak, yabancı etkiler karşısında gelişme imkânlarını belirlemek ve bilim-kültür dili olarak güçlenmesini sağlamak üzere oluşturuldu.
Bu kurumlar milliyetçiliğin kültürel niteliğini ve akılcılık-bilimsellik esasını birlikte yansıtır. Amaç geçmişi efsanelerle yüceltmek değil, tarih ve dili bilimsel araştırmanın konusu yaparak ortak kültür bilincini geliştirmektir.
Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumunun kuruluş amaçları birlikte değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisine ulaşılır?
B) Milliyetçiliğin yalnız askerî alanda uygulandığına
C) Türkçenin bilim dili olmasının engellendiğine
D) Tarih araştırmalarının yabancı devletlere bırakıldığına
E) Eğitim birliğinin kaldırıldığına
Üniversite, Sanat ve Kültür Kurumları
1933 Üniversite Reformu ile Darülfünun kaldırılarak İstanbul Üniversitesi kuruldu. Bilimsel araştırmayı, çağdaş öğretim yöntemlerini ve üniversitenin toplum ihtiyaçlarıyla bağını güçlendirmek amaçlandı. Ankara Hukuk Mektebi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile yükseköğretim yeni devletin uzman ihtiyacına göre geliştirildi.
Güzel Sanatlar Akademisi, müzeler, konservatuvar ve müzik kurumları desteklendi; resim, heykel, tiyatro, opera ve çok sesli müzik alanlarında çalışmalar yapıldı. Halkevleri okuma, sanat, spor, dil, tarih ve köycülük çalışmalarıyla kültürün geniş kesimlere ulaşmasına aracılık etti.
Üniversite Reformu, Güzel Sanatlar Akademisi ve Halkevlerinin birlikte değerlendirilmesi aşağıdakilerden hangisini gösterir?
B) Bilimsel uzmanlaşma ile sanat ve halk eğitiminin birlikte geliştirildiğini
C) Geleneksel kurumların değişmeden bırakıldığını
D) Eğitimin yalnız dinî kurumlara devredildiğini
E) Kültürel çalışmaların ekonomik bağımsızlıkla özdeş olduğunu
Toplumsal Alandaki İnkılaplar
Kılık Kıyafet Düzenlemeleri ve Tekke-Zaviyelerin Kapatılması
25 Kasım 1925 tarihli Şapka Kanunu ile erkek memurlar ve toplum hayatındaki başlık kullanımı çağdaşlaştırıldı; 1934’te din görevlilerinin ibadet yerleri dışındaki dinî kıyafet kullanımı düzenlendi. Amaç inanç özgürlüğüne müdahale değil, kıyafetin devlet ve toplum içinde ayrıcalık veya siyasal otorite göstergesine dönüşmesini önlemekti.
Tekke, zaviye ve türbeler 30 Kasım 1925’te kapatıldı; şeyhlik, dervişlik, müritlik ve benzeri unvanların kullanılması yasaklandı. Dinî duyguların istismar edilmesini, toplumsal ayrıcalık ve paralel otorite merkezlerini önleme amacı taşıyan bu düzenleme laiklik, halkçılık ve inkılapçılıkla ilişkilidir.
Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla şeyhlik ve dervişlik gibi unvanların yasaklanmasının ortak amacı aşağıdakilerden hangisidir?
B) Toplumda dinî temelli ayrıcalık ve alternatif otorite odaklarını kaldırmak
C) Ekonomide özel girişimi güçlendirmek
D) Belediye seçimlerini düzenlemek
E) Dış ticareti millîleştirmek
Takvim, Saat, Rakam ve Ölçü Birimleri
Miladi takvim ve uluslararası saat sistemi 1925’te kabul edilerek 1926’da uygulanmaya başladı. Uluslararası rakamlar 1928’de, metre ve kilogram esaslı ölçü sistemi 1931’de benimsendi; hafta tatili 1935’te pazara alındı. Bu değişiklikler günlük yaşam, ticaret, ulaşım ve resmî işlemlerde farklı sistemlerin doğurduğu karışıklıkları azalttı.
Düzenlemelerin ortak yönü Batı’yı biçimsel olarak taklit etmek değil, uluslararası ekonomik ve bilimsel ilişkilerde ortak birim kullanmaktır. İnkılapçılık ve çağdaşlaşma yanında dış ticaret ve iletişimi kolaylaştıran pratik sonuçlar doğurmuştur.
Takvim, saat, rakam ve ölçü sistemlerinin uluslararası standartlara dönüştürülmesi aşağıdaki alanlardan hangilerinde doğrudan kolaylık sağlamıştır?
I. Ticaret ve sözleşmeler
II. Ulaşım ve haberleşme
III. Bilimsel ölçüm ve karşılaştırma
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Soyadı Kanunu ve Unvanların Kaldırılması
21 Haziran 1934 tarihli Soyadı Kanunu her ailenin resmî işlemlerde kullanacağı bir soyadı almasını sağladı. Aynı yıl Mustafa Kemal’e “Atatürk” soyadı verildi. Ağa, hacı, hafız, molla, efendi, bey, paşa ve hanımefendi gibi toplumsal ayrıcalık çağrıştıran unvanların resmî kullanımına son verildi; Osmanlı döneminden kalan nişan ve rütbelerin kullanılması yasaklandı.
Bu düzenlemeler nüfus, tapu, miras ve askerlik işlemlerindeki ad karışıklıklarını giderirken statü belirten geleneksel unvanların yerine eşit yurttaş kimliğini öne çıkardı. İdari modernleşme, halkçılık ve inkılapçılık aynı uygulamada birleşti.
Soyadı Kanunu ile ayrıcalık belirten unvanların kaldırılmasının birlikte gerçekleştirilmesi aşağıdaki amaç çiftlerinden hangisiyle en doğru açıklanır?
B) Çok partili hayatı başlatma — dış borçları azaltma
C) Din hizmetlerini yönetme — orduyu siyasete bağlama
D) Sanayi planı hazırlama — gümrükleri indirme
E) Uluslararası sınırları belirleme — nüfus mübadelesi yapma

Ekonomi Alanındaki İnkılaplar
İzmir İktisat Kongresi ve Misak-ı İktisadi
17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında toplanan İzmir İktisat Kongresi, Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı bir dönemde yeni devletin ekonomik hedeflerini belirledi. Çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi temsilcileri katıldı. Ekonomik bağımsızlık, yerli üretim, millî bankacılık, girişimciliğin desteklenmesi, ham maddesi yurtta bulunan sanayilerin kurulması ve yabancı tekellerin millîleştirilmesi benimsendi.
Misak-ı İktisadi, siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla tamamlanması gerektiğini ifade eden kararlar bütünüdür. Kongrede özel girişim öncelenmiş, devletin destekleyici olması istenmiştir. Bu yaklaşım 1920’lerin özel teşebbüs ağırlıklı politikalarının temelini oluşturdu.
İzmir İktisat Kongresi’nin Lozan görüşmelerinin kesildiği sırada toplanması aşağıdakilerden hangisini göstermektedir?
B) Millî Mücadele’nin sona erdirildiğini kabul etmediğini
C) Devletçiliğin özel mülkiyeti kaldırdığını
D) Kongrenin yalnız yabancı yatırımcılarla toplandığını
E) Tarım üretiminin yasaklandığını
Özel Girişim Dönemi ve Devletçiliğe Geçiş
1923-1929 arasında özel girişimi destekleyen politikalar izlendi. İş Bankası kuruldu, Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarıldı ve millî girişimci sınıf oluşturulmaya çalışıldı. Ancak sermaye, teknoloji ve yetişmiş personel eksikliği; temel yatırımların yüksek maliyeti ve 1929 Dünya Ekonomik Krizi özel sektörün kalkınmayı tek başına sürükleyemeyeceğini gösterdi.
1930’lardan itibaren devletçilik güçlendi. Merkez Bankası kuruldu, koruyucu gümrük ve kambiyo önlemleri alındı, planlı sanayileşmeye geçildi. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı 1934-1938 arasında uygulandı; İkinci Plan hazırlandı fakat II. Dünya Savaşı şartları nedeniyle uygulanamadı. Politika değişikliği özel girişimin reddi değil, kalkınma ihtiyacına göre devletin daha etkin rol üstlenmesidir.

1920’lerde Teşvik-i Sanayi Kanunu ile özel sektörün desteklenmesine karşın 1930’larda devlet yatırımlarının artması aşağıdakilerden hangisiyle en doğru açıklanır?
B) Özel girişimin hukuken yasaklanmasıyla
C) Sermaye ve teknik kapasite yetersizliği ile dünya ekonomik krizinin kalkınma politikasını değiştirmesiyle
D) Tarımın bütünüyle sona ermesiyle
E) Kapitülasyonların yeniden kabul edilmesiyle
Tarım Politikaları
Âşar vergisinin 1925’te kaldırılması köylünün ürün üzerinden ödediği ağır vergi yükünü azalttı. Ziraat Bankasının kredi imkânları geliştirildi, tarım kredi kooperatifleri kuruldu, tohum ıslahı ve örnek çiftlik çalışmaları yapıldı. Atatürk Orman Çiftliği modern tarım yöntemlerini göstermek ve Ankara çevresinde üretimi geliştirmek amacıyla kuruldu.
Toprak reformu gündeme gelmiş fakat geniş ölçüde uygulanamamıştır. Tarım politikalarının amacı üreticiyi rahatlatmak, verimliliği artırmak ve ülkenin gıda-ham madde ihtiyacını yerli üretimle karşılamaktı. Bu alan halkçılık, milliyetçilik ve devletçiliğin kesişimindedir.
Âşarın kaldırılması, tarım kredilerinin genişletilmesi ve örnek çiftliklerin kurulması birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki amaçlardan hangisi öne çıkar?
B) Tarım arazilerini yabancı şirketlere devretmek
C) Sanayi yatırımlarını durdurmak
D) Dış ticarette kapitülasyonları canlandırmak
E) Yerel para kullanımını kaldırmak
Sanayi, Madencilik, Bankacılık ve Ticaret
İş Bankası özel girişim ve ticareti desteklemek üzere 1924’te, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası para ve kredi politikasını millî denetime almak üzere 1930’da kuruldu. Sümerbank sanayi işletmelerini ve yatırımları, Etibank maden işletmeciliğini destekledi; Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü maden kaynaklarını araştırdı.
Şeker, dokuma, kâğıt, cam, kimya, maden ve demir-çelik alanlarında fabrikalar kuruldu. Reji ve çeşitli yabancı işletmeler millîleştirildi; Kabotaj Kanunu ile Türk limanları arasındaki deniz taşımacılığı Türk vatandaşlarına bırakıldı. Bu gelişmeler devletçilik kadar ekonomik milliyetçilik ve tam bağımsızlıkla da ilgilidir.
Ulaşım, Bayındırlık ve Millîleştirme
Demir yolları yabancı şirketlerden satın alınarak millîleştirildi ve yeni hatlarla ülkenin iç bölgeleri limanlara bağlandı. Karayolları, köprüler, limanlar, posta-haberleşme tesisleri ve hava ulaşımı geliştirildi. Kabotaj Kanunu denizlerde ekonomik egemenliği güçlendirdi; liman ve kıyı taşımacılığının millî ekonomiyle bütünleşmesini sağladı.
Bayındırlık yatırımları yalnız ulaşım kolaylığı değildir. İç pazarın birleşmesi, tarım ve maden ürünlerinin fabrikalara taşınması, savunma hareketliliği ve devlet hizmetlerinin ülke geneline ulaşması bakımından temel altyapı oluşturmuştur.
Demir yollarının millîleştirilmesi ve yeni hatların üretim merkezleriyle limanları bağlaması aşağıdaki sonuçlardan hangilerini birlikte doğurmuştur?
I. Ekonomik egemenliğin güçlenmesi
II. İç pazarın bütünleşmesi
III. Üretim ve ham madde taşımacılığının kolaylaşması
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III
Sağlık ve Sosyal Alandaki Gelişmeler
Koruyucu Sağlık Politikası ve Kurumlaşma
Sağlık politikası yalnız hastane tedavisine değil, salgınları önlemeye ve toplum sağlığını korumaya yöneldi. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı 1920’de kuruldu. Hıfzıssıhha Enstitüsü aşı ve serum üretimi ile araştırma yaptı; 1930 Umumi Hıfzıssıhha Kanunu koruyucu sağlık hizmetlerinin hukukî çerçevesini oluşturdu.
Numune hastaneleri, sanatoryumlar, doğum ve çocuk bakım kurumları açıldı; sıtma, trahom, verem ve frengi gibi hastalıklarla mücadele edildi. Yerli sağlık personeli yetiştirilmesi ve sağlık hizmetlerinin ülkeye yayılması, halkçılığın kamu hizmeti ve sosyal devlet boyutunu güçlendirdi.
Hıfzıssıhha Enstitüsünde aşı-serum üretilmesi, salgın hastalıklarla mücadele edilmesi ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun çıkarılması aşağıdaki sağlık yaklaşımını yansıtır?
B) Yalnız savaş yaralılarını tedavi etme
C) Koruyucu ve toplum temelli sağlık politikası
D) Sağlık eğitimini yabancı devletlere devretme
E) Kırsal nüfusu hizmet dışında bırakma
İnkılapların İlkelerle Birlikte Değerlendirilmesi
Çok Boyutlu İlke-İnkılap İlişkisi
Bir inkılabın temel ilkesi, düzenlemenin en doğrudan amacıyla belirlenir; ancak ikincil sonuçları başka ilkelere de bağlanabilir. Kadınlara siyasi hak verilmesi cumhuriyetçilik ve halkçılık, Kabotaj Kanunu milliyetçilik ve devletçilik, Harf İnkılabı inkılapçılık, milliyetçilik ve halkçılık, Medeni Kanun ise laiklik ve halkçılık eksenlerinde değerlendirilir.
| İnkılap | Doğrudan amaç | Öne çıkan ilkeler |
|---|---|---|
| Cumhuriyet’in ilanı | Rejimi ve devlet başkanlığını belirlemek | Cumhuriyetçilik |
| Medeni Kanun | Laik, ortak ve eşit özel hukuk kurmak | Laiklik, halkçılık |
| Tevhid-i Tedrisat | Eğitim birliği ve ortak vatandaşlık | Laiklik, milliyetçilik, halkçılık |
| Kabotaj Kanunu | Deniz taşımacılığında millî egemenlik | Milliyetçilik, devletçilik |
| Beş Yıllık Sanayi Planı | Planlı kamu yatırımıyla sanayileşmek | Devletçilik, milliyetçilik |
| Takvim ve ölçü değişiklikleri | Uluslararası uyum ve çağdaşlaşma | İnkılapçılık |
Bir inkılap, doğrudan amacı ve kurduğu yeni düzen bakımından bir ilkeyle ilişkilidir; başka sonuçları farklı ilkeleri de destekleyebilir. Medeni Kanun, dinî hukuk kuralları yerine laik medeni hukuk düzeni kurarak laikliği; kadınların medeni haklarını genişletip kadın-erkek eşitliğini güçlendirerek halkçılığı desteklemiştir.
I. Tevhid-i Tedrisat ile eğitim ikiliğinin kaldırılması
II. Medeni Kanun ile ortak vatandaşlık hukukunun kurulması
III. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla alternatif otorite odaklarının sona erdirilmesi
Bu gelişmelerin ortak yönü aşağıdakilerden hangisidir?
B) Yerel yönetimlere siyasal bağımsızlık vermeleri
C) Devlet ve toplum düzenindeki ikilikleri azaltarak laik ve millî kurumlaşmayı güçlendirmeleri
D) Dış ticareti yabancı şirketlere bırakmaları
E) Yalnız kırsal nüfusa yönelik olmaları
Önceki Konu: Mudanya Ateşkes Antlaşması ve Lozan Barış Antlaşması
Sonraki Konu: Atatürk Dönemi İç Politikası

