AYT Mondros, işgaller, cemiyetler ve Kuvâ-yı Milliye konu anlatımı kapsamında ateşkes hükümlerinin egemenlik üzerindeki etkisi, işgallere verilen tepkiler, cemiyetlerin amaçları ve yerel direnişin işlevi işlenecektir.
AYT tarih konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın İmzalanması
Savaştan Çıkış ve Antlaşmanın Tarafları
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nın son yılında müttefiklerinin çözülmesi, insan ve malzeme kayıplarının artması, Bulgaristan’ın savaştan çekilmesiyle Almanya’yla kara bağlantısının kesilmesi ve İngiliz kuvvetlerinin İstanbul yönünde ilerleyebilmesi nedeniyle ateşkes arayışına girdi. İttihat ve Terakki Hükûmetinin çekilmesinden sonra kurulan Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti, Bahriye Nazırı Rauf Bey başkanlığındaki heyeti Limni Adası’nın Mondros Limanı’na gönderdi.
Görüşmeler, İngiltere adına Amiral Arthur Calthorpe ile Osmanlı heyeti arasında Agamemnon zırhlısında yürütüldü. Mondros Ateşkes Antlaşması 30 Ekim 1918’de imzalandı. Bir ateşkesin temel amacı silahlı çatışmayı durdurmaktır; ancak Mondros, askerî faaliyetleri sona erdirmenin ötesine geçerek ulaşım, haberleşme, savunma ve idare üzerinde İtilaf denetimi kuran hükümler içerdi. Bu nedenle antlaşma, Osmanlı Devleti’nin fiilî egemenliğini büyük ölçüde sınırlayan bir teslimiyet düzeni niteliği kazandı.
B) Ateşkes hükümlerinin siyasi egemenliği de sınırlandırdığını
C) Osmanlı ordusunun savaş öncesi gücünü koruduğunu
D) İtilaf Devletlerinin işgal düşüncesinden vazgeçtiğini
E) Ateşkesin eşit taraflar arasında hazırlandığını
Antlaşmaya Yönelik İlk Değerlendirmeler
Savaş yorgunu halk, çatışmaların sona ermesini ilk aşamada güvenlik ve huzur ümidiyle karşıladı. Ahmet İzzet Paşa ve Rauf Bey de Wilson İlkeleri’nin özellikle Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde egemenlik hakkı tanıyacağı düşüncesiyle şartların uygulanmasında iyimserdi. Buna karşılık Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak özellikle 7. maddenin belirsizliğine dikkat çekti; Toros tünelleri ile İskenderun çevresine yönelik taleplerin işgale dönüşebileceğini bildirdi.
Bu görüş ayrılığı, aynı metnin farklı siyasi varsayımlarla okunmasından doğdu. İyimser yaklaşım galip devletlerin Wilson İlkeleri’ne bağlı kalacağını varsayarken karşı görüş hükümler arasındaki güç eşitsizliğini ve işgal yetkisinin sınırlandırılmamış olmasını esas aldı. İşgaller başlayınca ateşkesin geçici barış beklentisi yaratan yüzü ile egemenliği aşındıran uygulaması arasındaki fark açığa çıktı.
B) Mustafa Kemal’in ateşkes görüşmelerine başkanlık ettiğini
C) Wilson İlkeleri’nin İtilaf Devletlerince eksiksiz uygulandığını
D) Osmanlı ordusunun terhis kararını reddettiğini
E) Halkın işgallerden önce silahlı direnişe geçtiğini
Mondros’un Hükümleri ve Egemenlik Kaybı
Askerî Gücü Tasfiye Eden Hükümler
Osmanlı ordusunun terhis edilmesi, silah ve cephanenin teslimi, donanmanın belirlenen limanlarda tutulması ve Alman ile Avusturyalı askerî görevlilerin ülkeden çıkarılması savunma kapasitesini etkisizleştirdi. Sınır güvenliği ve iç düzen için gerekli görülen sınırlı birliklerin dışında düzenli askerî güç bırakılmaması, olası işgallere karşı merkezî ve eş zamanlı karşı koyma imkânını zayıflattı.
Bu hükümler ile sonraki işgaller arasında doğrudan bir bağ vardır: askerî teşkilatın dağıtılması işgal maliyetini düşürürken silah ve cephanenin denetim altına alınması yerel direnişleri kaynak bakımından güç duruma soktu. Buna rağmen bazı birliklerin silahları teslim etmeyerek Anadolu’ya aktarması, sonraki millî direnişin lojistik temelini oluşturdu.
B) Osmanlı ordusunu modern silahlarla güçlendirmeyi
C) Osmanlı Devleti’ni Milletler Cemiyetine üye yapmayı
D) Kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırmayı
E) Doğu Anadolu’da Türk nüfusunu artırmayı
Ulaşım, Haberleşme ve Ekonomik Kaynakların Denetimi
Boğazların açılması ve çevredeki istihkâmların İtilaf kuvvetlerine bırakılması, başkentin ve Karadeniz geçişinin savunmasını zayıflattı. Toros tünelleri, demiryolları, liman ve tersaneler ile ulaşım araçları İtilaf kullanımına açıldı. Hükûmet haberleşmesi dışındaki telsiz ve telgraf sistemlerinin denetim altına alınması, merkez ile taşra arasındaki bilgi akışını sınırlandırdı.
İtilaf Devletlerinin kömür, akaryakıt ve benzeri kaynakları satın alabilmesi ve Osmanlı’nın bu kaynakları başka ülkelere satamaması ekonomik hareket alanını daralttı. Ulaşım ve haberleşme maddeleri yalnız teknik hükümler değildir: işgal birliklerinin sevkini kolaylaştırmış, Osmanlı yönetiminin kendi ülkesindeki hareket ve koordinasyon yeteneğini azaltmıştır.

I. işgal birliklerinin sevk ve ikmalinin kolaylaştırılması,
II. Osmanlı merkezî yönetiminin taşrayla bağlantısının zayıflatılması,
III. ekonomik ve askerî egemenliğin birlikte sınırlandırılması
sonuçlarından hangilerine ortam hazırlamıştır?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
7. ve 24. Maddelerin İşgal Mekanizması
7. madde, İtilaf Devletlerine güvenliklerini tehdit eden bir durum ortaya çıktığında herhangi bir stratejik noktayı işgal etme yetkisi verdi. Tehdidin ne olduğuna ve stratejik noktanın sınırına ilişkin nesnel bir ölçüt bulunmadığından madde, galip devletlerin yorumuna açık genel bir işgal gerekçesine dönüştü.
24. madde ise Erzurum, Van, Bitlis, Sivas, Elazığ ve Diyarbakır’dan oluşan Vilâyât-ı Sitte adı verilen altı Doğu vilayetinde karışıklık çıkması hâlinde bu yerlerin işgal edilebileceğini belirtti. Antlaşmanın İngilizce metninde bu iller için “Ermeni vilayetleri” ifadesinin kullanılması, bölgede bir Ermeni devleti kurulmasına zemin hazırlama amacıyla ilişkilendirilmiştir. İki madde de işgal imkânı verse de 7. madde ülke genelinde belirsiz ve sınırsız bir alan açarken 24. madde belirli bir bölgeyi hedef alır.
B) 7. madde ülke genelinde yoruma açık bir yetki oluşturmuştur.
C) 24. madde Doğu Anadolu’nun belirli vilayetleriyle ilgilidir.
D) Her iki maddede de işgal koşulları bağımsız bir uluslararası mahkemenin kararına bağlanmıştır.
E) 24. madde Doğu Anadolu üzerindeki siyasi tasarılarla ilişkilidir.
İşgallerin Başlaması ve Yayılması
İlk İşgaller ve İşgal Bölgeleri
Mondros’tan sonra ilk işgal edilen Osmanlı toprağı, İngilizlerin 3 Kasım 1918’de ele geçirdiği Musul oldu. Bu işgal, ateşkesin imzalandığı sıradaki askerî hat esas alınmadan petrol ve ulaşım çıkarları doğrultusunda gerçekleştirildi. Anadolu’da işgal edilen ilk yer olan İskenderun’a, 9 Kasım 1918’de İngiliz birlikleri girdi. İstanbul 13 Kasım 1918’de İtilaf donanmasının gelişiyle fiilen denetim altına alındı; resmî işgal 16 Mart 1920’de gerçekleşecekti.
İngilizler Musul, Urfa, Antep ve Maraş’a; Fransızlar Adana ve Çukurova çevresine; İtalyanlar Antalya, Konya’nın güneybatısı ve Güneybatı Anadolu’ya yerleşti. Daha sonra İngilizler Urfa, Antep ve Maraş’ı Fransızlara bıraktı. Yunan kuvvetleri İzmir’den başlayarak Batı Anadolu’da ilerledi. İşgal bölgelerinin paylaşımı, savaş yıllarındaki gizli antlaşmalarla bağlantılıydı; ancak çıkar çatışmaları nedeniyle paylaşım planları değiştirilebildi.
B) İtilaf paylaşımının stratejik çıkar ve devletler arası pazarlıklara bağlı olduğuna
C) Osmanlı ordusunun bütün bölgelerde üstünlük kurduğuna
D) Gizli antlaşmaların hiçbir etkisinin kalmadığına
E) İşgallerin Milletler Cemiyeti kararıyla sona erdiğine
Paris Barış Konferansı ve İzmir’in Yunanistan’a Verilmesi
18 Ocak 1919’da toplanan Paris Barış Konferansı, yenilen devletlerle yapılacak barış antlaşmalarını hazırlamak ve savaş sonrası paylaşımı düzenlemek amacı taşıyordu. Konferansta Milletler Cemiyetinin kurulması benimsendi, manda yönetimi uluslararası siyasetin bir aracı hâline getirildi ve Osmanlı topraklarının paylaşımı yeniden ele alındı.
Savaş sırasındaki gizli antlaşmalarda İzmir ve çevresi İtalya’ya vaat edilmişti. İngiltere, Doğu Akdeniz’de güçlü bir İtalya yerine denetleyebileceği Yunanistan’ı tercih etti; Yunanistan’ın bölgedeki Rum nüfusu abartan istatistikleri de işgale dayanak yapıldı. İzmir’in Yunanistan’a verilmesi konferanstaki ilk büyük görüş ayrılıklarından birini doğurdu ve İtalya ile diğer İtilaf devletleri arasındaki rekabeti açık hâle getirdi.
I. İtilaf Devletleri arasında çıkar birliği kadar çıkar çatışması da bulunduğu,
II. savaş sırasındaki paylaşım planlarının değişmez olmadığı,
III. nüfus iddialarının siyasi kararları meşrulaştırmak için kullanılabildiği
yargılarından hangilerini destekler?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
İzmir’in İşgali ve Ulusal Tepkinin Büyümesi
15 Mayıs 1919 ve Toplumsal Tepki
Yunan ordusu 15 Mayıs 1919’da Megali İdea doğrultusunda İzmir’i işgal etti. Gazeteci Hasan Tahsin’in işgal birliklerine ateş açması, işgale karşı ilk bireysel silahlı tepkinin simgesi oldu. Albay Süleyman Fethi Bey’in “Zito Venizelos” demeyi reddettiği için öldürülmesi ve işgal sırasında yaşanan şiddet, tepkinin yalnız İzmir’le sınırlı kalmamasına yol açtı.
İstanbul’daki Fatih, Üsküdar ve Sultanahmet mitingleri başta olmak üzere ülkenin birçok yerinde protestolar düzenlendi; telgraflarla işgaller kınandı. İzmir’in işgali, dağınık kaygıyı ortak bir ulusal tehdide dönüştürdü. Reddi İlhak örgütlenmeleri güçlenirken Batı Anadolu’da silahlı yerel direniş hızlandı. Böylece protesto, hukuk savunusu ve silahlı mücadele aynı işgal karşısında birbirini tamamlayan tepki biçimleri hâline geldi.

B) İşgalin farklı mücadele araçlarını ortak bir millî hedefte birleştirdiğini
C) İstanbul Hükûmetinin işgalleri askerî yolla sona erdirdiğini
D) Yunan işgalinin yalnız yerel bir asayiş sorunu olarak kaldığını
E) Cemiyetlerin basın ve kamuoyu çalışmalarını reddettiğini
Amiral Bristol ve General Harbord Raporları
İzmir işgali sırasında yaşanan olayları araştırmak üzere ABD’li Amiral Mark Lambert Bristol başkanlığında uluslararası bir komisyon kuruldu. Amiral Bristol Raporu; bölgede Türklerin çoğunlukta olduğunu, olaylardan öncelikle Yunan birlikleri ile yerli Rum gruplarının sorumlu bulunduğunu ve Yunan işgalinin güvenlik sınırını aşan kalıcı bir amaç taşıdığını belirtti. Bu rapor, Millî Mücadele’nin haklılığını uluslararası düzeyde destekleyen ilk önemli belge kabul edilir.
ABD’li General James Harbord başkanlığındaki heyet ise Doğu Anadolu’da Ermeni iddialarını ve olası Amerikan mandasını araştırdı. Harbord Raporu, Ermenilerin bölgenin genelinde çoğunluk oluşturmadığını ortaya koydu. İki rapor farklı bölgeleri ve sorunları ele alsa da ortak yönleri, işgal ve devlet kurma iddialarının demografik gerekçelerini zayıflatmalarıdır.

Görseldeki bulgulara sahip bir raporun tarihsel önemi aşağıdakilerden hangisidir?
B) Millî Mücadele’nin haklılığını uluslararası bir incelemeyle desteklemesi
C) Doğu Anadolu’da Ermeni çoğunluğunu kabul etmesi
D) Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda galip sayılmasını sağlaması
E) İşgalleri derhâl ve kendiliğinden sona erdirmesi
B) Osmanlı Devleti’nin manda yönetimine girmesini zorunlu saymaları
C) İşgalci devletlerin demografik gerekçelerini zayıflatmaları
D) İstanbul Hükûmetinin askerî direnişini yönetmeleri
E) Misak-ı Millî sınırlarını hukuken belirlemeleri
Cemiyetlerin Kuruluş Ortamı ve Sınıflandırılması
Devlet Otoritesinin Zayıflaması ve Yerel Örgütlenme
Mondros hükümleri ordunun dağıtılmasına ve devlet denetiminin zayıflamasına yol açarken İstanbul Hükûmetleri işgaller karşısında etkili bir politika geliştiremedi. Bu ortamda farklı amaçlara sahip cemiyetler kuruldu. Cemiyetlerin tümü aynı siyasi çizgide değildi: bir bölümü işgale karşı ülke bütünlüğünü savundu, bir bölümü Osmanlı topraklarında ayrı devlet veya ilhak hedefledi, bir bölümü ise kurtuluşu yabancı himayesinde ya da saltanat-hilafete koşulsuz bağlılıkta aradı.
Cemiyetleri yalnız “yararlı-zararlı” biçiminde ezberlemek, aralarındaki neden farkını örter. Ayırt edici ölçüt kuruluş amacı ve egemenlik anlayışıdır. Millî cemiyetler Türk çoğunluğunu ve bölgesel hakları savunurken azınlık cemiyetleri ayrılıkçı veya ilhakçı hedefler taşıdı; millî varlığa düşman Türk ve Müslüman cemiyetleri ise bağımsız millî irade yerine manda, himaye veya teslimiyetçi çözümler önerdi.

B) Kuruluş zamanı ile üye sayısının eşitliği
C) Osmanlı egemenliği ve ülke bütünlüğü karşısındaki amaçları
D) Yalnızca silahlı birlik kurup kurmamaları
E) Bütün cemiyetlerin merkezlerinin İstanbul’da bulunması
Azınlık Cemiyetleri
Rum Cemiyetleri ve Megali İdea
Mavri Mira, Fener Rum Patrikhanesinin desteğiyle Megali İdea’yı gerçekleştirmek ve Bizans’ı yeniden canlandırmak amacıyla faaliyet yürüttü. Etnik-i Eterya, kökleri 19. yüzyıla uzanan Rum milliyetçi örgütlenmesiydi; Batı Anadolu ve Trakya’daki Yunan hedeflerini destekledi. Pontus Rum Cemiyeti ise Doğu Karadeniz’de Batum’dan İnebolu’ya uzanan bir Pontus devleti kurmayı amaçladı.
Bu cemiyetler propaganda, nüfus kayıtlarını kendi lehlerine gösterme, silahlı çeteler kurma ve dış destek sağlama gibi yöntemler kullandı. Ortak yönleri Osmanlı topraklarının bir bölümünü Yunanistan’a katmak veya ayrı bir Rum devleti kurmaktı; faaliyet alanları ise birbirinden farklıydı. Mavri Mira ve Etnik-i Eterya Batı Anadolu-Trakya ekseninde, Pontus örgütlenmesi Doğu Karadeniz’de yoğunlaştı.
I. Yunan yayılmacılığıyla ilişki kurdukları,
II. aynı coğrafi bölgede faaliyet gösterdikleri,
III. nüfus ve tarih iddialarını siyasi hedeflerde kullandıkları
yargılarından hangilerine ulaşılabilir?
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III
Ermeni ve Yahudi Cemiyetleri
Hınçak ve Taşnak komiteleri, Doğu Anadolu ve Çukurova’da bağımsız bir Ermeni devleti kurmayı amaçladı; Ermeni Patrikhanesi ve dış çevrelerden destek gördü. Bu faaliyetler, Vilâyât-ı Sitte’yi işgale açan 24. madde ve Paris Barış Konferansı’ndaki paylaşım projeleriyle aynı siyasi zeminde gelişti.
Macabi ve Alyans İsrailit cemiyetleri, Filistin’de Yahudi yerleşimini ve devletleşme düşüncesini destekleyen Siyonist hedeflerle ilişkilendirildi. Ermeni, Rum ve Yahudi cemiyetlerinin amaçları aynı değildi; ortak noktaları, Wilson İlkeleri’ndeki self-determinasyon söylemini kendi siyasi programları lehine yorumlamaları ve uluslararası destek aramalarıydı.
B) Bütün cemiyetlerin Osmanlı ülke bütünlüğünü savunduğunu
C) Wilson İlkeleri’nin gizli antlaşmaları aynen onayladığını
D) Cemiyetlerin dış destek arayışından vazgeçtiğini
E) Bölgedeki nüfus tartışmalarının önemini kaybettiğini
Millî Varlığa Düşman Cemiyetler
Manda ve Himaye Yanlıları
İngiliz Muhipleri Cemiyeti kurtuluşu İngiliz himayesinde görürken Wilson Prensipleri Cemiyeti Amerikan mandasını savundu. Bu çevreler, Osmanlı Devleti’nin kendi gücüyle bağımsızlığını koruyamayacağı varsayımından hareket etti. Hürriyet ve İtilaf Fırkası da İttihat ve Terakki karşıtlığını Millî Mücadele karşıtı siyasete dönüştürerek İngilizlerle iş birliğine yaklaştı.
Manda ve himaye görüşü doğrudan yabancı ilhakıyla aynı değildir; bir büyük devletin koruyuculuğu altında varlığın sürdürülmesini önerir. Bununla birlikte bağımsız karar verme yetkisini dış güce bağladığı için tam bağımsızlık ilkesiyle çelişir. Bu nedenle bu cemiyetler, etnik bakımdan Türk veya Müslüman üyelerce kurulmuş olsalar da millî varlığa düşman sayılmıştır.
B) Tam bağımsızlığı dış korumaya bağlayan ortak anlayış taşımaları
C) Doğu Karadeniz’de Pontus devleti istemeleri
D) Yalnız azınlıklar tarafından kurulmaları
E) Sivas Kongresi’nde birleşmeleri
Saltanat-Hilafet Yanlısı ve Ayrılıkçı Örgütler
Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası, padişah ve halifenin emirlerine bağlı kalmanın ülkeyi kurtaracağını savundu. Teali-i İslam Cemiyeti, dinî söylemi kullanarak Millî Mücadele’ye karşı propaganda yaptı. Askerî Nigehban Cemiyeti ordudaki milliyetçi örgütlenmeye karşı çıktı. Bu kuruluşlar, bağımsız halk iradesine dayalı direnişi düzen bozucu kabul ederek İstanbul Hükûmetinin teslimiyetçi çizgisini destekledi.
Kürt Teali Cemiyeti Wilson İlkelerine dayanarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ayrı bir Kürt devleti kurmayı amaçladı. Hürriyet ve İtilaf Fırkası siyasal muhalefet, Teali-i İslam dinî propaganda, İngiliz Muhipleri yabancı himaye, Kürt Teali ise ayrılıkçı devlet hedefi bakımından farklıdır. Aynı grupta ele alınmalarının nedeni, ulusal egemenlik ve ülke bütünlüğüne dayalı Millî Mücadele çizgisine karşı olmalarıdır.
B) Bu cemiyetlerin tamamının aynı yabancı devletçe kurulduğunu
C) Bütün cemiyetlerin ortak bir merkezden yönetildiğini
D) Cemiyetlerin yalnız silahlı mücadele yöntemi kullandığını
E) Saltanat yanlılarının ayrılıkçı devlet kurmayı amaçladığını
Millî Cemiyetler ve Bölgesel Hak Savunusu
Ortak Özellikleri
Millî cemiyetler, işgal tehlikesi altındaki bölgelerde halkın kendi haklarını savunması amacıyla kuruldu. Başlangıçta bölgesel nitelik taşıdılar; her cemiyet öncelikle kendi çevresindeki ilhak veya azınlık devleti projesini engellemeye çalıştı. Türklerin bölgelerinde çoğunlukta olduğunu nüfus kayıtları, tarihî belgeler ve basın-yayın çalışmalarıyla ulusal ve uluslararası kamuoyuna göstermeyi hedeflediler.
Bu cemiyetler kongreler düzenledi, temsil heyetleri oluşturdu, miting ve protestoları destekledi, gerektiğinde Kuvâ-yi Milliye’ye insan ve malzeme sağladı. Yerel olmaları başlangıçta eş güdüm sorununa yol açsa da tabandan gelen örgütlenmeyi güçlendirdi. Daha sonra Sivas Kongresi’nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleşmeleri, bölgesel hak savunusundan ulusal örgütlenmeye geçişi sağlayacaktır.
I. işgal tehditlerinin farklı bölgelerde farklı hedefler taşıması,
II. merkezî hükûmetin ülke çapında etkili bir savunma örgütleyememesi,
III. yerel halkın kendi bölgesini koruma ihtiyacı
durumlarından hangileriyle açıklanabilir?
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III
Batı Anadolu ve Trakya Cemiyetleri
İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti, İzmir’in Yunanistan’a verilmesini önlemek ve bölgenin Türk çoğunluğunu belgelerle göstermek için kuruldu. İşgal kesinleşince Reddi İlhak adını alan örgütlenme, “ilhakı reddetme” düşüncesini açık biçimde savundu; Balıkesir ve Alaşehir kongrelerinin toplanmasına ve Batı Anadolu direnişinin örgütlenmesine katkı sağladı.
Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Doğu Trakya’nın Yunanistan’a verilmesini önlemek için faaliyet gösterdi. Osmanlı Devleti’nin dağılması hâlinde bağımsız bir Trakya devleti kurma düşüncesi, cemiyetin bölgesel savunma kaygısının göstergesidir; nihai hedefi bölgenin Yunan egemenliğine girmesini engellemekti. Bu iki örgütlenmenin ortak tehdidi Yunan genişlemesi, farklılığı ise faaliyet alanlarıydı.
B) Yunan ilhakına karşı bölgesel Türk haklarını savunmaları
C) Amerikan mandasını zorunlu görmeleri
D) İstanbul Hükûmetinin resmî askerî birlikleri olmaları
E) Yalnız basın-yayın yoluyla faaliyet göstermeleri
Doğu Anadolu, Karadeniz ve Çukurova Cemiyetleri
Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, diğer adıyla Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti, Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulmasını önlemek ve bölgenin Türk çoğunluğunu savunmak için kuruldu. Göçü önleme, bilimsel ve tarihî çalışmalar yapma, basın-yayınla kamuoyu oluşturma yöntemlerini benimsedi.
Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti Doğu Karadeniz’de Pontus devletini engellemeyi; Kilikyalılar Cemiyeti ise Adana ve Çukurova’nın Fransız ve Ermeni hâkimiyetine girmesini önlemeyi amaçladı. Kars İslam Şûrası, Mondros sonrasında Elviye-i Selâse’de oluşan otorite boşluğunda Türk ve Müslüman halkın haklarını korumak için örgütlendi. Bu cemiyetler aynı savunma anlayışını farklı bölgesel tehditlere uyguladı.
Basın, Lojistik ve Toplumsal Destek Örgütleri
Millî Kongre Cemiyeti, İstanbul’daki aydınlar tarafından kuruldu; Rum ve Ermeni propagandasına karşı Türklerin haklılığını basın-yayın yoluyla dünya kamuoyuna duyurmaya çalıştı. “Kuvâ-yi Milliye” adını kullanan ilk siyasi örgütlerden biri olması ve diğer cemiyetlerden farklı olarak başlangıçtan itibaren ulusal propaganda hedefi taşıması önemlidir.

Görseldeki I, II ve III numaralı faaliyetlerin sırasıyla ilişkili olduğu cemiyetler aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
B) Kilikyalılar — İngiliz Muhipleri — Mavri Mira
C) Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk — Pontus Rum — Teali-i İslam
D) Trakya-Paşaeli — Kars İslam Şûrası — Kürt Teali
E) Millî Kongre — Wilson Prensipleri — Karakol
Karakol Cemiyeti, İstanbul’dan Anadolu’ya subay, silah ve cephane kaçırarak direnişin gizli lojistik ağını kurdu. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti Sivas merkezli olarak kadınların miting, protesto, yardım ve bağış faaliyetlerine katılımını örgütledi. Bu örnekler Millî Mücadele’nin yalnız cephedeki silahlı güçten oluşmadığını; propaganda, istihbarat, ikmal ve toplumsal seferberliğin birlikte yürüdüğünü gösterir.
B) Basın ve propaganda — gizli lojistik — toplumsal yardım ve seferberlik
C) Diplomatik antlaşma — düzenli ordu — saltanat savunusu
D) Yerel ilhak — yabancı himaye — azınlık propagandası
E) Barış konferansı — işgal yönetimi — nüfus sayımı
Kuvâ-yi Milliye’nin Doğuşu ve Yapısı
Yerel Silahlı Direnişin Ortaya Çıkışı
Kuvâ-yi Milliye, “millî kuvvetler” anlamında, Mondros sonrasında başlayan işgallere karşı halkın ve terhis edilmiş askerlerin oluşturduğu yerel silahlı direniş birliklerini ifade eder. İlk yerel silahlı direniş Fransız işgaline karşı 19 Aralık 1918’de Dörtyol’da başladı. Batı Anadolu’daki geniş çaplı Kuvâ-yi Milliye örgütlenmesi ise İzmir’in işgalinden sonra Ayvalık, Bergama, Salihli, Akhisar ve Nazilli çevresinde gelişti.
Birlikler merkezî bir komutaya bağlı düzenli ordu değildi. Eski subaylar, efeler, zeybekler, köylüler ve gönüllülerden oluşuyor; silah, yiyecek ve insan gücünü büyük ölçüde yöre halkından sağlıyordu. “Kuvâ-yi Milliye ruhu” işgale boyun eğmeme iradesini, “Kuvâ-yi Milliye teşkilatı” ise bu iradenin yerel askerî örgütlenmesini anlatır. Kavramın daha geniş anlamda bütün millî hareket için kullanıldığı metinlerde bağlam farkı gözetilmelidir.
B) Yerel toplumsal desteğe dayanan heterojen bir yapı olduğunu
C) Yalnız İstanbul Hükûmetinin emirleriyle hareket ettiğini
D) Bütün cephelerde aynı komutanlığa bağlı bulunduğunu
E) İtilaf Devletlerince silahlandırıldığını
Kuvâ-yi Milliye’nin Katkıları
Kuvâ-yi Milliye birlikleri işgal kuvvetlerini ani baskınlar, hareketli savunma ve yerel arazi bilgisini kullanarak yıprattı; ilerleyişlerini yer yer durdurdu veya yavaşlattı. Düzenli ordunun henüz kurulmadığı dönemde savunma boşluğunu doldurarak Millî Mücadele’nin örgütlenmesi için zaman kazandırdı. Halkın işgallere karşı direnebileceğini göstermesi millî bilinç ve moral üzerinde de etkili oldu.
Güney Cephesi’nde şehir savunmalarına, Batı Anadolu’da cephelerin oluşmasına ve iç isyanların bastırılmasına katkı sağladı. Bu başarılar kesin askerî zafer anlamına gelmez; Kuvâ-yi Milliye’nin temel tarihsel işlevi düşmanı bütünüyle yurttan çıkarmak değil, düzenli ordu ve ulusal siyasi merkez kuruluncaya kadar direnişi yaşatmak ve zaman kazandırmaktı.
B) Düzenli ordu kuruluncaya kadar direnişi sürdürmek ve zaman kazandırmak
C) Osmanlı Devleti’ni yeniden savaşa sokmak
D) İtilaf Devletleri arasında paylaşımı düzenlemek
E) Manda yönetimini kabul ettirmek
Düzensiz Yapının Sınırlılıkları
Kuvâ-yi Milliye’nin yerel ve gönüllü yapısı hızlı örgütlenme sağlarken ortak komuta, disiplin, düzenli ikmal ve uzun süreli cephe savaşı bakımından yetersizlik doğurdu. Birlikler kendi bölgelerini önceliyor, bütün cepheyi kapsayan tek bir askerî plan içinde hareket edemiyordu. Sayıca ve silah bakımından üstün düzenli Yunan ordusu karşısında kesin sonuç alınamamasının temel nedeni buydu.
Bazı Kuvâ-yi Milliye liderlerinin halktan zorla para ve mal toplaması, keyfî cezalar vermesi ve merkezî otoriteye bağlanmak istememesi halk tepkisine yol açtı. TBMM açıldıktan sonra devlet otoritesi ile bağımsız hareket eden yerel güçler arasındaki çelişki belirginleşti. Bu nedenlerle Kuvâ-yi Milliye’nin olumlu tarihsel işlevi korunurken birliklerin düzenli orduya dönüştürülmesi zorunlu hâle geldi.

B) Yerel desteğin düzenli orduyu gereksiz kılmasına
C) İşgallerin yalnız diplomatik yollarla sona ermesine
D) Kuvâ-yi Milliye’nin merkezî devlet tarafından kurulmasına
E) Bütün yerel liderlerin düzenli orduya karşı çıkmasına
I. farklı birliklerin ortak komutaya alınmak istenmesi,
II. halk üzerindeki keyfî uygulamaların önlenmesi,
III. düzenli düşman ordusuna karşı sürekli cephe savaşı yürütme ihtiyacı
etkenlerinden hangileri rol oynamıştır?
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III
Yerel Tepkiden Ulusal Mücadeleye Geçiş
İşgaller, Cemiyetler ve Kuvâ-yi Milliye Arasındaki Bağ
Mondros’un belirsiz işgal yetkileri, ordunun terhisi ve stratejik ağların denetimi devletin karşı koyma kapasitesini zayıflattı. İşgaller başlayınca toplumun tepkisi üç kanalda gelişti: miting ve raporlarla kamuoyu oluşturma, millî cemiyetlerle hukuki-siyasi örgütlenme, Kuvâ-yi Milliye ile silahlı yerel savunma. Bu kanallar birbirinin alternatifi değil, aynı direniş sürecinin farklı araçlarıydı.
Yerel örgütlenme işgal bölgelerinde hızla karşılık buldu; ancak dağınık yapı ülke çapında ortak hedef, temsil ve komuta ihtiyacını ortaya çıkardı. Millî cemiyetlerin birleşmesi ve Kuvâ-yi Milliye’nin düzenli orduya dönüşmesi bu ihtiyacın sonraki aşamalarıdır. Samsun, Havza, Amasya ve kongreler dönemi, yerel direniş enerjisinin ulusal bir siyasi programa dönüştürülmesini açıklayacaktır.
I. miting ve protestolar,
II. müdafaa-i hukuk cemiyetleri,
III. Kuvâ-yi Milliye birlikleri
birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılır?
B) Toplumsal tepkinin kamuoyu, örgütlenme ve silahlı savunma boyutları taşıdığına
C) Bütün hareketlerin başlangıçtan itibaren tek merkezden yönetildiğine
D) İstanbul Hükûmetinin bütün örgütleri resmen kurduğuna
E) Bölgesel tehditlerin ulusal bilincin gelişmesini engellediğine
Önceki Konu: I. Dünya Savaşı: Nedenleri, Cepheleri ve Sonuçları
Sonraki Konu: Kongreler Dönemi, Misak-ı Millî ve TBMM’nin Açılması
