AYT KONGRELER DÖNEMİ, MİSAK-I MİLLÎ VE TBMM’NİN AÇILMASI

0
25
AYT Kongreler Dönemi Misak-ı Millî ve TBMM'nin açılması Tarih konu anlatımı kapağı

AYT Kongreler Dönemi, Misak-ı Millî ve TBMM’nin açılması konu anlatımı kapsamında Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişi, genelgeler, kongreler, Temsil Heyeti, Misak-ı Millî, Birinci TBMM, Meclise karşı ayaklanmalar ve Sevr Antlaşması işlenecektir.
AYT tarih konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.

Mustafa Kemal’in Anadolu’ya Geçişi

Dokuzuncu Ordu Müfettişliği ve Samsun Raporu

Mondros’tan sonra Karadeniz’de Rum çeteleri ile Türk halkı arasındaki çatışmalar artınca İtilaf Devletleri, bölgede güvenlik sağlanmazsa müdahale edileceğini bildirdi. İstanbul Hükûmeti Mustafa Kemal Paşa’yı geniş askerî ve mülki yetkilerle Dokuzuncu Ordu Müfettişi olarak görevlendirdi. Resmî görev; asayişi sağlamak, silah ve cephaneyi toplamak, birliklerin terhisini denetlemek ve yerel kurulları dağıtmaktı. Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı.

Mustafa Kemal, yaptığı incelemelerin ardından hazırladığı Samsun Raporu’nda karışıklığın temel nedeninin Rum çetelerinin saldırıları olduğunu, Türklerin bağımsız yaşama isteğinden vazgeçmeyeceğini ve İzmir işgalinin haksızlığını belirtti. Böylece görevlendirmenin dayandığı “Türkler asayişi bozuyor” iddiasını tersine çeviren bir değerlendirme sundu. Samsun’a çıkış, Millî Mücadele’nin fiilî başlangıcı kabul edilir; ancak bu tarihte henüz ülke çapında ortak bir siyasi program açıklanmış değildi.

Örnek - 1
Mustafa Kemal’in resmî görevi silahları toplamak ve birliklerin terhisini denetlemek olduğu hâlde Samsun Raporu’nda Türklerin bağımsızlık isteğini ve Rum saldırılarını vurgulaması aşağıdakilerden hangisini gösterir?

A) Görev yetkilerini işgalleri desteklemek için kullandığını
B) Bölgedeki olayları İtilaf tezinden farklı bir neden-sonuç ilişkisiyle değerlendirdiğini
C) İstanbul Hükûmetinin ulusal egemenliği benimsediğini
D) Mebusan Meclisinin Samsun’da toplandığını
E) Sevr Antlaşması’nın yürürlüğe girdiğini
Rapor, asayiş sorununu Türklerin davranışlarına değil Rum çetelerinin saldırılarına bağlamış ve Türklerin bağımsızlık iradesini belirtmiştir. Bu, İtilafların müdahale gerekçesine karşı farklı bir açıklamadır.

Cevap: B

Havza Genelgesi ve Toplumsal Tepkinin Örgütlenmesi

Mustafa Kemal, Samsun’un İngiliz denetimine açık olması nedeniyle Havza’ya geçti ve 28 Mayıs 1919’da Havza Genelgesi’ni yayımladı. Genelgeyle İzmir’in işgalinin mitingler ve telgraflarla protesto edilmesi, protestolar sırasında azınlıklara zarar verilmemesi, orduların dağıtılmaması ve silahların teslim edilmemesi istendi. Amaç, işgaller karşısında millî bilinci canlandırmak ve dağınık tepkileri ortak bir kamuoyu hareketine dönüştürmekti.

Azınlıklara zarar verilmemesi uyarısı, protestonun meşruiyetini korumaya yönelikti. Çünkü şiddet olayları, İtilaf Devletlerine yeni müdahale gerekçesi sağlayabilirdi. Havza Genelgesi bu nedenle yalnız protesto çağrısı değil, tepkinin yöntemini ve sınırını belirleyen siyasi bir yönlendirmedir. Genelgenin ardından İstanbul Hükûmeti Mustafa Kemal’i geri çağırdı; bu durum millî hareketle merkezî yönetim arasındaki görüş ayrılığını görünür hâle getirdi.

Örnek - 2
Havza Genelgesi’nde işgallerin protesto edilmesi istenirken azınlıklara zarar verilmemesinin özellikle vurgulanması öncelikle hangi amaçla açıklanabilir?

A) Protestoları yalnız İstanbul’la sınırlamak
B) Tepkinin haklılığını korumak ve yeni işgal gerekçelerini önlemek
C) Rum cemiyetlerini millî harekete katmak
D) Manda yönetimini kabul ettirmek
E) Düzenli ordunun kuruluşunu tamamlamak
Azınlıklara yönelik saldırılar millî tepkinin meşruiyetini zedeleyebilir ve müdahaleye gerekçe yapılabilirdi. Uyarı, protestonun haklı ve kontrollü kalmasını amaçlamıştır.

Cevap: B

Amasya Genelgesi: Gerekçe, Amaç ve Yöntem

22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi, Mustafa Kemal’in yanı sıra Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy tarafından imzalandı; Kâzım Karabekir ile Cemal Paşa’nın onayı alındı. Birden fazla komutanın desteği, hareketin kişisel bir girişim görünümünden çıkarılmasına yardım etti. Genelge, “Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.” hükmüyle gerekçeyi; “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” hükmüyle amacı gerçekleştirecek siyasi özneyi açıkladı.

İstanbul Hükûmetinin sorumluluğunu yerine getiremediğinin belirtilmesi mevcut yönetimin meşruiyetini sorguladı. Sivas’ta ulusal kongre toplanması ve hükûmet görevini sürdüremezse her türlü etkiden uzak bir kurul oluşturulması kararı, millî iradeye dayanan alternatif bir örgütlenmenin temelini attı. Bu yönleriyle Amasya Genelgesi Millî Mücadele’nin gerekçesini, amacını ve yöntemini açıklayan bir program; egemenliği hanedandan millete yönelten ifadesiyle de ihtilal bildirisi niteliğindedir.

Amasya Genelgesi'nin tehlike, bağımsızlık, millî irade ve ulusal kongre aşamalarından oluşan siyasi programı
Dikkat
Amasya Genelgesi bağımsızlığı sağlayacak gücü “milletin azim ve kararı” olarak göstererek ulusal egemenlik ilkesini ilk kez açıkça ortaya koymuştur. Erzurum Kongresi ise “Kuvâ-yi Milliye’yi etkili, millî iradeyi egemen kılmak esastır.” kararıyla bu ilkeyi kongre kararına dönüştürmüştür.

Örnek - 3
Amasya Genelgesi’ndeki;
I. İstanbul Hükûmeti sorumluluğunu yerine getirememektedir.
II. Milletin bağımsızlığını milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
III. Sivas’ta ulusal bir kongre toplanacaktır.

hükümleri sırasıyla aşağıdaki kavramlardan hangileriyle ilişkilidir?

A) Meşruiyet krizi — millî irade — ulusal örgütlenme
B) Saltanatın güçlenmesi — manda — bölgesel savunma
C) Askerî zafer — ümmetçilik — diplomatik barış
D) Meclis hükûmeti — kapitülasyon — düzenli ordu
E) İstanbul’un işgali — yerel egemenlik — Sevr
Birinci hüküm mevcut hükûmetin görevini yapamadığını, ikincisi meşru gücün millete dayandığını, üçüncüsü ise bu iradenin ulusal ölçekte örgütleneceğini gösterir.

Cevap: A

Örnek - 4
Amasya Genelgesi’nin birden fazla komutan tarafından imzalanması ve bazı komutanların telgrafla onayının alınması aşağıdakilerden hangisine yöneliktir?

A) Mücadeleyi yalnız askerî bir ayaklanmaya dönüştürmeye
B) Kararların kişisel girişim değil ortak bir millî hareket olduğunu göstermeye
C) İstanbul Hükûmetinin emirlerini eksiksiz uygulamaya
D) Yabancı bir devletin koruyuculuğunu sağlamaya
E) Osmanlı Mebusan Meclisini dağıtmaya
Komutanların ortak imzası ve onayı, hareketin tek kişinin iradesi olmadığına ve askerî-siyasi destek tabanının genişlediğine kanıt oluşturmuştur.

Cevap: B

Kongreler Dönemi

Erzurum Kongresi’nin Toplanışı ve Temsil Niteliği

Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi’nden sonra görevinden alınmak istenince 8-9 Temmuz 1919 gecesi askerlik mesleğinden istifa etti. Sivil olarak katıldığı ilk büyük çalışma, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk Cemiyetinin topladığı 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihli Erzurum Kongresi oldu. Kongrenin amacı Doğu Anadolu’daki Ermeni ve Pontus tehditlerine karşı bölgesel savunmayı birleştirmekti.

Delegeler ağırlıklı olarak doğu illerinden geldiği için kongre toplanışı bakımından bölgeseldir. Buna karşılık alınan kararlar bütün vatanı, ulusal bağımsızlığı ve millî iradeyi ilgilendirdiğinden ulusal nitelik taşır. Bu ayrım, bir toplantının coğrafi temsil alanıyla kararlarının siyasi kapsamının aynı olmak zorunda olmadığını gösterir. Mustafa Kemal’in başkan seçilmesi ve Heyet-i Temsiliyenin kurulması, askerlikten ayrıldıktan sonra sivil siyasi liderliğinin kurumsallaşmasına katkı sağladı.

Örnek - 5
Erzurum Kongresi’ne doğu illerinden gelen delegeler katılmış; buna karşılık “Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.” kararı alınmıştır. Bu bilgiler aşağıdakilerden hangisini kanıtlar?

A) Kongrenin toplanışı ve kararlarının bütünüyle yerel kaldığını
B) Temsil alanı bölgesel olsa da kararların ulusal kapsam taşıdığını
C) Kongrenin İstanbul Hükûmeti tarafından düzenlendiğini
D) Ulusal egemenlik düşüncesinin reddedildiğini
E) Meclise karşı ayaklanmaların sona erdiğini
Delegelerin geldiği coğrafya bölgesel; vatanın bütününü ve milletin bağımsızlığını ilgilendiren karar ise ulusaldır. Toplanış ve karar niteliği ayrı değerlendirilmelidir.

Cevap: B

Erzurum Kongresi Kararları

Kongrede millî sınırlar içinde vatanın bir bütün olduğu, yabancı işgaline karşı milletin birlikte direneceği, manda ve himayenin kabul edilemeyeceği ve azınlıklara siyasi egemenliği bozacak ayrıcalıklar verilemeyeceği kararlaştırıldı. “Kuvâ-yi Milliye’yi etkili, millî iradeyi egemen kılmak esastır.” hükmü ulusal bağımsızlık ile ulusal egemenliği aynı programda birleştirdi.

İstanbul Hükûmeti vatanı koruyamazsa geçici bir hükûmet kurulması, hükûmet üyelerinin ulusal kongrece; kongre toplanmamışsa Heyet-i Temsiliyece seçilmesi benimsendi. Ayrıca Mebusan Meclisinin açılması ve hükûmetin meclis denetimine alınması istendi. Manda ilk kez açıkça reddedilirken millî sınır kavramı ve yeni bir hükûmet olasılığı ilk kez kongre kararı olarak ortaya kondu. Padişahı kurtarma vurgusu ise saltanat yanlılarını mücadeleden uzaklaştırmama amacı taşıyordu.

Örnek - 6
Erzurum Kongresi’nde hem “millî iradeyi egemen kılmak” hem de “ulusal güçler padişah ve saltanat makamını kurtaracaktır” kararlarının bulunması nasıl açıklanabilir?

A) Kongrenin ulusal egemenliği bütünüyle reddetmesiyle
B) Yeni egemenlik anlayışı kurulurken geniş toplumsal desteğin korunmak istenmesiyle
C) Saltanatın kongre tarafından kaldırılmasıyla
D) Manda yönetiminin kabul edilmesiyle
E) Kongre kararlarının yalnız askerî konularla sınırlı olmasıyla
Millî irade yeni siyasi ilkeyi gösterirken padişahı kurtarma ifadesi, saltanat yanlılarını ortak mücadele içinde tutmaya yönelik geçiş dönemi siyasetidir.

Cevap: B

Sivas Kongresi ve Ulusal Birliğin Kurulması

4-11 Eylül 1919 tarihli Sivas Kongresi, Amasya Genelgesi’ndeki çağrı üzerine ülkenin farklı bölgelerinden seçilen delegelerle toplandı. İstanbul Hükûmetinin ve bazı valilerin engellemeleri ile Fransız işgali söylentileri katılımı azalttı; buna rağmen toplantı amacı ve kararları bakımından ulusal bir kongreydi. Başkanlık, İttihatçılık suçlamaları ve Amerikan mandası en yoğun tartışılan konular arasındaydı.

Erzurum kararları ülke çapına genişletildi; bütün millî cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildi. Manda ve himaye kesin olarak reddedildi. Heyet-i Temsiliye bütün vatanı temsil edecek biçimde genişletildi; Ali Fuat Paşa’nın Batı Anadolu Kuvâ-yi Milliye Komutanlığına atanmasıyla Heyet ilk kez yürütme yetkisi kullandı. İrade-i Milliye gazetesiyle kamuoyu oluşturulması kararı da mücadelenin iletişim boyutunu güçlendirdi.

Erzurum Kongresi'nin bölgesel toplanış ve ulusal kararları ile Sivas Kongresi'nin ulusal toplanış, birlik ve cemiyetleri birleştirme sonuçları
Örnek - 7
I numaralı bölgesel toplanış ve ulusal karar, II numaralı tek çatı, III numaralı kesin ret ifadelerini içeren kongre kararları

Görseldeki I, II ve III numaralı karar kümeleri değerlendirildiğinde aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi doğrudur?

A) I yalnız Sivas’a, II yalnız Erzurum’a, III Amasya Görüşmelerine aittir.
B) I Erzurum’un niteliğini, II ve III Sivas’ın ulusal birliği güçlendiren sonuçlarını gösterir.
C) I ve II Son Osmanlı Mebusan Meclisine, III Birinci TBMM’ye aittir.
D) Üçü de bölgesel kongrelerin ortak kararlarıdır.
E) Üçü de İstanbul Hükûmetinin aldığı kararlardır.
Bölgesel toplanış-ulusal karar ayrımı Erzurum’u; cemiyetlerin tek çatı altında birleşmesi ve manda tartışmasının kesin olarak kapanması Sivas’ı gösterir.

Cevap: B

Örnek - 8
Sivas Kongresi’nde Ali Fuat Paşa’nın Batı Anadolu Kuvâ-yi Milliye Komutanlığına atanması, Heyet-i Temsiliyenin hangi niteliğine kanıt oluşturur?

A) Yalnız danışma kurulu olarak kaldığına
B) Ülke çapında yürütme yetkisi kullanmaya başladığına
C) Saltanatı kaldırdığına
D) Uluslararası antlaşma imzaladığına
E) Yargı yetkisini İstanbul’a bıraktığına
Bir komutan atamak karar alma ve uygulama yetkisidir. Heyet-i Temsiliye bu kararla temsil organı olmanın ötesine geçip yürütme işlevi üstlenmiştir.

Cevap: B

Balıkesir, Alaşehir ve Diğer Bölgesel Kongreler

Batı Anadolu’da Balıkesir ve Alaşehir kongreleri Yunan işgaline karşı Kuvâ-yi Milliye’yi ve Batı Cephesi’ni örgütlemeye yöneldi. Bu kongreler doğrudan bölgesel askerî savunma ihtiyacından doğdu; Mustafa Kemal toplantılara katılmadı. Alaşehir’de, gerekirse Yunanlara karşı bir İtilaf devletinden yardım alınabileceğinin tartışılması, bölgesel hareketlerin dış yardım konusunda Sivas’taki kesin tutumdan farklılaşabildiğini gösterir.

Ardahan, Kars, Oltu, Lüleburgaz, Nazilli ve Afyon gibi merkezlerde de kongreler düzenlendi. Pozantı Kongresi Güney Cephesi’nin örgütlenmesine katkı sağladı. Bu toplantılar işgal tehdidine hızlı yerel karşılık verdi; fakat her bölgenin ayrı karar ve komuta yapısı, ulusal merkez ihtiyacını da güçlendirdi. Sivas Kongresi’nin ayırt edici rolü, bu dağınık müdafaa hareketlerini ortak siyasi çatı altında birleştirmesidir.

Örnek - 9
Balıkesir ve Alaşehir kongrelerinin Batı Anadolu savunmasına yoğunlaşması, Sivas Kongresi’nin ise bütün millî cemiyetleri birleştirmesi aşağıdakilerden hangisini gösterir?

A) Bölgesel savunma girişimleri ile ulusal merkezileşmenin farklı örgütlenme düzeyleri olduğunu
B) Bütün kongrelerin aynı delegelerle toplandığını
C) Yerel kongrelerin ulusal mücadeleyi reddettiğini
D) Sivas Kongresi’nin yalnız Batı Cephesiyle ilgilendiğini
E) Kongrelerin İstanbul Hükûmetinin emirleriyle yapıldığını
Balıkesir ve Alaşehir belirli bir işgal alanına karşı yerel savunmayı, Sivas ise ülke çapındaki siyasi ve örgütsel birliği temsil eder.

Cevap: A

Temsil Heyetinden Ankara’ya

Damat Ferit Paşa Hükûmetinin Düşürülmesi

Sivas Kongresi’ni engellemeye çalışan Damat Ferit Paşa Hükûmetine karşı Heyet-i Temsiliye, İstanbul ile Anadolu arasındaki resmî haberleşmeyi kesti. Taşra yönetiminin önemli bir bölümü millî hareketin çağrısına uyunca Damat Ferit Paşa istifa etti ve yerine Ali Rıza Paşa Hükûmeti kuruldu. Bu gelişme Heyet-i Temsiliyenin İstanbul Hükûmetine karşı kazandığı ilk siyasi başarıdır.

Sonuç, silahlı bir zaferden değil iletişim ve idari bağlılık üzerinde kurulan siyasi baskıdan doğdu. Anadolu’daki yönetim birimlerinin kimin talimatına uyacağı sorusu, egemenliğin fiilî kaynağını belirliyordu. Heyet-i Temsiliye bu süreçte ülke çapında karar alabilen ve kararlarını uygulatabilen alternatif bir merkez olduğunu gösterdi.

Örnek - 10
Heyet-i Temsiliyenin İstanbul’la haberleşmeyi kesmesi üzerine Damat Ferit Paşa Hükûmetinin istifa etmek zorunda kalması aşağıdakilerden hangisine en güçlü kanıttır?

A) Heyet-i Temsiliyenin yalnız yerel bir dernek olduğuna
B) Millî hareketin idari ve siyasi baskı oluşturabilecek düzeye ulaştığına
C) İtilaf Devletlerinin Anadolu’dan çekildiğine
D) Saltanatın hukuken kaldırıldığına
E) Düzenli ordunun bütün cephelerde kurulduğuna
Bir hükûmet değişikliğini zorlayacak ölçüde haberleşme ve taşra bağlılığı üzerinde etkili olmak, Heyet-i Temsiliyenin ulusal siyasi güç hâline geldiğini gösterir.

Cevap: B

Amasya Görüşmeleri ve Resmî Tanınma

Ali Rıza Paşa Hükûmeti adına Bahriye Nazırı Salih Paşa ile Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal arasında 20-22 Ekim 1919’da Amasya Görüşmeleri yapıldı. Görüşme, İstanbul Hükûmetinin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini ve Heyet-i Temsiliyeyi resmen muhatap alması bakımından önemlidir. Böylece millî hareket fiilî varlığının yanı sıra siyasi tanınma kazandı.

Taraflar vatanın bütünlüğü, azınlıklara dengeyi bozucu ayrıcalık verilmemesi, Mebusan Meclisinin açılması ve seçim yapılması konularında uzlaştı. Meclisin güvenlik nedeniyle İstanbul dışında toplanması ve barış görüşmelerine gidecek heyetin Temsil Heyetinin uygun gördüğü kişilerden oluşması gibi kararlar uygulanmadı. Yalnız seçim ve Meclisin açılması gerçekleştirildi. Bu fark, bir protokolde karar alınmasıyla kararın siyasal güç dengesi içinde uygulanmasının aynı şey olmadığını gösterir.

Örnek - 11
Amasya Görüşmelerinde alınan kararların yalnız bir bölümünün uygulanması aşağıdaki yargılardan hangisini destekler?

A) İstanbul Hükûmetinin Heyet-i Temsiliyeyi hiçbir biçimde tanımadığını
B) Siyasi uzlaşmanın bütün kararların hayata geçmesini garanti etmediğini
C) Mebusan Meclisinin Ankara’da toplandığını
D) Saltanatın görüşmeler sırasında kaldırıldığını
E) Misak-ı Millî’nin Salih Paşa tarafından reddedildiğini
Seçim ve Meclisin açılması uygulanırken güvenli yerde toplanma gibi kararların uygulanmaması, mutabakat ile fiilî uygulama arasındaki farkı gösterir.

Cevap: B

Ankara’nın Millî Mücadelenin Merkezi Olması

Heyet-i Temsiliye 27 Aralık 1919’da Ankara’ya geldi. Ankara’nın Anadolu’nun iç kesiminde ve işgalden uzak olması güvenliği; demiryolu ve telgraf bağlantıları haberleşme ile ulaşımı; Ali Fuat Paşa’nın denetimindeki Batı Cephesi’ne yakınlığı askerî gelişmeleri izlemeyi kolaylaştırıyordu. Ayrıca şehirdeki kolordu ve halk millî hareketi destekliyordu.

Ankara’nın seçimi yalnız coğrafi merkezilikle açıklanamaz. Son Osmanlı Mebusan Meclisinin İstanbul’daki çalışmalarını izleyebilme, Batı Cephesiyle bağlantı kurabilme ve ülke içi iletişimi sürdürebilme imkânları birlikte değerlendirilmelidir. Ankara böylece Heyet-i Temsiliyenin çalışma merkezi, İstanbul’un işgalinden sonra da yeni meclisin doğal toplanma yeri oldu.

Örnek - 12
Ankara’nın millî mücadelenin merkezi seçilmesinde güvenlik, demiryolu-telgraf bağlantısı ve Batı Cephesi’ne yakınlık birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki kavram çiftlerinden hangisi belirleyicidir?

A) Dinî otorite ve saltanat
B) Stratejik konum ve iletişim
C) Deniz üstünlüğü ve sömürgecilik
D) Manda ve kapitülasyon
E) Hanedan birliği ve ümmetçilik
Ankara’nın değeri, işgalden uzak ve cepheye yakın stratejik konumu ile ülke çapındaki iletişim ve ulaşım ağlarına bağlanabilmesinden doğmuştur.

Cevap: B

Son Osmanlı Mebusan Meclisi ve Misak-ı Millî

Seçimler, Felah-ı Vatan Grubu ve Meclisin Açılması

Amasya Görüşmelerinden sonra seçimler yapıldı ve Son Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920’de İstanbul’da açıldı. Mustafa Kemal Erzurum milletvekili seçilmesine rağmen güvenlik ve tutuklanma riski nedeniyle İstanbul’a gitmedi. Milletvekillerinden kendisini Meclis başkanı seçmelerini ve Müdafaa-i Hukuk Grubu kurmalarını istedi; ancak milletvekilleri Felah-ı Vatan Grubu adıyla örgütlendi.

İsteklerin tam karşılanmaması, İstanbul’daki mebusların baskı ortamında hareket ettiğini ve Mustafa Kemal’in Meclis üzerindeki denetiminin sınırlı olduğunu gösterir. Buna rağmen Misak-ı Millî’nin kabul edilmesi, millî hareketin temel hedeflerinin Osmanlı parlamentosunda hukukî-siyasi belgeye dönüşmesini sağladı. Meclis, saltanat yönetimi içinde açılmış olsa da aldığı kararlarla ulusal bağımsızlık programının taşıyıcısı oldu.

Örnek - 13
Mustafa Kemal’in Müdafaa-i Hukuk adıyla grup kurulmasını istemesine rağmen Felah-ı Vatan Grubunun kurulması ve kendisinin Meclis başkanı seçilmemesi aşağıdakilerden hangisini gösterir?

A) Misak-ı Millî’nin reddedildiğini
B) İstanbul’daki mebusların tüm kararlarını Ankara’dan doğrudan emirle almadığını
C) Heyet-i Temsiliyenin ortadan kalktığını
D) İtilaf işgalinin sona erdiğini
E) Meclisin Ankara’da toplandığını
Milletvekillerinin grup adı ve başkanlık konusunda farklı davranması, Mustafa Kemal’in İstanbul Meclisi üzerinde tam ve doğrudan denetimi olmadığını gösterir.

Cevap: B

Misak-ı Millî’nin Sınır ve Halkoylaması Kararları

Misak-ı Millî, 28 Ocak 1920’de gizli oturumda kabul edilen ve 17 Şubat’ta kamuoyuna açıklanan ulusal yemin belgesidir. Mondros imzalandığında işgal altında olmayan, Türk ve Müslüman çoğunluğun yaşadığı bölgelerin bölünmez bir bütün olduğu benimsendi. Bu hüküm imparatorluğun bütün eski topraklarını değil, nüfus ve ateşkes hattı ölçütlerine dayanan millî vatan anlayışını esas aldı.

Kars, Ardahan ve Batum’da gerekirse yeniden halkoylaması yapılması; Batı Trakya’nın geleceğinin halkın serbest oyuyla belirlenmesi istendi. Mondros sırasında işgal altında bulunan Arap çoğunluklu bölgelerde de halkın kendi geleceğine karar vermesi kabul edildi. Halkoylaması, bir bölgenin siyasi geleceğinin orada yaşayanların iradesiyle belirlenmesidir. Bu kararlar imparatorluk egemenliğini zorla sürdürmek yerine ulusal çoğunluk ve halk iradesi ölçütlerine geçildiğini gösterir.

Örnek - 14
Misak-ı Millî’de Kars, Ardahan, Batum, Batı Trakya ve Arap çoğunluklu bölgeler için halkoylamasının benimsenmesi aşağıdaki ilkelerden hangisine dayanır?

A) Hanedan egemenliği
B) Halkların kendi siyasi geleceklerini belirlemesi
C) Kapitülasyonların genişletilmesi
D) Manda yönetiminin zorunluluğu
E) Sömürge paylaşımının korunması
Halkoylaması, sınır veya yönetim tercihini doğrudan bölge halkının iradesine bağlar; bu yaklaşım kendi geleceğini belirleme ilkesine dayanır.

Cevap: B

Boğazlar, Azınlıklar ve Ekonomik Bağımsızlık

Misak-ı Millî, İstanbul ve Marmara Denizi’nin güvenliği sağlanırsa Boğazların dünya ticaretine açılabileceğini kabul etti. Böylece uluslararası ticaret özgürlüğü ile başkent ve ülke güvenliği arasında koşullu bir denge kuruldu. Boğazların bütünüyle yabancı bir komisyona bırakılması değil, Türkiye’nin güvenliğinin korunması öncelendi.

Azınlık haklarında karşılıklılık ilkesi benimsendi: komşu ülkelerdeki Müslümanlara tanınan haklar ölçüsünde Türkiye’deki azınlıklara hak verilecekti. Kapitülasyonların ve siyasi, adli, mali gelişmeyi sınırlayan ayrıcalıkların reddi ekonomik bağımsızlığın temelidir. Belge yalnız toprak sınırını değil, devletin hukuk ve ekonomi alanlarında bağımsız karar verebilmesini de millî egemenliğin parçası saydı.

Misak-ı Millî kararlarının ülke bütünlüğü, halkoylaması, Boğazlar, azınlık hakları ve ekonomik bağımsızlık alanları
Örnek - 15
Misak-ı Millî’de kapitülasyonların reddedilmesi ve azınlık haklarının karşılıklılık esasına bağlanması birlikte değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisine ulaşılır?

A) Hukuki ve ekonomik bağımsızlığın birlikte korunmak istendiğine
B) Yabancı devletlere tek taraflı ayrıcalık tanındığına
C) Millî sınırların yalnız dinî ölçütle belirlendiğine
D) Boğazların koşulsuz yabancı yönetime bırakıldığına
E) Saltanatın kaldırıldığına
Kapitülasyonların reddi devletin ekonomik ve adli karar bağımsızlığını, karşılıklılık ise hakların tek taraflı dış ayrıcalığa dönüşmemesini amaçlar.

Cevap: A

Misak-ı Millî’nin Tarihsel Önemi ve Sınırı

Misak-ı Millî, Millî Mücadele’nin ulaşmak istediği bağımsızlık ve sınır hedeflerini Osmanlı Mebusan Meclisinin kararı hâline getirdi. Erzurum ve Sivas kongrelerindeki temel ilkeler parlamenter bir belgeye dönüştü; daha sonra TBMM tarafından benimsendi ve Lozan görüşmelerinin başlıca tartışma alanlarını oluşturdu. Bu nedenle belge, kongre kararları ile yeni meclisin dış politika hedefleri arasında köprü kurdu.

Belgede devlet rejiminin biçimi veya ulusal egemenliğin nasıl kurumsallaşacağı açıkça düzenlenmedi. Temel amaç, barışın kabul edilebilir asgari koşullarını ve millî vatan anlayışını belirlemekti. Bu nedenle Misak-ı Millî’yi anayasa ya da cumhuriyet ilanı gibi değerlendirmek yanlıştır; belge bir bağımsızlık ve barış programıdır.

Örnek - 16
Misak-ı Millî’nin Erzurum ve Sivas kararlarını parlamenter belgeye dönüştürmesi, TBMM tarafından benimsenmesi ve Lozan görüşmelerine temel oluşturması aşağıdaki yargılardan hangisini destekler?

A) Millî hedeflerde kurumsal ve diplomatik süreklilik bulunduğunu
B) Belgenin cumhuriyeti ilan ettiğini
C) İstanbul Hükûmetinin bütün işgalleri sona erdirdiğini
D) Manda yönetiminin temel dış politika hedefi olduğunu
E) Sevr’in Misak-ı Millî’yi gerçekleştirdiğini
Aynı bağımsızlık hedefinin kongre, parlamento, TBMM ve barış görüşmeleri boyunca korunması kurumsal ve diplomatik sürekliliğe işaret eder.

Cevap: A

İstanbul’un Resmen İşgali ve Yeni Meclis

16 Mart 1920 İşgali ve Meclis-i Mebusanın Dağıtılması

Misak-ı Millî’nin ilanı İtilaf Devletlerinin baskısını artırdı. İstanbul 16 Mart 1920’de resmen işgal edildi; Şehzadebaşı Karakolu basıldı, millî hareket yanlısı milletvekilleri ve aydınlar tutuklanarak Malta’ya sürüldü. İşgali Mustafa Kemal’e telgrafla bildiren Manastırlı Hamdi Bey, haberleşmenin millî merkez açısından taşıdığı önemi gösteren sembol isimlerden biri oldu. Padişah, Mebusan Meclisini 11 Nisan’da resmen kapattı.

Mustafa Kemal İstanbul’la resmî haberleşmeyi kesti; Anadolu’daki İtilaf subaylarının tutuklanmasını ve düşman sevkiyatını kolaylaştırabilecek bazı demiryollarının denetlenmesini istedi. İşgal, İstanbul Hükûmeti ve padişahın bağımsız karar verme gücünün kalmadığını görünür hâle getirdi. Bazı mebusların Anadolu’ya geçmesi yeni meclisin siyasi ve insan kaynağını güçlendirdi; Ankara’da olağanüstü yetkili bir meclis toplama süreci hızlandı.

Örnek - 17
İstanbul’un resmen işgal edilmesi, Mebusan Meclisinin dağıtılması ve bazı mebusların Ankara’ya geçmesi aşağıdaki sonuçlardan hangisini doğrudan hızlandırmıştır?

A) Ankara’da ulusu temsil edecek yeni bir meclisin açılmasını
B) Saltanatın aynı gün kaldırılmasını
C) Lozan görüşmelerinin başlamasını
D) Düzenli ordunun bütün cephelerde zafer kazanmasını
E) İtilaf Devletlerinin İstanbul’dan çekilmesini
İstanbul’daki temsil organının zorla dağıtılması, millî iradeyi güvenli bir merkezde temsil edecek yeni meclisi zorunlu hâle getirmiştir.

Cevap: A

Birinci TBMM’nin Açılması

Mustafa Kemal, 19 Mart 1920 tarihli genelgeyle Ankara’da olağanüstü yetkili bir meclis toplanacağını bildirdi. Yeni seçilen milletvekilleriyle İstanbul’dan gelebilen eski mebuslar 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplandı. Böylece farklı temsil kaynakları tek mecliste birleşti. Meclis “Büyük Millet Meclisi” adıyla açıldı; “Türkiye” sözcüğü resmî adlandırmada daha sonra yaygınlaştı.

Birinci TBMM’nin açılması, ulusal egemenliğe dayalı yeni bir devlet otoritesinin kurulması anlamına geldi. Meclis yalnız yasa çıkaran bir organ değildi; savaşın yönetimini, hükûmetin kuruluşunu ve gerektiğinde yargısal tedbirleri de üstlendi. Öncelikli hedef vatanın kurtarılması olduğundan rejimin adı konusunda tartışma açılmadı; farklı siyasi görüşler bağımsızlık amacı çevresinde bir arada tutuldu.

Örnek - 18
Birinci TBMM’de yeni seçilen milletvekilleriyle Son Osmanlı Mebusan Meclisinden gelen üyelerin birlikte yer alması aşağıdakilerden hangisini amaçlamıştır?

A) Temsil sürekliliğini ve yeni millî irade kaynağını aynı mecliste birleştirmeyi
B) İstanbul Hükûmetini yeniden tek karar merkezi yapmayı
C) Yalnız askerlerden oluşan bir yönetim kurmayı
D) Mebusan Meclisini İstanbul’da yeniden açmayı
E) Saltanat Şûrasını yasama organına dönüştürmeyi
Eski mebusların katılımı parlamenter temsilin sürekliliğini, yeni seçilen üyeler ise Ankara merkezli millî iradenin güncel dayanağını sağlamıştır.

Cevap: A

24 Nisan Önergesi ve Egemenlik Anlayışı

Mustafa Kemal’in 24 Nisan’da sunduğu ve Meclisin çalışma esaslarını belirleyen önergeye göre hükûmet kurmak zorunluydu; geçici bir hükûmet başkanı tanımak veya padişah vekili atamak doğru değildi; TBMM’nin üzerinde hiçbir güç yoktu. Yasama ve yürütme yetkileri Mecliste toplanıyor, Meclis başkanı hükûmetin de başkanı oluyordu.

Padişah ve halifenin geleceğinin baskıdan kurtulduktan sonra Meclisin belirleyeceği kanun çerçevesinde ele alınması, egemenlik üstünlüğünü fiilen Meclise verdi. Buna rağmen toplumsal birlik kaygısıyla saltanat hemen kaldırılmadı. Önerge, bir yandan yeni otoritenin sürekliliğini kurarken diğer yandan Millî Mücadele tamamlanıncaya kadar rejim tartışmasını erteleyen geçiş formülü oluşturdu.

Örnek - 19
“TBMM’nin üzerinde hiçbir güç yoktur.” ve “Geçici bir hükûmet başkanı tanımak doğru değildir.” hükümleri birlikte değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Meclisin kararlarında başka bir siyasi makama bağlı olmasının reddedildiği
B) Padişahın hükûmet başkanı yapıldığı
C) Yürütme yetkisinin İtilaf Devletlerine verildiği
D) Meclisin geçici ve danışma niteliğinde olduğu
E) Misak-ı Millî’nin yürürlükten kaldırıldığı
İki hüküm de TBMM’nin üstünde veya yanında bağımsız bir yürütme otoritesi kabul etmeyerek karar üstünlüğünü Meclise verir.

Cevap: A

Birinci TBMM’nin Yapısı ve Çalışma Düzeni

Kurucu, Demokratik ve Olağanüstü Meclis

Birinci TBMM, üyelerinin seçimle belirlenmesi nedeniyle demokratik; İstanbul Hükûmeti ile işgal yönetimine karşı yeni bir otorite kurması nedeniyle ihtilalci; savaş şartlarında ülkenin kaderini üstlenmesi nedeniyle olağanüstü ve savaşçı bir meclistir. Yeni devlet organları kurması ve 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu kabul etmesi kurucu meclis niteliğini gösterir.

Meclisin temel amacı vatanı kurtarmaktı. Bu nedenle üyeler arasında farklı dünya görüşleri ve gruplar bulunsa da siyasi parti düzeni kurulmadı; rejim tartışması ertelendi. Meclis inkılap programı yürüten bir meclis olmaktan çok millî bağımsızlık meclisiydi. Döneminin sonunda saltanatın kaldırılması, bağımsızlık ve egemenlik çatışmasının zorunlu sonucu olarak gerçekleştirilen temel siyasal değişikliktir.

Örnek - 20
Birinci TBMM’nin anayasa hazırlaması, hükûmet ve ordu kurması aşağıdaki niteliklerinden hangisinin doğrudan kanıtıdır?

A) Danışma meclisi
B) Kurucu meclis
C) Manda yönetimi
D) Saltanat meclisi
E) Yerel kongre
Yeni devletin temel hukukunu ve organlarını oluşturmak, mevcut düzen içinde yalnız yasa çıkarmanın ötesinde kurucu iktidar kullanmaktır.

Cevap: B

Güçler Birliği ve Meclis Hükûmeti Sistemi

Birinci TBMM’de yasama ve yürütme yetkileri aynı organda toplandı. Bakanlar Meclis içinden tek tek seçiliyor, başbakan bulunmuyor ve Meclis başkanı hükûmetin de başkanı oluyordu. Bu düzene meclis hükûmeti sistemi denir. Amaç savaş koşullarında kararları hızla almak, yürütmeyi doğrudan Meclis denetiminde tutmak ve ayrı bir siyasi otorite doğmasını önlemekti.

İstiklal Mahkemelerinin üyelerinin milletvekilleri arasından seçilmesi ve Meclis adına karar vermesi, yargı yetkisinin de olağanüstü şartlarda Meclis üstünlüğüyle bağlantılı kullanılmasını sağladı. Yasama, yürütme ve yargı işlevlerinin tek merkezde yoğunlaşması güçler birliği olarak adlandırılır. Bu sistem modern güçler ayrılığından farklıdır; savaşın olağanüstü şartlarının doğurduğu merkezileşmiş bir karar düzenidir.

Millî egemenlikten TBMM'ye ve yasama, yürütme, yargı yetkilerine uzanan güçler birliği ile meclis hükûmeti yapısı
Örnek - 21
Meclis merkezinden I yasama, II yürütme ve III yargı alanlarına kurulan bağlantılar

Görselde I, II ve III numaralı yetkilerin aynı Meclis merkezinde toplanması;
I. güçler birliği,
II. meclis üstünlüğü,
III. yürütmenin Meclise karşı doğrudan sorumluluğu

sonuçlarından hangilerini destekler?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Üç yetkinin Meclis çevresinde örgütlenmesi güçler birliğini ve Meclis üstünlüğünü gösterir. Bakanların Meclisten seçilmesi de yürütmeyi doğrudan Meclise bağlar.

Cevap: E

Örnek - 22
Birinci TBMM’de başbakanlık makamının bulunmaması ve bakanların Meclis tarafından tek tek seçilmesi aşağıdaki sistemlerden hangisinin göstergesidir?

A) Başkanlık sistemi
B) Mutlak monarşi
C) Meclis hükûmeti sistemi
D) Manda yönetimi
E) Federasyon
Yürütme kurulunun Meclis içinden tek tek seçilmesi ve ayrı bir başbakanın bulunmaması, meclis hükûmeti sisteminin ayırt edici özelliğidir.

Cevap: C

Meclisteki Gruplar ve Temel Kanunlar

Birinci TBMM’de Müdafaa-i Hukuk, Tesanüt, Halk Zümresi, Islahat, İstiklal ve Yeşil Ordu gibi gruplar oluştu. Bunlar modern anlamda disiplinli siyasi partiler değildi. Zamanla Mustafa Kemal’i destekleyen Birinci Grup ile muhalif İkinci Grup ayrımı belirginleşti. Görüş ayrılıklarına rağmen vatanın kurtarılması ortak hedefi Meclisin çalışmasını sürdürmesini sağladı.

Meclis ilk olarak vergi gelirini düzenleyen Ağnam Vergisi Kanunu’nu kabul etti. Hıyanet-i Vataniye Kanunu Meclis otoritesine karşı eylemleri suç saydı; Firariler Kanunu asker kaçaklarını azaltmayı amaçladı; İstiklal Mahkemeleri olağanüstü yargı aracı oldu. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu yeni devletin anayasal temelini kurdu, İstiklal Marşı’nın kabulü ise ortak bağımsızlık kimliğini simgeledi. Bu düzenlemeler mali kaynak, insan gücü, hukuk, devlet yapısı ve millî sembol ihtiyaçlarının birlikte karşılandığını gösterir.

Örnek - 23
Ağnam Vergisi, Firariler ve Hıyanet-i Vataniye kanunlarının aynı dönemde çıkarılması, Birinci TBMM’nin sırasıyla hangi ihtiyaçlara çözüm aradığını gösterir?

A) Mali kaynak — askerî insan gücü — siyasi-hukuki otorite
B) Deniz ticareti — dış borç — azınlık hakları
C) Saltanat — manda — kapitülasyon
D) Sınır çizimi — nüfus mübadelesi — barış antlaşması
E) Sanayileşme — eğitim — belediye yönetimi
Ağnam vergisi gelir, Firariler Kanunu ordunun insan kaynağı, Hıyanet-i Vataniye Kanunu ise Meclis otoritesinin hukuk yoluyla korunmasıyla ilgilidir.

Cevap: A

TBMM’ye Karşı Ayaklanmalar

Ayaklanmaların Ortak Nedenleri

Ayaklanmaların yayılmasında İstanbul Hükûmeti ve işgal devletlerinin millî hareketi “padişah ve halifeye karşı isyan” olarak göstermesi, Şeyhülislam fetvası, halkın dinî duygularının kullanılması ve haberleşme yetersizliği etkili oldu. Bazı yerel ileri gelenler bölgelerindeki otoriteyi kaybetmek istemedi; bazı Kuvâ-yi Milliye birliklerinin zorla para ve mal toplaması halk tepkisini artırdı.

İngiltere, millî kuvvetlerin Boğazlara yaklaşmasını ve Ankara’da güçlü bir merkez kurulmasını engellemek istiyordu. Azınlık örgütleri ise ayrı devlet kurma amaçlarıyla ayaklandı. Nedenler tek bir kaynağa indirgenemez: hanedan-din propagandası, dış müdahale, yerel çıkar, düzensiz askerî yapı ve ayrılıkçı milliyetçilik aynı dönemde farklı isyanları besledi.

Örnek - 24
TBMM’ye karşı ayaklanmaların dinî propaganda, yerel otorite kaygısı, işgal desteği ve bazı Kuvâ-yi Milliye birliklerinin uygulamaları gibi farklı nedenlere dayanması aşağıdakilerden hangisini gösterir?

A) Ayaklanmaların tek merkezden ve tek amaçla çıktığını
B) İç direnişin siyasi, toplumsal ve dış kaynaklı etkenlerin birleşmesiyle oluştuğunu
C) Bütün isyanların azınlıklar tarafından çıkarıldığını
D) Meclisin ayaklanmaları desteklediğini
E) İsyanların Misak-ı Millî’den önce tamamen sona erdiğini
Farklı toplumsal gruplar ve siyasi hedefler, ayaklanmaların tek nedenli değil çok katmanlı bir iç güvenlik ve egemenlik sorunu olduğunu gösterir.

Cevap: B

Ayaklanmaların Sınıflandırılması

Ayaklanmalar dört ana grupta incelenir. İstanbul Hükûmetinin doğrudan çıkardığı Ahmet Anzavur ve Kuvâ-yi İnzibatiye hareketleri Meclisi ortadan kaldırmayı amaçladı. İstanbul Hükûmeti ile işgalcilerin kışkırttığı Bolu, Düzce, Hendek, Adapazarı, Yozgat, Konya, Afyon, Koçgiri ve benzeri isyanlar farklı yerel rahatsızlıkları Ankara karşıtlığına yöneltti.

Düzenli orduya katılmak istemeyen eski Kuvâ-yi Milliye liderlerinden Demirci Mehmet Efe ve Çerkez Ethem de merkezî otoriteye karşı çıktı. Rum ve Ermeni ayaklanmaları ayrı devlet kurma hedefi taşıyan azınlık hareketleriydi. Sınıflandırmada yalnız isyanın çıktığı yer değil, çıkaran güç ve siyasi amaç ölçüt alınmalıdır. Aynı bölgede görülen iki hareket farklı kategoriye girebilir.

Örnek - 25
Ahmet Anzavur, Çerkez Ethem ve Pontus ayaklanmalarının sırasıyla hangi gruplarda değerlendirilmesi gerekir?

A) Azınlık — İstanbul Hükûmeti — eski Kuvâ-yi Milliyeci
B) İstanbul Hükûmeti — eski Kuvâ-yi Milliyeci — azınlık
C) Eski Kuvâ-yi Milliyeci — azınlık — İstanbul Hükûmeti
D) İşgalci kışkırtması — İstanbul Hükûmeti — bölgesel kongre
E) Millî cemiyet — düzenli ordu — azınlık
Ahmet Anzavur İstanbul Hükûmetince desteklenen; Çerkez Ethem düzenli orduya katılmayan eski Kuvâ-yi Milliyeci; Pontus ise ayrılıkçı azınlık hareketidir.

Cevap: B

TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Önlemleri

TBMM ayaklanmaları yalnız askerî güçle bastırmadı. Kuvâ-yi Milliye ve giderek düzenli birlikler askerî mücadeleyi yürüttü; Hıyanet-i Vataniye Kanunu ve İstiklal Mahkemeleri hukuki yaptırım sağladı. Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi öncülüğündeki karşı fetva, İstanbul fetvasının dinî etkisini kırmaya yöneldi.

Anadolu Ajansı ve Hâkimiyet-i Milliye gazetesi, yanlış haber ve propagandaya karşı Meclisin görüşünü halka ulaştırdı. İstanbul’la resmî ilişkilerin kesilmesi ve İstanbul’dan gelen emirlerin geçersiz sayılması siyasi otoriteyi ayırdı. Böylece askerî, hukuki, dinî, iletişimsel ve siyasi araçlar aynı hedefte birleşti: TBMM’nin meşruiyetini ve Anadolu üzerindeki karar gücünü korumak.

TBMM'nin ayaklanmalar karşısında askerî, hukuki, dinî, iletişimsel ve siyasi araçlarla otoritesini koruması
Örnek - 26
Millî Mücadele’de Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun çıkarılması, karşı fetva yayımlanması ve Anadolu Ajansı aracılığıyla halkın bilgilendirilmesi sırasıyla hangi mücadele alanlarına örnektir?

A) Hukuki — dinî — iletişimsel
B) Askerî — ekonomik — diplomatik
C) Dinî — hukuki — askerî
D) Ekonomik — siyasi — hukuki
E) Diplomatik — askerî — mali
Kanun hukuki yaptırım, karşı fetva dinî meşruiyet, ajans ise bilgi ve propaganda alanında mücadele aracıdır.

Cevap: A

Örnek - 27
Ayaklanmaların bastırılması sırasında millî kuvvetlerin cepheden iç bölgelere çekilmesi ve kaynakların iç güvenliğe ayrılması aşağıdaki sonuçlardan hangisine yol açmıştır?

A) Millî Mücadele’nin zaman ve kaynak kaybetmesine
B) İşgallerin kendiliğinden sona ermesine
C) Sevr’in yürürlüğe girmesine
D) İstanbul Hükûmetinin Ankara’ya taşınmasına
E) Kapitülasyonların kaldırılmasına
İç isyanlar savaşçıları ve malzemeyi cephelerden uzaklaştırmış, düzenli ordunun kuruluşunu ve işgal güçlerine karşı mücadeleyi geciktirmiştir.

Cevap: A

Sevr Antlaşması

San Remo’dan Sevr’e ve Hukuki Geçerlilik Sorunu

İtilaf Devletleri Osmanlı Devletiyle yapılacak antlaşmanın koşullarını 18-26 Nisan 1920 tarihli San Remo Konferansı’nda belirledi. Tevfik Paşa, koşulları bağımsız devlet anlayışıyla bağdaşmaz bulduğu için kabul etmedi. Bunun üzerine Yunan ordusunun saldırısı genişletildi ve İstanbul üzerindeki baskı artırıldı. Padişahın topladığı Saltanat Şûrası antlaşmanın kabulüne karar verdi; Osmanlı heyeti 10 Ağustos 1920’de Sevr’i imzaladı.

Osmanlı Kanun-ı Esasi’sine göre uluslararası antlaşmaların yürürlüğe girmesi için Mebusan Meclisinin onayı gerekiyordu. Meclis kapalı olduğu ve Sevr onaylanmadığı için antlaşma hukuken yürürlüğe girmedi. TBMM ise İstanbul Hükûmetinin millet adına antlaşma yapma yetkisini tanımadı. Bu nedenle Sevr, uygulanmak istenen ağır paylaşım projesi olmakla birlikte geçerli bir barış düzenine dönüşemedi.

Örnek - 28
Sevr Antlaşması’nın imzalanmış olmasına rağmen hukuken yürürlüğe girmemesinde belirleyici olan aşağıdakilerden hangisidir?

A) Paris Barış Konferansı’nın toplanmaması
B) Osmanlı Mebusan Meclisinin antlaşmayı onaylamaması
C) Saltanat Şûrasının antlaşmayı reddetmesi
D) Yunan ordusunun Anadolu’ya hiç saldırmaması
E) Misak-ı Millî’nin Sevr’i kabul etmesi
İmza tek başına yeterli değildi; anayasal onay makamı olan Mebusan Meclisi kapalı olduğu için gerekli onay gerçekleşmedi.

Cevap: B

Siyasi ve Toprak Hükümleri

Sevr’e göre Doğu Trakya, İzmir ve çevresi Yunanistan’a bırakılacak; On İki Ada İtalya’da kalacak, diğer Ege adaları Yunanistan’a verilecekti. Doğu Anadolu’da Ermenistan kurulması, güneyinde özerk bir Kürt yönetiminin oluşturulması öngörülüyordu. Arap toprakları İngiltere ve Fransa’nın manda alanlarına ayrılıyor; Anadolu’nun güney ve güneybatısında Fransız ve İtalyan nüfuz bölgeleri kuruluyordu.

İstanbul Osmanlı başkenti olarak kalacak, ancak antlaşma hükümlerine uyulmazsa şehir de elden alınabilecekti. Bu düzen, Osmanlı Devleti’ne yalnız dar ve denetlenen bir Orta Anadolu alanı bırakmayı amaçlıyordu. Misak-ı Millî’nin ülke bütünlüğü ve halk iradesi ilkeleriyle Sevr’in paylaşım hükümleri doğrudan karşıttır.

Örnek - 29
Sevr’de Anadolu’nun işgal, nüfuz ve yeni devlet alanlarına ayrılması ile İstanbul’un koşullu biçimde Osmanlı başkenti bırakılması aşağıdakilerden hangisini amaçlamıştır?

A) Osmanlı egemenliğini ülke çapında güçlendirmeyi
B) Osmanlı Devleti’ni dar, parçalanmış ve dış denetime açık bir yapıya dönüştürmeyi
C) Millî sınırları Misak-ı Millî’ye göre tanımayı
D) Türk ordusunu bağımsız biçimde geliştirmeyi
E) Kapitülasyonları kaldırmayı
Toprakların paylaşılması ve başkentin dahi koşula bağlanması, siyasi varlığı görünürde korurken gerçek egemenliği ortadan kaldırmaya yöneliktir.

Cevap: B

Askerî, Ekonomik ve Boğazlara İlişkin Hükümler

Osmanlı ordusu zorunlu askerlik kaldırılarak 50.700 kişiyle sınırlandırılacak, ağır silah ve güçlü donanma bulundurulamayacaktı. Boğazlar, Türk temsilcisinin etkili olmadığı uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek ve bütün devletlerin gemilerine açık tutulacaktı. Bu hükümler savunma gücünü ve ülkenin en stratejik geçiş alanındaki denetimi ortadan kaldırıyordu.

Kapitülasyonlar genişletilecek, maliye ve ekonomi İtilaf denetimine açılacak, savaş tazminatı ödenecekti. Böylece askerî, siyasi, adli ve ekonomik bağımsızlık aynı anda sınırlandırılıyordu. Sevr’i yalnız toprak paylaşımı olarak değerlendirmek eksiktir; antlaşma devletin karar alma kapasitesini bütün egemenlik alanlarında etkisizleştirmeyi amaçladı.

Sevr Antlaşması'nın ülke, ordu, ekonomi ve Boğazlar üzerindeki egemenlik kaybı ile yürürlüğe girmemesi
Örnek - 30
Sevr’in orduyu sınırlandırması, Boğazları uluslararası komisyona bırakması ve kapitülasyonları genişletmesi birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılır?

A) Antlaşmanın yalnız sınır değişikliğine ilişkin olduğu
B) Devletin askerî, stratejik ve ekonomik egemenliğini birlikte ortadan kaldırmayı amaçladığı
C) Osmanlı Devleti’nin savunma kapasitesini artırdığı
D) Millî Mücadele’nin hedefleriyle uyumlu olduğu
E) Tam bağımsızlığı güvence altına aldığı
Ordu, Boğazlar ve kapitülasyon hükümleri farklı alanlarda görünse de ortak sonuç devletin kendi güvenliği, geçiş yolları ve ekonomisi üzerinde karar verememesidir.

Cevap: B

Sevr’e Tepkiler ve Tarihsel Sonuç

TBMM 19 Ağustos 1920’de Sevr’i imzalayan ve onaylayanları vatan haini ilan etti. Anadolu ve İstanbul basınının bir bölümü antlaşmaya karşı çıktı; Damat Ferit Paşa Hükûmeti tepkiler sonucunda güç kaybetti. Millî hareket açısından Sevr, İstanbul Hükûmetiyle Ankara arasındaki meşruiyet çatışmasını kesinleştirdi: İstanbul heyeti hanedan adına imza atarken TBMM millet adına bu yetkiyi reddediyordu.

Sevr’in uygulanamamasının asıl nedeni yalnız onay eksikliği değil, Türk milletinin TBMM önderliğinde yürüttüğü siyasi ve askerî direniştir. Millî Mücadele’nin başarıya ulaşmasıyla Sevr hükümleri fiilen geçersiz kaldı; uluslararası bakımdan yeni barış düzeni Lozan Antlaşması’yla kuruldu. Bu nedenle Sevr, Osmanlı’yı tasfiye etmeyi amaçlayan fakat millî irade tarafından uygulanması engellenen antlaşmadır.

Örnek - 31
TBMM’nin Sevr’i imzalayanları vatan haini ilan etmesi ve antlaşmanın uygulanmasını reddetmesi öncelikle hangi çatışmayı yansıtır?

A) Yerel kongreler arasındaki temsil çatışmasını
B) Hanedan adına hareket eden İstanbul yönetimi ile millet egemenliğine dayanan Ankara arasındaki meşruiyet çatışmasını
C) İtalya ile Yunanistan arasındaki ekonomik iş birliğini
D) Meclis içindeki siyasi partiler arasındaki seçim yarışını
E) Osmanlı ordusu ile Kuvâ-yi Milliye arasındaki rütbe anlaşmazlığını
Temel sorun millet adına bağlayıcı karar verme yetkisinin kimde olduğudur. İstanbul hanedan otoritesine, Ankara ise ulusal egemenliğe dayanmıştır.

Cevap: B

Ulusal Egemenlik Merkezinin Kurulması

Genelgeden Meclise Kurumsal Süreklilik

Havza’daki protesto çağrısı toplumsal tepkiyi, Amasya Genelgesi siyasi programı, Erzurum Kongresi temel ilkeleri, Sivas Kongresi ulusal örgüt birliğini, Amasya Görüşmeleri siyasi tanınmayı, Misak-ı Millî barış ve bağımsızlık hedefini, TBMM ise egemenliği kullanacak kurumu oluşturdu. Her aşama önceki aşamadaki eksikliği tamamlayarak yerel tepkiden ulusal devlet otoritesine geçişi sağladı.

Bu süreç yalnız tarih sırasıyla ezberlenecek olaylar dizisi değildir. Temel değişim, işgallere tepki gösteren toplulukların ortak programa; ortak programın temsil organına; temsil organının da yasama ve yürütme gücü kullanan meclise dönüşmesidir. Ayaklanmalar ve Sevr, yeni merkezin hem içeride hem dışarıda kabul ettirmesi gereken egemenlik iddiasının karşısındaki başlıca sınamalar oldu.

Örnek - 32
Amasya Genelgesi, Sivas Kongresi, Misak-ı Millî ve TBMM’nin açılması sırasıyla aşağıdaki işlevlerden hangilerini yerine getirmiştir?

A) Siyasi program — örgütsel birlik — bağımsızlık hedefi — egemenlik kurumu
B) Askerî zafer — manda kabulü — saltanat ilanı — işgal yönetimi
C) Bölgesel savunma — kapitülasyon — hanedan birliği — dış borç
D) Barış antlaşması — düzenli ordu — işgal kararı — yerel cemiyet
E) Yargı sistemi — dış yardım — azınlık devleti — kongre
Amasya gerekçe-amaç-yöntemi, Sivas ortak örgütü, Misak bağımsızlığın asgari hedeflerini, TBMM ise bu iradeyi kullanacak siyasi kurumu oluşturmuştur.

Cevap: A

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz