AYT ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK DIŞ POLİTİKASI

0
26
AYT Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası konu anlatımı kapağı

AYT Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası konu anlatımı kapsamında Lozan’dan kalan sorunlar, ikili ilişkiler, bölgesel güvenlik düzenlemeleri, Boğazlar ve Hatay meselesi neden-sonuç ve kronoloji ilişkileriyle işlenecektir.
AYT tarih konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasının Temel İlkeleri

Tam Bağımsızlık, Millî Menfaat ve Egemenlik

Yeni Türk devleti dış politikada Misak-ı Millî hedeflerini ve Lozan’la kazanılan egemenliği korumayı esas aldı. Tam bağımsızlık yalnız sınır güvenliği değildir; karar alma, eğitim, hukuk, ekonomi ve ulaşım gibi alanlarda yabancı denetimini kabul etmemektir. Yabancı okulların Türk hukukuna bağlanması, yabancı şirketlerin işlettiği demir yollarının millîleştirilmesi ve Boğazlar üzerindeki sınırlamaların kaldırılması bu yaklaşımın farklı alanlardaki yansımalarıdır.

Tam bağımsızlık, gerçekçilik, akılcılık ve barışçılık ilkelerini gösteren Atatürk dönemi dış politika şeması
Örnek - 1

Türkiye’nin yabancı okulları kendi eğitim mevzuatına bağlaması ile Boğazlar Komisyonunu kaldırmaya çalışması birlikte değerlendirildiğinde bu iki girişimin ortak hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Uluslararası örgütlerden çekilmek
B) Yayılmacı bir dış politika izlemek
C) Devlet egemenliğini ülkenin farklı alanlarında eksiksiz kullanmak
D) Osmanlı’nın çok hukuklu yapısını sürdürmek
E) Yalnız ekonomik bağımsızlığı sağlamak

Okullar eğitim ve hukuk, Boğazlar ise güvenlik ve siyasal egemenlik alanıdır. İki girişimi birleştiren kavram tam bağımsızlıktır.

Cevap: C

Örnek - 2

Atatürk dönemi dış politikasında millî menfaatin esas alınması aşağıdakilerden hangisini zorunlu kılmaz?

A) Devletin gerçek gücünün hesaba katılmasını
B) Uluslararası hukuktan yararlanılmasını
C) Egemenlik haklarının korunmasını
D) Her anlaşmazlığın askerî yöntemle çözülmesini
E) Değişen koşullara uygun diplomatik araç seçilmesini

Millî menfaat, yöntem olarak savaşı zorunlu kılmaz. Dönemin birçok sorunu müzakere, nota, antlaşma ve uluslararası kurumlar yoluyla çözülmüştür.

Cevap: D

Gerçekçilik, Akılcılık ve Barışçılık

“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi pasiflik veya haklardan vazgeçme anlamına gelmez. Türkiye, Musul’da askerî ve diplomatik imkânlarının daraldığı bir ortamda uzlaşmayı kabul ederken Montrö ve Hatay’da uluslararası şartların değişmesini fırsata çevirmiştir. Böylece amaçlarda millî, yöntemde gerçekçi ve hukukçu bir çizgi izlenmiştir.

Atatürk dönemindeki diplomatik düzenlemeler, Türkiye’nin çözülmemiş sorunlarını ele alma ve bölgesel güvenliği iş birliğiyle güçlendirme hedeflerine yöneldi. Bu gelişmeler, ele aldıkları sorun ve oluşturdukları sonuçlar bakımından şöyle özetlenebilir:

Gelişme Ele aldığı sorun / alan Temel sonuç
1926 Ankara Antlaşması Musul ve Türkiye-Irak sınırı Musul Irak’a bırakıldı ve Türkiye-Irak sınırı belirlendi.
1930 Ankara Antlaşması Türkiye-Yunanistan ilişkileri Mübadele sonrasında kalan yerleşim ve mal varlığı sorunları ele alındı.
Balkan Antantı (1934) Balkanlar Bölgesel güvenlik ve sınırların korunması için iş birliği oluşturdu.
Sadabat Paktı (1937) Türkiye, İran, Irak ve Afganistan Saldırmazlık ve ortak sınırların korunmasına dayalı iş birliği kurdu.
Montrö Sözleşmesi (1936) Türk Boğazları Boğazlar Komisyonu kaldırıldı; Türkiye Boğazları yeniden askerîleştirme hakkı kazandı.
Hatay’ın Türkiye’ye katılması (1937–1939) Hatay’ın siyasi statüsü Özel statü, Hatay Devleti ve Meclis kararı aşamalarından geçti.
Örnek - 3

Türkiye’nin Hatay konusunda Milletler Cemiyetine başvurması, Montrö için ilgili devletleri konferansa çağırması ve Balkan Antantı’na katılması aşağıdaki dış politika özelliklerinden hangisini en kapsamlı biçimde kanıtlar?

A) Avrupa devletleriyle bütün ilişkileri kesme
B) Sınırları sürekli savaş yoluyla genişletme
C) Sorunları uluslararası hukuk ve iş birliği içinde çözme
D) Yalnız ikili antlaşmalara dayanma
E) Eski rejimin dış politikasını değiştirmeden sürdürme

Üç örnekte de çok taraflı diplomasi, uluslararası hukuk ve barışçı iş birliği araçları kullanılmıştır.

Cevap: C

Türkiye-Yunanistan İlişkileri

Nüfus Mübadelesi ve Etabli Anlaşmazlığı

Lozan’a göre İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri dışında, Türkiye’deki Rumlarla Yunanistan’daki Türkler zorunlu değişime tabi tutulacaktı. Anlaşmazlığın düğüm noktası etabli, yani “yerleşik” sayılacak kişilerin belirlenmesiydi. Yunanistan İstanbul’da daha fazla Rum bırakmak, Batı Trakya’daki Türklerin bir bölümünü ise mübadele kapsamına almak istiyordu. Sorun Milletler Cemiyeti ve Milletlerarası Daimî Adalet Divanı süreçleriyle kesin çözüme ulaşmadı; 10 Haziran 1930 Ankara Antlaşması ile İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri yerleşme tarihlerine bakılmaksızın yerleşik kabul edildi.

Örnek - 4

Nüfus mübadelesinde “etabli” kavramının tartışılması, anlaşmazlığın doğrudan hangi konuda yoğunlaştığını gösterir?

A) Boğazlardan geçecek savaş gemilerinin tonajında
B) Musul petrol gelirlerinin paylaşılmasında
C) Osmanlı borçlarının ödeme para biriminde
D) Mübadeleden muaf tutulacak yerleşik nüfusun kapsamının belirlenmesinde
E) Hatay Devleti’nin yönetim biçiminde

Etabli, yerleşik statüsünü ifade eder. Sorunun özü İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinden kimlerin mübadele dışında kalacağıdır.

Cevap: D

Örnek - 5

1930 Ankara Antlaşması’nın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin tamamını yerleşik sayması aşağıdakilerden hangisine yönelik karşılıklı bir uzlaşmadır?

A) Zorunlu göçün bütün Balkanlara yayılmasına
B) Patrikhaneye siyasi yetki verilmesine
C) Batı Trakya’nın Türkiye’ye bırakılmasına
D) İki azınlık grubunun mübadele kapsamı dışında tutulmasına
E) Yunanistan’ın Milletler Cemiyetinden çıkarılmasına

Uzlaşma, iki tarafın da kendi ülkesindeki ilgili azınlık grubunu topluca yerleşik kabul etmesine dayanır; sınır değişikliği içermez.

Cevap: D

Patrikhane Meselesi

Türkiye, mübadeleye tabi olması gerektiğini savunduğu VI. Konstantinos Arapoğlu’nun patrik seçilmesine itiraz etti. Yunanistan konuyu uluslararasılaştırmaya çalışırken Türkiye Patrikhanenin siyasal değil, Türkiye’nin iç hukukuna bağlı dinî bir kurum olduğunu vurguladı. Konstantinos’un ayrılmasından sonra mübadele dışında kalan Vasilios Yeorgiadis’in seçilmesiyle gerilim giderildi.

Örnek - 6

Türkiye’nin Patrikhane meselesini “iç sorun” olarak nitelemesi en çok hangi Lozan sonrası hassasiyetiyle ilişkilidir?

A) Patrikhaneyi uluslararası siyasi otoriteye dönüştürme
B) Musul’u Irak’a bırakmama
C) Yunanistan ile ortak devlet kurma
D) Boğazlar Komisyonunu güçlendirme
E) Kapitülasyon benzeri dış müdahale kanallarını önleme

Türkiye, ülke içindeki bir dinî kurumun dış devletlerce siyasi müdahale aracına dönüştürülmesini egemenlik anlayışıyla bağdaşmaz görmüştür.

Cevap: E

1930 Sonrası Türk-Yunan Yakınlaşması

Mübadele sorununun çözülmesi, Başbakan Eleftherios Venizelos’un 1930 Türkiye ziyareti ve İsmet İnönü’nün 1931 Yunanistan ziyaretiyle ilişkiler yumuşadı. İtalya’nın Doğu Akdeniz ve Balkanlardaki yayılmacılığı iki devleti güvenlik iş birliğine yöneltti. Bu yakınlaşma 1934 Balkan Antantı’nın kurulmasını kolaylaştırdı; Venizelos aynı yıl Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdi.

Örnek - 7

Türkiye ile Yunanistan’ın 1930’dan sonra yakınlaşmasında;
I. mübadele anlaşmazlığının çözülmesi,
II. İtalya’nın yayılmacı siyasetinin ortak tehdit oluşturması,
III. Balkanlarda mevcut sınırları koruma isteği

etkenlerinden hangileri birlikte rol oynamıştır?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III

İkili uyuşmazlığın çözülmesi yakınlaşmanın önünü açmış; ortak İtalyan tehdidi ve statükoyu koruma isteği bu iş birliğini bölgesel güvenlik düzeyine taşımıştır.

Cevap: E

Türkiye-İngiltere ve Türkiye-Fransa İlişkileri

Musul Sorununun Diplomatik Süreci

Lozan’da Türkiye-Irak sınırı çözülemedi; Türkiye ile İngiltere’nin dokuz ay içinde görüşmesi, sonuç alınamazsa meselenin Milletler Cemiyetine götürülmesi kararlaştırıldı. 1924 Haliç Konferansında Türkiye’yi Fethi Okyar temsil etti. İngiltere Musul yanında Hakkâri üzerinde de istek ileri sürünce uzlaşma sağlanamadı. Konu Milletler Cemiyetine taşındı; oluşturulan komisyon Musul’un Irak’ta kalmasını ve sınırın Brüksel hattı temelinde belirlenmesini önerdi.

Aşama İşlem Sonuç
Lozan İkili görüşme kararı Süreç ertelendi
1924 Haliç Türkiye-İngiltere görüşmesi Uzlaşma sağlanamadı
Milletler Cemiyeti Komisyon ve karar Irak lehine tutum
1926 Ankara Antlaşma Sınır kesinleşti
Örnek - 8

Musul sorununun Lozan’dan Haliç Konferansına, oradan Milletler Cemiyetine taşınması aşağıdaki yargılardan hangisini doğrular?

A) Milletler Cemiyetinin ilk aşamada tek yetkili olduğunu
B) Türkiye’nin Lozan’da Musul üzerindeki bütün haklarından vazgeçtiğini
C) Sorunun çözümünde önceden belirlenmiş aşamalı bir diplomatik yol izlendiğini
D) İngiltere’nin Irak üzerindeki mandasının sona erdiğini
E) Haliç Konferansının Ankara Antlaşmasından sonra toplandığını

Lozan önce ikili görüşmeyi, başarısızlık hâlinde uluslararası kuruma başvuruyu öngörmüştür. Olay sırası bu basamakları izler.

Cevap: C

Örnek - 9

İngiltere’nin Haliç Konferansında Hakkâri’yi de tartışmaya açması aşağıdakilerden hangisinin göstergesidir?

A) Yalnız Musul petrollerinin gelirini paylaşmak istediğinin
B) Irak mandasından çekilme kararı aldığının
C) Misak-ı Millî’yi bütünüyle kabul ettiğinin
D) Sorunun kapsamını Türkiye aleyhine genişletmeye çalıştığının
E) Türkiye’nin Milletler Cemiyetine üye olduğunun

Musul’un statüsü görüşülürken Hakkâri üzerinde de hak iddia edilmesi, İngiltere’nin pazarlık alanını genişlettiğini gösterir.

Cevap: D

Şeyh Sait Ayaklanması ve 1926 Ankara Antlaşması

Musul görüşmeleri sürerken çıkan Şeyh Sait Ayaklanması Türkiye’nin askerî ve diplomatik hareket alanını daralttı. 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul, İngiliz mandasındaki Irak’a; Hakkâri Türkiye’ye bırakıldı. Irak’ın Musul petrollerinden elde edeceği gelirin yüzde 10’unun 25 yıl süreyle Türkiye’ye verilmesi kararlaştırıldı; Türkiye daha sonra bu paya karşılık toplu ödeme kabul etti. Musul’un sınırlar dışında kalması Misak-ı Millî’den taviz olarak değerlendirilir.

Örnek - 10

Şeyh Sait Ayaklanmasının Musul görüşmeleriyle aynı döneme rastlaması, dış politika bakımından en doğrudan hangi sonucu doğurmuştur?

A) Türkiye’nin iç güvenliğe kaynak ayırarak pazarlık ve müdahale kapasitesinin zayıflaması
B) İngiltere’nin Hakkâri’yi Türkiye’ye bırakmaktan vazgeçmesi
C) Boğazların derhâl silahlandırılması
D) Yunanistan’ın mübadeleyi kabul etmesi
E) Türkiye’nin Milletler Cemiyetine üye olması

İç güvenlik krizi, Türkiye’nin Musul’a odaklanmasını ve gerektiğinde güç kullanma ihtimalini sınırlamıştır.

Cevap: A

Yabancı Okullar Sorunu

Tevhid-i Tedrisat Kanunu sonrasında yabancı okullar Millî Eğitim Bakanlığının denetimine alındı. Türkçe, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenlerce Türkçe okutulması istendi; dinî sembol ve propaganda konusunda Türk mevzuatı uygulandı. Fransa konuyu ikili müzakereye ve uluslararası alana taşımak istese de Türkiye bunun bir iç hukuk ve egemenlik meselesi olduğunu bildirdi. Yabancı okullar Türk kurallarına uymak zorunda kaldı.

Örnek - 11

Türkiye’nin yabancı okullar sorununu uluslararası görüşmeye açmaması aşağıdakilerden hangisiyle en doğrudan açıklanır?

A) Eğitim üzerindeki düzenleme yetkisini egemenlik hakkı saymasıyla
B) Fransa ile bütün diplomatik ilişkileri kesmesiyle
C) Yabancı okulların tamamını Lozan’da kapatmasıyla
D) Milletler Cemiyetinin Türkiye lehine karar vermesiyle
E) Sorunun Musul petrolleriyle bağlantılı olmasıyla

Bir devletin ülkesindeki okulları denetlemesi iç egemenlik alanıdır. Türkiye dış müdahaleyi yeni bir ayrıcalık rejimine dönüşme riski nedeniyle reddetmiştir.

Cevap: A

Osmanlı Borçları ve Adana-Mersin Demir Yolu

Osmanlı borçlarının önemli alacaklısı Fransa’ydı. Lozan’dan sonra borçların Osmanlı’dan ayrılan devletler arasında paylaştırılması, ödeme takvimi ve para birimi tartışıldı. 13 Haziran 1928 Antlaşması ile ödeme sistemi kuruldu; 1929 Dünya Ekonomik Krizi sonrasında şartlar yeniden düzenlendi ve Türkiye son taksiti 1954’te ödedi. Fransız şirketinin işlettiği Adana-Mersin demir yolu ise 1929’da satın alınarak millîleştirildi. Borçta yükümlülüğün hukuk içinde yerine getirilmesi, demir yolunda millî denetim sağlanması hedeflendi.

Örnek - 12

Türkiye’nin Osmanlı borçlarını bir ödeme planına bağlaması ile yabancı şirketçe işletilen demir yolunu satın alması birlikte değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisine ulaşılır?

A) Uluslararası mali yükümlülükleri reddederken yabancı sermayeyi artırdığına
B) Fransa’ya kapitülasyon verdiğine
C) Hukuki yükümlülükleri yerine getirirken stratejik ekonomik alanlarda millî denetimi güçlendirdiğine
D) Devletçilik ilkesinden vazgeçtiğine
E) Bütün borçların 1928’de tek seferde ödendiğine

İki politika çelişkili değildir: Türkiye meşru borç payını planlarken ulaşım altyapısında egemenlik ve millîleşme sağlamıştır.

Cevap: C

Örnek - 13

Aşağıdaki gelişmelerden hangisi Türkiye-Fransa ilişkilerinin konusu değildir?

A) Yabancı okulların denetimi
B) Osmanlı borçlarının ödenmesi
C) Adana-Mersin demir yolunun millîleştirilmesi
D) Hatay’ın geleceği
E) Musul’un Irak’a bırakılması

Musul, İngiltere’nin Irak mandası nedeniyle Türkiye-İngiltere ilişkilerinin temel sorunudur. Diğerleri Fransa ile yaşanmıştır.

Cevap: E

Türkiye-Sovyetler Birliği İlişkileri ve İtalya Tehdidi

Sovyetler Birliği ile Denge Politikası

Millî Mücadele döneminde başlayan Türk-Sovyet yakınlaşması 1921 Moskova Antlaşmasıyla hukuki zemine kavuşmuş, 1925 Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşmasıyla sürmüştür. Türkiye’nin 1930’lardan itibaren Batılı devletler ve Milletler Cemiyetiyle yakınlaşması Sovyetlerde kaygı yarattı. Montrö Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini güçlendirirken Karadeniz güvenliği konusunda iki ülkenin beklentilerini bütünüyle örtüştürmedi. Buna rağmen Türkiye tek bir bloğa bağımlı olmamaya çalıştı.

Örnek - 14

Türkiye’nin Sovyetlerle dostluğu sürdürürken Milletler Cemiyetine girmesi ve Batılı devletlerle yakınlaşması aşağıdaki dış politika tutumlarından hangisini yansıtır?

A) Tek bir büyük devlete koşulsuz bağlanma
B) Ulusal çıkar doğrultusunda çok yönlü denge kurma
C) Komşu devletlerle bütün ilişkileri kesme
D) Yayılmacı blok siyaseti izleme
E) Boğazları uluslararası komisyonda bırakma

Türkiye, Sovyet dostluğunu tümüyle terk etmeden Batı ile ilişkilerini geliştirmiş; hareket serbestisini koruyan çok yönlü bir denge aramıştır.

Cevap: B

Faşist İtalya’nın Yayılmacılığı ve Bölgesel Güvenlik

Mussolini yönetiminin Akdeniz ve Balkanlara yönelik söylemleri, On İki Ada’yı askerîleştirmesi ve 1935’te Habeşistan’ı işgali Türkiye’nin tehdit algısını artırdı. Almanya’nın Versay düzenini bozması ve Japonya’nın Mançurya’yı işgali de ortak güvenlik sisteminin zayıfladığını gösterdi. Türkiye bu ortamda batıda Balkan Antantı, doğuda Sadabat Paktı, deniz güvenliğinde Montrö ve İngiltere öncülüğündeki Akdeniz güvenceleriyle çevresel güvenlik kuşağı kurdu.

Örnek - 15

İtalya’nın Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Habeşistan’a yönelik politikalarının Türkiye’yi farklı bölgesel düzenlemelere yöneltmesi aşağıdakilerden hangisini gösterir?

A) Güvenlik tehdidinin yalnız kara sınırlarıyla sınırlı algılandığını
B) Sovyetlerle ilişkilerin tamamen sona erdiğini
C) Türkiye’nin Milletler Cemiyetinden ayrıldığını
D) Türkiye’nin değişik coğrafyalardaki risklere birbirini tamamlayan araçlarla karşılık verdiğini
E) Bütün düzenlemelerin aynı devletlerden oluştuğunu

Balkanlar, doğu sınırları ve Boğazlar için farklı araçlar seçilmiştir. Bu, tek tip değil katmanlı güvenlik siyasetine işaret eder.

Cevap: D

1930-1937 Arasında Çok Taraflı Dış Politika

Milletler Cemiyetine Giriş (1932)

Türkiye, başlangıçta Musul kararının İngiltere lehine oluşması nedeniyle mesafeli olduğu Milletler Cemiyetine 18 Temmuz 1932’de katıldı. Üyelik, İspanya’nın önerisi ve Yunanistan’ın desteğiyle yapılan davet üzerine gerçekleşti. Davet edilerek üye olunması Türkiye’nin uluslararası saygınlığındaki artışı; üyeliğin kabulü ise barışçı sorun çözme ve çok taraflı diplomasi iradesini gösterir.

Örnek - 16

Yunanistan’ın Türkiye’nin Milletler Cemiyetine üyeliğini desteklemesi, en güçlü biçimde aşağıdaki gelişmelerden hangisinin sonucu olarak yorumlanabilir?

A) Musul’un Türkiye’ye bırakılmasının
B) Türk-Yunan sorunlarının 1930 uzlaşmasıyla yumuşamasının
C) Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının
D) Balkan Antantı’nın dağılmasının
E) Boğazlar Komisyonunun kurulmasının

1930’da mübadele sorununun çözülmesiyle başlayan yakınlaşma, iki yıl sonra Yunanistan’ın Türkiye’nin üyeliğine destek vermesini mümkün kılmıştır.

Cevap: B

Balkan Antantı (1934)

Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya 9 Şubat 1934’te Balkan Antantı’nı kurdu. Taraflar Balkan sınırlarını karşılıklı güvence altına almayı ve bölgesel statükoyu korumayı amaçladı. Revizyonist “Büyük Bulgaristan” hedefi nedeniyle Bulgaristan; İtalya’nın etkisi altındaki Arnavutluk ise antanta katılmadı. Antant, Türkiye’nin batı sınırları için güvenlik sağladı; İkinci Dünya Savaşıyla etkisini yitirdi.

Örnek - 17

Balkan Antantı’na Bulgaristan’ın katılmaması ile antantın temel amacı birlikte düşünüldüğünde aşağıdakilerden hangisine ulaşılır?

A) Antantın Balkan sınırlarında değişiklik isteyen devletleri birleştirdiğine
B) Bulgaristan’ın mevcut Balkan sınır düzenini bütünüyle benimsediğine
C) Antantın statükoyu korumayı, Bulgaristan’ın ise sınır revizyonunu amaçladığına
D) Antantın yalnız ekonomik bir gümrük birliği olduğuna
E) Bulgaristan’ın İtalya tarafından işgal edildiğine

Antant mevcut sınırları güvence altına alırken Bulgaristan Neuilly sonrası sınırları değiştirme hedefi taşıyordu; temel uyuşmazlık statüko-revizyon karşıtlığıdır.

Cevap: C

Örnek - 18

Balkan Antantı’nın Türkiye açısından en doğrudan stratejik işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Doğu sınırlarını İran ve Irak’la güvenceye almak
B) Batı sınırlarında ortak güvenlik ve mevcut sınır düzenini korumak
C) Musul petrol gelirlerini artırmak
D) Hatay’da bağımsız devlet kurmak
E) Boğazlardan geçiş rejimini tek başına belirlemek

Balkan Antantı batı yönlü bölgesel güvenlik düzenlemesidir. Doğu sınırı için Sadabat Paktı oluşturulmuştur.

Cevap: B

Çok Taraflı Güvenlik Düzenlemelerinin İşlevleri

Milletler Cemiyeti, Balkan Antantı, Montrö ve Sadabat Paktının işlevlerini karşılaştıran şema

Bu düzenlemeler farklı sorun alanlarına yöneldi. Milletler Cemiyeti küresel iş birliği platformuydu; Balkan Antantı Balkanlar’da bölgesel güvenliği destekledi. 1937’de imzalanan Sadabat Paktı, Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında saldırmazlık ve ortak sınırların korunmasına dayalı iş birliği kurdu. Montrö Sözleşmesi ise Boğazlar rejimini değiştirerek Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini pekiştirdi.

Örnek - 19

Aşağıdaki görselde dört diplomasi dosyası, çözdüğü sorun veya güvenlik alanıyla verilmiştir.

Musul, mübadele, Boğazlar ve doğu sınırı güvenliği ipuçlarını içeren K L M N diplomasi dosyaları

K, L, M ve N dosyalarının karşılığı sırasıyla aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ankara Antlaşması (1926) – Ankara Antlaşması (1930) – Montrö – Sadabat Paktı
B) Lozan – Balkan Antantı – Sadabat Paktı – Montrö
C) Haliç Konferansı – Lozan – Balkan Antantı – Milletler Cemiyeti
D) Ankara Antlaşması (1930) – Ankara Antlaşması (1926) – Sadabat Paktı – Montrö
E) Montrö – Sadabat Paktı – Ankara Antlaşması (1926) – Balkan Antantı

Musul-Irak sınırı 1926 Ankara, mübadele-etabli 1930 Ankara, Boğazlar egemenliği Montrö, doğu sınırı saldırmazlığı Sadabat ile ilişkilidir.

Cevap: A

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Nedenleri (1936)

Lozan, Boğazları askerden arındırmış ve Türkiye başkanlığında uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakmıştı. 1930’larda Japonya’nın Mançurya’yı, İtalya’nın Habeşistan’ı işgali; Almanya’nın Ren bölgesini silahlandırması ve Milletler Cemiyetinin yaptırım gücünün zayıflığı Türkiye’nin güvenlik kaygısını artırdı. Türkiye, şartların köklü biçimde değiştiğini belirterek Lozan’ın Boğazlar rejiminin yeniden görüşülmesini istedi. Talebin antlaşmaya taraf devletlerce kabul edilmesi, Türkiye’nin barışçı revizyon yönteminin başarısıdır.

Örnek - 20

Türkiye’nin Boğazlar rejiminin değiştirilmesini isterken “şartların değişmesi” ilkesine dayanması aşağıdakilerden hangisini amaçlamıştır?

A) Lozan’ın bütün hükümlerini geçersiz saymak
B) Yeni güvenlik ortamının eski askersizleştirme düzenini tehlikeli hâle getirdiğini hukuk yoluyla göstermek
C) Boğazları bütün ticaret gemilerine kapatmak
D) Milletler Cemiyetinden ayrılmak
E) Balkan Antantı’nı dağıtmak

Türkiye antlaşmaların tümünü reddetmemiş; değişen güvenlik şartlarının yalnız Boğazlar rejiminde yeniden düzenleme gerektirdiğini savunmuştur.

Cevap: B

Montrö’nün Hükümleri ve Sonuçları

20 Temmuz 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, yetkileri Türkiye’ye geçti ve Türkiye Boğazların iki yakasını askerîleştirme hakkı kazandı. Barış zamanında ticaret gemilerinin geçiş serbestisi korundu; savaş gemilerine tür, tonaj, süre ve bildirim sınırlamaları getirildi. Türkiye savaşta tarafsa veya yakın savaş tehdidi görürse savaş gemilerinin geçişi üzerinde geniş yetki kullanabilir. Böylece Lozan’ın egemenliği sınırlayan Boğazlar düzeni Türkiye lehine değişti.

Örnek - 21

Montrö’nün;
I. Boğazlar Komisyonunu kaldırması,
II. Türkiye’ye Boğazları askerîleştirme hakkı vermesi,
III. savaş gemilerinin geçişini kurallara bağlaması

hükümlerinden hangileri Türkiye’nin egemenlik ve güvenliğini birlikte güçlendirmiştir?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III

Komisyonun kaldırılması yönetim egemenliği, askerîleştirme fizikî güvenlik, savaş gemisi rejimi ise deniz güvenliği sağlar. Üçü birlikte etkilidir.

Cevap: E

Örnek - 22

Aşağıdakilerden hangisi Montrö’nün Lozan Boğazlar rejimine göre Türkiye lehine getirdiği değişikliklerden biri değildir?

A) Uluslararası komisyonun kaldırılması
B) Boğazların askerîleştirilebilmesi
C) Savaş gemileri üzerinde Türkiye’nin yetkisinin artması
D) Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğinin güçlenmesi
E) Bütün yabancı savaş gemilerine koşulsuz ve sınırsız geçiş sağlanması

Montrö savaş gemilerine sınırsız geçiş vermemiş; tersine tür, tonaj, süre ve bildirim sınırlamaları getirmiştir.

Cevap: E

Akdeniz Güvenceleri (1936)

İtalya’nın Habeşistan’ı işgali üzerine İngiltere, Akdeniz’deki bazı devletlerle karşılıklı güvence düzenlemeleri geliştirdi. Türkiye de dönemin belgelerinde ve ders literatüründe “Akdeniz Paktı” olarak anılan bu güvence sistemine katıldı. Bu yapı, Balkan Antantı gibi sürekli ve aynı üyelerden oluşan bağımsız bir bölgesel örgüt değil; İtalyan saldırganlığına karşı Akdeniz güvenliğini destekleyen bir dayanışma çerçevesiydi.

Sadabat Paktı (1937)

Türkiye, İran, Irak ve Afganistan 8 Temmuz 1937’de Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda paktı imzaladı. Taraflar birbirlerinin iç işlerine karışmamayı, sınırlarına saygı göstermeyi ve saldırmazlığı kabul etti. İtalya’nın Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’ya yönelen yayılmacılığı paktı hızlandırdı. Türkiye ile Hatay, Irak ile sınır meselesi bulunan Suriye pakta katılmadı. Sadabat Paktı Türkiye’nin doğu sınır güvenliğini tamamladı.

Örnek - 23

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı karşılaştırıldığında aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

A) İkisi de Boğazların yönetimini Türkiye’ye bırakmıştır.
B) İlki batı, ikincisi doğu sınır güvenliğini destekleyen bölgesel statüko düzenlemeleridir.
C) İkisinin de bütün üyeleri aynıdır.
D) İkisi de Musul sorununu çözmüştür.
E) İkisi de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuştur.

İki pakt saldırgan ve revizyonist tehditlere karşı mevcut sınırları korumaya yönelmiştir; coğrafi işlevleri batı ve doğu olarak ayrılır.

Cevap: B

Hatay Sorunu ve Hatay’ın Türkiye’ye Katılması

Sorunun Uluslararası Gündeme Taşınması

1921 Ankara Antlaşması ile İskenderun Sancağı Fransız mandasındaki Suriye sınırlarında kalmış, bölgeye özel yönetim ve Türk kültürünü koruyan hükümler tanınmıştı. Fransa 1936’da Suriye’ye bağımsızlık vermeye hazırlanırken sancağı Suriye’ye bırakmak isteyince Türkiye itiraz etti. Atatürk bölgeye “Hatay” adını verdi; Türkiye Fransa’ya nota sundu ve meseleyi Milletler Cemiyetine taşıdı.

Örnek - 24

Hatay sorununun 1936’da yeniden gündeme gelmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

A) İngiltere’nin Irak mandasını sona erdirmesi
B) Fransa’nın Suriye’ye bağımsızlık verirken İskenderun Sancağını Suriye’ye bırakmak istemesi
C) Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerini mübadeleye almak istemesi
D) İtalya’nın Milletler Cemiyetine girmesi
E) Boğazlar Komisyonunun Hatay’ı yönetmesi

Fransız mandasının sona erme süreci, sancağın geleceği sorununu doğurmuş; Türkiye ayrı statünün Suriye’ye devredilmesine itiraz etmiştir.

Cevap: B

Sandler Raporu, Özel Statü ve Hatay Devleti

Milletler Cemiyeti İsveçli diplomat Rickard Sandler başkanlığındaki heyeti görevlendirdi. Rapor doğrultusunda 1937’de sancağın Suriye sınırları içinde fakat iç işlerinde ayrı, kendi anayasa ve meclisine sahip bir statüde olması kabul edildi; dış işleri ve gümrükte Suriye ile bağ korunacaktı. Türk-Fransız uzlaşması ve seçim sürecinin ardından Hatay Meclisi 2 Eylül 1938’de Hatay Devletini ilan etti. Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, başbakan Abdurrahman Melek oldu.

Tarih Hatay sürecindeki aşama
1936 Türkiye’nin notası ve Milletler Cemiyetine başvuru
1937 Özel statü ve anayasal düzen
2 Eylül 1938 Hatay Devleti’nin kurulması
23 Temmuz 1939 Türkiye’ye katılmanın tamamlanması
Örnek - 25

Hatay’ın 1937’de özel statü kazanması ile 1938’de bağımsız devlet hâline gelmesi arasındaki ilişki aşağıdakilerden hangisidir?

A) Özel statü, kendi anayasa ve meclisini kurma süreci için ara hukuki zemin oluşturmuştur.
B) Özel statü Hatay’ın doğrudan 1937’de Türkiye’ye katılmasıdır.
C) Hatay Devleti, Milletler Cemiyetinden önce kurulmuştur.
D) Özel statü Fransa’nın bölgeyi ilhak etmesini sağlamıştır.
E) İki gelişme birbirinden tamamen bağımsızdır.

1937 düzeni ayrı anayasal kurumların yolunu açmış, 1938’de bu kurumsal yapı bağımsız Hatay Devleti aşamasına geçmiştir.

Cevap: A

Hatay Meclisinin Katılma Kararı (1939)

Avrupa’da savaş tehlikesinin büyümesi Fransa’yı Türkiye ile uzlaşmaya yöneltti. 23 Haziran 1939’da Türkiye ile Fransa arasında Hatay’ın Türkiye’ye iadesini düzenleyen anlaşma imzalandı. 29 Haziran’da Hatay Millet Meclisi, Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını ve Meclisin sona ermesini oy birliğiyle kabul etti. Katılma sürecinin son aşaması, 23 Temmuz 1939’da Fransız askerlerinin Hatay’dan çekilmesi ve Türk bayrağının göndere çekilmesiyle tamamlandı. Atatürk 10 Kasım 1938’de vefat ettiğinden süreç İsmet İnönü döneminde tamamlandı; diplomatik hazırlık, özel statünün oluşturulması ve Hatay Devleti’nin kurulması ise Atatürk döneminde gerçekleşti.

Dikkat

Sandler Raporu Hatay’ın doğrudan Türkiye’ye katılmasını kararlaştırmadı. Süreç; özel statü, Hatay Devleti ve Hatay Meclisinin katılma kararı aşamalarından geçti. Ayrıca Hatay’ın Türkiye’ye katılması Atatürk’ün ölümünden sonra tamamlandı.

Örnek - 26

Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi kronolojik olarak doğrudur?

A) Atatürk, Hatay’ın katılma kararından sonra Milletler Cemiyetine başvurdu.
B) Hatay Devleti, Türkiye’nin 1936 notasından önce kuruldu.
C) Atatürk döneminde başlatılan diplomatik süreç, onun ölümünden sonra meclis kararıyla tamamlandı.
D) Hatay doğrudan askerî harekâtla Türkiye’ye katıldı.
E) Katılma, Montrö Sözleşmesinden önce tamamlandı.

Başvuru ve Hatay Devleti Atatürk dönemindedir; 1939’daki meclis kararı ve katılmanın tamamlanması İsmet İnönü dönemindedir.

Cevap: C

Örnek - 27

Hatay’ın katılma sürecinde nota, Milletler Cemiyeti incelemesi, seçim, bağımsız meclis ve katılma kararı araçlarının kullanılması aşağıdaki yargılardan hangisini en güçlü biçimde destekler?

A) Türkiye’nin barışçılığı millî haklardan vazgeçmek olarak görmediğini
B) Türkiye’nin bütün sınır sorunlarını askerî yöntemle çözdüğünü
C) Hatay’ın Lozan’da Türkiye’ye bırakıldığını
D) Fransa ile hiçbir uzlaşma yapılmadığını
E) Milletler Cemiyetinin Hatay’ı tek kararla Türkiye’ye verdiğini

Türkiye millî hedefini korumuş, fakat sonuca uluslararası hukuk, diplomasi ve yerel temsil organının kararıyla ulaşmıştır.

Cevap: A

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasında Sorunlar ve Sonuçlar

1923-1939 Kronoloji Haritası

Yıl Gelişme Temel işlev
1924 Haliç Konferansı Musul için ikili görüşme
1926 Ankara Antlaşması Türkiye-Irak sınırı ve Musul
1928 Borçlar Antlaşması Osmanlı borçlarının ödeme sistemi
1929 Adana-Mersin demir yolunun alınması Ulaşımda millî denetim
1930 Ankara Antlaşması Mübadele-etabli sorununun çözümü
1932 Milletler Cemiyeti üyeliği Çok taraflı diplomasi
1934 Balkan Antantı Batı sınırı güvenliği
1936 Montrö Boğazlarda egemenlik ve güvenlik
1937 Sadabat Paktı Doğu sınırı güvenliği
1938 Hatay Devleti Bağımsız siyasal aşama
1939 Hatay’ın katılması Millî hedefin barışçı tamamlanması
Örnek - 28

Aşağıdaki gelişmelerin kronolojik sıralaması hangisinde doğru verilmiştir?
I. Balkan Antantı
II. Ankara Antlaşması ile Musul sorununun çözümü
III. Milletler Cemiyetine giriş
IV. Montrö Boğazlar Sözleşmesi
V. Hatay Devleti’nin kurulması

A) II – III – I – IV – V
B) II – I – III – V – IV
C) III – II – I – IV – V
D) II – III – IV – I – V
E) I – II – III – V – IV

Musul 1926, Milletler Cemiyeti 1932, Balkan Antantı 1934, Montrö 1936 ve Hatay Devleti 1938’dir.

Cevap: A

AYT’de Ayırt Edici Kavramlar ve Yorum Tuzakları

AYT sorularında olay adı kadar hangi devletle, hangi sorun için, hangi araçla ve hangi sonuçla bağlantı kurulduğu önemlidir. İki Ankara Antlaşmasını karıştırmayın: 1926 Ankara Antlaşması İngiltere/Irak-Musul, 1930 Ankara Antlaşması Yunanistan-mübadele ile ilgilidir. Balkan Antantı batı; Sadabat doğu güvenliğidir. Montrö Boğazlarda egemenlik, Hatay ise barışçı millî hedef örneğidir.

Olay Karıştırılan nokta Ayırt edici anahtar
1926 Ankara 1930 Ankara Musul ve Irak sınırı
1930 Ankara 1926 Ankara Etabli ve mübadele
Balkan Antantı Sadabat Paktı Batı sınırı
Sadabat Paktı Balkan Antantı Doğu sınırı
Montrö Lozan Boğazlar rejimi Komisyonun kaldırılması ve askerîleştirme
Hatay Doğrudan ilhak sanısı Özel statü → devlet → meclis kararı
Örnek - 29

Atatürk dönemi dış politikası bir bütün olarak değerlendirildiğinde;
I. Lozan’dan kalan sorunların her birinde aynı yöntem ve aynı sonuç ortaya çıkmıştır.
II. 1930’lardan sonra ikili sorun çözümünden çok taraflı güvenlik iş birliğine yönelim güçlenmiştir.
III. Türkiye barışçı yöntemlerle egemenliğini ve bölgesel güvenliğini artırmaya çalışmıştır.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I, II ve III

Musul tavizle, yabancı okullar kararlı iç hukuk tutumuyla, Hatay aşamalı diplomasiyle sonuçlanmıştır; dolayısıyla I yanlıştır. 1932 üyelik ve bölgesel paktlar II’yi, Montrö-Hatay dâhil barışçı egemenlik kazanımları III’ü doğrular.

Cevap: D

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz