SÖZ ÖBEKLERİ

0
1310

KPSS söz öbekleri konu anlatımı kapsamında ikilemelerin kuruluşu ve yazımı, deyimlerin anlam ve kalıplaşma özellikleri, atasözleri, özdeyişler ve bağlama göre söz öbeği yorumlama işlenecektir.
KPSS Türkçe konularının tamamına KPSS konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.

Söz Öbeğinde Anlam Birliği

Söz Öbeğinin Yapısı ve Anlamı

Birden fazla sözcüğün cümlede tek bir kavramı, durumu, niteliği ya da eylemi karşılayacak biçimde birleşmesine söz öbeği denir. “Dar sokak” tamlamasında anlam büyük ölçüde sözcüklerden çıkarılabilirken “dar boğaza girmek” sözünde bütünü oluşturan sözcükler, “çözülmesi güç bir durumda kalmak” anlamını birlikte verir. Bu nedenle kalıplaşmış bir öbek parçalanarak değil, bütün olarak değerlendirilir.

Söz öbeğinin kalıplaşmış olması, toplumca ortak ve yerleşik bir anlam taşımasıdır. Deyimler ve atasözleri kalıplaşmıştır; “metnin nabzını düşürmek” gibi yazarın bağlam içinde kurduğu özgün bir söz ise kalıplaşmamış olabilir. İki türde de anlamı belirleyen son ölçüt cümlenin bağlamıdır.

Örnek - 1
Bir eleştirmen, “Yazar, romanın ilk bölümlerinde olayları art arda sıralıyor; fakat kahramanın çocukluğuna döndüğü sayfalarda anlatının nabzını düşürüyor.” demiştir.

Bu cümlede kalın yazılmış sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Olayların gerçeklikle bağını zayıflatmak
B) Anlatımın hızını azaltıp daha sakin bir ritim kurmak
C) Kahramanın iç dünyasını bütünüyle gizlemek
D) Geçmişe ilişkin ayrıntıları metinden çıkarmak
E) Okurun olaylar arasındaki bağı kurmasını güçleştirmek
“Nabız” sözcüğü tek başına biyolojik bir kavramdır; “anlatının nabzını düşürmek” öbeği bağlamda olay akışının yavaşlamasını ve anlatımın sakinleşmesini karşılar. Eleştirmen olayların çıkarıldığını ya da bağın koptuğunu söylememiştir.

Cevap: B

Bağlamdan Söz Öbeği Yorumlama

Bir söz öbeğinin anlamı, yakınındaki tek sözcüğe bakılarak değil; özne, eylem, neden ve sonuç ilişkileri birlikte okunarak belirlenir. “İnce bir çizgide yürümek” sözü bir metinde iki görüş arasında ölçülü davranmayı, başka bir metinde küçük bir hatanın büyük sonuç doğurabileceği riskli durumu anlatabilir. Aynı öbeğin farklı bağlamlarda farklı anlam kazanabilmesi, seçeneklerin cümlenin bütünüyle sınanmasını gerektirir.

Bağlamsal sorularda doğru seçenek, öbeği süslü bir benzetmeyle yeniden söylemekten fazlasını yapar; metindeki somut ilişkiyi karşılar. Örneğin “sözün yükünü hafifletmek”, kaba bir düşünceyi daha yumuşak söylemek bağlamında kullanılmışsa “anlatımı kısaltmak” değil, “ifadenin sertliğini azaltmak” anlamına gelir.

Örnek - 2
“Araştırmacı, elde ettiği birkaç bulguyu kesin sonuçlar gibi sunmuyor; iddiasını sınırlandırarak kanıtın taşıyamayacağı bir yükü onun sırtına bindirmiyor.”

Bu cümlede kalın yazılmış sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Bulguları farklı araştırmalarla karşılaştırmamak
B) Kanıtların sağlayabileceğinden daha kapsamlı sonuçlara ulaşmamak
C) Araştırmanın yöntemini okurdan saklamak
D) Bulgular arasındaki çelişkileri önemsememek
E) Sonuçları anlaşılması güç bir dille aktarmak
“İddiayı sınırlandırmak” ifadesi, kalın yazılmış sözün açıklayıcısıdır. Araştırmacı, kanıtın desteklemediği geniş bir yargıya varmamakta; kanıtın kapsamını aşan bir sonuç yüklememektedir.

Cevap: B

İkilemeler

İkilemenin Görevi ve Kuruluşu

Anlamı güçlendirmek, pekiştirmek, çoğaltmak, süreklilik ya da belirsizlik bildirmek amacıyla iki sözcüğün belirli bir düzen içinde yan yana gelmesine ikileme denir. “Yavaş yavaş uzaklaştı.” cümlesinde eylemin aşamalı gerçekleşmesi, “çoluk çocuk toplandı.” cümlesinde topluluk ve çokluk, “üç beş kişi geldi.” cümlesinde yaklaşık ve belirsiz miktar anlatılır.

İkilemeyi oluşturan sözcükler ayrı ayrı anlam taşısa da öbek cümlede tek bir görev üstlenir. “Eski püskü evler” sözünde ikileme, “evler” adını niteleyen bir sıfat grubu; “ağır ağır yürüdü” sözünde ise “yürüdü” eylemini durum bakımından belirleyen bir zarf grubudur.

Örnek - 3
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ikileme, diğerlerinden farklı bir anlam ilgisi kurmuştur?

A) Çocuk, merdivenleri koşa koşa çıktı.
B) Sis, vadiye ağır ağır iniyordu.
C) Konuyu uzun uzun anlattı.
D) Kutudaki irili ufaklı taşları ayırdı.
E) Yağmur ince ince yağıyordu.
A, B, C ve E’de ikileme eylemin yapılış biçimini ya da sürekliliğini belirtir. D’de “irili ufaklı”, taşların farklı büyüklüklerde olduğunu bildirerek çeşitlilik ve karşıtlık ilgisi kurar.

Cevap: D

Aynı, Eş, Yakın ve Karşıt Anlamlı Sözcüklerle İkileme

İkilemelerin bir bölümü sözcükler arasındaki anlam ilişkisiyle kurulur. Aynı sözcüğün tekrarı “derin derin”, eş ya da yakın anlamlı sözcüklerin birlikteliği “güçlü kuvvetli, doğru dürüst, eş dost”, karşıt anlamlı sözcüklerin birlikteliği ise “ileri geri, az çok, gece gündüz” örneklerinde görülür.

Aynı sözcükyavaş yavaş, sıra sıra
Eş veya yakın anlameş dost, doğru dürüst
Karşıt anlamileri geri, az çok
Yaklaşık sayıüç beş, on on beş

Sözcüklerin sözlükte karşıt görünmesi tek başına yeterli değildir; öbekte birlikte ortak bir anlam üretmeleri gerekir. “Dost düşman herkes geldi.” sözünde iki karşıt kavram bütün insanları kapsar. “Eski evin yeni kapısı” ifadesinde ise “eski” ve “yeni” ayrı varlıkları nitelediğinden ikileme oluşmaz.

Örnek - 4
Aşağıdaki ikilemelerden hangisi kuruluş bakımından ötekilerden farklıdır?

A) doğru dürüst
B) yalan yanlış
C) eş dost
D) güçlü kuvvetli
E) aşağı yukarı
A, B, C ve D eş ya da yakın anlamlı sözcüklerin birlikteliğiyle kurulmuştur. “Aşağı yukarı” karşıt anlamlı iki sözcükten oluşur ve bağlama göre yaklaşık değer de bildirebilir.

Cevap: E

Anlamlı-Anlamsız ve Yansıma Sözcüklerle İkileme

“Eğri büğrü, ufak tefek” örneklerinde sözcüklerden biri tek başına anlamlı, diğeri bu kullanım dışında anlam taşımayan ya da sınırlı kullanılan bir öğedir. “Eciş bücüş, ıvır zıvır, abur cubur” örneklerinde iki öğe de çoğunlukla öbek dışında bağımsız bir anlam taşımaz. “Çıtır çıtır, şırıl şırıl, gümbür gümbür” ise doğadaki seslerin taklidinden oluşan yansıma sözcüklere dayanır.

İkilemenin anlamı, parçaların sözlükte bulunup bulunmamasına göre değil, kuruluş biçimi ve cümledeki işleviyle belirlenir. “Delik deşik”te her iki sözcük de anlamlıdır; buna karşılık söz, bir yüzeyin çok sayıda yerinden bozulduğunu pekiştirerek anlatır. Bu örnek, “biri anlamlı biri anlamsız” grubuna alınmaz.

Örnek - 5
Aşağıdaki cümlelerin hangisindeki ikilemenin oluşum yolu yanlış verilmiştir?

A) “Dosyalar masada karmakarışık değil, derli toplu duruyordu.” — yakın anlamlı sözcükler
B) “Çatının sacları rüzgârda takır tukur ötüyordu.” — yansıma sözcükler
C) “Koridor eğri büğrü ilerliyordu.” — biri anlamlı, biri anlamsız sözcük
D) “Raftaki ıvır zıvır eşyaları kutuya koydu.” — iki anlamsız sözcük
E) “Haritanın kenarları delik deşik olmuştu.” — biri anlamlı, biri anlamsız sözcük
“Delik” ve “deşik” sözcüklerinin ikisi de bağımsız anlam taşır; E’deki sınıflandırma bu nedenle yanlıştır. Öbek, yakın anlamlı iki sözcüğün pekiştirici birlikteliği olarak değerlendirilir.

Cevap: E

m’li, Ekli ve Soru Ekli Yapılar

Bir sözcüğün başına m sesi getirilerek “kitap mitap, para mara, şaka maka” biçiminde ikileme kurulabilir. Bu yapı çoğunlukla genelleme, önemsizleştirme ya da benzerlerini de kapsama anlamı verir. “Günden güne, baştan başa, göz göze, omuz omuza” örneklerinde aynı veya ilişkili sözcükler durum ekleriyle birbirine bağlanır.

“Güzel mi güzel, uzun mu uzun” kalıbında soru eki gerçek bir soru oluşturmaz; niteliği yüksek derecede pekiştirir. “Ev de ev diye tutturdu.” örneğinde bağlaçla yinelenen ad, konuşanın ısrarını öne çıkarır. Bu yapılar yüzeyde benzer görünse de kazandırdıkları anlam cümleden belirlenir.

Örnek - 6
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ikilemeyi kuran biçim, ötekilerden farklıdır?

A) İki arkadaş yıllar sonra göz göze geldi.
B) Bu alışkanlık günden güne güçleniyor.
C) Sporcular omuz omuza yürüdü.
D) Salon baştan başa yenilenmişti.
E) Çocuk oyuncak moyuncak istemediğini söyledi.
A, B, C ve D’de sözcükler durum ekleriyle bağlanmıştır. E’de ikinci sözcük, ilk sözcüğün başına “m” sesi getirilmesiyle kurulmuş ve benzer nesneleri de kapsayan küçümseyici bir anlam kazanmıştır.

Cevap: E

İkilemelerin Yazımı ve Pekiştirmeden Ayrılması

İkilemeler ayrı yazılır ve sözcüklerin arasına virgül ya da kısa çizgi konmaz: “yavaş yavaş, irili ufaklı, baş başa”. İkilemeyi oluşturan sözcükler çekim eki alabilir: “gün be gün”, “günden güne”. Buna karşılık “masmavi, sapasağlam, yemyeşil” gibi ilk heceye ses eklenmesiyle kurulan pekiştirmeli sözcükler bitişik yazılır; bunlar iki bağımsız sözcüğün yan yana gelmesiyle oluşmuş ikileme değildir.

Dikkat
“Pırıl pırıl” bir ikileme olduğu için ayrı; “tertemiz” pekiştirmeli tek sözcük olduğu için bitişik yazılır. Ses benzerliği, iki yapıyı aynı tür yapmaz.
Örnek - 7
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ikilemenin yazımıyla ilgili bir yanlışlık vardır?

A) Odanın pırıl pırıl camlarından içeri ışık doluyordu.
B) İşleri apar topar bırakıp istasyona koştu.
C) Eski ev baştan-başa onarılmıştı.
D) Çocuk, soruları birer birer yanıtladı.
E) Uzakta irili ufaklı tepeler görünüyordu.
İkilemelerin arasına noktalama işareti konmaz. C’de “baştan başa” ayrı ve kısa çizgisiz yazılmalıdır. Diğer ikilemeler doğru yazılmıştır.

Cevap: C

Deyimler

Deyimin Yapısı ve Anlamı

En az iki sözcüğün, çoğu zaman gerçek anlamlarından kısmen ya da bütünüyle uzaklaşarak bir kavramı veya durumu karşılayacak biçimde kalıplaşmasına deyim denir. Deyimler anonimdir; söyleyeni belli bir kişiye bağlanmaz. “İpe un sermek” bir işi yapmamak için bahaneler üretmeyi, “kabına sığmamak” yoğun sevinç ya da hareketliliği anlatır.

Deyimlerin çoğu “gözden düşmek, kulak kabartmak, eteğindeki taşları dökmek” gibi mastarla söylenebilen eylem öbekleridir. Bununla birlikte “adı çıkmış dokuza, inmez sekize” ya da “dostlar alışverişte görsün” gibi cümle biçiminde kalıplaşmış deyimler de vardır. Cümle biçimi tek başına atasözü kanıtı değildir; sözün genel bir kural ve öğüt bildirip bildirmediği de incelenir.

Örnek - 8
“Kurul toplantısında herkes projenin aksayan yönlerini biliyordu; yine de kimse sorumluluk almak istemediği için konu açıldığında bütün üyeler topu birbirine attı.”

Bu cümledeki deyimin anlamı aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sorunu farklı yönleriyle tartışmak
B) Bir işi ortaklaşa yürütmek
C) Sorumluluğu sürekli başkasına yüklemek
D) Kararı çoğunluğun görüşüne bırakmak
E) Tartışmayı ilgisiz bir konuya yöneltmek
Üyelerin sorunu bilmesine rağmen sorumluluk almaması ve işi birbirine yöneltmesi, “topu birbirine atmak” deyiminin sorumluluğu başkasına yüklemek anlamını görünür kılar.

Cevap: C

Deyimlerde Kalıplaşma ve Çekim

Deyimin temel sözcükleri ve bu sözcüklerin sırası keyfî biçimde değiştirilemez. “Kulak vermek” yerine “işitme organı vermek”, “etekleri zil çalmak” yerine “etekleri çan çalmak” denildiğinde yerleşik deyim bozulur. Kalıplaşma, deyimin hiç çekim eki alamayacağı anlamına gelmez: “Gözümü kararttım, gözünü kararttı, gözlerini karartacak” biçimlerinde kişi ve zaman değişebilir; deyimin çekirdek yapısı korunur.

Bazı deyimlerde sözcüklerin arasına cümlenin gerektirdiği öge girebilir: “Onun öğütlerine her zaman kulak verdi.” cümlesinde “her zaman” zarf tümleci “kulak vermek” deyiminin arasına girmiştir. “Bu habere kulak asmadı.” cümlesinde ise “Bu habere” yönelme tümlecidir ve deyimin önündedir; deyim sözcüklerinin arasına girmez. Ancak deyimin sözcüklerini gelişigüzel ayırmak ya da sıralarını değiştirmek yerleşik kullanımı bozar.

Örnek - 9
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde deyimin kalıplaşmış yapısı bozulmuştur?

A) Haberi duyunca ağzımız açık kaldı.
B) Bu olaydan sonra gözünü iyice karartmıştı.
C) Yöneticinin sözlerine hiç kulak vermedi.
D) Başarısıyla ailesinin göğsünü kabarttı.
E) Yeni model çıkınca eski telefonun pabucu dama fırlatıldı.
Yerleşik deyim “pabucu dama atılmak”tır. E’de “atılmak” yerine “fırlatılmak” getirilerek kalıp bozulmuştur. Diğerlerinde kişi ve zaman ekleri değişse de çekirdek söz varlığı korunur.

Cevap: E

Deyimlerde Gerçek, Mecaz ve Yakın Anlam

Deyimlerin önemli bölümü mecazlıdır; “burnu havada olmak” gerçek bir duruştan çok kibirli davranmayı anlatır. Bununla birlikte “çoğu gitti azı kaldı” ve “iyi gün dostu” gibi gerçek anlama daha yakın deyimler de vardır. Bir sözün deyim sayılması için mutlaka bütün sözcüklerinin mecazlaşması gerekmez; kalıplaşmış ve ortak bir kavramı karşılaması yeterlidir.

Farklı deyimler yakın anlamlı olabilir: “pot kırmak” ve “çam devirmek” istemeden uygunsuz söz söylemekte birleşir. Ancak yakınlık, her bağlamda birbirlerinin yerine geçebilecekleri anlamına gelmez. “İçine kurt düşmek” kuşkulanmayı, “içi içine sığmamak” güçlü heyecanı anlatır; yalnız “iç” sözcüğünü taşımaları onları yakın anlamlı yapmaz.

Örnek - 10
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde kullanılan deyim, yay ayraç içindeki açıklamayla uyuşmamaktadır?

A) Yeni görevin ayrıntılarını öğrenince gözü korktu. (Yapılacak işin güçlüğü karşısında çekinmek)
B) Eleştiriler karşısında hemen yelkenleri suya indirdi. (Direnmekten vazgeçmek)
C) Sonucun açıklanmasını dört gözle bekliyordu. (Büyük bir istekle beklemek)
D) Arkadaşının uyarılarına kulak kabarttı. (Söyleneni önemsememek)
E) Küçük ayrıntılar üzerinde durarak kılı kırk yardı. (Aşırı titiz davranmak)
“Kulak kabartmak”, çevrede konuşulanları belli etmeden ya da dikkatle dinlemeye çalışmaktır; “önemsememek” anlamına gelmez. Bu açıklamayı “kulak asmamak” deyimi karşılayabilirdi.

Cevap: D

Dikkat
Deyimlerin anlamı ortak bir sözcüğe bakılarak eşleştirilemez. “Gözden düşmek”, “gözünü karartmak” ve “göz boyamak” aynı organ adını taşısa da sırasıyla değer kaybetmek, tehlikeyi göze almak ve yanıltıcı görünüş oluşturmak anlamındadır.

Atasözleri

Atasözünün Yapısı ve İşlevi

Uzun gözlem ve deneyimlerin sonucunu genel bir yargı, kural, öğüt ya da uyarı biçiminde aktaran anonim ve kalıplaşmış cümlelere atasözü denir. “Acele işe şeytan karışır.” sözü aceleyle yapılan işte hata olabileceğini; “Ne ekersen onu biçersin.” sözü davranışların karşılığının yine kişiye döneceğini bildirir.

Atasözleri çoğunlukla geniş zaman veya emir kipinin sağladığı genellikten yararlanır; ancak belirli bir kip atasözü olmanın zorunlu koşulu değildir. Asıl ölçüt, sözün tek bir olayla sınırlı kalmayıp toplumca benimsenmiş genel bir deneyimi tam yargı hâlinde aktarmasıdır.

Örnek - 11
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde atasözü, parçadaki durumu karşılayacak biçimde kullanılmamıştır?

A) Küçük tasarrufların zamanla büyük bir birikime dönüşeceğini anlatırken “Damlaya damlaya göl olur.” dedi.
B) Sorunun ilk kaynağının yönetimdeki yanlış kararlar olduğunu belirtmek için “Balık baştan kokar.” sözünü kullandı.
C) Yetersiz araçlarla nitelikli sonuç alınamayacağını söylerken “Alet işler, el övünür.” dedi.
D) Bir işin olumsuz yanlarının yanında yararlı sonuçlarının da bulunabileceğini anlatmak için “Her işte bir hayır vardır.” dedi.
E) Kişinin başkalarına hazırladığı kötülüğün kendisine dönebileceğini açıklarken “Ak akçe kara gün içindir.” sözünü kullandı.
“Ak akçe kara gün içindir.” sözü, kazancın güç zamanlar için biriktirilmesini öğütler; kötülüğün kişiye dönmesiyle ilgili değildir. Bu duruma “Kazma kuyuyu, kendin düşersin.” anlamca uygundur.

Cevap: E

Gerçek ve Mecaz Anlamlı Atasözleri

Atasözlerinin çoğunda somut bir görüntü üzerinden genel ve mecazlı bir sonuç kurulur. “Körle yatan şaşı kalkar.” sözü birlikte bulunulan kişilerin olumsuz alışkanlıklarından etkilenmeyi anlatır; körlük ve şaşılık gerçek anlamda kullanılmamıştır. “Son pişmanlık fayda etmez.” ve “Dost ile ye, iç; alışveriş etme.” gibi sözlerde ise yargı büyük ölçüde gerçek anlamlıdır.

Bir atasözünde gerçek anlamlı sözcüklerin bulunması, bütün sözün gerçek anlamlı olduğu sonucunu doğurmaz. “Ağaç yaşken eğilir.” cümlesindeki sözcükler gerçek bir olayı anlatabilecek durumdadır; atasözü olarak kullanıldığında insanın küçük yaşta daha kolay eğitileceği mecazlı yargısını taşır.

Örnek - 12
Aşağıdaki atasözlerinden hangisi diğerlerinden farklı olarak gerçek anlamlıdır?

A) Mum dibine ışık vermez.
B) Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
C) Son pişmanlık fayda etmez.
D) Keskin sirke küpüne zarar.
E) Üzüm üzüme baka baka kararır.
C’de yargı, pişmanlığın iş işten geçtikten sonra sonucu değiştirmeyeceğini doğrudan bildirir. Diğerleri somut nesne ve olaylar aracılığıyla insan davranışına ilişkin mecazlı bir sonuç kurar.

Cevap: C

Atasözlerinde Anlam İlişkileri

Farklı atasözleri aynı düşünceyi değişik imgelerle anlatabilir. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” ile “Yalnız taş duvar olmaz.” dayanışmanın önemini vurgular. Buna karşılık “İyilik eden iyilik bulur.” ile “Besle kargayı, oysun gözünü.” insan davranışının karşılığına değinse de biri iyiliğin olumlu sonucunu, diğeri iyilik yapılan nankör kişinin verebileceği zararı anlatır; yakın anlamlı değildir.

Karşıt gibi görünen atasözleri çoğu kez farklı koşulları öne çıkarır. “İyilik yap denize at.” karşılık beklememeyi, “Merhametten maraz doğar.” ölçüsüz ve yanlış yöneltilmiş acımanın zararını anlatır. Doğru yorum, sözün hangi koşul için söylendiğini belirler.

Örnek - 13
Aşağıdaki atasözü çiftlerinden hangisi anlamca birbirine en yakındır?

A) İşleyen demir ışıldar. — Akan su yosun tutmaz.
B) Sakla samanı, gelir zamanı. — Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
C) Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. — Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
D) Ayağını yorganına göre uzat. — Borç yiğidin kamçısıdır.
E) Görünen köy kılavuz istemez. — Akıl akıldan üstündür.
A’daki “İşleyen demir ışıldar” çalıştıkça canlı ve verimli olmayı; “Akan su yosun tutmaz” ise hareketini sürdürenin durağanlaşmamasını anlatır. İki atasözü de çalışmayı ve etkin kalmanın yararını vurgular. Diğer çiftlerdeki atasözleri farklı düşünceler ifade ettiği için A’daki iki söz anlamca birbirine en yakındır.

Cevap: A

Özdeyişler

Özdeyişin Ayırt Edici Özellikleri

Bir düşünceyi kısa, etkili ve yoğun bir anlatımla dile getiren; söyleyeni belli sözlere özdeyiş ya da vecize denir. Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözü, yol gösterici olarak bilimin değerini genel bir yargıyla bildirir. Özdeyişte belirleyici özellik yalnız kısa olmak değil, sözün belirli bir kişiye ait olduğunun bilinmesidir.

Atasözü de özdeyiş de genel bir düşünce taşıyabilir; ancak atasözü anonim ve toplumsal aktarımın ürünü, özdeyiş ise belirli bir söyleyene bağlıdır. Deyim ise çoğunlukla tek başına yargı bildirmez; cümlenin içinde bir kavramı veya durumu karşılar.

Örnek - 14
Bir sözün aşağıdaki özelliklerinden hangisi yalnızca anlamı ve yapısı incelenerek kesinleştirilemez?

A) Genel bir düşünce bildirmesi
B) Kısa ve etkili bir anlatım taşıması
C) Tam bir yargı oluşturması
D) Söyleyeninin belli olması
E) Soyut bir kavramı açıklaması
Soru, özdeyişi kesin olarak ayıran ancak sözün kendi anlam ve yapısından her zaman çıkarılamayan bilgiyi aramaktadır. Söyleyenin belli olup olmadığı, söz dışındaki kaynak ve aktarım bilgisiyle belirlenir.

Cevap: D

Deyim, Atasözü ve Özdeyiş Ayrımı

Deyim, Atasözü ve Özdeyişin Farkları

Deyimler, atasözleri ve özdeyişler kalıplaşmış sözler olabilir; ayırırken sözün işlevi ve kaynağı birlikte değerlendirilir. Deyim cümlede bir durumu veya kavramı karşılar; atasözü söyleyeni belli olmayan genel bir yargı ya da öğüt bildirir; özdeyişin söyleyeni bilinir ve bir düşünceyi özlü biçimde anlatır.

Deyim“İpe un sermek” bir işi yapmamak için bahane üretmeyi anlatır.
Atasözü“Ne ekersen onu biçersin” sözü eylemlerin sonucuna ilişkin genel bir yargı bildirir.
Özdeyiş“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” sözünün sahibi Atatürk’tür; bu özdeyiş bilimin yol göstericiliğini vurgular.
Ortak yönÜçü de kısa ve etkili olabilir; ayırıcı olan işlev ve kaynaktır.

Bir söz cümle biçimindeyse hemen atasözü sayılmaz. “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” kalıplaşmış bir deyim olarak fırsatın kaçtığını bildirir; toplumsal bir kural öğretme amacı taşımaz. Aynı biçimde söyleyeni unutulmuş her etkili söz atasözü olmaz; toplumca yerleşmiş anonim bir yargı hâline gelmesi gerekir.

Örnek - 15
Aşağıdaki numaralanmış sözlerden hangilerinin türü doğru belirlenmiştir?

I. “İşleyen demir ışıldar.” — atasözü
II. “Etekleri zil çalmak” — deyim
III. Söyleyeni bilinen, eğitimin değerini vurgulayan kısa bir söz — özdeyiş
IV. “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” — atasözü

A) Yalnız I
B) I ve II
C) I, II ve III
D) II, III ve IV
E) I, II, III ve IV
I anonim ve genel bir yargı bildiren atasözüdür. II bir durumu karşılayan deyimdir. III’te söyleyenin belli olması özdeyiş ölçütüdür. IV ise fırsatın kaçtığını bildiren cümle biçiminde bir deyimdir; bu yüzden doğru belirlenenler I, II ve III’tür.

Cevap: C

Dikkat
Tam cümle olma özelliği atasözü ile özdeyişte yaygındır, bazı deyimlerde de görülür. Kesin ayrım için sözün durum mu yoksa genel yargı mı bildirdiği ve söyleyeninin belli olup olmadığı birlikte değerlendirilir.

Kalıplaşmamış Söz Öbekleri

Özgün Söz Öbeğinin Parçadaki Anlamı

Her anlamlı söz öbeği deyim değildir. Bir yazar, daha önce yerleşmemiş bir ilişki kurarak “zamanın pasını silmek”, “şehrin sesini katlamak” veya “metnin omurgasını gevşetmek” gibi özgün ifadeler oluşturabilir. Bu sözlerin anlamı sözlükte hazır bulunmaz; parçadaki eylem, amaç, sonuç ve karşıtlıklarla belirlenir.

Yakın ipucu“Şair, sözü parlatmak için anlamı karartmıyor.” cümlesindeki “için” amaç ilişkisi kurar.

Temel ilişki“Anlamı karartmak” = anlaşılmazlaştırmak. Gerçek bir kararma anlatılmaz.

Seçenek sınamasıBiçimsel etki uğruna anlaşılabilirlikten vazgeçilmez.

Örneğin “Şair, sözü parlatmak için anlamı karartmıyor.” cümlesinde iki karşıt eylem vardır: biçimsel gösteriş uğruna anlaşılabilirlikten vazgeçilmemektedir. Buradaki “anlamı karartmak” ifadesini yalnız “kapalı anlatım kullanmak” diye değil, cümlenin amaç-sonuç ilişkisi içinde yorumlamak gerekir.

Örnek - 16
“Bazı denemeciler okurun karşısına bitmiş hükümlerle çıkar. Bu yazar ise düşüncesini kesin bir sonuca bağlamıyor; soruların çevresinde dolaşırken okura da düşüncenin içine girebileceği boşluklar bırakıyor.”

Bu parçada kalın yazılmış sözle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Metindeki temel kavramları tanımlamadan kullanmak
B) Düşünceler arasındaki mantıksal bağları eksik kurmak
C) Okura yorumlama ve düşünceyi sürdürme imkânı tanımak
D) Yazının sonuç bölümünü bilinçli biçimde kısa tutmak
E) Konuyla ilgisiz ayrıntılara yer vermek
Yazarın “bitmiş hükümler” sunmaması ve okuru düşüncenin içine davet etmesi, bırakılan boşlukların anlatım kusuru değil, okura yorum ve katılım alanı açma amacı taşıdığını gösterir.

Cevap: C

Önceki Konu: Sözcükte Anlam Olayları
Sonraki Konu: Cümlede Anlam

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz