KPSS sözcükte anlam olayları konu anlatımı kapsamında benzetme ve istiare, deyim ve ad aktarmaları, somutlaştırma, soyutlaştırma, dolaylama, güzel adlandırma, kinaye, tariz ve abartma işlenecektir.
KPSS Türkçe konularının tamamına KPSS konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
Bir söz, temel anlamının dışında kullanıldığında ortaya çıkan yeni anlamın hangi ilişkiyle kurulduğu önemlidir. Benzerlik varsa benzetmeye dayalı, benzerlik olmadan yakınlık ya da komşuluk ilişkisi varsa ad aktarmasına dayalı bir anlam olayı oluşur.
Benzetme ve İstiare
Benzetme (Teşbih)
Aralarında ortak nitelik bulunan iki varlıktan zayıf olanın güçlü olana yaklaştırılmasına benzetme denir. Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü ve “gibi, kadar, sanki” türündeki benzetme edatı dört öğedir. “Çocuk, ceylan gibi çevikti.” cümlesinde çocuk benzeyen, ceylan kendisine benzetilen, çeviklik yön, “gibi” edattır. Yalnız benzeyen ile kendisine benzetilenin bulunduğu “Askerler çelik bileklerdi.” örneği güzel benzetme (teşbihibeliğ)dir; edatın bulunmaması benzetmeyi ortadan kaldırmaz.
B) Sözleri birer inciydi.
C) Bu çocuk tilki kadar kurnazdı.
D) Yağmur, camlarda ince parmaklarıyla dolaştı.
E) Ufuktaki bulutlar pamuk yığınlarıydı.
İstiare (Eğretileme)
Benzetmenin iki temel öğesinden yalnız birinin söylendiği aktarım istiaredir. Yalnız kendisine benzetilen varsa açık istiare oluşur: “Sahnenin yıldızı yine alkışları topladı.” cümlesinde başarılı sanatçı söylenmeyip “yıldız” denmiştir. Yalnız benzeyen bulunup kendisine benzetilenin özelliği sezdirilirse kapalı istiare vardır: “Genç sporcu rakiplerine pençe gösterdi.” cümlesinde sporcu açık, yırtıcı hayvan ise “pençe” özelliğiyle örtülüdür.
B) Yaşlı çınarlar birer birer aramızdan ayrılıyor.
C) Komutan, askerlerine kanat gerdi.
D) Şehrin kalbi sabaha kadar uyumadı.
E) Bu sözler yüreğimde bir bıçak oldu.
Deyim Aktarmasında İnsan ve Doğa
İnsandan Doğaya Aktarma ve Kişileştirme
İnsana özgü duygu, düşünce, davranış veya konuşma yetisinin insan dışındaki bir varlığa verilmesine insandan doğaya aktarma denir. “Yorgun dağlar sisin içinde dinleniyordu.” cümlesinde yorgunluk ve dinlenme dağa aktarılmıştır. Bu aktarım insan niteliği kazandırdığı için aynı zamanda kişileştirmedir. Her kişileştirme bu yöndedir; ancak yalnız “aslan gibi güçlü” biçimindeki benzetmede insan dışı varlık insanlaştırılmaz.
B) Deniz bütün gece kıyıya dert yandı.
C) Çınar, geçen yılları sessizce düşündü.
D) Rüzgâr vadide kurtlar gibi uludu.
E) Güneş, bulutların ardından utangaçça baktı.
Doğadan İnsana Aktarma
Hayvanlara, bitkilere veya doğa olaylarına özgü bir niteliğin insanı anlatmak için kullanılması doğadan insana aktarmadır. “Müdür, itirazı duyunca kükredi.” cümlesinde aslana özgü ses insanın öfkeli konuşmasına; “Genç adam bu haberle birden soldu.” cümlesinde bitkinin canlılığını yitirmesi insanın çökkünlüğüne aktarılmıştır. Amaç gerçek bir doğa olayı bildirmek değil insanın durumunu görünür kılmaktır.
II. Sabahın ilk ışıkları pencereden gülümsedi.
III. Öğrencinin zihni yeni fikirlerle filizlendi.
IV. Yaşlı adam haberi alınca çöktü.
Numaralanmış cümlelerin hangilerinde doğadan insana aktarma vardır?
B) I ve III
C) II ve IV
D) I, III ve IV
E) II, III ve IV
Deyim Aktarmasında Doğa ve Duyular
Doğadan Doğaya Aktarma
Doğadaki bir varlık veya olayın özelliği yine doğadaki başka bir varlık ya da olaya yüklenirse doğadan doğaya aktarma oluşur. “Rüzgâr gece boyunca uludu.” cümlesinde hayvan sesi rüzgâra, “Bulut sürüsü ovaya yayıldı.” sözünde hayvan topluluğu bulutlara aktarılır. İki tarafta da insan bulunmadığı için bu kullanım kişileştirme değildir.
B) Yağmur damlaları camı tırmalıyordu.
C) Rüzgâr, bacalarda ince ince uludu.
D) Fırtına vadide böğürüyordu.
E) Adam, soruyu duyunca dikenlerini çıkardı.
Duyular Arası Aktarma
Bir duyuyla algılanan niteliğin başka bir duyu alanındaki varlığı nitelemesine duyular arası aktarma denir. “Yumuşak ses”te dokunma niteliği işitmeye, “keskin koku”da dokunma niteliği koklamaya, “acı çığlık”ta tatma niteliği işitmeye aktarılır. Sözcüğün gerçek duyu alanı ile bağlamdaki hedef duyu birlikte belirlenmelidir.
B) Keskin ışık gözlerimi yoruyordu.
C) Yumuşak renkler odaya dinginlik katmıştı.
D) Soğuk bakışları herkesi susturdu.
E) Ekşi elmanın tadı damağımda kaldı.
Ad Aktarması (Mecazımürsel)
Parça-Bütün ve İç-Dış İlişkileri
Bir sözcüğün benzetme amacı olmadan ilişkili başka bir kavramın yerine kullanılmasına ad aktarması denir. “Takım yeni bir ayağa ihtiyaç duyuyor.” cümlesinde “ayak” futbolcunun yerine kullanılarak parça-bütün; “Tencere kaynıyor.” cümlesinde kap, içindeki yemek yerine kullanılarak dış-iç ilişkisi kurar. Aktarılan iki kavram arasında benzerlik değil gerçek bir bağlantı vardır.
B) Ocaktaki çaydanlık birazdan kaynar.
C) Yarışmada güçlü bilekler karşı karşıya geldi.
D) Bu akşam Yaşar Kemal okuyacağım.
E) Ankara, görüşmenin ertelendiğini duyurdu.
Sanatçı-Eser, Yer-İnsan ve Neden-Sonuç İlişkileri
“Sergide iki Picasso vardı.” sözünde sanatçı eseri, “Stadyum bu karara tepki gösterdi.” sözünde yer oradaki insanları, “Tarlalara bereket yağıyor.” sözünde sonuç olan bereket neden olan yağmuru düşündürür. Araç-kullanıcı ilişkisi de ad aktarması kurabilir: “Gazetede genç kalemlere yer verildi.” cümlesinde kalem, yazarı karşılar. İlişkinin adı değişse de temel ölçüt benzetme yapılmamasıdır.
II. Duvarlarda birkaç Abidin Dino asılıydı.
III. Sahnede güçlü bir ses alkışları topladı.
IV. Köy, haberi alınca meydanda toplandı.
Numaralanmış cümlelerdeki aktarmaların ilişki türleri sırasıyla hangisidir?
B) Parça-bütün / yer-insan / sanatçı-eser / iç-dış
C) Yer-insan / sanatçı-eser / neden-sonuç / parça-bütün
D) Sanatçı-eser / yer-yönetim / araç-kullanıcı / yer-insan
E) Yer-yönetim / parça-bütün / doğadan insana / iç-dış
Somutlaştırma ve Soyutlaştırma
Somutlaştırma
Soyut bir kavramın duyularla algılanabilen varlık veya hareketlerle anlatılmasına somutlaştırma denir. “Özlemini yıllarca omuzlarında taşıdı.” cümlesinde özlem, taşınabilen bir yük gibi görünür hâle gelir. “Korku, boğazına düğümlendi.” sözünde de duygu somut bir düğümle anlatılır. Somutlaştırma mecazlıdır; ayırt edici yönü aktarımın soyuttan somuta ilerlemesidir.
B) Umut, en karanlık günde elinden tuttu.
C) Bu acı yıllarca yüreğinde kanadı.
D) Masadaki ağır dosyayı iki eliyle kaldırdı.
E) Öfkesini kapının dışında bırakıp içeri girdi.
Soyutlaştırma
Somut bir sözcüğün cümlede fiziksel varlığını değil soyut bir durumu karşılamasına soyutlaştırma denir. “Yıllarca babasının gölgesinde yaşadı.” cümlesinde “gölge”, ışığın oluşturduğu karanlık alan değil etki ve otoritedir. “Gönül penceresini herkese kapattı.” sözünde pencere, insanın iç dünyaya açılmasını anlatır. Yön somuttan soyuta ilerlediği için somutlaştırmanın tersidir.
B) Bu düşüncenin kökleri çok eskiye dayanıyor.
C) Çocuk, ipteki düğümü çözmeye çalıştı.
D) Pencerenin kanadı rüzgârla kapandı.
E) Sepetin kulpu elinde kaldı.
Dolaylama ve Güzel Adlandırma
Dolaylama
Tek sözcükle karşılanabilen bir varlık, kişi veya kavramın birden fazla sözcükten oluşan tanıtıcı bir ifadeyle anlatılmasına dolaylama denir. “Kara elmas” kömürü, “beyaz perde” sinemayı, “file bekçisi” kaleciyi karşılar. Dolaylamada amaç sözü çekici, vurgulu veya ayırt edici kılmaktır; olumsuz çağrışımı yumuşatma zorunluluğu yoktur.
B) Sanat güneşi, yeni albümünü bu salonda tanıtmıştı.
C) Beyaz altın, bölge ekonomisinin temel ürünüdür.
D) Kurul, bu konuda Ankara’nın görüşünü bekliyor.
E) Kızıl gezegen için yeni bir araştırma aracı geliştirildi.
Güzel Adlandırma
Korku, ölüm, hastalık, kusur veya toplumca rahatsız edici bulunan bir kavramın daha yumuşak ve nötr bir sözle anlatılmasına güzel adlandırma denir. “Öldü” yerine “hayatını kaybetti”, “verem” yerine “ince hastalık” denmesi bu amaçla kurulur. Güzel adlandırma çoğu zaman çok sözcüklüdür; fakat onu dolaylamadan ayıran ölçüt sözü süslemek değil olumsuz çağrışımı hafifletmektir.
B) sağır – işitme engelli
C) tuvalet – lavabo
D) sinema – yedinci sanat
E) işten çıkarılmak – görevine son verilmek
Kinaye ve Tariz
Kinaye
Bir sözün hem gerçek hem mecaz anlama gelebilecek biçimde kurulup asıl olarak mecaz anlamının amaçlanmasına kinaye denir. “Ayağını yorganına göre uzat.” sözü fiziksel olarak uygulanabilir; asıl anlatılmak istenen gelire göre harcama yapmaktır. Gerçek anlam bütünüyle olanaksız değildir, fakat iletinin hedefi mecaz anlamdır. Atasözü ve deyimlerde sık görülür.
B) Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
C) Deniz, öfkeli bir dev gibi kabardı.
D) Ne kadar düzenlisin, masanda boş yer yok!
E) Haber bütün şehri ayağa kaldırdı.
Tariz (Dokundurma)
Bir kişiyi eleştirmek veya küçümsemek amacıyla söylenen sözün görünürdeki anlamının tersinin kastedilmesine tariz denir. “Odan gerçekten çok düzenli; yere basacak yer bulunmuyor.” cümlesinde yüzeyde övgü, bağlamda düzensizlik eleştirisi vardır. Tarizde sözün gerçek ve mecaz anlamını birlikte düşündürmekten çok, görünür yargı ile amaçlanan yargı arasındaki karşıtlık belirleyicidir.
B) Yazın öyle okunaklı ki üç kişi tek kelime çözemedi.
C) Ne kadar cömertsin, hesabı yine bize bıraktın.
D) Bu küçük yardımın benim için büyük değeri var.
E) Çalışkanlığın belli oluyor; bütün işleri yarım bırakmışsın.
Abartma ve Anlam Olaylarının Birlikte Ayrımı
Abartma (Mübalağa)
Bir varlık, durum veya olayın özelliğini gerçekte olamayacak ölçüde büyüterek ya da küçülterek anlatmaya abartma denir. “Seni beklerken bir ömür tükettim.” sözünde bekleme süresi, “Çantası dünyalar kadar ağırdı.” sözünde ağırlık gerçek sınırın ötesine taşınır. Her güçlü anlatım abartma değildir; ölçünün açıkça aşılması gerekir.
B) Güzel adlandırma – kinaye – dolaylama
C) Doğadan insana aktarma – ad aktarması – tariz
D) Somutlaştırma – kişileştirme – benzetme
E) Ad aktarması – soyutlaştırma – abartma
Sözcüğün temel, yan, mecaz ve terim anlamı ile anlam ilişkilerinin ayrıntıları Sözcükte Anlam yazısında ele alınmaktadır.
