TYT sanat felsefesi ve estetik, sanatın ne olduğunu, sanat eserinin özelliklerini, güzelliğin kaynağını ve estetik yargıların geçerliliğini araştırır. Önceki Ahlak Felsefesi konusunda insan eylemlerinin değerini incelemiştik. Bu yazıda estetik ile sanat felsefesinin kapsamını, sanatın taklit–yaratma–oyun açıklamalarını, güzellik kavramlarını ve ortak estetik yargı problemini öğreneceğiz.
ESTETİK VE SANAT FELSEFESİNİN TEMELLERİ
Estetik ile Sanat Felsefesinin Konusu
Estetik, güzeli ve insanın güzel karşısındaki yaşantısını felsefi olarak inceler. Yalnız sanat eserlerindeki güzelliği değil, doğadaki güzelliği de; güzelin yanında yüce, hoş, zarif ve çirkin gibi estetik değerleri de araştırır. “Güzel nedir?”, “Güzellik nesnede mi, onu algılayan kişide mi bulunur?” ve “Ortak estetik yargılar mümkün müdür?” temel sorularındandır.
Sanat felsefesi ise sanatın ne olduğunu, sanat eserinin nasıl oluştuğunu, sanatçının rolünü ve sanatın insan–toplumla ilişkisini sorgular. Sanat felsefesi yalnız beğeni bildirmez; sanat kavramını ve sanat etkinliğinin temelini gerekçeli biçimde çözümlemeye çalışır.
Sanat–Felsefe İlişkisi ve Sanat–Zanaat Ayrımı
Sanat ile felsefe, insanı ve evreni anlamlandıran yaratıcı etkinliklerdir. Her ikisi de doğayı yalnız kopyalamakla yetinmez; ona yeni bir bakış kazandırabilir. Felsefe kavram ve akıl yürütmeyle, sanat ise imge, biçim, ses, renk ve kurgu gibi araçlarla ifade oluşturur. Sanat eseri duyusal olarak algılansa da taşıdığı anlam düşünsel yorum gerektirebilir.
Zanaat, çoğunlukla kullanım amacı taşıyan ve öğrenilmiş teknik kurallarla tekrarlanabilen ürünler ortaya koyar. Sanatta teknik ustalık gerekli olabilir; fakat tek başına yeterli değildir. Sanat eseri özgün ifade ve estetik kaygı taşırken zanaat ürünü yarar, işlev ve tekrar üretilebilirlik bakımından öne çıkabilir.
Estetiğin Temel Kavramları
Estetik özne (suje), estetik nesneyi algılayan ve değerlendiren kişidir. Estetik nesne (obje), estetik yaşantıya konu olan doğal varlık veya sanat eseridir. Estetik tavır, nesneye yalnız yarar elde etmek için değil, onu seyretme ve ondan haz duyma amacıyla yönelmektir.
Estetik yaşantı, özne ile nesne arasındaki karşılaşmada oluşan duygu ve anlam bütünüdür. Estetik değer, nesnenin güzel, yüce veya hoş bulunmasına katkıda bulunan nitelik; estetik yargı ise “Bu tablo güzeldir.” gibi değerlendirme bildiren hükümdür. Sanatçı eseri üreten yaratıcı özne, alımlayıcı ise eseri algılayan ve yorumlayan kişidir.
→
→
→
Sanat Eserinin Temel Özellikleri
Sanat eseri bir kişi tarafından ortaya konduğu için kişiseldir; sanatçının yaratıcı seçimlerini ve üslubunu taşır. Özgündür; salt tekrar veya kopya değildir. Yaratıcılık ve estetik kaygı içerir. Sanatçı bir araç, teknik ve malzeme kullanarak duygu, düşünce veya tasarımını duyusal bir biçime dönüştürür.
Sanat eseri biricik olabileceği gibi çoğaltılabilir bir türde de üretilebilir; ancak estetik bütünlüğü ve özgün kurgusu korunur. Belirli bir dönemde doğsa da farklı zaman ve toplumlarda yeniden yorumlanabildiği ölçüde kalıcı ve evrensel bir değer kazanabilir. Evrensellik, herkesin eseri aynı biçimde yorumlaması anlamına gelmez.
SANATI AÇIKLAYAN FELSEFİ GÖRÜŞLER
Taklit Olarak Sanat: Platon ve Aristoteles
Taklit (mimesis) görüşü, sanatın doğayı, insanı veya olayları yansıttığını savunur. Platon’a göre duyulur dünyadaki nesneler ideaların kopyasıdır; sanatçı bu nesneleri taklit ettiğinde gerçeğin kopyasının kopyasını üretir. Bu nedenle sanat, insanı hakikatten uzaklaştırabilir ve duyguları ölçüsüzce harekete geçirebilir.
Aristoteles de sanatı taklit olarak açıklar; fakat taklide daha olumlu bir değer verir. Sanatçı olayları mekanik biçimde kopyalamaz, olabilecek olanı seçip düzenleyerek anlamlı bir bütün kurar. Tragedya, korku ve acıma duygularını uyandırıp katharsis, yani duygusal arınma sağlayabilir.
Yaratma ve Oyun Olarak Sanat
Yaratma görüşüne göre sanatçı doğada hazır bulunanı yalnız taklit etmez; hayal gücü ve yaratıcı sezgisiyle yeni bir bütün meydana getirir. Croce için sanat, sanatçının iç yaşantısını özgün bir ifadeye dönüştürmesidir. Schelling’e göre sanatçı doğanın yarım bıraktığını tamamlayan yaratıcı etkinlikte bulunur; gerçek sanat eseri benzersizdir.
Oyun görüşü sanatı, insanın çıkar ve zorunluluklardan geçici olarak uzaklaştığı özgür etkinlikle ilişkilendirir. Schiller’e göre insan oyun dürtüsüyle duyusal yanıyla akılsal yanını uyumlaştırır ve özgürlüğünü yaşar. Sanat da oyun gibi kendi amacı kendinde olan, yaratıcı ve özgürleştirici bir etkinliktir.
GÜZELLİK VE ESTETİK YARGILAR
Güzellik Problemi ve İlişkili Kavramlar
Güzelliğin kaynağı konusunda iki temel eğilim vardır. Nesnel görüş, güzelliğin uyum, oran ve düzen gibi nesnede bulunan özelliklere dayandığını savunur. Öznel görüş ise güzelliğin onu algılayan kişinin beğenisi, kültürü ve yaşantısıyla oluştuğunu ileri sürer. “Güzellik nesnede mi, öznede mi?” sorusu estetiğin ana problemlerindendir.
Güzellik başka değerlerle ilişkili olsa da onlarla özdeş değildir. Bir önerme doğru fakat güzel olmayabilir; ahlaken iyi bir davranış sanat eseri değildir. Hoş, kişisel hazla yakından ilişkilidir; güzel yargısı ise çoğu zaman başkalarının da katılması beklenen bir değerlendirme olarak kurulur. Yararlı olan her şey güzel değildir. Yüce, ölçüyü aşan büyüklük veya güç karşısındaki hayranlık ve saygı duygusudur.
Güzelliğin Öznel ve Nesnel Nitelikleri
Güzelliğin öznel nitelikleri, onu algılayan kişide oluşan yaşantıyla ilgilidir. Güzel bulunan nesnenin insanda canlı bir izlenim uyandırması, hayal gücünü harekete geçirmesi ve kişiye anlamlı bir bütünlük sunması bu grupta değerlendirilir. Kültür, eğitim, dönem ve kişisel deneyimler beğeniyi etkileyebilir.
Nesnel ya da biçimsel nitelikler ise eserin yapısında aranan düzenle ilgilidir. Oran ve simetri parçaların ölçülü ilişkisini, uyum farklı öğelerin bir bütün oluşturmasını anlatır. Bütünlük, denge ve ritim de estetik düzenin özellikleri arasında sayılabilir. Bu niteliklerin bulunması ortak beğeniyi destekleyebilir; fakat herkesin aynı yargıya ulaşmasını zorunlu kılmaz.
Ortak Estetik Yargılar Mümkün müdür?
Öznelci yaklaşım, estetik yargıların kişisel beğeni, kültür ve yaşantıya bağlı olduğunu; bu nedenle herkes için zorunlu ortak ölçüt kurulamayacağını savunur. Croce’ye göre sanat eseri bireysel sezginin özgün ifadesidir; her alımlayıcı eseri kendi yaşantısıyla karşılar.
Nesnelci yaklaşım, sanat eserinde insanlardan bağımsız değer taşıyan nitelikler bulunduğunu ve bunların ortak yargıyı mümkün kılabileceğini savunur. Platon güzelliği değişmeyen güzel ideasıyla ilişkilendirir. Kant’ın yaklaşımı ise ince bir ayrım taşır: estetik yargı öznel bir hazza dayanır, fakat çıkarsız ve ortak duyuya seslendiği için başkalarının da katılmasını bekler; yine de bilimsel önerme gibi kanıtlanmaz.
Biçimci, Toplumsal ve Kurumsal Sanat Anlayışları
Biçimci sanat anlayışı, sanat eserinin değerini öncelikle renk, çizgi, ritim, kompozisyon ve biçimsel ilişkilerde arar. Clive Bell’in “anlamlı biçim” düşüncesinde estetik heyecanı doğuran şey, eserin konusu kadar biçimsel örgütlenmesidir.
Toplumsal sanat anlayışı, sanatın üretildiği tarihsel ve toplumsal koşullarla ilişkisini vurgular. Eser; sınıf, kültür, kurumlar ve toplumsal değişimlerden bağımsız değildir. Kurumsal sanat anlayışı ise bir nesnenin sanat eseri sayılmasında sanat dünyasının; sanatçıların, eleştirmenlerin, galerilerin, müzelerin ve izleyici topluluklarının tanıma ve değerlendirme süreçlerini öne çıkarır.
