TYT MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİ (ORTA ÇAĞ FELSEFESİ)

0
20
TYT Orta Çağ felsefesi konu anlatımı kapak görseli

TYT Orta Çağ felsefesi konusu, MS 2. yüzyıldan MS 15. yüzyıla uzanan dönemde Hristiyan ve İslam düşüncesinin inanç ile akıl arasında kurduğu ilişkileri ele alır. Önceki İlk Çağ Felsefesi konusunda doğa, insan, bilgi ve değer problemlerinin Antik Yunan’daki gelişimini incelemiştik. Bu yazıda Orta Çağ felsefesinin temel özelliklerini, başlıca problemlerini ve filozofların birbirinden ayrılan görüşlerini karşılaştıracağız.

ORTA ÇAĞ FELSEFESİNİN ORTAMI VE TEMEL ÖZELLİKLERİ

Dönemin Sınırları ve Düşünsel Ortamı

Orta Çağ felsefesi genel olarak MS 2. yüzyıldan MS 15. yüzyıla kadar uzanan, felsefi problemlerin dinî inançlarla güçlü biçimde ilişkilendirildiği dönemdir. Bu çağda tek bir düşünce merkezi yoktur. Hristiyan felsefesi Roma ve Avrupa dünyasında, İslam felsefesi ise geniş bir coğrafyada Antik Yunan mirasını farklı dinî ve kültürel kaynaklarla buluşturmuştur.

İlk Çağ filozofları çoğunlukla evrenin ana maddesini, değişimi, bilgiyi ve erdemli yaşamı bağımsız akıl yürütmeyle araştırmıştı. Orta Çağ düşünürleri ise Tanrı’nın varlığı, yaratılış, ruhun ölümsüzlüğü, kötülük, tümeller, özgür irade ve inanç-akıl ilişkisi üzerinde yoğunlaştı. Felsefenin görevi çoğu düşünürde vahyin bildirdiklerini açıklamak, temellendirmek veya akılla anlaşılır hâle getirmekti.

İlk Çağ felsefesiDoğa, insan ve varlık problemlerini akıl yoluyla araştırma
Orta Çağ felsefesiDin merkezli problemleri inanç ve akıl ilişkisi içinde açıklama
Dikkat
“Orta Çağ felsefesi bütünüyle akla karşıdır.” yargısı doğru değildir. Dönemin temel tartışması aklı yok saymak değil, aklın inanç karşısındaki yetki ve sınırını belirlemektir. Hristiyan ve İslam filozofları bu ilişkiye farklı cevaplar vermiştir.
Örnek - 1
Aşağıdakilerden hangisi Orta Çağ felsefesini İlk Çağ felsefesinden ayıran genel eğilimi en doğru biçimde açıklar?

A) Doğa olaylarını yalnız matematiksel deneylerle incelemesi
B) Felsefi problemleri dinî inanç ve vahiy bağlamında ele alması
C) Bütün filozofların aynı görüşü savunması
D) İnsan ve ahlak problemlerini bütünüyle dışlaması
E) Antik Yunan düşüncesini hiç tanımaması
Orta Çağ felsefesinin ayırt edici yönü, felsefi problemleri dinî inanç, vahiy ve Tanrı anlayışıyla ilişkilendirmesidir. Bu durum aklın tamamen terk edildiği anlamına gelmez.

Cevap: B

Antik Yunan Mirası ve Çeviri Faaliyetleri

Orta Çağ felsefesi Antik Yunan düşüncesinden kopuk değildir. Hristiyan düşünürler başlangıçta özellikle Platon ve Yeni Platonculuktan yararlanmış, skolastik dönemde Aristoteles’in mantığı ve metafiziği etkili olmuştur. Kavimler Göçü ve Batı Roma’nın yıkılışından sonra Batı Avrupa’da bazı Antik eserlerle bağ zayıflarken Doğu Roma, Süryani ve İslam dünyasındaki çalışmalar bu mirasın korunmasını ve geliştirilmesini sağlamıştır.

8–12. yüzyıllardaki çeviri faaliyetleriyle Yunanca, Süryanice, Farsça ve Hintçe eserler Arapçaya aktarılmıştır. İslam filozofları bu eserleri yalnız saklamamış; yorumlamış, eleştirmiş ve yeni problemlerle geliştirmiştir. Daha sonra Arapçadan Latinceye yapılan çeviriler, özellikle Aristoteles’in Batı Avrupa’da yeniden tanınmasına ve skolastik düşüncenin dönüşmesine katkı sağlamıştır.

Antik birikimPlaton, Aristoteles ve bilimsel eserler

Çeviri ve yorumYunanca-Süryanice-Arapça etkileşimi

Yeni sentezlerİslam ve Hristiyan düşüncesinde özgün problemler

Batı’ya aktarımArapçadan Latinceye çeviriler
Örnek - 2
Antik Yunan eserlerinin Arapçaya çevrilmesi, İslam filozoflarınca yorumlanması ve daha sonra Latinceye aktarılması aşağıdakilerden hangisini gösterir?

A) Felsefi geleneklerin birbirinden bütünüyle yalıtıldığını
B) Bilginin yalnız tek bir toplumda üretildiğini
C) Düşünsel birikimin kültürler arasında taşınıp dönüştürüldüğünü
D) Çevirinin özgün düşünceyi tamamen engellediğini
E) Orta Çağ’da Aristoteles’in bilinmediğini
Çeviri hareketleri, düşünsel birikimin farklı diller ve kültürler arasında aktarılırken yorumlanıp geliştirilmesine imkân vermiştir.

Cevap: C

İnanç-Akıl İlişkisi ve Ortak Problemler

Orta Çağ felsefesinin merkezinde inanç ile akıl arasındaki ilişki bulunur. Bazı düşünürler inancı akıldan önce ve üstün kabul etmiş, bazıları akılla inancın uyumlu olduğunu savunmuş, bazıları ise felsefe ile dinin farklı yöntemlerle aynı hakikate yöneldiğini ileri sürmüştür. Bu ayrım, filozofların Tanrı’yı kanıtlama ve dinî öğretileri açıklama yöntemlerini de belirlemiştir.

Dönemin ortak problemleri arasında Tanrı’nın varlığının kanıtlanması, tümellerin gerçekliği, kötülüğün kaynağı, ruh-beden ilişkisi, özgür irade ve kader yer alır. Hristiyan ve İslam düşünürleri aynı problemleri ele alsalar da kullandıkları kavramlar, öncüller ve vardıkları sonuçlar her zaman aynı değildir.

Tanrı’nın varlığıİnanç akılla temellendirilebilir mi?
TümellerGenel kavramlar gerçek midir?
Kötülükİyi bir yaratıcıyla kötülük nasıl bağdaşır?
Özgür iradeİnsan seçimlerinde ne kadar özgürdür?
Ruh ve bedenİnsanın özü ve ölümsüzlük
BilgiAkıl, deney, sezgi ve vahyin yeri
Örnek - 3
“Vahyin bildirdiği hakikatler kabul edilmelidir; fakat bu hakikatlerin insan aklıyla ne ölçüde açıklanabileceği ayrıca araştırılmalıdır.” diyen bir düşünür hangi temel probleme yönelmektedir?

A) Arkhe problemine
B) İnanç-akıl ilişkisine
C) Haz problemine
D) Değişim problemine
E) Sanatın taklit olup olmadığına
Vahiy ile aklın bilgi ve açıklama bakımından sınırlarını karşılaştırmak, doğrudan inanç-akıl ilişkisi problemidir.

Cevap: B

HRİSTİYAN FELSEFESİ

Patristik Felsefe ve Augustinus

Patristik felsefe, MS 2–8. yüzyıllar arasında Hristiyan inancını açıklamak ve eleştirilere karşı savunmak amacıyla gelişen Kilise Babaları felsefesidir. İlk savunuculara apolojistler denir. Bu dönemde Platon ve Yeni Platonculuğun ruh, idea ve duyulur dünyanın ötesindeki gerçeklik anlayışı Hristiyan öğretilerini açıklamada etkili olmuştur.

Augustinus’a göre insan önce inanır, ardından inandığını anlamaya yönelir. Kesin bilginin kaynağı yalnız değişken duyular değildir; insan zihni hakikati Tanrısal aydınlanma sayesinde kavrar. Kötülük bağımsız bir varlık veya yaratılmış bir töz değil, iyiliğin eksikliği ve yoksunluğudur. Ahlaki kötülük insanın özgür iradesini yanlış kullanmasıyla ortaya çıkar; böylece kötülüğün sorumluluğu Tanrı’ya yüklenmez.

İnanmaHakikate yönelişin başlangıcı

AnlamaAkılla inancın içeriğini kavrama

AydınlanmaDeğişmez doğruların Tanrısal ışıkla bilinmesi
Dikkat
Augustinus’ta kötülük, iyiliğe denk ve bağımsız ikinci bir güç değildir. “İyiliğin yokluğu” olarak açıklanır; insanın ahlaki kötülüğü ise özgür iradesini yanlış kullanmasıyla ilişkilidir.
Örnek - 4
Bir düşünür, değişmez doğruların yalnız değişken duyularla açıklanamayacağını ve insan zihninin hakikati Tanrısal bir ışıkla kavradığını savunmaktadır. Bu görüş aşağıdakilerden hangisine aittir?

A) Augustinus’un aydınlanma anlayışına
B) Ockham’ın nominalizmine
C) İbn Rüşd’ün çift hakikat eleştirisine
D) Farabi’nin erdemli şehir anlayışına
E) Mutezile’nin özgür irade görüşüne
Değişmez doğruların Tanrısal aydınlanmayla kavrandığını savunan filozof Augustinus’tur.

Cevap: A

Skolastik Felsefe ve Aquinolu Thomas

Skolastik felsefe, yaklaşık 8–15. yüzyıllar arasında manastır ve üniversite okullarında gelişen sistemli Hristiyan felsefesidir. “Okul felsefesi” anlamına gelen skolastik düşünce; otoritelerin görüşlerini mantık yoluyla düzenlemeyi, görünür çelişkileri tartışmayı ve inanç esaslarını temellendirmeyi amaçlamıştır. Özellikle yüksek skolastik dönemde Aristoteles’in eserleri belirleyici olmuştur.

Anselmus, Tanrı kavramından hareket eden ontolojik kanıtla Tanrı’nın varlığını akıl yoluyla göstermeye çalışır. Aquinolu Thomas ise inanç ile aklın aynı hakikatin farklı kaynakları olduğunu savunur. Akıl bazı doğrulara doğal yoldan ulaşabilir; vahye dayalı bazı hakikatler ise aklın sınırını aşar fakat akılla çelişmez. Thomas’ın hareket, neden, zorunluluk, derece ve düzen üzerinden geliştirdiği “beş yol” kanıtları, deneylenen dünyadan ilk nedene ilerleyen kozmolojik ve ereksel açıklamalardır.

AnselmusTanrı kavramından varlığa giden ontolojik kanıt
Aquinolu ThomasDünyadaki hareket, neden ve düzenden Tanrı’ya ilerleyen kanıtlar
Örnek - 5
“Evren içinde hareket eden her şey başka bir şey tarafından hareket ettirilir. Bu zincir sonsuza gidemeyeceğine göre ilk hareket ettirici bulunmalıdır.” akıl yürütmesi hangi filozofla ilişkilidir?

A) Augustinus
B) Aquinolu Thomas
C) Ockhamlı William
D) Gazali
E) Farabi
Hareketten ilk hareket ettiriciye ulaşan bu kozmolojik akıl yürütme Aquinolu Thomas’ın beş yolundan biridir.

Cevap: B

Tümeller Tartışması

Tümel, “insan”, “ağaç” veya “adalet” gibi bir sınıfın bütün üyeleri için kullanılan genel kavramdır. Tartışma, bu kavramların insan zihninden bağımsız bir gerçekliğe sahip olup olmadığı üzerindedir. Kavram realizmi, tümellerin tek tek varlıklardan bağımsız veya onlardan önce gerçek olduğunu savunur. Kavramcılık, tümellerin tek tek nesnelerde ortak olan özelliklerden zihnin oluşturduğu kavramlar olduğunu ileri sürer.

Nominalizm ise gerçek olanın tek tek varlıklar olduğunu, tümellerin onları gruplamak için kullandığımız adlardan ibaret bulunduğunu savunur. Ockhamlı William bu yaklaşımın önde gelen temsilcisidir. Nominalizm, felsefenin teolojiden görece bağımsızlaşmasına ve gözlenebilir tekil varlıklara yönelmesine katkı sağlamıştır.

RealizmTümeller zihinden bağımsız ve gerçektir.
KavramcılıkTümel, ortak özelliklerden zihinde kurulan kavramdır.
NominalizmGerçek olan tekillerdir; tümel yalnız addır.
Örnek - 6
“Dış dünyada yalnız Ayşe, Mehmet ve başka tek tek insanlar vardır; ‘insanlık’ bunları birlikte adlandırmak için kullandığımız bir sözcüktür.” görüşü hangisidir?

A) Kavram realizmi
B) Nominalizm
C) Düalizm
D) Panteizm
E) Entüisyonizm
Tümelleri bağımsız gerçeklikler değil, tekilleri gruplamak için kullanılan adlar saymak nominalizmdir.

Cevap: B

İSLAM FELSEFESİ

Kaynakları, Özellikleri ve Başlıca Ekolleri

İslam felsefesi, İslam medeniyetinin yayıldığı coğrafyada Müslüman olan ve olmayan düşünürlerin ortak kültürel ortamında gelişmiştir. Kur’an ve hadis gibi dinî kaynakların yanında Antik Yunan, İran ve Hint düşüncelerinden gelen birikimler de etkili olmuştur. Ortak bilim dili olarak Arapçanın kullanılması, farklı merkezlerde üretilen bilginin dolaşımını kolaylaştırmıştır.

Bu düşünce ortamında farklı ekoller ortaya çıkmıştır. Kelam, inanç esaslarını akıl yoluyla açıklama ve savunma çabasıdır. Meşşailik, özellikle Aristoteles’in mantık ve felsefesini temel alan akılcı çizgidir. İşrakilik, hakikatin aklın yanında sezgi ve içsel aydınlanmayla kavranabileceğini savunur. Tasavvuf ise insanın ahlaki arınma, sevgi ve manevi deneyim yoluyla hakikate yönelmesini öne çıkarır.

Kelamİnancı akli delillerle açıklama ve savunma
MeşşailikAristotelesçi mantık ve akılcı felsefe
İşrakilikAkıl yanında sezgi ve aydınlanma
TasavvufArınma, sevgi ve manevi tecrübe
Dikkat
“İslam felsefesi” yalnız Müslüman filozofların görüşleri veya yalnız dinî konular demek değildir. Kavram, İslam medeniyetinin ortak bilim ve düşünce ortamında üretilen felsefi birikimi ifade eder.
Örnek - 7
Bir düşünür, Aristoteles’in mantığını kullanırken dinî inançları akli delillerle açıklamaya çalışmaktadır. Bu örnek aşağıdakilerden hangisini gösterir?

A) İslam düşüncesinde felsefe ile dinin hiçbir temas kurmadığını
B) Akli yöntemlerin dinî problemlerin tartışılmasında kullanılabildiğini
C) Bütün İslam filozoflarının sezgiyi reddettiğini
D) Çeviri faaliyetlerinin yasaklandığını
E) Yalnız deneysel bilginin kabul edildiğini
Mantık ve akli delillerin dinî problemlerin açıklanmasında kullanılması, İslam düşüncesindeki inanç-akıl etkileşimini gösterir.

Cevap: B

Özgür İrade Problemi: Cebriye, Mutezile, Eşariye ve Maturidi

İnsanın eylemlerinde özgür olup olmadığı, sorumluluk ve ilahi bilgiyle bağlantılı temel bir kelam problemidir. Cebriye, insanın özgür olmadığını ve eylemlerinin ilahi irade tarafından belirlendiğini savunur. Mutezile, adalet ve sorumluluğun anlamlı olabilmesi için insanın özgür iradeye sahip olması gerektiğini ileri sürer.

Eşariye, bütün fiillerin yaratıcısının Tanrı olduğunu, insanın ise yaratılan eylemi seçip “kazandığını” savunur. Maturidi yaklaşımında da yaratma Tanrı’ya aittir; insan kendisine verilen akıl ve cüzi iradeyle seçim yapar ve bu nedenle davranışlarından sorumludur. Böylece ekoller aynı probleme zorunluluk, özgürlük ve uzlaştırma yönlerinden farklı cevaplar verir.

Cebriyeİnsan özgür değildir.
Mutezileİnsan özgür ve eyleminden sorumludur.
EşariyeTanrı yaratır, insan eylemi kesbeder.
MaturidiTanrı yaratır, insan cüzi iradesiyle seçer.
Örnek - 8
“İnsan davranışlarında özgür olmasaydı yaptığı iyilik ve kötülüklerden sorumlu tutulması adil olmazdı.” görüşü aşağıdaki ekollerden hangisine en yakındır?

A) Cebriye
B) Mutezile
C) Septisizm
D) Nominalizm
E) Patristik felsefe
İlahi adalet ile insan sorumluluğunu özgür iradeye bağlayan yaklaşım Mutezile’dir.

Cevap: B

Kindi, Farabi ve İbn Sina

Kindi, felsefeyi insanın gücü ölçüsünde varlığın hakikatini bilme çabası olarak görür. Farklı kültürlerden gelen doğru bilgiyi kabul etmek gerektiğini savunmuş ve felsefe ile din arasında öz bakımından çatışma bulunmadığını ileri sürmüştür. İslam felsefesinin ilk sistemli temsilcilerinden biri kabul edilir.

Farabi, Aristoteles mantığını ve Yeni Platoncu unsurları birleştiren sistemli bir felsefe kurmuştur. Varlıkları zorunlu varlık ve mümkün varlık olarak ayırır; mümkün varlıkların nedeni, varlığı kendinden olan zorunlu varlıktır. Siyaset felsefesinde erdemli şehir, insanların gerçek mutluluğa ulaşmak için yardımlaştığı ve bilgili, erdemli bir yönetici tarafından yönlendirildiği toplumdur.

İbn Sina da zorunlu-mümkün varlık ayrımını geliştirir. Tanrı zorunlu varlıktır; diğer varlıklar var olmak için bir nedene ihtiyaç duyan mümkün varlıklardır. Bilgi anlayışında duyularla başlayan süreç aklın soyutlamasıyla ilerler. Ruhun bedenden bağımsızlığını anlatan “uçan insan” düşünce deneyi, dış duyumlardan yoksun bir insanın yine de kendi varlığının bilincinde olabileceğini göstermeyi amaçlar.

KindiHakikati bilme ve farklı kaynaklardan doğruyu alma
FarabiZorunlu varlık, mutluluk ve erdemli şehir
İbn SinaZorunlu-mümkün ayrımı, akıl ve bağımsız ruh
Örnek - 9
“Varlığı kendi özünden gelmeyen her şey, var olmak için başka bir nedene muhtaçtır. Bu nedenler dizisi, varlığı kendinden olan bir varlıkta son bulmalıdır.” görüşü hangi ayrıma dayanır?

A) Tümel-tekil ayrımına
B) Zorunlu varlık-mümkün varlık ayrımına
C) Haz-acı ayrımına
D) Görünüş-idea ayrımına
E) Madde-form ayrımına
Başkasına bağlı olarak var olabilen mümkün varlıkları, varlığı kendinden olan zorunlu varlıkla açıklamak Farabi ve İbn Sina’da görülen zorunlu-mümkün ayrımıdır.

Cevap: B

Gazali, İbn Rüşd ve Felsefe-Din Tartışması

Gazali, matematik ve mantık gibi alanları reddetmez; eleştirisini metafizik konularda kesin bilgi iddiasında bulunan filozoflara yöneltir. Duyuların ve aklın yanılabileceğini, kesinliğin ilahi ışık ve manevi tecrübeyle tamamlandığını savunur. “Filozofların Tutarsızlığı” adlı eserinde özellikle Farabi ve İbn Sina’nın bazı metafizik görüşlerini eleştirir.

İbn Rüşd, “Tutarsızlığın Tutarsızlığı” ile Gazali’ye cevap verir. Ona göre doğru akıl yürütme ile sahih vahiy çelişmez; görünür bir çatışma varsa metin, akli kanıta uygun biçimde yorumlanabilir. Din ile felsefe farklı insanlara ve farklı kavrayış düzeylerine seslense de hakikat birdir. İbn Rüşd’ün Aristoteles yorumları Latinceye çevrilmiş ve Batı skolastiği üzerinde etkili olmuştur.

GazaliAklın metafizikteki kesinlik iddiasını eleştirir; sezgi ve manevi tecrübeye yer verir.
İbn RüşdDoğru akıl yürütmeyle vahyin çelişmeyeceğini, hakikatin bir olduğunu savunur.
Dikkat
Gazali’nin filozofları eleştirmesi bütün akli ve bilimsel etkinliği reddettiği anlamına gelmez. Eleştirisinin hedefi, aklın özellikle metafizik konularda kesin sonuca ulaştığı iddiasıdır.
Örnek - 10
“Akli kanıtla vahyin görünür anlamı çatışıyorsa metin yorumlanmalıdır; çünkü gerçek bir hakikat başka bir hakikate aykırı olamaz.” görüşü hangi filozofa aittir?

A) Gazali
B) İbn Rüşd
C) Cebriye
D) Augustinus
E) Ockhamlı William
Akıl ile vahyin özünde çelişmeyeceğini ve görünür çatışmada yorum yoluna gidilebileceğini savunan filozof İbn Rüşd’dür.

Cevap: B

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz