TYT CANLILARIN TEMEL BİLEŞENLERİ: İNORGANİK BİLEŞİKLER

0
12
TYT Canlıların Temel Bileşenleri İnorganik Bileşikler konu anlatımı kapağı

TYT İnorganik Bileşikler konusu; canlıların doğadan hazır alabildiği su, asit, baz, tuz ve minerallerin yapı ile düzenleme görevlerini kapsar. TYT sorularında yalnız görev eşleştirmesi değil; suyun polar yapısından sonuç çıkarma, pH değişimini yorumlama, tamponların etkisini karşılaştırma ve mineral eksikliğini çoklu verilerle çözümleme öne çıkar.

İNORGANİK BİLEŞİKLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ

İnorganik Bileşiklerin Ortak Özellikleri

İnorganik bileşikler canlıların yapısına katılabilir ve yaşamsal olayların düzenlenmesinde görev alabilir. Genellikle küçük yapılı olduklarından sindirime uğramadan hücre zarından geçebilenleri vardır. Canlılar su ve mineralleri çevreden hazır alır; bu maddeler hücresel solunumda enerji verici yakıt olarak kullanılmaz.

“Enerji vermez” ifadesi “önemsizdir” anlamına gelmez. Su, tepkimelerin gerçekleştiği ortamı oluşturur; iyonlar ozmotik dengeyi ve elektriksel olayları etkiler; bazı mineraller enzimlerin çalışmasına katkı sağlar. İnorganik maddelerin temel rolü yapısal ve düzenleyici olmaktır.

Yapısal rolKemik, diş, hücre sıvısı ve bazı organik moleküllerin yapısına katılabilir.
Düzenleyici rolpH, ozmotik basınç, enzim etkinliği ve sinir iletimi üzerinde etkili olabilir.
Enerji ilişkisiSolunumda parçalanarak ATP kaynağı olarak kullanılmaz.
KaynakSu ve mineraller doğadan hazır alınır; canlılar mineralleri sentezleyemez.
Dikkat
Bir maddenin yapısında karbon bulunması onu tek başına organik yapmaz. CO₂, CO ve karbonat tuzları karbon içerdikleri hâlde biyolojide inorganik bileşikler arasında değerlendirilir.
Örnek - 1
Bir hücrede bulunan X maddesi sindirime uğramadan hücre zarından geçiyor, bir enzimin etkinliği için gerekli oluyor ve hücresel solunumda ATP üretmek amacıyla parçalanmıyor. X için aşağıdakilerden hangisi en güçlü çıkarımdır?

A) Kesinlikle proteindir.
B) İnorganik bir bileşik olabilir.
C) Yalnız bitki hücrelerinde bulunur.
D) Genetik bilgiyi taşır.
E) Sindirim enzimi olarak görev yapar.
Küçük yapılı olma, düzenleyici görev üstlenme ve solunumda enerji vermeme özellikleri inorganik bileşiklerle uyumludur. Veriler X’in belirli bir mineral iyonu olabileceğini de düşündürür.

Cevap: B

Örnek - 2
İnorganik bileşiklerle ilgili;
I. bazıları hücresel yapılara katılır,
II. bütün çeşitleri enerji üretiminde kullanılır,
III. bazıları enzimlerin çalışmasını etkiler,
IV. canlıdaki miktarlarının aşırı artması da sorun oluşturabilir
ifadelerinden hangileri doğrudur?

A) I ve II
B) I ve III
C) II ve IV
D) I, III ve IV
E) I, II, III ve IV
İnorganik bileşikler yapısal ve düzenleyici olabilir; enerji verici olarak kullanılmaz. Eksiklik kadar aşırı miktar da iyon ve sıvı dengesini bozabilir.

Cevap: D

İnorganik ve Organik Bileşiklerin Ayrımı

Organik bileşiklerin temel iskeletinde çoğunlukla karbon ve hidrojen birlikte bulunur; karbonhidrat, yağ, protein ve nükleik asitler bu gruptadır. İnorganik bileşikler ise çoğunlukla daha küçük ve basit yapılıdır. Bununla birlikte ayrım, yalnız molekülün büyüklüğüne ya da karbon içermesine bağlanamaz.

Su, mineraller, asitler, bazlar ve tuzlar bu konunun ana inorganik gruplarıdır. H₂CO₃ gibi karbon içeren bazı asitler ile CO₂ ve karbonat tuzları inorganiktir. Buna karşılık laktik asit ve bazı amino asitler asit özelliği gösterse de organik yapıdadır. “Bütün asitler inorganiktir” genellemesi bu nedenle yanlıştır.

Örnek - 3
Aşağıdaki sınıflandırmalardan hangisi doğrudur?

A) CO₂ organik — glikoz inorganik
B) H₂O organik — protein inorganik
C) CaCO₃ inorganik — laktik asit organik
D) Mineral organik — yağ inorganik
E) HCl organik — DNA inorganik
Kalsiyum karbonat karbon içermesine rağmen inorganik bir tuzdur. Laktik asit ise karbon iskeletli organik bir moleküldür.

Cevap: C

SUYUN YAPISI VE CANLILAR İÇİN ÖNEMİ

Polar Yapı ve Hidrojen Bağları

Su molekülünde oksijen, ortak elektronları hidrojenlerden daha güçlü çektiği için oksijen tarafı kısmi negatif; hidrojen tarafları kısmi pozitif özellik kazanır. Molekülün net yükü yoktur ancak yük dağılımı eşit değildir. Bu durum suyu polar yapar.

Bir su molekülünün kısmi pozitif hidrojeni ile komşu su molekülünün kısmi negatif oksijeni arasında hidrojen bağı kurulur. Tek bir hidrojen bağı görece zayıf olsa da çok sayıdaki bağ suyun özgül ısı, buharlaşma ısısı, kohezyon ve katı hâlde düşük yoğunluk gibi özelliklerinin temelini oluşturur.

Suyun polar yapısı hidrojen bağı kohezyon adhezyon ve yüzey gerilimi
Örnek - 4
Su molekülleri arasındaki hidrojen bağlarının belirgin biçimde zayıfladığı varsayımsal bir ortamda aşağıdaki sonuçlardan hangisinin görülmesi en az beklenir?

A) Yüzey geriliminin azalması
B) Suyun daha kolay buharlaşması
C) Isı değişimlerine karşı direncin azalması
D) Su molekülleri arasındaki çekimin zayıflaması
E) Suyun solunumda başlıca enerji kaynağına dönüşmesi
İlk dört seçenek hidrojen bağlarının zayıflamasıyla ilişkilendirilebilir. Suyun enerji verici organik yakıta dönüşmesi ise moleküller arası çekimle açıklanamaz.

Cevap: E

Kohezyon, Adhezyon ve Yüzey Gerilimi

Kohezyon, aynı tür moleküllerin birbirini çekmesidir; su molekülleri arasındaki hidrojen bağları kohezyonu güçlendirir. Kohezyon suyun damla biçimi almasına ve yüzey geriliminin oluşmasına katkı sağlar. Bazı böceklerin su yüzeyinde durabilmesi bu gerilimle ilişkilidir.

Adhezyon, su moleküllerinin cam veya bitki hücre duvarı gibi başka polar yüzeylere tutunmasıdır. İnce bir cam boruda suyun yükselmesinde adhezyon suyu duvara çekerken kohezyon su sütununun bütünlüğünü korur. Bitkilerde suyun ksilem boyunca taşınmasında bu iki kuvvet, terleme çekimiyle birlikte etkili olur.

Dikkat
Kohezyon su–su, adhezyon su–başka yüzey etkileşimidir. Kılcallık yalnız birine indirgenmez; suyun yüzeye tutunması ve su sütununun birlikte kalması beraber değerlendirilir.
Örnek - 5
Aşağıdaki üç düzenekte suyun farklı özellikleri gözlenmektedir.

Kılcal boru su yüzeyindeki böcek ve yüzen buz deney düzenekleri

I, II ve III numaralı düzeneklerde baskın biçimde gözlenen olayların doğru eşleştirmesi hangisidir?

A) Kılcallık — yüzey gerilimi — buzun düşük yoğunluğu
B) Yüzey gerilimi — kılcallık — yüksek özgül ısı
C) Buharlaşma — adhezyon — çözücülük
D) Donma — kohezyon — nötrleşme
E) Özgül ısı — yoğunluk artışı — hidroliz
I. düzende ince boruda yükselme kılcallıkla, II. düzende böceğin batmaması yüzey gerilimiyle, III. düzende buzun yüzmesi katı suyun daha düşük yoğunluğuyla açıklanır.

Cevap: A

Örnek - 6
Aynı sıvıdan yapılmış eşit hacimli damlalar temiz cam, yağlı cam ve mumsu yaprak yüzeyine bırakılıyor. Temiz camdaki damlanın daha çok yayılması, yağlı cam ve yapraktakilerin daha küresel kalması öncelikle hangi değişkenle açıklanır?

A) Suyun kimyasal formülünün değişmesi
B) Yüzeylerin suyla kurduğu adhezyonun farklı olması
C) Suyun enerji verici hâle gelmesi
D) Her yüzeyde kohezyonun tamamen yok olması
E) Camın suyu organik bileşiğe çevirmesi
Suyun kendi iç kohezyonu sürerken yüzeyle adhezyonun gücü değişir. Adhezyon arttığında damla yüzeye daha çok yayılabilir.

Cevap: B

Özgül Isı ve Buharlaşmayla Soğuma

Suyun özgül ısısı yüksektir; sıcaklığını değiştirmek için görece fazla enerji gerekir. Bu özellik, hücre içi ve vücut sıcaklığındaki ani değişimleri sınırlar. Büyük su kütleleri de çevrelerine göre daha yavaş ısınıp soğuduğu için kıyı bölgelerinde sıcaklık farklarının azalmasına katkı sağlar.

Buharlaşma sırasında en yüksek kinetik enerjiye sahip su molekülleri sıvı yüzeyinden ayrılır. Bu moleküllerin ayrılması için çevreden enerji alınır; geride kalan yüzeyin ortalama kinetik enerjisi düşer. Terleme ve bitkilerde transpirasyon buharlaşmayla soğuma sonucunu doğurabilir.

Suyun yüksek özgül ısısı buharlaşmayla soğuma ve buzun yüzmesi
Örnek - 7
Eşit kütlede su ve başka bir sıvı özdeş ısıtıcılarda eşit süre ısıtılıyor. Suyun sıcaklığı 6 °C, diğer sıvının sıcaklığı 18 °C artıyor. Buna göre;
I. suyun özgül ısısı daha yüksektir,
II. su aynı enerjiyle daha az sıcaklık değişimi göstermiştir,
III. diğer sıvı canlılarda kesinlikle bulunamaz
çıkarımlarından hangileri yapılabilir?

A) Yalnız I
B) Yalnız III
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Eşit kütle ve enerji koşulunda sıcaklığı daha az değişen suyun özgül ısısı daha yüksektir. Deney, diğer sıvının canlılarda bulunup bulunmadığına ilişkin bilgi vermez.

Cevap: C

Donma ve Yoğunluk Anomalisi

Su yaklaşık +4 °C’de en yüksek yoğunluğa ulaşır. Sıcaklık daha da düşüp su donarken hidrojen bağları molekülleri daha açık bir kristal örgüde tutar. Bu nedenle buz, aynı sıcaklık koşullarındaki sıvı sudan daha düşük yoğunlukta olur ve yüzeyde yüzer.

Göl ve göletlerin yüzeyden donması, alttaki suyun sıvı kalmasına yardım eder. Üstte oluşan buz tabakası ısı kaybını yavaşlatan bir yalıtım katmanı gibi davranır. Böylece soğuk dönemlerde sucul canlılık tamamen ortadan kalkmaz.

Örnek - 8
Buzun sıvı sudan daha yoğun olduğu varsayılsaydı aşağıdaki sonuçlardan hangisinin gerçekleşmesi beklenirdi?

A) Buz yüzeyde kalarak yalıtımı güçlendirirdi.
B) Donan su dibe çöker, su kütlelerinin daha geniş bölümü donabilirdi.
C) Suyun polar özelliği tamamen ortadan kalkardı.
D) Deniz suyu solunumda enerji kaynağı olurdu.
E) Bütün mineraller suda çözünmez hâle gelirdi.
Daha yoğun buz dibe çökerdi. Yüzeyde koruyucu buz tabakası oluşmadığı için yeni su katmanları soğuyup donabilir ve sucul ekosistemler daha ağır etkilenebilirdi.

Cevap: B

Örnek - 9
Kışın bir gölde yüzey sıcaklığı 0 °C’ye yaklaşırken daha derindeki suyun yaklaşık 4 °C’de kaldığı gözleniyor. Bu dağılımın temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

A) +4 °C’deki suyun görece yoğun olup dibe yönelmesi
B) Buzun sıvı sudan daha yoğun olması
C) Suyun hiçbir sıcaklıkta yoğunluk değiştirmemesi
D) Derindeki suyun organik bileşiğe dönüşmesi
E) Yüzeydeki suyun mineral sentezlemesi
Su yaklaşık +4 °C’de en yüksek yoğunluktadır ve aşağıya çöker. Daha soğuk su ile buz üstte kalır; bu dağılım derindeki sıvı ortamın korunmasına katkı verir.

Cevap: A

Çözücülük, Taşıma ve Tepkimelere Katılım

Su polar yapısı sayesinde iyonları ve başka polar molekülleri çevreleyip çözebilir. Tuzlar suda iyonlarına ayrıldığında su moleküllerinin oksijen tarafı katyonlara, hidrojen tarafı anyonlara yönelir. Çözünmüş maddeler kan plazması, doku sıvısı ve bitki öz suyunda taşınabilir.

Enzimlerin büyük bölümü sulu ortamda çalışır. Su, hidroliz tepkimelerinde büyük moleküllerin parçalanmasına katılır; fotosentezin ışığa bağlı tepkimelerinde parçalanarak oksijen kaynağı olabilir. Buna karşılık her su açığa çıkaran olayın dehidrasyon, her su tüketen olayın da hidroliz olduğu söylenemez; tepkimenin bağ kurma veya bağ kırma bağlamı önemlidir.

Örnek - 10
Bir bitki hücresinde su molekülleriyle ilgili;
I. mineral iyonlarının taşınmasına ortam oluşturma,
II. nişastanın hidrolizine katılma,
III. fotosentez sırasında açığa çıkan oksijenin kaynağı olma,
IV. hücresel solunumda temel enerji verici olarak parçalanma
olaylarından hangileri gerçekleşebilir?

A) I ve II
B) I ve IV
C) II ve III
D) I, II ve III
E) I, II, III ve IV
Su taşıma ortamı oluşturur, hidrolize katılır ve fotosentezde oksijenin kaynağı olabilir. Ancak solunumda enerji verici yakıt olarak kullanılmaz.

Cevap: D

ASİTLER, BAZLAR, pH VE TAMPON SİSTEMLER

Asit, Baz ve Nötrleşme

Asitler sulu ortamda H⁺ derişimini artıran, bazlar ise OH⁻ veren veya H⁺ iyonlarını bağlayarak derişimi azaltan maddelerdir. Asitler mavi turnusolü kırmızıya, bazlar kırmızı turnusolü maviye çevirebilir. Kuvvetli asit ve bazlar iyonlarına daha yüksek oranda ayrışır; “kuvvet” ile çözeltideki madde miktarı aynı kavram değildir.

Asit ile bazın tepkimesi nötrleşme olarak adlandırılır; çoğunlukla tuz ve su oluşur. Ancak eşit hacimde iki çözeltinin karıştırılması ortamın mutlaka nötr olacağını göstermez. Asit ve bazın derişimi, iyonlaşma derecesi ve tepkimeye giren miktarı birlikte değerlendirilir.

AsitH⁺ derişimini artırır.

+

BazH⁺ derişimini azaltır veya OH⁻ verir.

NötrleşmeUygun oranlarda tuz ve su oluşabilir.
Örnek - 11
Eşit hacimde X ve Y çözeltileri karıştırılıyor. X çözeltisinin pH değeri 2, Y çözeltisinin pH değeri 12’dir. Karışımın pH değerinin kesinlikle 7 olduğu söylenememesinin temel nedeni hangisidir?

A) pH’ın yalnız organik maddelerde ölçülmesi
B) Asit ve bazın türü ile derişimlerinin bilinmemesi
C) Bazların suda hiç iyonlaşmaması
D) Nötrleşmede tuz oluşmaması
E) pH 7’nin her koşulda asidik olması
Başlangıç pH değerleri tek başına tepkimeye girecek toplam H⁺ ve OH⁻ miktarlarını belirlemeye yetmez. Çözeltilerin derişimi, kuvveti ve tepkime oranı bilinmelidir.

Cevap: B

pH Ölçeğinin Logaritmik Yorumu

pH, çözeltideki hidrojen iyonu derişiminin negatif logaritmasıyla ilişkilidir. pH 7 nötr; 7’nin altı asidik, üstü bazik kabul edilir. pH azaldıkça H⁺ derişimi artar. Ölçek logaritmik olduğu için pH 3 olan bir çözeltinin H⁺ derişimi pH 6 olan çözeltininkinden 2 değil, 1000 kat fazladır.

Canlı hücrelerde enzimlerin üç boyutlu yapısı ve tepkime hızı pH değişimlerinden etkilenebilir. Farklı organ ve hücre bölmelerinde farklı pH değerleri bulunabilir; önemli olan ilgili enzimin çalıştığı ortamın uygun aralıkta korunmasıdır.

pH ölçeği ve karbonik asit bikarbonat tampon sistemi
Dikkat
pH ölçeğinde bir birimlik fark, H⁺ derişiminde 10 katlık değişime karşılık gelir. pH değeri iki katına çıktığında asitlik iki kat azalır biçimindeki doğrusal yorum geçerli değildir.
Örnek - 12
K, L ve M çözeltilerinin pH değerleri sırasıyla 3, 5 ve 8’dir. Buna göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) K’nin H⁺ derişimi L’nin 2 katıdır.
B) K’nin H⁺ derişimi L’nin 100 katıdır.
C) M, K’den daha asidiktir.
D) L nötrdür.
E) K ile M’nin H⁺ derişimleri eşittir.
K ile L arasında iki pH birimi vardır. Her birim 10 kat olduğundan K’nin H⁺ derişimi L’nin 10², yani 100 katıdır.

Cevap: B

Örnek - 13
Bir enzimin etkinliği pH 7’de en yüksek, pH 5 ve pH 9’da belirgin ölçüde daha düşüktür. Bu deney tek başına aşağıdakilerden hangisini kanıtlamaz?

A) Enzimin etkinliği ortam pH’ından etkilenebilir.
B) Enzim için uygun bir pH aralığı bulunabilir.
C) Aşırı pH değişimi enzimin yapısını etkileyebilir.
D) Enzim bütün canlıların her hücresinde pH 7’de çalışır.
E) pH 5 ve 9 koşullarında etkinlik pH 7’den düşüktür.
Tek bir enzime ait deney, bütün canlılardaki bütün hücrelere genellenemez. Enzimlerin optimum pH değerleri görev yaptıkları ortama göre değişebilir.

Cevap: D

Tampon Sistemler

Tampon çözeltiler ortama eklenen sınırlı miktardaki asit veya bazın pH’ı hızla değiştirmesini önler. Bir tampon, eklenen H⁺ iyonlarını bağlayabilir ya da gerektiğinde H⁺ verebilir. Bu nedenle tampon “pH’ı her koşulda tam 7 yapar” değil, pH değişimini sınırlar.

Kanda karbonik asit–bikarbonat sistemi önemli bir tampon örneğidir. Ortama H⁺ eklendiğinde bikarbonat iyonları bunları bağlayarak karbonik asit oluşumunu destekler. Bazik etki arttığında karbonik asit H⁺ verebilir. Sistem tersinir çalışır ve solunumla CO₂ uzaklaştırılmasıyla da bağlantılıdır.

Örnek - 14
Başlangıç pH değerleri eşit olan K ve L çözeltilerine eşit miktarda aynı asit ekleniyor.

K ve L çözeltilerinde asit eklenmeden önce ve sonra pH değerleri

Buna göre aşağıdaki yorumlardan hangisi en uygundur?

A) K’de tampon etkisi L’den daha belirgindir.
B) L kesinlikle saf sudur.
C) K asit eklenince bazik olmuştur.
D) İki çözeltide H⁺ derişimi eşit değişmiştir.
E) Tampon çözeltiler pH’ı mutlaka 7’de tutar.
Eşit asit etkisine karşı K’nin pH değeri yalnız 0,2 birim azalırken L’nin pH değeri 3 birim düşmüştür. K’nin pH değişimini daha güçlü sınırladığı görülür.

Cevap: A

Örnek - 15
Karbonik asit–bikarbonat tamponunda ortama sınırlı miktarda H⁺ eklendiğinde aşağıdaki olaylardan hangisi pH düşüşünü sınırlamaya yardım eder?

A) HCO₃⁻ iyonlarının H⁺ bağlayarak H₂CO₃ oluşturması
B) H₂CO₃’ün bütün H⁺ iyonlarını serbest bırakması
C) Suyun enerji verici olarak parçalanması
D) Minerallerin organik moleküle dönüşmesi
E) CO₂’nin protein sentezlemesi
Bikarbonatın eklenen H⁺ iyonlarını bağlaması serbest H⁺ artışını ve dolayısıyla pH düşüşünü sınırlar. Tampon sistemi tersinir denge üzerinden çalışır.

Cevap: A

TUZLAR VE MİNERALLER

Tuzların Oluşumu ve İyon Dengesi

Tuzlar asit ve bazların nötrleşme tepkimeleriyle oluşabilir. Suda çözünen bir tuz, pozitif yüklü katyonlara ve negatif yüklü anyonlara ayrılır. NaCl’nin Na⁺ ve Cl⁻ iyonlarına ayrılması buna örnektir. Bu iyonlar hücre içi ve hücre dışı sıvıların ozmotik basıncı, su dağılımı, zar potansiyeli ve asit–baz dengesi üzerinde etkili olabilir.

Tuzların canlıdaki etkisi yalnız toplam miktara değil, iyonların hücre içi ve dışındaki dağılımına bağlıdır. Sodyumun hücre dışında, potasyumun hücre içinde görece yüksek tutulması sinir ve kas hücrelerinin elektriksel özellikleri açısından önemlidir.

Örnek - 16
Bir sinir hücresinin dış ortamında Na⁺, iç ortamında K⁺ derişiminin görece yüksek olduğu belirleniyor. Bu dağılımın bozulması öncelikle aşağıdaki olaylardan hangisini etkileyebilir?

A) Genetik kodun evrenselliğini
B) Zar potansiyeli ve uyarı iletimini
C) DNA’daki şeker çeşidini
D) Proteinlerin amino asit dizisini doğrudan
E) Bütün enzimlerin sentezini tamamen
Na⁺ ve K⁺ dağılımı zarın elektriksel potansiyeli ve uyarı iletimiyle doğrudan ilişkilidir. Dağılım değişikliği sinir ve kas işlevlerini etkileyebilir.

Cevap: B

Minerallerin Genel Özellikleri

Mineraller canlılar tarafından sentezlenemez; besinler, su veya toprak aracılığıyla çevreden alınır. Enerji vermezler ancak yapısal maddelere katılabilir, enzimlere yardımcı olabilir ve düzenleyici görevler üstlenebilirler. Bir mineralin görevini başka bir mineral her zaman yerine getiremez.

Minerallerin hem eksikliği hem fazlalığı sorun yaratabilir. Gereksinim miktarı düşük olan bir element önemsiz değildir; az miktarda gerekli olması, etkisinin küçük olduğu anlamına gelmez. Emilim, atılım ve depolanma mekanizmaları mineral dengesinin korunmasında belirleyicidir.

Dikkat
Mineraller enerji vermez ve birbirinin yerine geçmez. “Az miktarda gerekir” bilgisi “eksikliği önemli değildir” sonucunu doğurmaz; iyot ve demir gibi minerallerin küçük miktarlardaki dengesizliği belirgin sonuçlar oluşturabilir.
Örnek - 17
Bir mineralin besinlerle alımı uzun süre azalınca belirli bir enzimin etkinliği düşüyor; aynı miktarda başka bir mineral verilmesi etkinliği geri getirmiyor. Bu gözlem en doğrudan hangi özelliği destekler?

A) Bütün mineraller aynı görevi yapar.
B) Mineraller hücresel solunumda enerji verir.
C) Minerallerin görevleri özgül olabilir.
D) Canlılar ihtiyaç duyduğu minerali sentezler.
E) Mineral fazlalığı hiçbir zaman sorun oluşturmaz.
Başka bir mineralin eksik olanın işlevini karşılayamaması görevlerin özgül olabileceğini gösterir. Bazı mineraller belirli enzimlerin kofaktörü olarak çalışır.

Cevap: C

Temel Mineraller ve Görevleri

Kalsiyum kemik ve dişlerin yapısına katılır; kas kasılması, sinirsel işleyiş ve kanın pıhtılaşmasında rol alır. Demir hemoglobinin yapısında oksijen taşınmasına katkı sağlar; eksikliğinde kansızlık görülebilir. İyot tiroit hormonlarının yapısına katılır ve eksikliğinde guatr gelişebilir.

Magnezyum klorofilin merkezinde yer alır ve bazı enzimlerin çalışmasına katkı verir. Fosfor; ATP, nükleotitler, nükleik asitler, fosfolipitler, kemik ve dişlerin yapısında bulunabilir. Kükürt bazı amino asitlerin, klor mide öz suyundaki HCl’nin yapısına katılır. Flor diş minesinin dayanıklılığıyla, selenyum ise antioksidan savunma ve bağışıklıkla ilişkilidir.

Kalsiyum demir iyot magnezyum fosfor sodyum ve potasyum görevleri
Mineral Başlıca görev örnekleri Eksiklikle ilişkilendirilebilen durum
Kalsiyum Kemik–diş, kas kasılması, pıhtılaşma Kemik ve kas işlevlerinde bozulma
Demir Hemoglobin ve oksijen taşınması Kansızlık
İyot Tiroit hormonları Guatr
Magnezyum Klorofil, enzim etkinliği Bitkide fotosentez ve enzim sorunları
Fosfor ATP, DNA, RNA, fosfolipit, kemik Enerji aktarımı ve yapısal süreçlerde bozulma
Na⁺ / K⁺ Ozmotik denge, sinir ve kas işleyişi Uyarı iletimi ve sıvı dengesi sorunları
Örnek - 18
Şekilde bazı biyolojik yapı ve moleküller numaralandırılmıştır.

Alyuvar tiroit kloroplast ve ATP yapılarının numaralı gösterimi

I, II, III ve IV numaralı yapılarla doğrudan ilişkilendirilebilen mineraller sırasıyla hangisidir?

A) Fe — I — Mg — P
B) Ca — Fe — I — Mg
C) I — P — Fe — Ca
D) Mg — I — Ca — Fe
E) P — Mg — I — Na
Alyuvar ve hemoglobin demirle, tiroit hormonları iyotla, klorofil magnezyumla, ATP’nin fosfat grupları fosforla ilişkilidir.

Cevap: A

Örnek - 19
Bir bireyde aynı anda oksijen taşıma kapasitesinde azalma, tiroit bezinde büyüme ve diş minesinde dayanıklılık kaybı gözleniyor. Bu durumlar öncelikle hangi mineral eksiklikleriyle eşleştirilebilir?

A) Demir — iyot — flor
B) Kalsiyum — demir — sodyum
C) İyot — magnezyum — fosfor
D) Sodyum — potasyum — kükürt
E) Fosfor — klor — demir
Oksijen taşınması hemoglobindeki demirle, guatr iyot eksikliğiyle, diş minesinin dayanıklılığı ise florla ilişkilendirilir.

Cevap: A

TYT İNORGANİK BİLEŞİKLER KONU ÖZETİ

İnorganik bileşikler enerji verici değildir; buna rağmen canlılığın yapısal ve düzenleyici temelinde yer alır. Suyun polar yapısı hidrojen bağlarını, hidrojen bağları da çözücülük, kohezyon, yüzey gerilimi, yüksek özgül ısı ve buzun düşük yoğunluğu gibi yaşamsal sonuçları açıklar.

Asit ve bazlar H⁺ dengesini değiştirirken pH bu değişimi logaritmik ölçekte gösterir. Tampon sistemler pH’ı sabit bir değere zorlamak yerine ani değişimleri sınırlar. Tuzların iyonları ozmotik ve elektriksel dengeye katılır; mineraller ise özgül yapısal ve düzenleyici görevler üstlenir. TYT sorularında kavramların tek tek tanımından çok, bir özelliğin hangi biyolojik sonuca yol açtığı belirleyicidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz