AYT üreme sistemi ve embriyonik gelişim konu anlatımı kapsamında insanlarda eşeyli üreme, erkek ve dişi üreme sistemi, gametogenez, menstrual döngü, döllenme, embriyonik gelişim, plasenta, doğum ve gebelik sağlığı işlenecektir.
AYT biyoloji konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
Eşeyli Üreme ve Gametlerin Temel Özellikleri
Eşeyli Üreme, Gamet, Döllenme ve Zigot
Eşeyli üreme, genetik bakımdan birbirinden farklı iki haploit gametin birleşmesine dayanır. Haploit, kromozom takımlarından yalnız birini taşıyan hücre durumudur ve n ile gösterilir. İnsanda sperm ile ikincil oosit 23 kromozom taşır. Gamet çekirdeklerinin birleşmesiyle 46 kromozomlu, yani 2n kromozomlu zigot meydana gelir. Mayoz yeni gen birleşimleri oluşturduğu, döllenme de iki farklı bireyin alellerini bir araya getirdiği için yavru bireyin genetik yapısı ebeveynlerin birebir kopyası değildir.
B) Zigot 46 kromozomlu olur; fazla kromozom döllenmede parçalanır.
C) Embriyo haploit kalır; çünkü gametlerden biri normaldir.
D) Kromozom sayısı yalnız ilk mitozdan sonra 47 olur.
E) Döllenme gerçekleşirse genetik çeşitlilik ortadan kalkar.
Yumurta ve Spermin Yapı–Görev Karşılaştırması
Yumurta hücresi büyük, bol sitoplazmalı ve hareketsizdir; sitoplazmasındaki organeller ile düzenleyici moleküller zigotun ilk gelişim basamaklarına katkı sağlar. Sperm küçük ve hareketlidir. Baş bölümünde haploit çekirdek ile yumurta örtülerini aşmaya yardım eden enzimleri taşıyan akrozom, orta bölümünde kuyruk hareketi için ATP üreten çok sayıda mitokondri, kuyrukta ise kamçı yapısı bulunur. İnsanlarda embriyodaki mitokondrilerin neredeyse tamamı anneden gelir; spermin mitokondrileri döllenmeden sonra genellikle ortadan kaldırılır.
| Özellik | Yumurta / ikincil oosit | Sperm |
|---|---|---|
| Boyut ve sitoplazma | Büyük; sitoplazma ve organelce zengin | Küçük; sitoplazması az |
| Hareket | Kendi kamçısı yoktur | Kuyruğuyla hareket eder |
| Özel yapı | Zona pellucida ve çevresindeki folikül hücreleri | Akrozom, mitokondrili orta bölüm ve kuyruk |
| Zigota başlıca katkı | Çekirdek, sitoplazma ve organeller | Çekirdek ve sentrozomun kurulmasına katkı sağlayan sentriyol bileşenleri |

B) Kuyruk hareketi için gerekli ATP sağlanmasının azalması
C) Sperm çekirdeğinin haploit özelliğini kaybetmesi
D) Zona pellucidanın döllenmeden önce sertleşmesi
E) Yumurtanın sitoplazma miktarının azalması
Erkek Üreme Sistemi
Testis, Skrotum ve Seminifer Tüpçükler
Testisler, sperm ve androjen hormon üreten eşey bezleridir. Karın boşluğunun dışında, skrotum adı verilen deri ve kas yapılı kesede bulunmaları testis sıcaklığının vücut merkezinden birkaç derece düşük tutulmasına yardım eder. Testis içindeki çok sayıdaki kıvrımlı seminifer tüpçük, sperm ana hücrelerinin mayoz ve farklılaşma geçirdiği bölgedir. Tüpçüklerin arasındaki bağ dokuda kan damarları ve hormon üreten hücreler bulunur.
B) Seminal keseciklerin testosteron üretmeye başlaması
C) Seminifer tüpçüklerde sperm üretim veriminin azalması
D) Epididimiste mayoz bölünmenin hızlanması
E) Leydig hücrelerinin inhibin salgılaması
Sertoli ve Leydig Hücreleri
Sertoli hücreleri seminifer tüpçüklerin içinde gelişen eşey hücrelerini besler, korur ve kan–testis bariyerine katkı sağlar. Ayrıca inhibin salgılayarak FSH üretimini negatif geri bildirimle sınırlar. Leydig hücreleri tüpçüklerin arasındadır; LH etkisiyle testosteron üretir. Testosteron spermatogenezin sürmesine, yardımcı organların işlevine ve erkek ikincil eşey özelliklerinin gelişmesine katkı sağlar.

B) Spermler epididimisten üretraya taşınamaz.
C) Seminal keseciklerin fruktoz salgısı doğrudan durur.
D) Gelişen sperm hücrelerinin desteklenmesi bozulur ve inhibin azalmasına bağlı FSH artabilir.
E) Leydig hücreleri seminifer tüpçük lümenine göç eder.
Epididimis, Vas Deferens, Üretra ve Penis
Seminifer tüpçüklerde oluşan sperm hücreleri önce epididimise geçer. Epididimiste hareket ve dölleme yeteneğiyle ilişkili olgunlaşma gerçekleşir; sperm burada bir süre depolanabilir. Vas deferens spermi epididimisten boşalma kanallarına ve üretraya taşır. Üretra, erkeklerde hem üriner hem üreme sisteminde kullanılan son kanaldır; ancak idrar ve semen normal koşullarda aynı anda geçmez. Penis, semenin dişi üreme sistemine aktarılmasını sağlayan çiftleşme organıdır.
B) Testosteronun seminal kesecikten salgılanması
C) Sertoli hücrelerinin epididimise taşınması
D) Semen sıvısının hiç üretilememesi
E) Ejakülat sıvısı bulunabilmesine karşın sperm hücrelerinin dışarı taşınamaması
Yardımcı Bezler ve Semen
Seminal kesecikler, prostat ve bulbouretral bezler sperm hücrelerine sıvı bir ortam sağlar. Bu salgılarla sperm birlikte semeni oluşturur. Seminal kesecik salgısındaki fruktoz enerji kaynağıdır. Prostat ve diğer bezlerin salgıları taşıma ortamına, pH dengesine ve sperm hareketine katkıda bulunur. Semen ile sperm aynı kavram değildir: sperm hücresel bileşen, semen ise sperm ile bez salgılarının karışımıdır.
Spermin Yapısı ve Hareketi
Spermin başındaki akrozom Golgi aygıtından köken alan enzimli bir kesedir. Orta bölümdeki mitokondriler oksijenli solunumla ATP üretir; kuyruk mikrotübüllerden oluşan kamçı düzeniyle bu enerjiyi harekete çevirir. Sperm dişi üreme kanalına girdiğinde doğrudan dölleme yeteneğini tamamlamış sayılmaz; zarında ve hareket biçiminde gerçekleşen kapasitasyon değişiklikleri akrozom tepkimesine hazırlanmasını sağlar.
B) Kromozom sayısı 23’ten 46’ya çıkar.
C) Zona pellucida kendiliğinden parçalanır.
D) Sperm bol sitoplazmalı bir hücreye dönüşür.
E) İnhibin salgısı doğrudan artar.
Spermatogenez
Spermatogenez, spermatogonyumların sperm hücresine dönüşme sürecidir. Diploit spermatogonyumlar mitozla çoğalır; farklılaşan bir hücre DNA’sını eşleyerek birincil spermatosit olur. Mayoz I sonunda homolog kromozomları ayrılmış iki haploit ikincil spermatosit, Mayoz II sonunda kardeş kromatitleri ayrılmış dört haploit spermatit oluşur. Spermatitlerin şekil değiştirerek sperm hâline gelmesine spermiyogenez denir; bu son basamak kromozom sayısını değiştirmez.
B) İkincil spermatosit 2n–4C; sperm 2n–2C
C) İkincil spermatosit n–2C; sperm n–1C
D) İkincil spermatosit n–1C; sperm n–2C
E) İkincil spermatosit 2n–1C; sperm n–1C
Erkek Üreme Sisteminin Hormonal Denetimi
Hipotalamustan salgılanan GnRH, ön hipofizden FSH ve LH salınmasını uyarır. FSH Sertoli hücreleri üzerinden sperm gelişimini destekler; LH Leydig hücrelerinden testosteron salınmasını artırır. Testosteron hipotalamus ve hipofizi, inhibin ise özellikle FSH üretimini negatif geri bildirimle sınırlar. Böylece hormon düzeyi ile sperm üretim etkinliği birbirine bağlanır.

B) Leydig hücrelerinde testosteron üretiminin azalması ve spermatogenezin dolaylı biçimde aksaması
C) Sertoli hücrelerinin testosteron üretmeye başlaması
D) Spermatitlerin diploit hâle gelmesi
E) GnRH’nin epididimisten salgılanması

Dişi Üreme Sistemi ve Oogenez
Yumurtalıklar ve Foliküller
Yumurtalıklar, pelvis boşluğunda uterusun iki yanında bulunan eşey bezleridir. Oositler, çevrelerindeki destek hücreleriyle birlikte folikül adı verilen yapılar içinde gelişir. Folikül hücreleri oositi besler ve büyüyen folikül başta östrojen olmak üzere hormon salgılar. Ovulasyondan sonra yırtılan folikül dokusu korpus luteuma dönüşür ve progesteron ağırlıklı salgı yapar.
Yumurta Kanalı
Yumurta kanalı ya da fallopi tüpü, ovulasyonla serbest kalan ikincil oositi kirpikli uzantılarıyla yakalar. Kanal epiteli silleri ve düz kas hareketleri hücreyi uterusa doğru taşır. Döllenme çoğunlukla tüpün genişlemiş ampulla bölümünde gerçekleşir. Zigotun ilk segmentasyon bölünmeleri de uterusa ilerleme sırasında başlar. Kanal tıkanıklığı sperm ile oositin karşılaşmasını veya oluşan embriyonun uterusa ulaşmasını engelleyebilir.
Uterus, Endometriyum, Serviks ve Vajina
Uterus, embriyonun implantasyonundan doğuma kadar geliştiği kaslı organdır. İç yüzündeki damar ve bez bakımından zengin endometriyum, hormonlara yanıt vererek döngü boyunca kalınlaşır ve salgı yapar. Uterusun alt dar bölümü servikstir; servikal kanal vajinaya açılır. Vajina, spermin bırakıldığı, menstrual akıntının dışarı çıktığı ve doğum kanalının bir bölümünü oluşturan esnek yapıdır. Kadınlarda vajina ile üretra farklı açıklıklara sahiptir.

B) Hipofizden FSH salgılanması
C) Korpus luteumun progesteron üretmesi
D) Oositin ve erken embriyonun uterusa doğru taşınması
E) Endometriyumun menstrual evrede parçalanması

Oogenez ve Kutup Hücreleri
Oogenez, oogonyumlardan işlevsel dişi gametin oluşmasıdır. Birincil oositler doğumdan önce Mayoz I’e başlar ve Profaz I’de bekler. Ergenlikten sonra seçilen birincil oosit, genellikle her döngüde Mayoz I’i tamamlayarak büyük bir ikincil oosit ile küçük birinci kutup hücresini oluşturur. Sitoplazmanın eşit bölünmemesi, gelişimi sürdürecek besin ve organellerin tek büyük hücrede toplanmasını sağlar. İkincil oosit Mayoz II Metafazında bekler; sperm girişi gerçekleşirse Mayoz II tamamlanır.
B) Kromozom sayısının yalnız kutup hücrelerinde azalmasına yol açar.
C) Mayoz I’in mitoz hâline dönüşmesini sağlar.
D) Sperm girişinden önce zigot oluşmasına neden olur.
E) Sitoplazma ve organellerin büyük ölçüde tek işlevsel gamette korunmasını sağlar.
Folikül Gelişimi ve Ovulasyon
FSH etkisiyle bir grup folikül gelişmeye başlar; çoğunlukla biri baskın hâle gelir. Folikül büyürken östrojen salgısı artar. Döngünün ortasına yaklaşırken yüksek östrojenin geçici pozitif geri bildirimi güçlü bir LH yükselişi oluşturur. Ovulasyon, olgun folikülün yırtılarak ikincil oositi yumurta kanalına bırakmasıdır. Yırtılan folikül LH etkisiyle korpus luteuma dönüşür.

B) İkincil oosit mitozla çoğalır; folikül yeniden birincil folikül olur.
C) Mayoz II tamamlanır ve diploit yumurta oluşur.
D) Kutup hücresi büyük gamete dönüşür; folikül endometriyuma katılır.
E) İkincil oosit testise göç eder; folikül testosteron salgılar.

Menstrual Döngü ve Hormonal Düzenleme
Hipotalamus–Hipofiz–Yumurtalık Ekseni
Menstrual döngü tek bir organın değil, hipotalamus–hipofiz–yumurtalık ekseninin eşgüdümlü çalışmasının sonucudur. GnRH ön hipofizden FSH ve LH salınmasını uyarır. FSH folikül gelişimini ve östrojen üretimini destekler. LH ovulasyonu başlatan yükselişi oluşturur ve korpus luteumun gelişmesini sağlar. Östrojen, progesteron ve inhibin çoğu evrede negatif geri bildirim yapar; ovulasyondan hemen önce yüksek östrojen kısa süreli pozitif geri bildirim oluşturabilir.
B) Negatif geri bildirim zayıflar → FSH artma eğilimi gösterir → yeni foliküller gelişmeye başlar.
C) LH sürekli en yüksek düzeyde kalır → korpus luteum oluşur.
D) Progesteron yükselir → endometriyum sekretuar evreye geçer.
E) hCG salgılanır → korpus luteum gebelik boyunca aynı yapıda kalır.
Foliküler Evre ve Östrojen
Ovaryum döngüsünün foliküler evresi menstrual kanamanın ilk günüyle başlar ve ovulasyona kadar sürer. Gelişen folikül östrojen salgılar. Östrojen uterusta endometriyum hücrelerinin çoğalmasını, damar ve bezlerin yeniden gelişmesini sağlar; bu nedenle uterus döngüsündeki karşılığı büyük ölçüde proliferatif evredir. Foliküler evrenin süresi kişiden kişiye ve döngüden döngüye değişebilir.
Ovulasyon ve LH Yükselişi
Baskın folikülden yükselen östrojen düzeyi belirli süre yüksek kaldığında hipofiz üzerindeki etki negatife değil pozitife döner. Bunun sonucunda özellikle LH hızla yükselir. LH yükselişi folikül duvarındaki enzimatik ve mekanik değişimleri tetikleyerek ovulasyonu başlatır. “Ovulasyon her zaman 14. gündedir” genellemesi doğru değildir; 28 günlük örnek döngüde yaklaşık bu güne rastlasa da gerçek gün döngü uzunluğuna göre değişir.

B) Progesteron ovulasyondan önce en yüksek düzeydedir.
C) Ovulasyon yaklaşık 18. gün çevresindedir ve sonraki günlerde korpus luteum kaynaklı progesteron artışı beklenir.
D) Foliküler evre her döngüde 14 gün sürer.
E) LH yükselişi endometriyumun tamamen parçalanmasına neden olur.
Luteal Evre, Korpus Luteum ve Progesteron
Ovulasyondan sonra folikül kalıntısı korpus luteuma dönüşür. Korpus luteum progesteron ve daha az miktarda östrojen salgılar. Progesteron endometriyumu salgı yapan, damarca zengin bir yapıda tutar; uterus kasılabilirliğini azaltmaya da katkı sağlar. Döllenme olmazsa korpus luteum geriler, progesteron ve östrojen düşer. Bu düşüş endometriyumun işlevsel tabakasının parçalanmasını başlatır.
B) Birincil oositlerin doğumdan sonra üretilmesi
C) Sperm akrozomunun ortadan kalkması
D) Endometriyumun sekretuar özellik kazanmasının ve gebeliğe uygun biçimde korunmasının bozulması
E) FSH’nin yalnız plasentadan salgılanması
Uterus Döngüsü: Menstrual, Proliferatif ve Sekretuar Evreler
Uterus döngüsünde menstrual evre endometriyumun işlevsel tabakasının kanamayla uzaklaşmasıdır. Ardından östrojen etkisindeki proliferatif evrede doku yeniden kalınlaşır. Ovulasyondan sonra progesteron etkisindeki sekretuar evrede bezler kıvrımlı ve salgı yapar hâle gelir. Ovaryum ve uterus döngülerinin adları aynı değildir fakat hormonlar aracılığıyla zaman bakımından eşleştirilir.
Geri Bildirim ve Hormon Grafiklerinin Birlikte Yorumlanması
Bir döngü grafiği yorumlanırken tek eğriye bakmak yanıltıcıdır. LH’nin dar ve keskin tepesi ovulasyonu; progesteronun ovulasyon sonrasındaki geniş yükselişi korpus luteum etkinliğini; östrojenin ovulasyon öncesindeki yükselişi baskın folikül gelişimini gösterir. Endometriyum kalınlığı kanama sırasında azalır, proliferatif ve sekretuar evrelerde artar. Hormonların mutlak değerinden çok zaman içindeki göreli değişim ve olaylarla eşleşmesi önemlidir.

B) X östrojenin foliküler evrede üretilmesini artırmıştır.
C) X endometriyum hücrelerini yumurta hücresine dönüştürmüştür.
D) X yalnız FSH’nin böbrekten atılmasını engellemiştir.
E) LH etkisinin engellenmesi korpus luteum oluşumu/işlevini azaltmış, progesteron yükselişini sınırlamıştır.

Döllenme Olmadığında Döngünün Yenilenmesi
Döllenme olmadığında korpus luteum yaşamını sürdürecek embriyonik hCG sinyalini alamaz ve geriler. Progesteron ile östrojen azalır; endometriyumun işlevsel tabakasını besleyen damarlar kararsızlaşır ve menstrual kanama başlar. Negatif geri bildirim zayıfladığı için FSH yeniden yükselme eğilimi gösterir ve yeni folikül grubu gelişmeye başlar.
B) hCG artar → korpus luteum büyür → menstruasyon başlar.
C) Progesteron artar → LH yükselişi oluşur → yeni ovulasyon aynı döngüde tekrarlanır.
D) FSH sıfırlanır → tüm foliküller korpus luteuma dönüşür.
E) Endometriyum kalınlaşır → embriyo olmadan plasenta oluşur.
Döllenme Olduğunda hCG ve Gebeliğin Hormonal Sürdürülmesi
İmplantasyona başlayan embriyonun dış hücre tabakası, daha sonra plasentanın fetüse ait bölümüne katkı sağlayan trofoblast dokusunu oluşturur. Trofoblasttan salgılanan hCG, erken gebelikte korpus luteumun gerilemesini engeller. Böylece progesteron ve östrojen düzeyi korunur, endometriyum dökülmez. Plasenta yeterince geliştiğinde bu hormonların üretiminde giderek daha büyük rol üstlenir. Gebelik testleri kanda veya idrarda hCG varlığını belirler.
B) Korpus luteumun erken gerilemesi, progesteronun azalması ve endometriyumun korunmasının bozulması
C) Spermatogenezin hızlanması
D) Göbek kordonunda damar sayısının artması
E) İkincil oositin yeniden Mayoz I’e dönmesi
Döllenme ve Yardımcı Üreme Teknikleri
Spermin Hazırlanması, Akrozom Tepkimesi ve Zar Kaynaşması
Dişi üreme kanalında kapasitasyon geçiren sperm, ikincil oositi çevreleyen folikül hücreleri ve zona pellucida ile karşılaşır. Sperm başındaki reseptörlerin zona pellucida bileşenlerine bağlanması akrozom tepkimesini başlatır. Akrozom enzimleri ve sperm hareketi örtülerin aşılmasına yardım eder. Sperm ile oosit hücre zarları kaynaştığında sperm çekirdeği ve sentrozomun kurulmasına katkı sağlayan bileşenler oosit sitoplazmasına girer.

B) IV’ten sonra zigotun ilk mitozunu
C) II sırasında yumurta örtülerinin aşılmasını ve III’e ulaşılmasını
D) Korpus luteumdan progesteron salgılanmasını
E) Blastokistin endometriyuma tutunmasını
Polisperminin Engellenmesi ve Zigotun Oluşması
İlk spermle zar kaynaşması oosit içinde kalsiyum dalgası oluşturur. Kortikal granüller içeriklerini dışarı verir; zona pellucidanın yapısı değişir ve başka spermlerin bağlanması engellenir. Bu olay polispermi engelidir. Sperm girişi ayrıca Metafaz II’de bekleyen ikincil oositin mayozu tamamlamasını tetikler. Dişi ve erkek pronükleuslarının genetik materyali aynı zigot çekirdeğinde birleşir.
Kalıtsal Madde, Sitoplazma ve Organel Katkıları
Her iki gamet çekirdek genomuna birer haploit takım katar. Sitoplazmanın ve organellerin çok büyük kısmı oositten gelir. İnsan embriyosundaki mitokondriler temel olarak anne kökenlidir. Spermin çekirdeği baba alellerini getirir; sentrozomun kurulmasına katkı sağlayan sentriyol bileşenleri çoğunlukla sperm kökenlidir. Spermin kuyruk ve mitokondrileri zigot gelişiminde kalıcı bir baba organel hattı oluşturmaz.
B) Mitokondrilerin yarısı zorunlu olarak babadan gelir.
C) Sperm kuyruk yapısı embriyoda kas dokusuna dönüşür.
D) Çekirdek genomu iki ebeveynden; sitoplazma ve mitokondriler büyük ölçüde anneden gelir, sperm sentrozom düzenine katkı sağlar.
E) Oosit hiçbir organel sağlamaz.

İnfertilite, Aşılama, IVF ve Mikroenjeksiyon
İnfertilite, düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen belirli süre içinde gebelik oluşmaması durumudur; neden erkek, kadın, her iki eş veya açıklanamayan etkenlerle ilişkili olabilir. Aşılamada hazırlanmış sperm örneği uterusa verilir; döllenme vücut içinde gerçekleşir. IVFde yumurta ve spermler laboratuvar ortamında bir araya getirilir, gelişen embriyo uterusa aktarılır. ICSI ya da mikroenjeksiyonda tek sperm oosit içine enjekte edilir. Bu yöntemler genetik çeşitliliği veya embriyonik gelişimin temel basamaklarını ortadan kaldırmaz.

B) Doğal döllenme
C) Klonlama
D) Amniyosentez
E) ICSI (mikroenjeksiyon)
B) Yalnız FSH’yi tamamen baskılamak
C) Spermleri yalnız vajinaya daha yüksek sayıda bırakmak
D) Endometriyumu cerrahi olarak kaldırmak
E) Korpus luteumu ovulasyondan önce parçalamak
Embriyonik Gelişimin Erken Evreleri
Segmentasyon, Blastomer ve Morula
Segmentasyon, zigotun art arda ve hızlı mitoz bölünmeleridir. Bu süreçte hücre sayısı artarken embriyonun toplam hacmi başlangıçta belirgin büyümez; çünkü her bölünmede hücreler küçülür. Oluşan hücrelerin her birine blastomer denir. Yaklaşık 16–32 blastomerden oluşan sıkı, dut görünüşlü hücre topluluğu moruladır. Mitozlar genetik bilgiyi büyük ölçüde korur; hücrelerin farklı kaderleri daha sonraki gen etkinliği ve etkileşimlerle belirginleşir.

B) Mitozlar arasında belirgin büyüme olmadan sitoplazmanın daha küçük blastomerlere bölünmesi
C) Her evrede yeni bir sperm çekirdeğinin eklenmesi
D) Morulanın endometriyum dokusundan oluşması
E) Mayozun embriyo boyunca sürmesi
Blastosist ve İmplantasyon
Morulanın içine sıvı dolmasıyla blastosist oluşur. Blastosistin dış hücre tabakası trofoblast, bir kutuptaki hücre kümesi ise iç hücre kitlesidir. İç hücre kitlesi embriyonun kendisine; trofoblast ise koryon ve plasentanın fetüse ait bölümüne katkı sağlar. İmplantasyon, blastosistin zona pellucidadan çıktıktan sonra endometriyuma tutunup doku içine yerleşmesidir. Normal implantasyon uterus içinde gerçekleşir.
B) Oositin Mayoz I’e başlayamaması
C) Endometriyuma tutunma ve plasentanın fetüse ait kısmının gelişiminin bozulması
D) Spermatitlerin epididimise geçememesi
E) Foliküler evrede östrojen üretilememesi
Gastrulasyon ve Embriyonik Tabakalar
Gastrulasyon, hücre göçleri ve şekil değişimleriyle üç temel embriyonik tabakanın kurulmasıdır. Ektoderm dış örtü ve sinir sistemi gibi yapılara; mezoderm kas, kemik, dolaşım, böbrek ve eşey organlarının önemli bölümlerine; endoderm sindirim ve solunum kanallarının epitel örtüsü ile bazı bezlerin epitel kısımlarına kaynaklık eder. “Bir tabaka tek bir organ oluşturur” düşüncesi yanlıştır; birçok organ birden fazla tabakanın katkısıyla gelişir.
B) Epidermisin üst tabakaları
C) Bağırsak epitelinin büyük bölümü
D) Kalp, damarlar, kaslar ve böbreklerin önemli bölümleri
E) Karaciğer epitel hücreleri

B) Endoderm – ektoderm – mezoderm
C) Ektoderm – endoderm – mezoderm
D) Mezoderm – ektoderm – endoderm
E) Ektoderm – mezoderm – endoderm
Farklılaşma, Organogenez ve Programlı Hücre Ölümü
Farklılaşma, aynı genoma sahip hücrelerin farklı gen gruplarını etkinleştirerek yapı ve görev bakımından özelleşmesidir. Organogenez, embriyonik tabakalardan doku ve organ taslaklarının oluşmasıdır. Hücre çoğalması kadar hücre göçü, biçim değişimi, komşu hücrelerin sinyalleri ve apoptozis adı verilen programlı hücre ölümü de gereklidir. Örneğin parmaklar arasındaki dokunun düzenli biçimde ortadan kalkması apoptozisle ilişkilidir.
B) Nöronun kromozom sayısını yarıya indirmesi
C) Kas hücresinin bütün genlerini kaybetmesi
D) Her iki hücreye farklı sperm çekirdeği girmesi
E) Gastrulasyondan sonra mitozun tamamen durması
Fetüs, Plasenta ve Doğum
Embriyo–Fetüs Ayrımı ve Prenatal Gelişim
İnsan gelişiminde döllenmeden sonraki ilk sekiz haftada organ taslaklarının kurulduğu dönem embriyonik dönemdir. Dokuzuncu haftadan doğuma kadar büyüme ve organların işlevsel olgunlaşmasının belirginleştiği dönem fetüs dönemidir. Haftalar kesin bir “bir anda tamamlanma” çizgisi oluşturmaz; gelişim süreklidir. İlk haftalar, organ taslakları kurulduğu için zararlı çevresel etkenlere karşı özellikle hassastır.
Plasentanın Yapısı ve Madde Alışverişi
Plasenta, anne dokusu ile embriyo/fetüs kökenli koryon dokusunun birlikte oluşturduğu geçici organdır. Anne kanı plasentanın intervillöz boşluklarına gelir; fetüse ait kılcallar koryon villuslarının içinde bulunur. Normal koşullarda iki kan doğrudan karışmaz; oksijen, karbondioksit, glikoz, amino asitler, iyonlar, bazı antikorlar ve metabolik atıklar plasenta bariyeri üzerinden taşınır. Plasenta ayrıca hCG, progesteron ve östrojen gibi hormonlar üretir. “Plasenta bütün zararlı maddeleri engeller” düşüncesi doğru değildir.

B) Oksijen anneden fetüse; üre fetüsten anneye
C) Her iki madde de yalnız anneye
D) Her iki madde de yalnız fetüse
E) Plasenta hiçbir küçük molekülü geçirmez

Göbek Kordonu Damarları ve Dolaşım Yönü
Göbek kordonunda normalde iki umbilikal arter ve bir umbilikal ven bulunur. Damar adları oksijen miktarına göre değil, kanın fetüs kalbine göre yönüne göre verilir. Umbilikal arterler fetüsten plasentaya görece oksijence fakir ve atıkça zengin kan taşır. Umbilikal ven plasentadan fetüse görece oksijence ve besince zengin kan getirir. Bu düzen erişkin sistemik dolaşımdaki “arter oksijenli, ven oksijensiz” genellemesinin mutlak olmadığını gösterir.
B) Anneye ait uterus arteri
C) Tek umbilikal ven
D) Fetüse ait aort
E) Anneye ait uterus veni
Embriyonik Zarlar ve Amniyon Sıvısı
Amniyon embriyoyu çevreleyen sıvı dolu keseyi oluşturur; amniyon sıvısı mekanik darbelere karşı koruma, hareket alanı ve sıcaklık kararlılığı sağlar. Koryon en dış embriyonik zardır ve plasentanın fetüse ait kısmına katkı verir. Yolk kesesi erken kan hücresi oluşumu ve ilkel eşey hücreleriyle ilişkili görevler üstlenir. Allantois, göbek kordonu ve bazı damar yapılarının gelişimine katkı sağlar. Bu zarlar embriyonun kendisi değildir fakat gelişim ortamını kurar.
Tek Yumurta ve Çift Yumurta İkizleri
Tek yumurta ikizleri, tek bir zigotun gelişimin erken döneminde iki embriyonik hücre grubuna ayrılmasıyla oluşur ve genetik yapıları çok benzerdir. Çift yumurta ikizleri, aynı döngüde ovulasyona uğrayan iki ayrı oositin iki ayrı spermle döllenmesiyle oluşur; genetik benzerlikleri sıradan kardeşler düzeyindedir. Bir oositin iki spermle döllenmesi ikizlik oluşturmaz; polispermi ağır kromozom dengesizliğine yol açar.

B) K yolunda iki farklı plasenta bulunması zorunludur.
C) L yolundaki bireylerin cinsiyetleri zorunlu olarak aynıdır.
D) K tek yumurta ikizlerini, L çift yumurta ikizlerini oluşturur; L’de genetik benzerlik sıradan kardeşler düzeyindedir.
E) Her iki yol da bir oositin iki spermle döllenmesine dayanır.

Doğum ve Süt Üretiminin Hormonal Denetimi
Doğuma yaklaşırken uterus ve serviksteki mekanik uyarılar oksitosin salınmasını artırır. Oksitosin uterus kasılmalarını güçlendirir; güçlenen kasılmalar daha fazla uyarı oluşturarak doğuma kadar süren pozitif geri bildirim döngüsü kurar. Doğumdan sonra prolaktin süt sentezini, emme uyarısıyla salgılanan oksitosin ise süt kanallarındaki miyoeptelyal hücreleri kasarak sütün dışarı verilmesini destekler. Süt üretimi ile süt salınması aynı hormonun görevi değildir.
Embriyo ve Fetüs Gelişimini Etkileyen Etmenler
Teratojen, embriyo veya fetüste gelişim bozukluğuna yol açabilen çevresel etkendir. Alkol, tütün dumanı, bazı ilaçlar, iyonlaştırıcı radyasyon ve bazı enfeksiyonlar plasentayı aşabilir veya plasenta işlevini bozabilir. Etkinin şiddeti dozun yanında maruz kalınan gelişim evresine de bağlıdır. Folat yetersizliği özellikle erken sinir tüpü gelişimiyle ilişkilidir. Gebelikte ilaç ve takviye kullanımı sağlık uzmanı değerlendirmesi gerektirir; plasenta tam bir koruyucu filtre değildir.
B) Teratojen etkisi yalnız annenin genotipine bağlıdır.
C) Geç fetüs döneminde bütün organlar yeniden sıfırdan oluşur.
D) Teratojenler yalnız kromozom sayısını değiştirir.
E) Gelişimsel etkinin türü ve şiddeti maruz kalınan evreye bağlıdır; organogenez dönemi yapısal bozukluklara özellikle duyarlıdır.
→
→
Önceki Konu: Üriner Sistem (Boşaltım Sistemi)
Sonraki Konu: Komünite Ekolojisi
