AYT 18. yüzyıl Osmanlı değişimi ve ıslahatları konu anlatımı kapsamında savaşlar, askerî-mali dönüşüm, Lale Devri, teknik kurumlar, Nizam-ı Cedid ve reformların sınırları işlenecektir.
AYT tarih konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
18. Yüzyıla Girerken Osmanlı Devleti
Karlofça Sonrası Telafi Arayışı ve Prut
1699 Karlofça Antlaşması büyük toprak kayıplarını kabul ettirmiş, Osmanlı yönetiminde kaybedilen yerleri geri alma düşüncesini güçlendirmişti. Rus Çarı I. Petro’nun Baltık’a ve Karadeniz’e açılma siyaseti Osmanlı-Rus rekabetini keskinleştirirken İsveç Kralı XII. Karl’ın Poltava yenilgisinden sonra Osmanlı ülkesine sığınması yeni bir savaşın diplomatik zeminini hazırladı.
1711 Prut Seferi’nde Rus ordusu kuşatıldı. Prut Antlaşması’yla Azak Kalesi Osmanlı Devleti’ne geri verildi; Rusya’nın İstanbul’da daimî elçi bulundurma ve Osmanlı iç işlerine müdahale imkânı daraltıldı. Bu sonuç, Karlofça ile oluşan kayıpların telafi edilebileceği umudunu doğurdu; fakat Rusya’nın güneye inme siyasetini kalıcı biçimde sona erdirmedi.
Prut Antlaşması’yla Azak’ın Osmanlı Devleti’ne dönmesi, buna karşılık Rusya’nın daha sonraki yıllarda Karadeniz ve Kırım yönündeki siyasetini sürdürmesi birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılır?
B) Rusya sıcak denizlere inme hedefinden kesin olarak vazgeçmiştir.
C) Osmanlı Devleti kısa vadeli bir telafi sağlamış, ancak yapısal Rus tehdidini ortadan kaldıramamıştır.
D) İsveç, Osmanlı Devleti’ne bağlı bir ülke hâline gelmiştir.
E) Karadeniz bütün devletlerin savaş gemilerine açılmıştır.
Mora Seferi, Avusturya Savaşı ve Pasarofça Eşiği
Osmanlı Devleti 1715’te Venedik’in elindeki Mora’yı geri aldı. Ancak Venedik’i destekleyen Avusturya karşısında Petervaradin’de yenilgiye uğranması Belgrad ve çevresinin kaybına yol açtı. 1718 Pasarofça Antlaşması’yla Mora Osmanlılarda kalırken Banat, Belgrad ve Kuzey Sırbistan Avusturya’ya bırakıldı.
Pasarofça yalnız sınır düzenlemesi değildir. Karlofça kayıplarını bütünüyle geri alma siyasetinin gerçekçi olmadığı görülmüş, Avrupa’nın askerî ve teknik üstünlüğünü yakından tanıma eğilimi güçlenmiştir. Antlaşmayı izleyen barış ortamı Lale Devri’nin diplomasi, şehircilik ve kültür yeniliklerine zemin hazırlamıştır.
1718 Pasarofça Antlaşması’nın ardından Avrupa başkentlerine geçici elçiler gönderilmesi ve Batı’daki teknik-kültürel gelişmelerin raporlaştırılması aşağıdakilerden hangisini en güçlü biçimde gösterir?
B) Osmanlı Devleti’nin bütün geleneksel kurumlarını aynı anda kaldırdığını
C) Avrupa devletlerinin Osmanlı iç yönetimini doğrudan devraldığını
D) Fetih siyasetinin bütün sınırlarda aynı güçle sürdürüldüğünü
E) Islahatların toplumsal tabandan gelen anayasal taleple başladığını
Belgrad’dan Küçük Kaynarca’ya Dış Politika
1739 Belgrad Antlaşması ve Fransa’nın Arabuluculuğu
Osmanlı Devleti, Avusturya ve Rusya’yla yürüttüğü savaşların sonunda 1739 Belgrad Antlaşmalarını imzaladı. Belgrad’ın Osmanlılara dönmesi, Avusturya’nın Sırbistan ve Eflak’taki kazanımlarının önemli bölümünden vazgeçmesi Osmanlı diplomasisi için başarıydı. Rusya Azak’ı tahkim edemeyecek ve Karadeniz’de savaş gemisi bulunduramayacaktı; böylece Karadeniz’in Osmanlı gölü niteliği bir süre daha korundu.
Fransa’nın arabuluculuğuna karşılık 1740’ta kapitülasyonlar sürekli hâle getirildi. Kısa vadede Fransa’nın diplomatik desteği elde edilirken, uzun vadede yabancı tüccarların ayrıcalıkları Osmanlı ticaret ve hukuk egemenliği üzerinde daha kalıcı baskı oluşturdu. Bu örnek, bir kararın yakın diplomatik faydasıyla uzun dönemli ekonomik sonucu arasındaki farkı gösterir.
Belgrad Antlaşması’nda Fransa’nın arabuluculuğunun ardından kapitülasyonların 1740’ta sürekli hâle getirilmesi aşağıdaki değerlendirmelerden hangisini destekler?
B) Osmanlı Devleti Avrupa diplomasisinden bütünüyle çekilmiştir.
C) Fransa Karadeniz’de tek askerî güç olmuştur.
D) Rusya’nın bütün ticari hakları kaldırılmıştır.
E) Kısa vadeli diplomatik kazanç, uzun vadeli ekonomik ve hukuki maliyet üretebilmiştir.
1768–1774 Savaşı ve Küçük Kaynarca
Rusya’nın Lehistan üzerindeki nüfuzu ve sınır ihlalleri 1768’de savaşı başlattı. Osmanlı ordularının karada yenilmesi, Rus donanmasının Baltık’tan Akdeniz’e gelerek 1770’te Çeşme’de Osmanlı donanmasını yakması, savaşın çok cepheli niteliğini ortaya koydu. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması Osmanlı-Rus ilişkilerinde belirgin bir güç kaymasına işaret etti.
Kırım siyasi bakımdan bağımsız sayıldı; böylece Osmanlı Devleti ilk kez halkı Müslüman olan bir bölgedeki siyasi egemenliğini kaybetti. Kırım Müslümanlarının dinî bakımdan Osmanlı halifesine bağlı kalması, siyasi egemenlik ile dinî otoritenin ayrıştırıldığı yeni bir durum yarattı. Rusya Osmanlı ülkesinde elçilik ve konsolosluklar açma, ticaret gemilerini Karadeniz ve Akdeniz’de dolaştırma gibi haklar kazandı; Osmanlı Devleti savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.
Küçük Kaynarca Antlaşması’nda Kırım’ın siyasi bakımdan bağımsız, Müslümanlarının ise dinî bakımdan Osmanlı halifesine bağlı sayılması aşağıdakilerden hangisinin ilk belirgin örneğidir?
B) Osmanlı hükümdarının dinî otoritesinin siyasi sınırların dışında bir dayanak olarak kullanılmasının
C) Rusya’nın Karadeniz’den çekilmesinin
D) Millî egemenliğe dayalı anayasanın kabulünün
E) Kırım’ın Osmanlı eyaleti olarak kalmasının

I kale anahtarının geri alınmasını, II barış masasında diplomatik çözümü, III boş para kesesi, kırılmış zincir ve Rus armasını simgeler.
Bu paneller Prut, Pasarofça ve Küçük Kaynarca bağlamlarında düşünüldüğünde 18. yüzyıl Osmanlı dış politikası için hangi sonuca ulaşılır?
B) Diplomasi yalnız kesin zaferlerden sonra kullanılmıştır.
C) Rusya’nın nüfuzu Prut’tan hemen sonra bütünüyle kırılmıştır.
D) Telafi umudundan denge arayışına, oradan ağır siyasi ve mali tavizlere uzanan değişken bir süreç yaşanmıştır.
E) Osmanlı Devleti Kırım üzerindeki siyasi egemenliğini hiç kaybetmemiştir.
Kırım Meselesi ve Denge Diplomasisinin Doğuşu
Aynalıkavak, Kırım’ın İlhakı ve Yaş Antlaşması
Rusya, bağımsız sayılan Kırım’ın iç işlerine müdahale ederek Şahin Giray’ı han yaptı. 1779 Aynalıkavak Tenkihnamesi bu durumu geçici olarak düzenledi; fakat Rusya 1783’te Kırım’ı ilhak etti. Osmanlı Devleti Kırım’ı geri almak amacıyla 1787’de Rusya’ya savaş açtı; Avusturya da Rusya yanında savaşa katıldı.
Avusturya ile 1791 Ziştovi, Rusya ile 1792 Yaş Antlaşması imzalandı. Yaş ile Kırım’ın Rusya’ya ait olduğu kabul edildi ve Dinyester iki devlet arasında sınır oldu. Böylece Küçük Kaynarca’da oluşturulan bağımsızlık düzeni Rusya’nın ilhakına dönüşmüş, Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’in kuzeyindeki stratejik savunma kuşağı zayıflamıştır.
Küçük Kaynarca’da Kırım’ın bağımsız sayılması, Aynalıkavak’ta Rusya yanlısı han meselesinin düzenlenmesi ve Yaş’ta Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunun kabul edilmesi hangi süreci gösterir?
B) Hukuki bağımsızlığın Rus müdahalesi ve ilhakı için bir ara aşamaya dönüşmesini
C) Avusturya’nın Kırım’ı Osmanlı Devleti’ne vermesini
D) Karadeniz’in yeniden bütünüyle Osmanlı gölü olmasını
E) Rusya’nın Balkan siyasetinden vazgeçmesini
Fransa’nın Mısır Seferi ve İttifak Siyaseti
Fransa’nın 1798’de Mısır’ı işgali, geleneksel dostluk ilişkilerinin devlet çıkarları karşısında değişebileceğini gösterdi. III. Selim yönetimi Fransa’ya karşı İngiltere ve Rusya ile iş birliği yaptı. İngiliz donanmasının Fransız donanmasını etkisizleştirmesi ile Cezzar Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı ve Nizam-ı Cedid kuvvetlerinin Akka savunması, Fransız ilerleyişinin durdurulmasında etkili oldu.
Bu gelişme, Osmanlı Devleti’nin tek bir Avrupa devletine dayanmaktan çok rakip güçleri birbirine karşı kullanma ihtiyacını fark ettiğini gösterir. Daha sonraki yüzyılda sistemleşecek denge politikasının önemli bir öncülü böylece ortaya çıktı.
III. Selim’in Fransa’nın Mısır işgaline karşı İngiltere ve Rusya ile ittifak kurması aşağıdakilerden hangisiyle en iyi açıklanır?
B) Kapitülasyonların bütün dış ilişkileri belirlemesiyle
C) Osmanlı Devleti’nin kalıcı askerî üstünlük kurmasıyla
D) Değişen tehdit karşısında devletler arası rekabetten yararlanma zorunluluğuyla
E) Fransa’nın Osmanlı toprağı üzerindeki iddiasından vazgeçmesiyle
Askerî-Mali Düzenin Dönüşümü
Ateşli Silahlar, Ücretli Asker ve Tımarın Daralması
Avrupa’daki askerî devrim daha büyük, sürekli talim yapan ve ateşli silah kullanan orduları gerekli kıldı. Osmanlı Devleti de merkezden maaş alan kapıkulu ve ateşli silahlı birliklerin sayısını artırdı. Buna karşılık dirlik gelirine dayanan tımarlı sipahilerin savaş alanındaki ağırlığı azaldı.
Bu değişim yalnız askerî değildir: çok sayıdaki ücretli askerin nakit maaşı, silahı ve lojistiği merkezî hazinenin sürekli para bulmasını gerektirdi. Devlet, tımar toprağını sipahiye bırakmak yerine bazı gelirleri mukataa hâline getirerek doğrudan nakde çevirmeye yöneldi. Dolayısıyla askerî teknoloji, vergi düzeninin dönüşmesinde başlıca baskılardan biriydi.
Ateşli silah kullanan ücretli askerlerin artmasıyla bazı tımar gelirlerinin mukataaya çevrilmesi arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?
B) Tımarlı sipahilerin ateşli silah tekeli güçlenmiştir.
C) Hazinenin nakit harcamaları bütünüyle sona ermiştir.
D) Vergi toplama görevi yalnız köylülere bırakılmıştır.
E) Kapıkulu birlikleri taşrada vergi muafiyetini kaldırmıştır.
İltizam, Malikâne ve Ayanların Yükselişi
İltizam, bir vergi kaynağını belirli süre işletme hakkının peşin bedel karşılığında mültezime verilmesidir. Savaşların uzaması ve hazine ihtiyacının artması üzerine 1695’ten itibaren malikâne sistemi yaygınlaştı; bazı mukataaların vergi toplama hakkı hayat boyu verildi. Devlet peşin ödeme ve düzenli gelir beklerken işletmeci uzun vadeli bir gelir alanı elde etti.
Vergi toplama, kredi verme, asker besleme ve güvenlik sağlama kapasitesine sahip taşra ileri gelenleri ayan olarak güç kazandı. Ayanlar her yerde merkezden bağımsız derebeyler değildir; devlet görevlileriyle iş birliği yapabilir, yerel düzeni sağlayabilir veya merkezle pazarlık edebilirdi. Buna rağmen vergi ve zor kullanma imkânlarının yerel ellerde yoğunlaşması merkezî otoritenin taşradaki aracılara bağımlılığını artırdı.

I peşin ödeme ve ömür boyu gelir hakkını, II vergi-güvenlik gücünü, III merkez ile yerel ileri gelen arasındaki pazarlığı simgeler.
Görseldeki süreçlerin ortak sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
B) Tımar sisteminin eski işleviyle eksiksiz geri dönmesi
C) Merkezin nakit ihtiyacını karşılarken taşrada ekonomik ve askerî nüfuz sahibi aracılara bağımlılığın artması
D) Ayanların seçimle merkezî hükûmeti kurması
E) Kapitülasyonların yalnız ayanlara tanınması
Enflasyon, Tağşiş, İmdadiyye ve Esham
Uzun savaşlar, fiyat artışları ve gelir-gider dengesizliği mali baskıyı büyüttü. Devlet akçenin içindeki değerli maden oranını azaltan tağşişe başvurdu; olağanüstü savaş giderleri için imdadiyye türü vergiler topladı. Bu araçlar hızlı kaynak üretse de paranın alım gücünü ve vergi yükünün öngörülebilirliğini zayıflatabiliyordu.
18. yüzyılın sonlarına doğru esham uygulamasıyla bazı kamu gelirlerinin payları kişilere satıldı ve karşılığında düzenli ödeme vaat edildi. Esham, devletin gelecekteki gelirini bugünkü nakit ihtiyacı için kullanmasına imkân tanıyan iç borçlanma benzeri bir araçtır. Malikâne vergi kaynağını işletme hakkına, esham ise gelir payına dayanır; ikisi aynı kurum değildir.
Malikâne sahibinin bir mukataanın vergi toplama hakkını ömür boyu işletmesi; esham sahibinin ise belirli kamu gelirinden pay alması dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
B) Esham taşrada idarî egemenlik, malikâne yalnız faiz geliri vermiştir.
C) İki uygulama da para ekonomisini daraltmıştır.
D) Malikâne yalnız dış borçlanma, esham yalnız savaş ganimetidir.
E) İkisi de nakit ihtiyacına cevap verir; ancak biri vergi kaynağının işletilmesine, diğeri gelir payının satılmasına dayanır.
Islahat Zihniyetindeki Değişim
Klasik Düzeni İhyadan Avrupa’yı Gözlemlemeye
17. yüzyıl nasihatname ve layihalarında bozulmanın temel nedeni çoğunlukla kanun-ı kadimden uzaklaşma olarak görülmüş, çözüm eski düzenin yeniden kurulmasında aranmıştı. 18. yüzyılda bu yaklaşım bütünüyle kaybolmadı; fakat Avrupa’nın askerî ve teknik üstünlüğü daha açık biçimde kabul edilmeye başlandı.
Geçici elçilikler, yabancı uzmanlar, tercüme faaliyetleri ve teknik okullar yeni bilgi kanalları oluşturdu. Amaç Avrupa toplumunu bütünüyle kopyalamak değil, özellikle savaş teknolojisi, mühendislik, diplomasi ve maliyede devleti güçlendirecek araçları seçerek almaktı.

I klasik düzeni layiha ve eski kurallarla onarma arayışını; II Avrupa talimi, topçuluğu ve mühendisliğini gözlemleyen seçici yenileşmeyi gösterir.
17. yüzyıl layihalarında “eski kanunlara dönüş”, 18. yüzyıl uygulamalarında ise “Avrupalı uzman ve teknik okul” vurgusunun güçlenmesi hangi değişimi gösterir?
B) Geleneksel kurumların aynı anda bütünüyle kaldırılmasını
C) Islahatların halk egemenliğine dayandırılmasını
D) Çözüm arayışının ihya düşüncesinden seçici dış örnek ve yeni kurum fikrine genişlemesini
E) Avrupa’nın siyasi yönetiminin doğrudan kabulünü
18. Yüzyıl Islahatlarının Ortak Özellikleri ve Sınırları
Islahatlar padişah ve sadrazamların himayesinde yukarıdan aşağı yürütüldü; çoğu askerî yenilgi ve mali zorunluluk karşısında geliştirildi. Topçu, humbaracı, denizcilik ve mühendislik alanları öncelikliydi. Bir önceki girişimin tecrübesi sonraki düzenlemelere aktarılabildiği için 17. yüzyıl ıslahatlarına göre kurumsallaşma eğilimi daha belirgindi.
Bununla birlikte düzenlemeler bütün hukuk ve yönetim sistemini kapsayan ortak bir programa dönüşmedi. Islahatların saray çevresindeki hamilerine bağımlı kalması, yeni vergilerin tepki doğurması, Yeniçeri Ocağı ile bazı ulema ve çıkar gruplarının muhalefeti sürekliliği sınırladı. Yeniliklerin “kişilere bağlı” olması, yöneticinin değişmesiyle ivme kaybedebilmesi anlamına gelir.
18. yüzyıl ıslahatlarının çoğunun askerî-teknik alanla sınırlı kalması ve güçlü devlet adamlarının görevden ayrılmasıyla yavaşlaması aşağıdaki sonuçlardan hangisini doğrudan destekler?
B) Avrupa ile bütün ilişkilerin kesildiğini
C) Yenileşmenin ihtiyaç odaklı fakat kurumsal ve toplumsal dayanakları sınırlı bir nitelik taşıdığını
D) Yeniçeri Ocağının bütün yenilikleri başlattığını
E) Değişimin kapsamlı hukuk reformuna dönüştüğünü
Lale Devri: Diplomasi, Kültür ve Teknik Yenilik
Dönemin Sınırları ve Paris Elçiliği
Lale Devri, 1718 Pasarofça Antlaşması ile başlayıp 1730 Patrona Halil İsyanı’yla sona eren; III. Ahmed ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın belirleyici olduğu dönemdir. “Lale” adı dönemin çiçek ve bahçe zevkini simgelese de gelişmeler yalnız eğlence hayatından ibaret değildir.
Avrupa başkentlerine gönderilen geçici elçiler askerî, teknik ve kültürel kurumları gözlemledi. 1720–1721’de Paris’e giden Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi, sefaretname türündeki raporunda şehir düzenini, sarayları, bilim kurumlarını ve toplumsal hayatı anlattı. Elçilik, bilgi toplama ve karşılaştırmalı gözlemin bir dış politika aracına dönüşmesidir.
Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’nin Paris’te askerî kurumların yanı sıra bahçeleri, imalathaneleri ve şehir düzenini inceleyip raporlaması aşağıdakilerden hangisini gösterir?
B) Osmanlı Devleti’nin Avrupa hukukunu bütünüyle benimsediğini
C) Geçici elçilerin daimî elçiliklerle aynı kurum olduğunu
D) Paris’in Osmanlı yönetimine bağlandığını
E) Lale Devri’nin yalnız askerî seferlerden oluştuğunu
Matbaa, Tercüme ve Bilginin Dolaşımı
İbrahim Müteferrika ile Said Efendi’nin girişimiyle 1727’de Türkçe eser basan matbaa kuruldu; ilk eser 1729’da basılan Vankulu Lugatidir. Bu, Osmanlı ülkesindeki ilk matbaa değildir: Yahudi topluluklarının 1493’ten itibaren matbaa kullandığı bilinmektedir. Yenilik, Müslüman-Türkçe yayın alanındaki kurumsal açılımdır.
Dinî eserlerin basımına başlangıçta ihtiyatla yaklaşılırken sözlük, tarih ve coğrafya gibi alanlara öncelik verildi. Tercüme heyetleri yabancı dillerdeki eserleri Türkçeye aktardı; kütüphaneler çoğaldı. Matbaa el yazmasını hemen ortadan kaldırmadı, fakat bilginin daha standart ve çok sayıda nüshayla dolaşma imkânını genişletti.
İbrahim Müteferrika matbaasında başlangıçta sözlük, tarih ve coğrafya eserlerinin basılması; dinî eserlerin ise kapsam dışında tutulması hangi yorumu destekler?
B) Yeniliğin toplumsal ve dinî hassasiyetler gözetilerek seçici biçimde uygulandığı
C) El yazması üretiminin kanunla tamamen yasaklandığı
D) Osmanlı ülkesinde daha önce hiçbir matbaanın bulunmadığı
E) Tercüme faaliyetlerinin sona erdiği
Tulumbacılar, İmalathaneler ve Sadabad
Gerçek Davud Ağa’nın öncülüğünde kurulan Tulumbacılar Ocağı yangınlarla mücadelede teknik ve örgütlü bir adım oldu. Çiçek aşısı uygulamasının yaygınlaşması, sağlık alanında gözlem ve pratik bilginin dolaşımına örnektir. Kâğıt, kumaş ve çini üretimine yönelik imalathaneler dışa bağımlılığı azaltma ve saray-şehir talebini karşılama amacı taşıdı.
Kâğıthane’deki Sadabad düzenlemeleri, köşkler, çeşmeler, bahçeler ve eğlence mekânları şehir kültürünü değiştirdi. Barok ve rokoko etkileri Osmanlı süsleme anlayışıyla birleşti; III. Ahmed Çeşmesi dönemin görünür eserlerindendir. Ancak saray çevresinin tüketimi ve gösterişi, ekonomik sıkıntı içindeki kesimlerin tepkisini büyütebildi.

I geçici elçilik ve gözlemi, II matbaayı, III tulumbacı teşkilatını, IV Sadabad çevresindeki mimari-bahçe kültürünü gösterir.

I Avrupa’yı gözlemleyen elçiyi, II basılı bilgi üretimini, III örgütlü yangın müdahalesini gösterir.
Bu kanıtlar Lale Devri yeniliklerinin hangi ortak niteliğini ortaya koyar?
B) Bütün toplumun siyasi katılımıyla hazırlanmış olmalarını
C) Bilgi, teknik ve şehir hizmetlerinde seçici kurumsal aktarım arayışı taşımalarını
D) Yeniçeri Ocağını bir anda kaldırmalarını
E) Avrupa ile diplomatik ilişkiyi sona erdirmelerini
Patrona Halil İsyanı ve Dönemin Sonu
İran savaşlarındaki olumsuzluklar, yeni vergiler, pahalılık, işsizlik ve saray çevresinin gösterişli hayatına yönelik tepki 1730 Patrona Halil İsyanı’nda birleşti. Nevşehirli Damat İbrahim Paşa öldürüldü, III. Ahmed tahttan indirildi ve Lale Devri sona erdi.
İsyanı yalnız “eğlenceye tepki” olarak açıklamak eksiktir. Askerî başarısızlık, mali yük, kentli kesimlerin rahatsızlığı ve iktidar içi hesaplaşma birlikte etkiliydi. İsyan bazı sembolik yapı ve çevreleri hedef alsa da matbaa gibi bütün yenilikler ortadan kalkmadı; kültürel-teknik miras sonraki dönemlere aktarıldı.
Patrona Halil İsyanı’nın İran savaşlarındaki başarısızlık, ekonomik sıkıntılar ve saray çevresinin tüketimine duyulan tepkiyle birlikte açıklanması hangi tarihsel yaklaşımı gösterir?
B) Kültürel gelişmelerin ekonomik koşullardan bağımsız görülmesini
C) İsyanın bütün teknik yenilikleri ortadan kaldırdığının kabulünü
D) Dış savaş ile iç siyasetin ilişkisiz sayılmasını
E) Siyasi, askerî, ekonomik ve toplumsal nedenlerin birlikte değerlendirilmesini
I. Mahmud Döneminde Askerî Teknik Yenileşme
Humbaracı Ahmed Paşa ve Hendesehane
Fransız asıllı Kont de Bonneval Müslüman olarak Humbaracı Ahmed Paşa adını aldı ve humbaracı birliklerini Avrupa usulü talim, disiplin ve teknik bilgiyle yeniden düzenledi. Bu çalışma, yabancı uzmanın Osmanlı hizmetine alınmasının ve teknik bilginin doğrudan askerî teşkilata aktarılmasının önemli örneğidir.
1734’te açılan Hendesehane, matematik ve geometri temelli askerî teknik eğitimin ilk kurumsal örneklerindendir. Amaç topçuluk, istihkâm ve ölçüm bilgisini usta-çırak aktarımının ötesinde düzenli öğretime bağlamaktı. Yeni kurumlar mevcut ordunun bütünü yerine belirli uzmanlık alanlarını dönüştürdüğü için etkileri önemli fakat sınırlı kaldı.
Humbaracı Ocağının yeniden düzenlenmesi ve Hendesehanede geometri öğretilmesi birlikte düşünüldüğünde 18. yüzyıl askerî ıslahatlarının hangi yönü öne çıkar?
B) Ordunun yalnız tımarlı sipahilerden oluşturulması
C) Bütün medreselerin kapatılması
D) Askerî bilginin yabancılardan korunması
E) Donanmanın tamamen özel girişime bırakılması
Kurumlaşmanın Devamlılığı ve Kültür Politikası
I. Mahmud döneminde kütüphaneler kurulmuş, tarih ve bilim eserlerine ilgi sürmüştür. Lale Devri’nin sona ermesi Avrupa bilgisinden yararlanma arayışını durdurmamış; gösterişli saray kültüründen daha dar, teknik ve askerî kurumsallaşmaya ağırlık verilmiştir.
Humbaracı Ahmed Paşa’nın çalışmaları, sonraki dönemlerde Baron de Tott gibi uzmanlardan yararlanılmasına ve deniz-kara mühendislik okullarının kurulmasına giden çizginin erken halkasıdır. Kurum adları ve kuruluş tarihleri değişse de problem aynıdır: modern savaşın gerektirdiği hesap, çizim, istihkâm ve topçuluk bilgisini sürekli üretebilmek.
Lale Devri’nin Patrona Halil İsyanı’yla sona ermesine rağmen I. Mahmud döneminde Hendesehane ve humbaracı düzenlemelerinin sürdürülmesi aşağıdakilerden hangisini kanıtlar?
B) Yenileşmenin hükümdar değişikliklerine rağmen belirli teknik alanlarda devamlılık gösterebildiğini
C) Lale Devri kurumlarının hiç değişmeden korunduğunu
D) Islahatların yalnız mimari zevke dayandığını
E) Yeniçerilerin bütün teknik kurumları yönettiğini
III. Mustafa Döneminde Topçu ve Deniz Mühendisliği
Koca Ragıp Paşa, Baron de Tott ve Sürat Topçuları
III. Mustafa ve Koca Ragıp Paşa devlet gelirlerini düzenleme, orduyu güçlendirme ve gereksiz savaştan kaçınma arayışındaydı. Ancak 1768’de başlayan Rus savaşı ordunun eğitim, topçuluk ve lojistik sorunlarını görünür hâle getirdi. Fransız subayı Baron de Tott topçu ve istihkâm çalışmalarında görev aldı.
Sürat Topçuları Ocağı, daha hızlı ateş ve düzenli talim yapabilen topçu sınıfı oluşturma çabasını temsil eder. Çanakkale Boğazı’nın savunmasına yönelik tahkimatlar güçlendirildi. Yenilik, bütün orduyu bir anda değiştirmek yerine savaşta kritik uzmanlık alanını modernleştirmeyi amaçladı.
Baron de Tott’un topçu talimi vermesi, Sürat Topçuları Ocağının kurulması ve boğaz tahkimatlarının güçlendirilmesi hangi ortak ihtiyaca yöneliktir?
B) Tımar sistemini genişletmeye
C) Donanmayı yalnız ticari amaçla kullanmaya
D) Ateş gücü, eğitim ve savunma mühendisliğini aynı askerî kapasitede birleştirmeye
E) Avrupa ile diplomatik ilişkiyi kesmeye
Tersane Hendesehanesi ve Kurumsal Bilgi
Çeşme’de donanmanın yakılması denizcilikte teknik personel ve eğitim açığını ağır biçimde gösterdi. 1773’te Tersane Hendesehanesi açılarak gemicilik, haritacılık, matematik ve deniz mühendisliği bilgisinin kurum içinde öğretilmesi hedeflendi. Bu girişim sonraki Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyun’un temelini oluşturdu.
Denizcilik okulunun önemi yalnız yeni gemi yapmak değildir. Subay yetiştirme, ölçüm yapma, yabancı kaynakları tercüme etme ve teknik bilgiyi kuşaktan kuşağa aktarma kapasitesi oluşturmasıdır. Böylece reform kişisel uzmandan kalıcı eğitim kurumuna doğru ilerlemiştir.
Çeşme Baskını’nın ardından deniz mühendisliği eğitiminin kurumsallaştırılması aşağıdaki neden-sonuç ilişkilerinden hangisine örnektir?
B) Mali kriz → tımar sisteminin genişlemesi
C) Diplomatik başarı → askerî okulların kapatılması
D) Kapitülasyon → ayanlığın sona ermesi
E) Savaşta görülen teknik yetersizlik → uzman subay yetiştiren sürekli okul ihtiyacı
I. Abdülhamid Döneminde Savaş Baskısı ve Devamlılık
Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyun
I. Abdülhamid tahta çıktığında Küçük Kaynarca’nın ağır sonuçlarıyla karşılaştı. 1775’te Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyun denizcilik ve mühendislik eğitiminin daha düzenli kuruma dönüşmesini sağladı. Okulda matematik, haritacılık, gemi yapımı ve seyrüsefer bilgisi öne çıktı.
Ayrıca istihkâm ve topçuluk eğitimi geliştirildi; yabancı uzmanlardan yararlanıldı. III. Mustafa dönemindeki Tersane Hendesehanesi ile I. Abdülhamid dönemindeki deniz mühendisliği kurumu birbirinden kopuk girişimler değil, savaş deneyimiyle derinleşen bir kurumsallaşma çizgisidir.

I topçu-humbaracı talimini, II deniz mühendisliği ve gemi modelini, III kara istihkâmı için teknik çizimi gösterir.
Hendesehane, Tersane Hendesehanesi ve Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyun kronolojik olarak değerlendirildiğinde aşağıdaki çıkarımlardan hangisine ulaşılır?
B) Geometri-topçuluk eksenindeki ilk eğitim, deniz mühendisliği alanında daha uzmanlaşmış kurumlara doğru gelişmiştir.
C) Her yeni okul önceki bütün askerî bilgiyi reddetmiştir.
D) Denizcilik eğitimi kara ordusunu yönetmek için kurulmuştur.
E) Okullar halkın siyasi temsil talebiyle açılmıştır.
Halil Hamid Paşa ve Islahatların Siyasi Sınırı
Sadrazam Halil Hamid Paşa ordunun düzenlenmesi, teknik uzmanların kullanılması ve mali kaynakların artırılması için çalıştı. Ancak Rusya ve Avusturya tehdidi, Kırım meselesi, hazine yetersizliği ve saray içi rekabet reformların sonuçlarını sınırladı.
Bu dönem, ıslahatın yalnız doğru teknik proje hazırlamakla tamamlanmadığını gösterir. Uygulama için siyasi himaye, düzenli finansman, yetişmiş personel ve muhalefeti yönetebilecek kurumsal güç gerekir. Bu unsurlardan biri zayıfladığında proje kişilerle birlikte gerileyebilir.
Halil Hamid Paşa’nın teknik ve askerî düzenlemelerinin saray rekabeti ve mali yetersizlikler nedeniyle sınırlanması aşağıdakilerden hangisini gösterir?
B) Savaşların reform ihtiyacını azalttığını
C) Yabancı uzmanların bütün kararları tek başına verdiğini
D) Kurumsal değişimin yalnız proje bilgisiyle değil siyasi destek ve sürekli kaynakla mümkün olduğunu
E) I. Abdülhamid’in bütün reformları yasakladığını
III. Selim ve Nizam-ı Cedid Programı
Layiha, Meşveret ve Programlı Islahat
III. Selim tahta çıktığında devlet adamları ve uzmanlardan sorunlar ile çözüm önerilerini içeren layihalar istedi. Meşveret toplantılarıyla farklı görüşleri dinlemeye çalıştı. Bu yöntem, ıslahatın yalnız tek bir kişinin sezgisine değil, yazılı teşhis ve karşılaştırmalı bilgiye dayandırılması arayışıdır.
Nizam-ı Cedid yalnız yeni ordunun adı değildir; askerî, mali, diplomatik ve idarî düzenlemeleri kapsayan “yeni düzen” programıdır. Program mevcut kurumları hemen kaldırmak yerine onların yanında alternatif yapılar oluşturdu. Bu tercih uygulamayı kolaylaştırsa da eski-yeni kurumlar arasında çıkar ve yetki çatışması üretti.
III. Selim’in farklı devlet adamlarından layihalar istemesi ve bunları meşveret toplantılarında tartıştırması hangi yönetim anlayışını yansıtır?
B) Bütün kararların Yeniçeri Ocağına bırakılmasını
C) Yazılı teşhis, uzman görüşü ve danışmayı reform tasarımında kullanma arayışını
D) Avrupa ile bütün bilgi bağlarının kesilmesini
E) Islahatların yalnız saray mimarisine yönelmesini
Yeni Ordu ve İrad-ı Cedid Hazinesi
Nizam-ı Cedid ordusu Avrupa usulü talim yapan, ateşli silahları düzenli kullanan ve yeni kışlalarda eğitilen bir kuvvetti. Yeniçeri Ocağı bir anda kaldırılmadı; yeni birlik onun yanında oluşturuldu. Levent ve Selimiye kışlaları eğitim ve disiplin için düzenlenmiş mekânlardı.
Ordunun maaş, silah ve lojistik giderleri İrad-ı Cedid Hazinesi ile karşılandı. Bazı vergi ve mukataa gelirleri bu ayrı hazineye tahsis edildi. Böylece reformun başarıya ulaşması için örgüt kadar bağımsız ve düzenli finansman gerektiği kabul edildi; fakat yeni gelir kaynakları vergi yükü ve çıkar kaybı yaşayan çevrelerin tepkisini artırdı.

I Avrupa usulü talimli yeni orduyu, II ayrı reform hazinesini, III Avrupa başkentlerindeki daimî diplomatik temsili gösterir.
Nizam-ı Cedid ordusu için ayrı İrad-ı Cedid Hazinesi kurulması aşağıdaki yargılardan hangisini en güçlü biçimde destekler?
B) Yeni ordunun tımar sistemiyle finanse edildiğini
C) Reformun yalnız yabancı elçilerin bağışıyla yürütüldüğünü
D) Yeniçeri Ocağının gelirlerinin artırıldığını
E) Kurumsal yeniliğin sürekliliği için gelirlerin amaçla bağlantılı ayrı bir mali yapıda toplanmak istendiğini
Daimî Elçilikler ve Mühendishane-i Berrî-i Hümâyun
III. Selim geçici elçilikler yerine Avrupa’daki gelişmeleri sürekli izleyecek daimî elçilikler kurdu. İlk daimî büyükelçi Yusuf Agâh Efendi 1793’te Londra’ya gönderildi; Paris, Viyana ve Berlin’de de temsilcilikler açıldı. Bu elçilikler diplomatik haberin yanı sıra askerî, teknik ve siyasal bilgi sağladı.
1795’te kurulan Mühendishane-i Berrî-i Hümâyun kara ordusu için topçu, istihkâm, matematik ve haritacılık eğitimi verdi. Devlet matbaasının geliştirilmesi, tercüme ve ders kitabı üretimini destekledi. Böylece deniz mühendisliğinin yanına kara mühendisliği eklenerek teknik eğitim ağı genişletildi.
Daimî elçiliklerle Mühendishane-i Berrî-i Hümâyun’un aynı reform programında yer alması hangi ilişkiyi gösterir?
B) Diplomasinin askerî ihtiyaçlardan tamamen kopmasını
C) Teknik okulların yalnız elçi yetiştirmesini
D) Avrupa başkentlerinin Osmanlı eyaleti hâline gelmesini
E) Geçici elçiliklerin daha sürekli olduğunu
Muhalefet, Kabakçı Mustafa İsyanı ve Programın Sonu
Nizam-ı Cedid, maaş ve statü kaybından çekinen yeniçerilerin, yeni vergilerden zarar gören kesimlerin, bazı ulema mensuplarının ve taşradaki çıkar çevrelerinin muhalefetiyle karşılaştı. Yeni ordunun mevcut ocağın yanında kurulması çatışmayı ertelemiş, fakat ortadan kaldırmamıştı.
1807 Kabakçı Mustafa İsyanı sonucunda III. Selim tahttan indirildi ve Nizam-ı Cedid dağıtıldı. Programın çöküşü yeniliklerin teknik olarak gereksiz olduğunu değil, reformun çıkar kaybına uğrayan gruplar karşısında yeterli siyasi ve toplumsal koruma oluşturamadığını gösterir. Buna rağmen kadro, okul ve fikir mirası II. Mahmud dönemine taşındı.

I talimli yeni orduyu, II reformu tartışan yönetici ve ulema çevresini, III vergi ve statü kaygısıyla oluşan muhalefeti gösterir.
Bu görsel ve Kabakçı Mustafa İsyanı birlikte düşünüldüğünde aşağıdaki sonuçlardan hangisine ulaşılır?
B) Yeniçeriler Nizam-ı Cedid’in bütün gelirlerini yönetmiştir.
C) Layiha hazırlanması toplumsal uzlaşmayı otomatik sağlamıştır.
D) Teknik bakımdan düzenli bir reform, çıkar ve meşruiyet çatışmaları yönetilemezse siyasi olarak sürdürülemeyebilir.
E) III. Selim bütün eski kurumları savaşsız kaldırmıştır.
Düşünce, Bilim ve Kültürde Birikim
Kâtib Çelebi, Evliya Çelebi, Naîmâ ve Yanyalı Esad Efendi
17. yüzyıldan 18. yüzyıla uzanan düşünce birikiminde Kâtib Çelebi coğrafya, bibliyografya ve devlet düzenine ilişkin eleştirel çalışmalarıyla; Evliya Çelebi geniş gözlem dünyasıyla; Naîmâ neden-sonuç ilişkisi kuran tarihçiliğiyle öne çıktı. Bu isimleri yalnız 18. yüzyıl kişileri saymak yerine sonraki yenileşmenin zihinsel köprüsü olarak görmek gerekir.
Yanyalı Esad Efendi, Aristo geleneği ve Batı dillerinden bilim-felsefe eserlerinin çevrilmesiyle ilgilendi. Tercüme faaliyetleri ve kütüphaneler, farklı bilgi gelenekleri arasında karşılaştırma yapılmasına imkân verdi. Bu birikim doğrudan modern bilim sistemi kurmamış olsa da teknik okulların ve basılı ders kitaplarının kavramsal zeminini genişletti.
Kâtib Çelebi’nin coğrafya ve bibliyografya çalışmaları, Naîmâ’nın neden-sonuç arayan tarihçiliği ve Yanyalı Esad Efendi’nin tercüme faaliyeti birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılır?
B) Bilimsel üretimin yalnız askerî okullarda başladığına
C) Coğrafya çalışmalarının dış dünyaya ilgiyi azalttığına
D) Tarih yazımında neden-sonuç ilişkisinin reddedildiğine
E) Tercüme eserlerin matbaada basılmasının yasak olduğuna
Kütüphane, Tercüme ve Matbaanın Birlikte Etkisi
Kütüphane eseri korur ve erişime açar; tercüme yabancı bilgiyi dil sınırından geçirir; matbaa nüshaları çoğaltır ve metni standartlaştırır. Bu üç araç aynı değildir fakat birlikte bilgi dolaşımını hızlandırır. Teknik okulların ders kitabı ve harita ihtiyacı arttıkça basım ve tercüme daha doğrudan devlet kapasitesiyle ilişkilendi.
Yine de okuryazarlık oranı, maliyet, hattatlık geleneği ve baskı alanının sınırlılığı dönüşümü yavaşlattı. Bu nedenle matbaayı tek başına “bir anda çağ değiştiren” araç saymak yerine, eğitim kurumları ve tercüme çevreleriyle etkileşen bir altyapı olarak değerlendirmek gerekir.
Bir Avrupa mühendislik eserinin Türkçeye çevrilmesi, kütüphanede korunması ve matbaada çoğaltılarak askerî okul öğrencilerine dağıtılması aşağıdaki kavramlardan hangisini en kapsamlı biçimde açıklar?
B) Ayanların siyasi bağımsızlık kazanmasını
C) Bilginin çeviri, saklama, çoğaltma ve eğitim yoluyla kurumsal kapasiteye dönüşmesini
D) Kapitülasyonların sona ermesini
E) Yeniçeri maaşlarının kaldırılmasını
18. Yüzyıl Islahatlarının Genel Değerlendirmesi
Padişahlara Göre Kurum ve Amaç Karşılaştırması
| Dönem | Öne Çıkan Araç/Kurum | Temel Amaç | Sınır |
|---|---|---|---|
| III. Ahmed | Geçici elçilik, matbaa, tercüme, Tulumbacılar | Avrupa’yı gözlemlemek; bilgi ve şehir hizmetini geliştirmek | Saray merkezlilik ve Patrona Halil tepkisi |
| I. Mahmud | Humbaracı düzenlemesi, Hendesehane | Topçu ve geometri temelli teknik eğitim | Belirli birlik ve uzmanlıklarla sınırlılık |
| III. Mustafa | Sürat Topçuları, Tersane Hendesehanesi | Ateş gücü ve deniz mühendisliği | Savaş, maliye ve yetişmiş personel açığı |
| I. Abdülhamid | Mühendishane-i Bahrî-i Hümâyun | Deniz subayı ve mühendis yetiştirmek | Küçük Kaynarca sonrası ağır dış baskı |
| III. Selim | Nizam-ı Cedid, İrad-ı Cedid, daimî elçilik, Mühendishane-i Berrî | Programlı askerî-mali-diplomatik yenileşme | Yeni vergi, statü ve meşruiyet muhalefeti |
Tablodaki gelişmeler bütün olarak değerlendirildiğinde 18. yüzyıl Osmanlı ıslahatları için aşağıdaki genellemelerden hangisi yapılabilir?
B) Islahatlar yalnız mimari ve eğlence alanında kalmıştır.
C) Avrupa’dan hiçbir uzman veya bilgi alınmamıştır.
D) Siyasi temsil ve anayasa bütün düzenlemelerin merkezindedir.
E) Gözlemden teknik eğitime ve programlı yeni kurumlara ilerleyen bir birikim oluşmuş, ancak eski yapılarla çatışma çözülememiştir.
19. Yüzyıla Bırakılan Miras ve Kronoloji
18. yüzyıl ıslahatları Yeniçeri Ocağını kaldırmadı, merkez-taşra sorununu çözmedi ve kapsamlı hukuk eşitliği kurmadı. Buna karşılık daimî elçilik, mühendislik okulu, düzenli yeni ordu, ayrı reform bütçesi, tercüme ve devlet matbaası gibi araçlar sonraki yüzyıl reformcularına hazır örnekler bıraktı.
II. Mahmud merkezîleşme ve yeni ordu kurma girişimlerinde bu tecrübelerden yararlandı; Tanzimat kadroları daimî elçilikler ve tercüme büroları üzerinden yetişen bilgi ağını devraldı. Bu nedenle 18. yüzyıl ne değişimsiz bir “gerileme” dönemi ne de tamamlanmış modernleşmedir; askerî yenilgilerle hızlanan, seçici kurumlarla ilerleyen ve siyasi dirençle sık sık kesilen bir dönüşüm laboratuvarıdır.
I. Geçici elçiliklerin açılması
II. Hendesehanenin kurulması
III. Küçük Kaynarca Antlaşması’nın imzalanması
IV. İlk daimî elçiliğin Londra’da açılması
V. Kabakçı Mustafa İsyanı
Bu gelişmelerin doğru kronolojik sıralaması ve genel tarihsel anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
B) I–II–III–IV–V; gözlem ve teknik kurumlaşmanın dış baskıyla derinleşip siyasi muhalefetle kesintiye uğraması
C) III–I–II–IV–V; Kırım kaybının Lale Devri’ni başlatması
D) I–III–II–V–IV; daimî elçiliğin isyandan sonra kurulması
E) II–III–I–IV–V; matbaanın Küçük Kaynarca’dan sonra açılması
