AYT İlk Türk Devletlerinde Yönetim, Toplum ve Ordu konu anlatımı kapsamında Asya Hun, Kök Türk ve Uygur devletlerinin siyasi gelişmeleri; kut, kurultay, ikili teşkilat, töre, toplum düzeni ve askerî kültür işlenecektir.
AYT tarih konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
İlk Türk Devletlerinin Siyasi Çerçevesi
Asya Hun Devleti ve Mete Han
Asya Hun Devleti (MÖ 220–MS 216), kaynaklarda siyasi teşkilatı belirgin biçimde izlenebilen ilk Türk devletidir. İlk hükümdarı Teoman, merkezi ise yalnız bir başkent değil kutsal devlet merkezi sayılan Ötüken‘dir. Hükümdarlar “şanyü/tanhu” unvanını kullanmıştır. Çin’in kuzeyinde oluşan bu güç, bozkır boylarını tek siyasi irade altında birleştirme ve Çin ile sınır–ticaret ilişkilerini düzenleme zorunluluğundan doğmuştur.
Mete Han, MÖ 209’da tahta çıkarak Türkçe konuşan ve Türk soyundan kabul edilen yirmi altı boyu Hun yönetiminde birleştirdi. Tunguzların toprak isteğini reddetmesi, toprağı hükümdarın şahsi malı değil milletin ortak değeri sayan vatan anlayışıyla ilişkilendirilir. Çin’i yenmesine rağmen ülkeyi doğrudan ilhak etmek yerine vergiye bağlaması; kalabalık Çin nüfusu içinde siyasi ve kültürel kimliğin aşınmasını önlemeye yönelik gerçekçi bir yönetim tercihidir. Mete’nin kurduğu onlu askerî düzen, devlet teşkilatı ile orduyu birbirine bağladı.
Mete’den sonra Çin entrikaları ve taht sorunları merkezi zayıflattı. Ho-han-ye ile Çiçi arasındaki mücadele sonucunda devlet MÖ 54’te Doğu ve Batı Hunları olarak ayrıldı; sonraki süreçte Kuzey ve Güney Hun kolları ortaya çıktı. Güney Hunları Çin egemenliğine girerken Kuzey Hunlarının bir bölümü batıya yöneldi. Bu hareketin Avrupa’da doğurduğu Kavimler Göçü, sonraki konuda ayrıntılı ele alınacaktır.
B) Çin nüfusu içinde Hun siyasi ve kültürel kimliğinin erimesinden çekinilmesiyle
C) Hunların ticareti bütünüyle reddetmesiyle
D) Mete Han’ın ülke sınırlarını genişletmek istememesiyle
E) Kurultayın savaş kararını yasaklamasıyla
B) Hanedan üyelerinin tamamını bağımsız hükümdar yapmaya
C) Yerleşik tarımı tek geçim kaynağına dönüştürmeye
D) Çin kültürünü doğrudan benimsemeye
E) Kurultayın bütün yetkilerini kaldırmaya
I. Kök Türk Devleti
I. Kök Türk Devleti (552–630), Bumin Kağan’ın Avar egemenliğine son vermesiyle Ötüken merkezli kuruldu. “Türk” adını resmî devlet adı olarak kullanan ilk siyasi teşkilattır. Bumin Kağan doğuyu yönetirken kardeşi İstemi Yabgu batıda görev aldı; bu dağılım, ikili teşkilatın akrabalık ve bağlılık ilişkisi içinde uygulanmasına örnektir. İstemi Yabgu bağımsız bir kral değil, doğudaki kağana bağlı batı yöneticisiydi.
Mukan Kağan döneminde devlet en geniş ve güçlü sınırlarına ulaştı. İpek Yolu’na hâkim olma amacıyla önce Sasanilerle Akhunlara, ardından Bizans’la Sasanilere karşı iş birliği yapıldı. Bu değişen ittifaklar, dış politikanın din veya değişmez dostluklara değil ekonomik çıkar ve güç dengesine göre yürütüldüğünü gösterir. Tardu’nun 582’de bağımsızlığını ilan etmesiyle doğu–batı ayrılığı kesinleşti; Doğu Kök Türk Devleti 630’da, Batı Kök Türk siyasi birliği ise 659’da Çin egemenliğine girdi. Taht mücadeleleri, Çin entrikaları ve kanatlar arasındaki rekabet idari bölünmeyi siyasi parçalanmaya dönüştürdü.
B) İpek Yolu hâkimiyetinin güç dengesi ve çıkar temelli diplomasi doğurduğunu
C) Bizans ile Sasanilerin sürekli müttefik olduğunu
D) Kök Türklerin ticaret yollarıyla ilgilenmediğini
E) İkili teşkilatın dış ilişkileri sona erdirdiğini
B) İstemi Yabgu, kağanla hiçbir hanedan bağı bulunmayan seçilmiş görevlidir.
C) Geniş ülke doğu–batı kanatlarına ayrılmış, batı yöneticisi merkezî kağana bağlı kalmıştır.
D) Bu sistemde doğu kanadı batıya bağlıdır.
E) Uygulama ilk kez Uygurlar tarafından başlatılmıştır.
II. Kök Türk Devleti ve Orhun Yazıtları
Çin egemenliğine karşı 639’daki Kürşad Ayaklanması başarılı olamadı; fakat bağımsızlık düşüncesinin sürdüğünü gösterdi. Kutluk Kağan, 682’de boyları yeniden birleştirerek II. Kök Türk Devleti‘ni (Kutluk Devleti) kurdu ve “derleyen, toplayan” anlamındaki İlteriş unvanını aldı. Vezir Tonyukuk askerî ve siyasi planlamada; Kapgan Kağan fetihlerde; Bilge Kağan ise devlet birliğini yeniden kurmada öne çıktı. Karluk, Basmil ve Uygurların birleşmesiyle devlet 742’de sona erdi.
Bilge Kağan, Kül Tigin ve Tonyukuk adına dikilen Orhun Yazıtları, Türk diliyle yazılmış devlet tanıklıklarıdır. Yazıtlarda kağanın halka karşı sorumluluğu, milletin devlete bağlılığı, Çin’in siyasi ve kültürel etkisine karşı uyanıklık, törenin korunması ve bağımsızlığın değeri anlatılır. Bu nedenle yazıtlar yalnız edebî metin değil; yönetim ilkeleri, öz eleştiri ve siyasi öğüt içeren bir siyasetname niteliğindedir.
B) Çin egemenliğinin Türkler tarafından bütünüyle benimsendiğini
C) Bağımsızlık düşüncesinin başarısız girişimlere rağmen devam ettiğini
D) Kurultayın bağımsızlık hareketlerini yasakladığını
E) Kök Türklerin yerleşik hayata geçtiğini
B) Devlet yönetiminde sorumluluk ve öz eleştiri düşüncesinin bulunduğuna
C) Yazılı kültürün yalnız dinî amaç taşıdığına
D) Çin yönetiminin aynen benimsendiğine
E) Halkın devlet karşısında hiçbir yükümlülüğü olmadığına
Uygur Devleti ve Yerleşik Dönüşüm
Uygur Devleti (744–840), Karluk ve Basmillerle birlikte II. Kök Türk Devleti’ne son veren Uygurların Kutluk Bilge Kül Kağan önderliğinde kurduğu devlettir. Merkez Ötüken’den Karabalgasun‘a taşındı. Moyen Çor döneminde sınırlar genişledi; Bögü Kağan döneminde Manihaizm benimsendi. Savaşmayı ve et yemeyi sınırlayan bu din, Uygurların askerî karakterini zayıflatırken tarım, şehir, tapınak ve saray çevresinde yerleşik hayatı güçlendirdi.
Uygurların kâğıt ve matbaayı kullanması, Uygur alfabesini geliştirmesi; minyatür, fresk, kütüphane, örgün eğitim ve hukuk belgelerinde ilerlemesi şehirli kültürü kalıcılaştırdı. Bununla birlikte bütün Uygurlar aynı anda konar-göçer yaşamı terk etmedi. 840’ta Kırgızların devleti yıkmasından sonra Kansu ve Turfan Uygur devletleri kuruldu; Uygur bürokrasi ve sanat birikimi Moğolları da etkiledi.
B) Kültürel tercihin ekonomi, yerleşme ve askerî yapı üzerinde çok yönlü sonuç doğurduğuna
C) Uygurların bütün yazılı kültürü reddettiğine
D) Yerleşik hayatın askerî gücü zorunlu olarak artırdığına
E) Kök Türk ikili teşkilatının aynen sona erdiğine
B) Uygurların yazıyı kullanmadığını
C) Ekonominin yalnız hayvancılığa dayandığını
D) Hukukun tamamen sözlü kaldığını
E) Sanatın taşınabilir eserlerle sınırlı olduğunu

Devlet Anlayışı ve Meşruiyet
İl Kavramı ve Devletin Unsurları
İslamiyet öncesi Türklerde devlete il veya el denirdi. Bir siyasi topluluğun il sayılması için yalnız kalabalık nüfus yetmez; ülke, halk (kün/budun), bağımsızlık (oksızlık) ve teşkilat unsurlarının birleşmesi gerekir. Bu tanım, devleti hükümdarın kişisel varlığından ayırır: kağan değişse de ülke, halk, töre ve teşkilatın devamı esastır.
Boy beylerinin kağan çevresinde birleşmesi, boylar federasyonu niteliğinde siyasi yapı oluşturdu. Bu yapı güçlü bir kağan döneminde hızla genişleyebilir; boy sadakatinin zayıflaması hâlinde aynı hızla çözülmeye başlayabilir. Devletin sürekliliği bu nedenle yalnız fetih gücüne değil, boyları ortak hukuk ve çıkar çevresinde tutabilme becerisine bağlıdır.
B) Yalnız halk
C) Bağımsızlık ve teşkilat
D) Halk ve ülke
E) Yalnız töre
Kut, Küç ve Ülüş
İlk Türk devletlerinde siyasi iktidarın meşruiyet kaynağı Gök Tengri ile açıklanırdı. Tengri’nin hükümdara ve ailesine devleti yönetme yetkisi verdiği inancına kut denir. Kağan tanrı veya rahip-kral sayılmaz; kut aldığına inanılan insandır. Kutun devamı, hükümdarın ülkeyi adalet ve töreye uygun yönetmesine bağlı kabul edildiği için başarısız hükümdar görevden alınabilirdi.
Hükümdarın yönetme yeterliliği üç kavramla ifade edilir: kut siyasi meşruiyet, küç askerî ve siyasi güç, ülüş ise ekonomik pay ve bolluktur. Tengri’nin kut verdiği hükümdara ülüş bağışladığı inancı, iktidarın halkın refahını sağlama görevi bulunduğunu gösterir. Kağan yalnız savaş kazanan değil; aç halkı doyuran, çıplak halkı giydiren ve düzeni koruyan yönetici olmalıdır.
B) Meşruiyetin hanedan mensubiyeti yanında başarı, adalet ve toplumsal sorumluluk gerektirdiğini
C) Kağanın töreden üstün olduğunu
D) Kurultayın yalnız dinî tören düzenlediğini
E) Ülüşün askerî güç anlamına geldiğini
B) Küçün yalnız dinî yetki olması
C) Ülüşün refahı paylaştırma ve ekonomik sorumluluk boyutu
D) Törelerin yazılı kanun hâline gelmesi
E) İkili teşkilatın kaldırılması
Hanedan, Veraset ve Taht Mücadeleleri
Kutun yalnız hükümdara değil onun soyuna verildiğine inanıldığı için ülke, hanedanın ortak malı sayıldı. Hunlarda Tu-ku, Kök Türklerde Aşina, Uygurlarda Yağlakar aileleri kutlu hanedan kabul edildi. Hanedanın erkek üyeleri kağan olma hakkına sahip olduğundan kesin bir veraset kuralı oluşmadı; kurultay adaylar arasından güç, yaş, yetenek ve siyasi desteği dikkate alarak seçim yapabildi.
Bu anlayış hükümdarlığın hanedan dışına çıkmasını zorlaştırarak siyasi meşruiyet sağladı; fakat her hanedan üyesini potansiyel aday hâline getirdiği için taht kavgalarını artırdı. Ülkenin kardeşler veya oğullar arasında paylaştırılması, doğu–batı kanatlarının rakip merkezlere dönüşmesi ve Çin’in hanedan mücadelelerine müdahalesi devletlerin kısa sürede parçalanmasına yol açabildi.
I. hükümdarlığın hanedan dışına çıkmasının zorlaşması,
II. kesin veraset kuralı bulunmaması,
III. taht mücadelelerinin artması
sonuçlarından hangilerini doğurmuştur?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
B) Primogenitür kuralının kesin uygulanmasının
C) Yönetme yetkisinin kutlu hanedanın ortak hakkı sayılmasının
D) Kağanın rahiplerce seçilmesinin
E) Ordunun ücretli askerlerden oluşmasının
Türk Cihan Hâkimiyeti Düşüncesi
İlk Türk hükümdarlarının “Güneş bayrağımız, gökyüzü çadırımızdır.” sözüyle anlatılan hedefi, Gök Tengri’nin dünyaya düzen verme görevini Türk kağanına yüklediği düşüncesine dayanır. Türk cihan hâkimiyeti, güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar adaletli bir düzen kurma ülküsüdür. Nizam-ı âlem dünya düzenini sağlama; Kızılelma ise ulaşıldıkça yenilenen siyasi hedefi simgeler.
Bu ülkü yalnız toprak genişletme isteği değildir. Fetih, düzen, adalet ve halkları yönetme sorumluluğu birlikte düşünülür. Bununla birlikte siyasi söylemin evrensel olması, her Türk devletinin fiilen bütün dünyayı yönettiği anlamına gelmez; ülkü ile gerçekleşen hâkimiyet alanı birbirinden ayrılmalıdır.
B) Evrensel hâkimiyet idealinin adalet ve düzen kurma iddiasıyla meşrulaştırıldığını
C) Bütün Türk devletlerinin aynı sınırlara ulaştığını
D) Kağanın töreye bağlı olmadığını
E) Kurultayın dış politikada hiçbir rolünün bulunmadığını
Yönetim Teşkilatı ve Töre
Kağan, Hatun, Unvanlar ve Hükümdarlık Sembolleri
Kağan iç ve dış siyaseti düzenler, savaşa ve barışa karar verir, orduya komuta eder, elçi gönderip kabul eder, üst düzey görevlileri atar, kurultayı toplar ve yargıya başkanlık ederdi. Bu görevler yürütme, dış politika, askerlik ve yargının hükümdar çevresinde birleştiğini gösterir. Kağan karar alırken töre ve kurultay görüşünü dikkate almak zorundaydı.
Hatun, devlet meclisine katılır, elçi kabul edebilir ve kağan bulunmadığında kurultaya başkanlık edebilirdi. Fermanların “Hakan ve Hatun buyuruyor ki” biçiminde başlaması, hükümdar eşinin temsili değil siyasi statü sahibi olduğunu gösterir. Han, hakan, kağan, şanyü, tanhu, yabgu, ilteber, idikut ve erkin kullanılan unvanlar; taht, otağ, tuğ, davul, kotuz, yay, kılıç, kemer ve kaftan ise hâkimiyet sembolleridir.
B) Hatunun devlet yönetimi ve diplomaside kurumsal bir konuma sahip olduğunu
C) Kağanın bütün yetkilerini hatuna devrettiğini
D) Veraset sisteminin ana soylu olduğunu
E) Kurultayın yalnız kadınlardan oluştuğunu

Görseldeki I–V numaralı nesnelerin ilk Türk devletlerindeki ortak işlevi aşağıdakilerden hangisidir?
B) Yalnız tarımsal üretimde kullanılmaları
C) Kurultay üyelerinin oy sayısını göstermeleri
D) Töre hükümlerini yazılı hâle getirmeleri
E) Çin’den alınan vergi türlerini temsil etmeleri
Kurultay, Toy ve Toygun
Kurultay (toy/keneş), devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı en yüksek meclistir. Kağan başkanlığında genellikle yılda üç kez toplanır; kağan yoksa başkanlığı aygucı üstlenebilirdi. Hanedan üyeleri, hatun, aygucı, boy beyleri, ileri gelen komutanlar ve devlet görevlileri toplantıya katılır; üyelerin tümüne toygun denirdi. Boy beyinin toplantıya katılması merkeze sadakat göstergesiydi.
Kurultayda kağan seçimi veya görevden alınması, savaş ve barış, dış siyaset, ekonomi, dinî ve sosyal meseleler, yaylak–kışlakların kullanımı ve törenin düzenlenmesi görüşülürdü. Meclis yalnız danışma organı değildir; töre koyma bakımından yasama niteliği taşır. Bununla birlikte kararların yürütülmesi kağana bağlıydı ve son söz çoğu zaman hükümdardaydı. Bu nedenle kurultay, modern anlamda halk egemenliğine dayalı bir parlamento değil; kağanın yetkisini sınırlayan ve boyların yönetime katılımını sağlayan aristokratik bir meclistir.

B) Hükümdarlığın hiçbir kurumla sınırlandırılmadığını
C) Katılımcı danışma ve yasama unsurlarıyla hükümdar otoritesinin birlikte var olduğunu
D) Kurultayın yalnız askerî birlik olduğunu
E) Boy beylerinin devletten tamamen bağımsız olduğunu
B) Toplantıya katılım, boyun merkezî kağana bağlılığını görünür kıldığı için
C) Boy beyleri vergi toplamadığı için
D) Kurultay yalnız av töreni düzenlediği için
E) Kağan kurultaya hiç katılmadığı için
Devlet Görevlileri ve İş Bölümü
Yönetim yalnız kağan ve kurultaydan oluşmazdı. Aygucı başbakan/vezir, ayukı hükûmet, buyruk bakan, apa sivil yönetici, ağılıg hazineden sorumlu görevli, tudun vergi ve denetim memuru, bitikçi/tamgacı yazışma görevlisi, tarkan ordu komutanı, şad ise hanedan üyesi askerî yönetici olarak görev yapardı. Tigin hükümdar oğlu, inal/ataman tiginin eğitiminden sorumlu kişiydi.
Bu unvan çeşitliliği, hareketli bozkır devletinin kurumsuz olduğu iddiasını çürütür. Hazine, vergi, yazışma, askerlik ve eğitim için ayrı görevlilerin bulunması iş bölümünü; görevlilerin kağan tarafından atanması merkezî otoriteyi; şad ve tigin gibi hanedan mensuplarının görev alması ise yönetimin hanedan karakterini gösterir.
| Alan | Görevli/Kurum | Temel işlev |
|---|---|---|
| Baş yönetim | Kağan–aygucı–ayukı | Siyaset ve yürütme |
| Maliye | Ağılıg–tudun | Hazine, vergi ve denetim |
| Yazışma | Bitikçi/tamgacı | Belge ve hükümdar emirleri |
| Askerlik | Tarkan–şad | Komuta ve taşra askerî yönetimi |
| Hanedan eğitimi | İnal/ataman | Tigin yetiştirme |
B) Maliye, yazışma ve askerlik alanlarında idari iş bölümünün geliştiğine
C) Bütün görevlilerin halk oylamasıyla seçildiğine
D) Boy sisteminin tamamen ortadan kalktığına
E) Veraset sorunlarının kesin olarak çözüldüğüne
İkili Teşkilat ve Ülke Yönetimi
Geniş bozkır sahasını tek merkezden yönetmenin güçlüğü, ülkenin doğu ve batı olmak üzere iki kanada ayrılmasını doğurdu. Güneşin doğduğu yön kutsal sayıldığı için doğu kanadını kağan yönetir ve merkez burada bulunurdu. Batı kanadı genellikle kağanın kardeşi veya hanedan üyesi olan yabguya bırakılırdı. Yabgu iç işlerinde geniş yetkiye sahipti; dış ilişkilerde ve genel egemenlikte doğudaki kağana bağlıydı.
İkili teşkilat yönetimi hızlandırır, sınır güvenliğini güçlendirir ve hanedan üyelerine görev alanı açar. Buna karşılık merkez zayıfladığında batı kanadı bağımsızlık isteyebilir; sistem idari iş bölümünden siyasi bölünmeye dönüşebilir. Dolayısıyla ikili teşkilat ne doğrudan federalizm ne de ülkenin iki eşit bağımsız devlete ayrılmasıdır.
B) Kanatların idari özerkliğinin merkez zayıfladığında siyasi bağımsızlığa dönüşebilmesinden
C) Doğu kanadının batıya bağlı olmasından
D) Sistemin yalnız Uygurlarda uygulanmasından
E) Kağanın hanedan dışından seçilmesinden
I. Doğu kanadı merkez ve üstün konumdadır.
II. Batı yöneticisi dış siyasette kağana bağlıdır.
III. Her iki kanat kuruluş anından itibaren bağımsız devlettir.
yargılarından hangileri doğrudur?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Töre ve Hukukun Üstünlüğü
Töre, toplum ve devlet hayatını düzenleyen sözlü hukuk kuralları bütünüdür. Kaynağını eski gelenek ve görenekler, kurultay kararları ve kağanın düzenlemeleri oluşturur. Töre yalnız ceza kuralları değildir; aile, mülkiyet, yönetim, savaş, sosyal davranış ve kamu düzenini kapsar. Değişmez temel ilkeleri könilik (adalet), tüzlük (eşitlik), uzluk (iyilik/faydalılık) ve kişilik (insanlık) olarak özetlenir.
Kağan dâhil herkesin töreye uyması, hukukun üstünlüğü düşüncesinin erken bir örneğidir. Kağan ihtiyaç hâlinde kurultayla töreyi değiştirebilir; fakat keyfî davranamaz ve temel adalet ilkelerini ortadan kaldıramaz. Kağan yargılamaya başkanlık edebilir; yargılama işlerinde görev alan yargıca yargan/yargucu denirdi. Hapis cezalarının genellikle kısa tutulması, hareketli yaşamda uzun süreli cezaevi kurumunun elverişsizliğiyle ilişkilidir.
B) Hukuk kurallarının yönetici üzerinde de bağlayıcı olduğunu
C) Törenin yalnız halk eğlencesi olduğunu
D) Çin hukukunun doğrudan benimsendiğini
E) Kurultayın kaldırıldığını
B) Törenin hiçbir zaman değişmediğini
C) Kağanın tek hukuk kaynağı olduğunu
D) Sözlü hukukun yaptırım gücü bulunmadığını
E) Kurultay kararlarının hukuka katkı vermediğini
İlk Türklerde Toplum Yapısı
Oğuş, Urug, Boy, Budun ve İl
Toplumun en küçük birimi oğuş yani ailedir. Aynı soydan ailelerin birleşmesi urugu, urugların birleşmesi boyu, boyların birleşmesi budunu (millet), budunların kağan çevresinde siyasi teşkilat kurması ise ili meydana getirir. Bazı kaynaklarda boy için “ok” sözcüğü de kullanılır. Yapı yalnız büyüklük sıralaması değil, sosyal bağın siyasi kuruma dönüşme sürecidir.
Boy beyi ekonomik ve askerî gücü yanında doğruluğu, cömertliği ve toplumun güveniyle öne çıkardı. Boyların katılımı gönüllü sadakat ve ortak çıkarla sürdüğü için kağanın görevi yalnız emretmek değil boylar arasındaki dengeyi ve töreyi korumaktı. Budun ile il aynı kavram değildir: budun insan topluluğunu, il ise bağımsız siyasi teşkilatı ifade eder.

Görselde I numaralı tek aileden V numaralı siyasi teşkilata doğru nüfus, ortak sancak, yönetici kurul ve merkezî otağ gibi unsurlar artmaktadır. Buna göre I–V sıralaması aşağıdakilerden hangisidir?
B) Urug–oğuş–budun–boy–il
C) Oğuş–boy–urug–il–budun
D) Boy–urug–oğuş–budun–il
E) Oğuş–urug–il–boy–budun
B) İl olabilir; ancak budun değildir.
C) Oğuş düzeyindedir.
D) Kesinlikle bağımsız devlettir.
E) Kurultay kurduğu için imparatorluktur.
Aile, Soy Bağı ve Kadının Konumu
Aile kan bağına dayanır; anneye ög, babaya kang denirdi. Tek eşlilik yaygındı ve aile, üretim ile toplumsal eğitimin temel birimiydi. Çocuklar at binme, hayvan yetiştirme, el işi ve savunma becerilerini aile içinde öğrenirdi. Ailelerin birleşerek urug ve boy oluşturması, siyasi teşkilatın tabandan soy ilişkileri üzerine kurulmasını sağladı.
Kadınlar ekonomik üretime, toplumsal yaşama ve gerektiğinde savunmaya katılırdı. Hatunun yönetimdeki konumu, kadınların siyasi görünürlüğünün en güçlü örneğidir. Ancak bu durum bütün kadınların kağanla eşit siyasi yetkiye sahip olduğu veya toplumun anaerkil olduğu anlamına gelmez; statü, görev ve hanedan mensubiyeti ayrımı korunmalıdır.
B) Kadının toplumsal görünürlüğünün aile, ekonomi ve yönetim alanlarına uzanabildiğine
C) Bütün kadınların hükümdar olduğuna
D) Soy bağının toplumda önem taşımadığına
E) Kurultay üyeliğinin yalnız kadınlara ait olduğuna
Konar-göçer Düzen, Şehirleşme ve Devlet–Halk İlişkisi
Hun ve Kök Türk toplumlarında hayvancılığa dayalı yaylak–kışlak hareketi yaygındı; aile, boy ve ordu aynı hareket kabiliyetinden yararlanıyordu. Bu düzen kişisel bağımlılığa dayalı keskin sınıfların ve toprağa bağlı köleliğin yaygınlaşmasını sınırlandırdı. Boylar arasında servet ve statü farkı bulunabilse de Avrupa feodalitesindeki gibi ayrıcalıkları hukukla kapanmış katı sınıflar belirgin değildi.
Uygurların şehir ve tarım çevresinde yerleşik hayatı geliştirmesi, Türk toplum düzeninin tek biçimli olmadığını gösterir. Devlet ile halk arasında karşılıklı görev anlayışı vardı: halk kağana ve töreye bağlı kalır, vergi ve askerlik yükümlülüğünü yerine getirir; kağan ise güvenliği, adaleti ve refahı sağlardı. Orhun Yazıtlarındaki uyarılar, devletin yıkılmasını hem yöneticinin hatasına hem halkın birlikten uzaklaşmasına bağlar.
B) Yönetici ile halk arasında karşılıklı görev ve sorumluluk anlayışı bulunduğunu
C) Halkın askerlik yükümlülüğü olmadığını
D) Kağanın ekonomik sorumluluk taşımadığını
E) Törenin yalnız hanedan üyelerine uygulandığını
İlk Türklerde Ordu ve Askerî Kültür
Ordu-Millet Anlayışı ve Atlı Birlikler
Bozkırın sert iklimi, uzak mesafeler, boy mücadeleleri ve dış tehditler askerî beceriyi gündelik yaşamın parçası hâline getirdi. Eli silah tutan kadın ve erkeklerin gerektiğinde savaşa katılması ordu-millet anlayışıyla açıklanır. Hazarlar gibi bazı istisnalar dışında sürekli ücretli yabancı asker sistemi yaygın değildi; halk devletin savunma gücünü oluşturduğu için ordu ayrıca maaşlı bir sınıf hâlinde örgütlenmedi.
Ordunun temelini hızlı atlı okçular oluşturur; yaya birlikler daha çok geri hizmette kullanılırdı. At, üzengi, eyer, gem, bileşik yay, hafif zırh ve hareketli erzak düzeni uzun mesafede hız kazandırdı. Savaşçının aynı anda at sürüp geriye doğru ok atabilmesi hareket üstünlüğünü artırdı. Bu yapı ağır zırhlı piyade ordularına karşı doğrudan cephe çarpışmasından çok çeviklik ve yıpratma üzerine kuruluydu.
B) Deniz ticaretinin temel geçim kaynağı olmasıyla
C) Ordunun yalnız kölelerden kurulmasıyla
D) Şehir surlarının her savaşta belirleyici olmasıyla
E) Kurultayın askerliği yasaklamasıyla
Mete Han ve Onlu Sistem
Mete Han’ın MÖ 209’da kurduğu kabul edilen onlu sistem, askerleri 10, 100, 1000 ve 10.000 kişilik birliklere ayırır. Bu birliklerin başında sırasıyla onbaşı, yüzbaşı, binbaşı ve tümenbaşı bulunur. Kademeli örgütlenme, emrin merkezden en küçük birliğe hızla iletilmesini; farklı boylardan askerlerin tek komuta düzeninde eritilmesini ve büyük ordunun parçalara ayrılarak esnek hareket etmesini sağlar.
| Asker sayısı | Birlik | Komutan |
|---|---|---|
| 10 | Takım | Onbaşı |
| 100 | Bölük | Yüzbaşı |
| 1.000 | Tabur | Binbaşı |
| 10.000 | Tümen | Tümenbaşı |
B) Her boyun bağımsız dış politika izlemesini
C) Ücretli asker sayısının zorunlu olarak artmasını
D) Kurultayın kaldırılmasını
E) Ordunun yalnız piyadelerden oluşmasını
Keşif, Yıpratma ve Turan/Hilal Taktiği
Savaş öncesinde düşman hakkında bilgi toplamak için gönderilen keşif birliğine yelme denirdi. Türk orduları düşmanı uzun yürüyüşlerde yıpratır, ikmal yollarını zorlar ve uygun araziye çekmeye çalışırdı. En tanınmış yöntem Turan veya Hilal taktiğidir: öncü birlik düşmana saldırır, ardından yenilmiş gibi geri çekilerek sahte ricat yapar; takip düzeni bozulan düşman önceden gizlenmiş kuvvetlerin bulunduğu alana çekilir ve yanlardan kuşatılır.
Taktiğin başarısı hız, disiplin, haberleşme ve zamanlamaya bağlıdır. Geri çekilen birlik gerçekten dağılırsa ya da düşman takibe girmezse plan bozulur. Bu nedenle sahte ricat korkaklık veya düzensiz kaçış değil, bütün birliklerin önceden kararlaştırılmış plana uymasını gerektiren karmaşık bir manevradır.

Görselde I numaralı ilk temastan sonra II’de mavi atlılar sola çekilirken kırmızı piyadeler düzenlerini uzatarak onları izlemekte, III’te ise kırmızı birlik iki yandan çevrilmektedir. II ve III numaralı aşamalar sırasıyla hangi kavramlarla açıklanır?
B) Falanks–deniz ablukası
C) Keşif–kale savunması
D) Doğrudan hücum–meydan savaşı
E) İkili teşkilat–onlu sistem
B) Sahte ricat ve hilal kuşatması
C) Deniz ablukası ve amfibi çıkarma
D) Hendek savaşı ve ağır piyade hücumu
E) Savunma hattı ve hareketsiz bekleme
Türk ve Roma Ordularının Yapısal Karşılaştırması
Türk ordusunda hız, atlı okçu, hafif donanım ve geniş arazi manevrası öne çıkarken Roma ordusunun önemli dönemlerinde disiplinli ağır piyade, zırh, kalkan ve sık düzen belirgindi. Roma’nın falanks benzeri sık piyade düzenleri cephe dayanıklılığı sağlar; fakat hareketli atlı okçular karşısında kanat ve ikmal güvenliği zayıflayabilir. Türk ordusu ise hız üstünlüğüne rağmen güçlü surlara ve uzun kuşatmalara karşı zorlanabilirdi.
Bu karşılaştırma bir ordunun her durumda üstün olduğunu göstermez. Başarı; arazi, lojistik, komuta, sayı, silah, istihbarat ve taktiğin uyumuna bağlıdır. Açık bozkır atlı manevrayı, dar ve savunmalı alan ağır piyadeyi avantajlı kılabilir.
→
→

Görseldeki I ve II numaralı birliklerin yapıları karşılaştırıldığında aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi doğrudur?
B) I ağır piyade – II atlı okçu
C) I kuşatma kulesi – II sahte ricat
D) I yalnız savunma – II yalnız keşif
E) I deniz gücü – II göçebe süvari
B) Ağır piyadenin her arazide kesin üstün olduğunu
C) Atlı birliklerin hız avantajı bulunmadığını
D) Türk ordusunun ok kullanmadığını
E) Roma ordusunun yalnız süvarilerden oluştuğunu
B) Bütün yetkiyi bağımsız yerel birimlere bırakmaları
C) Yalnız Uygur şehirlerinde uygulanmaları
D) Hanedan sistemini ortadan kaldırmaları
E) Yazılı Roma hukukundan alınmaları
Önceki Konu: Avrasya’da İlk Türkler ve Bozkır Kültürü
Sonraki Konu: Kavimler Göçü ve Avrupa Hun Devleti
