TYT 20. YÜZYIL FELSEFESİ VE ÇAĞDAŞ FELSEFİ AKIMLAR

0
14
TYT 20. yüzyıl felsefesi konu anlatımı

TYT 20. yüzyıl felsefesi, iki dünya savaşının, bilimsel devrimlerin, dil tartışmalarının ve insanın anlam arayışının felsefede oluşturduğu yeni yönelimleri inceler. Önceki konuda 18-19. yüzyılın Aydınlanma, idealizm, pozitivizm ve toplumsal eleştiri mirasını ele almıştık. Bu yazıda çağdaş felsefenin doğduğu ortamı, temel akımları ve Türkiye’deki başlıca temsilcileri TYT düzeyinde karşılaştıracağız.

20. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAMI VE GENEL ÖZELLİKLERİ

Savaşlar, Bilim ve Modern Toplumun Bunalımı

20. yüzyıl felsefesi, 19. yüzyılın sonlarından günümüze uzanan çok yönlü bir düşünce dönemidir. Dünya savaşları, totaliter rejimler, soykırımlar, ekonomik krizler ve hızlı kentleşme; ilerlemenin kendiliğinden mutluluk getireceği inancını sarsmıştır. Bireyin yalnızlaşması, özgürlük, sorumluluk, yabancılaşma ve yaşamın anlamı felsefenin temel problemleri arasına girmiştir.

Görelilik ve kuantum kuramları, klasik bilim anlayışını dönüştürmüş; mantık, dilbilim, psikoloji ve sosyal bilimlerdeki gelişmeler yeni felsefi sorular doğurmuştur. Teknoloji yaşamı kolaylaştırırken kitle imha silahları ve çevre sorunları bilimsel ilerlemenin amaç ve sınırlarının da sorgulanmasına yol açmıştır.

Siyasal sarsıntıSavaşlar, totaliter rejimler ve hak ihlalleri
Bilimsel dönüşümYeni kuramlar ve değişen gerçeklik anlayışı
Toplumsal değişimKentleşme, kitle toplumu ve yabancılaşma
Yeni problemlerÖzgürlük, anlam, dil, bilim ve varlık
Dikkat
20. yüzyıl felsefesi tek bir akımdan oluşmaz. Aynı tarihsel bunalımlar, bazı düşünürleri bilim ve dile; bazılarını insanın özgürlüğüne, yoruma veya varlık problemine yöneltmiştir.
Örnek - 1
Aşağıdakilerden hangisi 20. yüzyıl felsefesini hazırlayan koşullardan biri değildir?

A) Dünya savaşlarının insan ve ilerleme anlayışını sarsması
B) Bilimsel kuramların klasik gerçeklik tasarımını dönüştürmesi
C) Bütün filozofların tek ve değişmez bir sistemde birleşmesi
D) Kentleşme ve yabancılaşmanın yeni sorunlar doğurması
E) Dil ve mantık çalışmalarının gelişmesi
Dönemin ayırt edici özelliği tek bir sistemde birleşme değil, çok sayıda uzmanlaşmış yaklaşımın ortaya çıkmasıdır.

Cevap: C

Uzmanlaşma, Eleştiri ve Problem Merkezli Felsefe

20. yüzyılda filozoflar, bütün varlığı tek bir sistemle açıklamak yerine belirli problemler üzerinde yoğunlaşmıştır. Dil felsefesi, bilim felsefesi, meta-etik, çevre felsefesi ve toplumsal cinsiyet felsefesi gibi alanların gelişmesi bu uzmanlaşmanın sonucudur. Üniversiteler, araştırma enstitüleri, dergiler ve felsefe kongreleri düşünce üretimini kurumsallaştırmıştır.

Bu çoğul yapı, akımların birbirinden bütünüyle kopuk olduğu anlamına gelmez. Mantıksal pozitivizm ile analitik felsefe dilin açıklığını; fenomenoloji ile varoluşçuluk insan deneyimini; hermeneutik anlamayı; yeni ontoloji varlığın yapısını; diyalektik materyalizm ise tarihsel-toplumsal değişimi öne çıkarır.

Büyük sistemlerVarlığı tek açıklama içinde toplama

UzmanlaşmaBelirli problem ve yöntemlere yönelme

Çoğul felsefeDil, bilim, insan, yorum ve varlık araştırmaları
Örnek - 2
Bir filozof, bütün evreni açıklayan kapalı bir sistem kurmak yerine yalnızca bilimsel önermelerin anlamlılık ölçütünü araştırmaktadır. Bu tutum 20. yüzyıl felsefesinin hangi özelliğini gösterir?

A) Problem merkezli uzmanlaşma
B) Mitolojik açıklamaya dönüş
C) Otoriteye koşulsuz bağlılık
D) Skolastik yöntemi sürdürme
E) Bilimden bütünüyle uzaklaşma
Belirli bir problem ve ölçüt üzerinde yoğunlaşmak, çağdaş felsefenin uzmanlaşmış ve problem merkezli yapısını gösterir.

Cevap: A

DİL, BİLİM VE BİLGİ PROBLEMLERİ

Mantıksal Pozitivizm ve Doğrulanabilirlik

Mantıksal pozitivizm, 20. yüzyılın başında Viyana Çevresi çevresinde gelişmiştir. Bu yaklaşıma göre bir önerme, gözlem ve deneyle doğrulanabiliyor ya da mantıksal olarak çözümlenebiliyorsa bilgi bakımından anlamlıdır. Bilimin konusu olgular, felsefenin görevi ise bilimsel dilin kavram ve önermelerini açıklığa kavuşturmaktır.

Metafizik önermeler olgusal olarak doğrulanamadıkları için bilimsel bilgi sayılmaz. Bu, onların günlük yaşamda hiçbir duygu veya değer taşımadığı değil, bilimsel doğruluk ölçütüyle sınanamadığı anlamına gelir. Moritz Schlick ve Rudolf Carnap yaklaşımın önde gelen isimlerindendir.

ÖnermeBir olgu hakkında ifade

DoğrulamaGözlem, deney veya mantıksal çözümleme

Bilimsel anlamSınanabilir ve açık bilgi
Dikkat
Mantıksal pozitivizmde “anlamsız” sözü, çoğunlukla “bilimsel olarak doğrulanamaz” anlamındadır. Bir ifadenin duygusal veya sanatsal değer taşımaması gerektiğini söylemez.
Örnek - 3
“Bir önerme, hangi gözlem koşullarında doğru veya yanlış sayılacağı gösterilebiliyorsa bilimsel anlam taşır.” görüşü aşağıdaki yaklaşımlardan hangisine aittir?

A) Varoluşçuluk
B) Hermeneutik
C) Yeni ontoloji
D) Mantıksal pozitivizm
E) Diyalektik materyalizm
Gözlemle doğrulanabilirliği bilimsel anlamın ölçütü saymak mantıksal pozitivizmin temel görüşüdür.

Cevap: D

Analitik Felsefe ve Dil Çözümlemesi

Analitik felsefe, birçok felsefe probleminin dilin belirsiz veya yanlış kullanılmasından doğduğunu savunur. Felsefenin görevi yeni bir evren öğretisi kurmaktan çok, kavramları ve önermeleri çözümleyerek düşünceyi açıklığa kavuşturmaktır. Bertrand Russell, mantıksal çözümlemeyi gündelik dilin yanıltıcı yapısını aşmak için kullanmıştır.

Wittgenstein’ın ilk döneminde dil, olgular dünyasının bir resmi olarak görülür; anlamlı önerme gerçeklikle mantıksal bir yapı paylaşır. İkinci döneminde ise anlamın sözcüğün değişmez karşılığında değil, belirli bir yaşam biçimi içindeki kullanımında doğduğunu savunur. Böylece farklı etkinliklerin farklı “dil oyunları” oluşturduğunu belirtir.

İlk dönem WittgensteinDil, olgular dünyasının mantıksal resmidir.
İkinci dönem WittgensteinBir sözcüğün anlamı, dil içindeki kullanımıdır.
Örnek - 4
Bir sözcüğün anlamını öğrenmek isteyen kişiye sözlükteki tek karşılığını değil, farklı konuşma ortamlarında nasıl kullanıldığını incelemesi öneriliyor. Bu görüş Wittgenstein’ın hangi dönemine uygundur?

A) İkinci dönem dil oyunları anlayışına
B) İlk dönem resim kuramına
C) Diyalektik materyalizme
D) Fenomenolojik indirgemeye
E) Yeni ontolojiye
Anlamı kullanım ve yaşam biçimiyle açıklamak, Wittgenstein’ın ikinci dönem dil oyunları anlayışıdır.

Cevap: A

İNSAN, ANLAM, TARİH VE VARLIK AKIMLARI

Varoluşçuluk: Özgürlük, Seçim ve Sorumluluk

Varoluşçuluk, insanı önceden belirlenmiş değişmez bir özün örneği olarak değil, seçimleriyle kendini kuran bir varlık olarak ele alır. Jean-Paul Sartre’ın “varoluş özden önce gelir” sözü, insanın önce dünyada bulunduğunu, sonra eylemleriyle kim olacağını belirlediğini anlatır. Bu özgürlük, sonuçların sorumluluğunu da kişiye yükler.

Kierkegaard bireysel seçimi, kaygıyı ve inancı öne çıkarırken; Jaspers insanın ölüm, acı ve suç gibi “sınır durumlar” karşısında kendi varoluşunu fark ettiğini savunur. Varoluşçuluk, insanın hazır bir senaryoyu uygulamadığını; belirsizlik içinde karar vermek zorunda olduğunu vurgular.

Varoluşİnsan dünyada kendini hazır bulur.

SeçimOlanaklar arasından karar verir.

ÖzEylemleriyle kim olduğunu kurar.

SorumlulukSeçiminin sonucunu üstlenir.
Dikkat
Varoluşçulukta özgürlük, kişinin istediği her şeyi sonuçsuzca yapması değildir. Seçebilmek ile seçimin sorumluluğunu üstlenmek birbirinden ayrılamaz.
Örnek - 5
“İnsan, doğuştan belirlenmiş bir karakteri yalnızca açığa çıkarmaz; verdiği kararlarla nasıl biri olacağını kurar.” sözü aşağıdaki yargılardan hangisini destekler?

A) Bilginin yalnız duyumdan geldiğini
B) Tarihin ekonomik zorunlulukla ilerlediğini
C) Dilin dünyanın resmi olduğunu
D) Varlığın katmanlardan oluştuğunu
E) Varoluşun özden önce geldiğini
İnsanın seçimleriyle kendi özünü kurması, Sartre’ın “varoluş özden önce gelir” görüşünü ifade eder.

Cevap: E

Hermeneutik: Yorum ve Anlama

Hermeneutik, metinlerin, tarihsel olayların ve insan yaşamına ait ifadelerin nasıl anlaşılacağını araştırır. Bir sözün anlamı yalnız kelimelerde değil; yazıldığı dönem, konuşanın amacı, kültürel bağlam ve metnin bütünü içinde oluşur. Bu nedenle doğa bilimlerindeki açıklama ile insan bilimlerindeki anlama aynı yöntem değildir.

Schleiermacher, parçanın bütünden; bütünün de parçalardan hareketle anlaşılmasını vurgular. Dilthey doğa bilimlerinin “açıklama”, tin bilimlerinin “anlama” yöntemi kullandığını savunur. Gadamer’e göre yorumcu da kendi tarihsel ufkuyla metne yaklaşır; anlam, metnin ufku ile yorumcunun ufkunun karşılaşmasında oluşur.

ParçaSözcük, cümle veya olay
BütünMetnin ve dönemin bağlamı
YorumParça ile bütün arasında kurulan anlam
Örnek - 6
Bir araştırmacı, eski bir mektuptaki cümleyi anlamak için mektubun bütününü, yazarın yaşadığı dönemi ve sözcüklerin o dönemdeki kullanımını birlikte inceliyor. Bu yöntem aşağıdakilerden hangisine örnektir?

A) Mantıksal pozitivizm
B) Hermeneutik
C) Diyalektik materyalizm
D) Varoluşçuluk
E) Yeni ontoloji
Metni tarihsel bağlamı, bütünü ve parçaları arasındaki ilişkiyle anlamak hermeneutik yönteme uygundur.

Cevap: B

Diyalektik Materyalizm: Tarih ve Toplumsal Değişim

Diyalektik materyalizm, doğa ve toplumu karşıt güçlerin etkileşimi içinde değişen maddi süreçler olarak açıklar. Marx’a göre insanların düşüncelerini yalnız soyut fikirler değil, üretim biçimi ve toplumsal ilişkiler de şekillendirir. Üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf ile emeğiyle üretime katılan sınıf arasındaki çatışma tarihsel değişimin itici gücüdür.

Ekonomik yapı, hukuk, siyaset ve kültürü etkiler; ancak toplumsal alanlar arasında tek yönlü ve mekanik bir ilişki yoktur. İnsanlar hazır koşullar içinde eylemde bulunur ve bu koşulları dönüştürebilir. Böylece yaklaşım hem maddi temeli hem de tarihsel değişimi vurgular.

Üretim biçimiMaddi yaşamın örgütlenmesi

Sınıfsal karşıtlıkÇıkarları farklı toplumsal güçler

Tarihsel değişimÇatışma ve dönüşüm süreci
Örnek - 7
Bir düşünür, bir toplumun hukuk ve siyaset yapısını anlamak için öncelikle üretim biçimi ile sınıflar arasındaki ilişkilerin incelenmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu görüş hangi yaklaşıma aittir?

A) Fenomenoloji
B) Analitik felsefe
C) Yeni ontoloji
D) Diyalektik materyalizm
E) Hermeneutik
Üretim biçimi ve sınıfsal ilişkiler üzerinden tarihsel-toplumsal yapıyı açıklamak diyalektik materyalizmin temelidir.

Cevap: D

Fenomenoloji: Bilince Göründüğü Hâliyle Fenomen

Edmund Husserl’in kurduğu fenomenoloji, nesneleri hazır kuramlarla açıklamadan önce bilince nasıl göründüklerini betimlemeyi amaçlar. Bilincin her zaman bir şeye yönelmiş olmasına yönelimsellik denir. Araştırmacı, nesne hakkında önceden kabul ettiği yargıları geçici olarak askıya alır; bu işleme epokhe denir.

Epokhe, dünyanın varlığını inkâr etmek değil, ön kabulleri paranteze alarak deneyimin değişmez yapısını araştırmaktır. Böylece fenomenoloji, neyin var olduğu sorusundan önce o varlığın bilinçte nasıl verildiğine yönelir.

Ön kabulNesne hakkında hazır yargı

EpokheYargıyı geçici olarak askıya alma

FenomenŞeyin bilince göründüğü hâl

ÖzDeneyimdeki değişmez yapı
Örnek - 8
Bir araştırmacı, gördüğü nesne hakkında önceden edindiği bilimsel ve gündelik kabulleri geçici olarak paranteze alıp yalnızca nesnenin bilincinde nasıl belirdiğini inceliyor. Bu işlem nedir?

A) Doğrulama
B) Diyalektik
C) Epokhe
D) Dil oyunu
E) Ufukların kaynaşması
Ön kabulleri geçici olarak askıya alıp fenomenin bilince verilişine yönelmek fenomenolojik epokhedir.

Cevap: C

Yeni Ontoloji: Varlığın Katmanlı Yapısı

Yeni ontoloji, varlığı yalnız bilen öznenin tasarımı olarak görmez; bilgiden bağımsız bir gerçekliğin bulunduğunu savunur. Nicolai Hartmann’a göre bilgi kuramı ontolojiye dayanır: Bir şey hakkında bilgi sahibi olabilmemiz için o şeyin var olması gerekir. İnsan gerçekliğin merkezi değil, onun bir parçasıdır.

Hartmann gerçekliği inorganik, organik, ruhsal ve tinsel katmanlar hâlinde ele alır. Üst katmanlar alt katmanlara dayanır fakat onlara indirgenemez. Örneğin canlılık maddi yapıya bağlıdır; ancak yaşamın bütün özellikleri yalnız fizik yasalarıyla açıklanamaz.

Tinsel katmanKültür, değer, hukuk ve tarih
Ruhsal katmanBilinç, duygu ve zihinsel yaşam
Organik katmanCanlılık ve biyolojik süreçler
İnorganik katmanMadde ve fiziksel yapı
Dikkat
Yeni ontolojide üst katman alt katmana dayanır ama onun basit bir kopyası değildir. “Dayanma” ile “tamamen indirgenme” aynı şey değildir.
Örnek - 9
Hartmann’ın varlık katmanları anlayışına göre aşağıdakilerden hangisi tinsel katmanda yer alır?

A) Hukuk düzeni
B) Hücrenin bölünmesi
C) Taşın kütlesi
D) Bitkinin büyümesi
E) Sinir sisteminin çalışması
Hukuk, kültür ve değerler bireysel canlılığın ötesinde ortak anlam dünyasına ait olduğu için tinsel katmandadır.

Cevap: A

20. YÜZYIL FELSEFESİNİN TÜRKİYE’DEKİ YANSIMALARI

Türkiye’de Kurumsallaşma, Dil, Değer ve İnsan

Türkiye’de felsefe, Cumhuriyet döneminde üniversite bölümleri, çeviriler, dergiler ve felsefe kurumları aracılığıyla daha güçlü biçimde kurumsallaşmıştır. 1933 Üniversite Reformu sonrasında uzman akademisyenlerin yetişmesi ve felsefe klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi, ortak bir kavram dilinin gelişmesini hızlandırmıştır.

Macit Gökberk ile Bedia Akarsu, felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesine önemli katkı sağlamıştır. Hilmi Ziya Ülken felsefe tarihi ve Türk düşüncesi çalışmalarını geliştirmiş; Takiyettin Mengüşoğlu fenomenoloji ve yeni ontolojiden hareketle insan felsefesine yönelmiştir. Nermi Uygur ise felsefeyi kavramları açıklayan bir arayış olarak ele alıp dil felsefesini öne çıkarmıştır.

Hilmi Ziya ÜlkenFelsefe tarihi ve Türk düşüncesi
Macit GökberkAydınlanma ve Türkçe felsefe dili
Takiyettin MengüşoğluFelsefi antropoloji ve insan problemi
Nermi UygurDil, kavram çözümlemesi ve felsefi deneme

Bedia Akarsu, Kant ahlakı, dil ve kültür felsefesi üzerine çalışmıştır. İsmail Tunalı estetik ve sanat ontolojisini geliştirmiş; İoanna Kuçuradi insan, değer, etik ve insan hakları problemlerini felsefi temelde incelemiştir. Betül Çotuksöken ise insanı ilişkileri ve tarihsel koşulları içinde ele alan felsefi antropoloji çalışmalarına katkı sağlamıştır.

Bu düşünürlerin ortak yönü, çağdaş felsefi yöntemleri Türkiye’nin dil, kültür, eğitim, sanat, insan ve değer problemleriyle ilişkilendirmeleridir. Böylece Türkiye’deki felsefe yalnız Batı’daki akımları aktaran bir alan olmaktan çıkıp özgün problem ve kavramlar üreten bir düşünce etkinliğine dönüşmüştür.

Bedia AkarsuDil, kültür ve Kant ahlakı
İsmail TunalıEstetik ve sanat ontolojisi
İoanna Kuçuradiİnsan, değer ve insan hakları
Betül Çotuksökenİlişkiler içindeki insan ve felsefi antropoloji
Örnek - 10
Aşağıdaki düşünür-katkı eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

A) Hilmi Ziya Ülken – felsefe tarihi çalışmaları
B) Macit Gökberk – Türkçe felsefe dilinin gelişmesi
C) Takiyettin Mengüşoğlu – felsefi antropoloji
D) İoanna Kuçuradi – insan, değer ve insan hakları
E) Bedia Akarsu – diyalektik materyalizmin kuruculuğu
Bedia Akarsu dil, kültür ve Kant ahlakı çalışmalarıyla tanınır; diyalektik materyalizmin kurucusu değildir.

Cevap: E

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz