TYT İlk Çağ felsefesi konusu, doğayı mitolojik anlatılar yerine akla dayalı açıklamalarla anlama çabasından insan, bilgi, ahlak ve devlet problemlerine uzanan düşünsel dönüşümü ele alır. Önceki Felsefe ile Düşünme konusunda mantık, argüman ve safsata kavramlarını incelemiştik. Bu yazıda MÖ 6. yüzyıldan MS 2. yüzyıla kadar öne çıkan filozofları, temel problemleri ve felsefe okullarını karşılaştırmalı biçimde öğreneceğiz.
İLK ÇAĞ FELSEFESİNİN DOĞUŞU VE DÖNEMLERİ
Felsefeyi Hazırlayan Uygarlıklar ve İyonya
Felsefi düşüncenin ortaya çıkışı yalnızca tek bir toplumun birikimiyle açıklanamaz. Sümer ve Mezopotamya uygarlıkları yazı, sayı sistemleri ve gök gözlemleriyle; Mısır geometri, tıp ve takvim bilgisiyle; Hint, Çin ve İran düşünceleri ise insan, evren, ahlak ve yaşam düzeni hakkındaki sorularıyla önemli bir düşünsel zemin hazırlamıştır. Bu birikimler ticaret ve kültürel etkileşim yoluyla Akdeniz dünyasına taşınmıştır.
MÖ 6. yüzyılda İyonya’nın Milet kentinde doğa olaylarını yine doğal nedenlerle açıklama arayışı belirginleşmiştir. Deniz ticaretinin farklı kültürlerle teması artırması, şehir devletlerinin tartışma ortamı, ekonomik refah, pratik bilgilerin birikmesi ve katı bir ruhban sınıfının bulunmaması özgür sorgulamayı desteklemiştir. Felsefeyi ayıran temel nokta, hazır bir anlatıyı tekrarlamak yerine nedenleri akılla araştırması ve görüşlerini gerekçelendirmesidir.
→
→
İlk Çağ Felsefesinin Karakteristik Özellikleri
İlk Çağ felsefesi, mitosun simgesel anlatımından logosun akla dayalı açıklamasına yönelmiştir. Düşünürler başlangıçta evrenin ana maddesini ve değişmenin nasıl gerçekleştiğini araştırmış, daha sonra insanın bilgisi, erdemli yaşam, adalet ve ideal devlet gibi problemlere yönelmiştir. Böylece konu bakımından doğadan insana, yöntem bakımından aktarılan inançtan eleştirel temellendirmeye doğru genişleyen bir çizgi oluşmuştur.
Bu dönemde tek bir görüş yoktur. Aynı probleme farklı yanıtların verilmesi felsefenin çoğulcu niteliğini gösterir. Thales suyu, Anaksimenes havayı, Herakleitos ateşi ve değişimi, Parmenides ise değişmeyen bir olanı öne çıkarmıştır. Felsefi düşünce bu görüşlerden birini ezberlemekten çok hangi soruya nasıl gerekçe üretildiğini anlamayı gerektirir.
Helenik ve Helenistik Dönemler
Helenik dönem, MÖ 6. yüzyılda doğa filozoflarıyla başlayıp Aristoteles’e kadar uzanan; doğa, insan ve sistem problemlerinin biçimlendiği dönemdir. Doğa filozofları arkhe ve değişimi, Sofistler ile Sokrates insan ve bilgiyi, Platon ile Aristoteles ise varlık, bilgi ve değer alanlarını bütünlüklü sistemler içinde ele almıştır.
Helenistik dönem, Büyük İskender’in seferlerinden sonra şehir devletlerinin siyasal gücünü kaybettiği ve farklı kültürlerin kaynaştığı ortamda gelişmiştir. Bireyin değişken ve güvensiz bir dünyada nasıl huzurlu yaşayacağı öne çıkmış; Stoacılık, Epikürcülük, Kinizm ve Septisizm gibi okullar ahlak ve yaşam felsefesine ağırlık vermiştir. Roma döneminde Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius gibi düşünürler Stoacı çizgiyi sürdürmüştür.
→
→
→
DOĞA FELSEFESİ: ARKHE VE DEĞİŞİM
Milet Okulu: Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes
Milet Okulu düşünürleri, varlıkların çeşitliliğinin gerisinde ortak bir ilk neden bulunduğunu savunmuştur. Bu ilk nedene arkhe denir. Thales arkheyi su olarak belirler. Suyun canlılık için zorunlu olması, farklı hâllere dönüşebilmesi ve yaşamın her yerinde bulunması onun gözlemlerinin temelidir. Bu açıklamanın felsefi önemi, evreni yine evrenin içindeki doğal bir unsurla açıklamasıdır.
Anaksimandros, belirli bir maddenin kendi karşıtını nasıl oluşturacağını sorgulayarak arkhenin apeiron, yani sınırsız ve belirsiz olan olduğunu savunur. Anaksimenes ise arkheyi hava kabul eder; havanın seyrekleşerek ateşe, yoğunlaşarak rüzgâr, bulut, su ve toprağa dönüştüğünü ileri sürer. Üç düşünür farklı yanıtlar verse de doğadaki çokluğu tek bir ilkeyle açıklama arayışında birleşir.
Herakleitos ve Parmenides: Değişim Problemi
Herakleitos’a göre evrende her şey sürekli bir oluş ve değişim içindedir. Aynı ırmağa ikinci kez girilememesi, hem suyun hem giren kişinin değişmesini anlatır. Değişim rastgele değildir; karşıtların çatışması ve uyumu, logos adı verilen evrensel düzen içinde gerçekleşir. Ateş, dönüşümü simgeleyen temel unsurdur.
Parmenides ise değişmenin gerçek olamayacağını savunur. “Varlık vardır, yokluk yoktur.” ilkesinden hareketle varlığın bir, değişmez, ezelî ve bölünmez olduğunu söyler. Duyular bize oluş ve çokluk gösterse de akıl, yokluktan varlığın veya varlıktan yokluğun çıkamayacağını bildirir. Böylece Herakleitos oluşu, Parmenides kalıcılığı temel alır.
Empedokles, Anaksagoras ve Demokritos
Empedokles, tek bir arkhe yerine toprak, su, hava ve ateşten oluşan dört kökü kabul eder. Bu unsurlar meydana gelmez ve yok olmaz; sevgi onları birleştirir, nefret ayırır. Böylece değişme, temel unsurların farklı oranlarda karışması ve ayrışmasıdır. Anaksagoras’a göre her şeyde her şeyden bir parça bulunur; başlangıçtaki karışımı düzenleyen ilke akıl anlamındaki noustur.
Demokritos, varlığın bölünemeyen atomlar ile atomların hareket ettiği boşluktan oluştuğunu savunur. Atomlar nitelikçe aynı, şekil ve büyüklük bakımından farklıdır; birleşmeleri oluşu, ayrılmaları yok oluşu açıklar. Bu yaklaşım, değişmenin temel varlıkların kendilerinin değişmesinden değil düzenlenişlerinin değişmesinden kaynaklandığını ileri sürer.
İNSAN, BİLGİ VE SİSTEM FELSEFESİ
Sofistler: Protagoras ve Gorgias
Sofistler, MÖ 5. yüzyılda şehir şehir dolaşarak ücret karşılığında hitabet, siyaset ve tartışma eğitimi veren düşünürlerdir. Doğa filozoflarının evren sorunundan insanın bilgisine, diline ve toplumsal yaşamına yönelmişlerdir. Farklı toplumların farklı yasa ve değerleri bulunduğunu gözlemlemeleri, evrensel bilgi ve ahlak kurallarına kuşkuyla yaklaşmalarında etkili olmuştur.
Protagoras’ın “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” sözü, bilginin algılayan kişiye ve koşullara göre değiştiğini anlatan rölativizmle ilişkilidir. Gorgias ise “Hiçbir şey yoktur; olsa da bilinemez; bilinse de başkasına aktarılamaz.” görüşüyle varlık ve bilgi konusunda nihilist ve kuşkucu bir çizgi izler. Sofistlerin dil ve ikna gücüne önem vermesi, hem eleştirel düşünceyi geliştirmiş hem de hakikati yalnız başarıyla ikna etmeye indirgedikleri gerekçesiyle eleştirilmiştir.
Sokrates: Bilgi, Erdem ve Sokratik Yöntem
Sokrates yazılı eser bırakmamış, düşüncelerini karşılıklı konuşmalarla geliştirmiştir. Sofistlerin göreliliğine karşı erdem, adalet ve iyilik gibi kavramların herkes için geçerli tanımlarına ulaşılabileceğini savunur. “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.” sözü, bilgisizliğin farkına varmayı sorgulamanın başlangıcı sayar.
Sokratik yöntemin ilk aşaması ironidir: Sokrates sorularla karşısındakinin çelişkilerini ve bilgisinin sınırlarını görünür kılar. İkinci aşama maiötik, yani doğurtmadır; yeni sorularla kişinin zihnindeki doğru bilgiyi kendisinin açığa çıkarmasına yardım eder. Sokrates’e göre bilgi ile erdem bağlantılıdır; insan iyinin ne olduğunu gerçekten bilirse kötülük yapmaz. Bu nedenle erdem öğretilebilir ve sorgulanmış yaşam ahlaki gelişimin temelidir.
→
→
Platon: İdealar, Bilgi ve Devlet
Platon’a göre duyularla algılanan nesneler sürekli değiştiği için kesin bilginin konusu olamaz. Asıl gerçeklik, değişmeyen ve akılla kavranan idealar dünyasıdır. Tek tek güzel şeyler değişir; fakat güzellik ideası değişmez. Duyusal dünyaya ilişkin sanı doxa, ideaların akılla kavranmasına dayalı kesin bilgi ise epistemedir. Mağara benzetmesi, gölgelerden gerçekliğe ve bilgisizlikten bilgiye yükselişi anlatır.
Platon’un ruh anlayışında akıl, irade ve istek bölümleri; devlet anlayışında yöneticiler, koruyucular ve üreticiler sınıflarıyla karşılık bulur. Adalet, her bölümün kendi görevini uyum içinde yerine getirmesidir. Bilgeliğe ulaşan filozofların yönetici olması gerektiğini savunması, bilgi ile siyaset arasında doğrudan ilişki kurduğunu gösterir.
Aristoteles: Madde-Form, Dört Neden ve Altın Orta
Aristoteles, Platon’un ideaları ayrı bir dünyaya yerleştirmesine karşı çıkar. Ona göre gerçek varlık tek tek nesnelerdir ve her somut varlık madde ile formun birleşimidir. Madde, bir şeyin yapılabileceği imkânı; form ise onu belirli bir varlık yapan özü ve düzeni gösterir. Değişme, potansiyel hâlde bulunan bir imkânın etkin hâle gelmesidir.
Bir varlığı tam açıklamak için dört neden araştırılır. Maddi neden neyden yapıldığını, formel neden ne olduğunu, fail neden değişimi başlatanı, ereksel neden ise hangi amaç için olduğunu gösterir. Aristoteles’in ahlakında amaç mutluluk, yani insanın akla uygun etkinliğidir. Erdem, koşullara göre akılla belirlenen iki aşırılık arasındaki altın ortadır; örneğin cesaret korkaklık ile ölçüsüz atılganlık arasındadır.
Helenistik Okullar: Stoacılık, Epikürcülük, Kinizm ve Septisizm
Helenistik okulların ortak sorusu, bireyin dış koşullar üzerinde sınırlı güce sahip olduğu bir dünyada nasıl huzurlu yaşayacağıdır. Stoacılık, evrenin akılsal bir düzene sahip olduğunu ve insanın değiştiremeyeceği olayları sükûnetle kabul edip kendi yargı ve davranışlarını yönetmesi gerektiğini savunur. Erdem, doğaya ve akla uygun yaşamaktır. Epiktetos’un “Bazı şeyler bize bağlıdır, bazıları değildir.” ayrımı bu yaklaşımı özetler.
Epikürcülük hazzı en yüksek iyi sayar ancak bunu ölçüsüz zevk değil bedensel acının ve ruhsal kaygının yokluğu olarak anlar. Sade yaşam, dostluk ve gereksiz korkulardan kurtulma önemlidir. Kinizm, toplumsal yapay ihtiyaçlardan uzaklaşıp bağımsız ve doğaya uygun yaşamayı savunur; Diyojen bu okulun simgesidir. Septisizm ise kesin bilgi iddiaları karşısında yargıyı askıya almanın ruh dinginliği sağlayacağını ileri sürer.
