TYT felsefe ile düşünme konusu; doğru düşünmenin dayanaklarını, bir görüşün nasıl gerekçelendirildiğini ve ikna edici görünen hatalı çıkarımların nasıl fark edildiğini ele alır. Önceki Bilim Felsefesi konusunda bilimsel bilginin yapısını incelemiştik. Bu yazıda düşünme-dil ilişkisini, mantığın temel ilkelerini, önerme ve doğruluk kavramlarını, akıl yürütme türlerini, argümanın yapısını ve sık karşılaşılan safsataları öğreneceğiz.
DÜŞÜNME, DİL VE MANTIĞIN TEMELLERİ
Düşünme ile Dil Arasında Nasıl Bir İlişki Vardır?
Düşünme; kavramlar arasında bağ kurma, karşılaştırma, ayırma, birleştirme, çıkarım yapma ve bir sonuca ulaşma etkinliğidir. Dil ise düşünceleri kurmaya, belirginleştirmeye ve başkalarına aktarmaya yarayan sembolik bir sistemdir. İnsan çoğu zaman düşüncesini sözcüklerle biçimlendirir; düşünce geliştikçe yeni kavramlar üretilir, yeni kavramlar da dilin anlatım gücünü artırır.
Dil ile düşünce aynı şey değildir ancak birbirini sürekli etkiler. Bir kavramın belirsiz kullanılması, aynı sözcüğe konuşma boyunca farklı anlamlar yüklenmesi veya cümlenin yanlış kurulması akıl yürütmeyi bulanıklaştırabilir. Felsefi tartışmada bu nedenle temel terimlerin hangi anlamda kullanıldığı açıklanır. “Özgürlük” sözcüğü bir yerde engellenmeme, başka bir yerde sorumluluk üstlenerek seçim yapma anlamında kullanılıyorsa iki taraf aynı sözcüğü söylese bile aynı şeyi tartışmıyor olabilir.
↔
↔
Mantık ve Akıl İlkeleri
Mantık, doğru düşünmenin biçimini ve geçerli çıkarım kurallarını inceleyen disiplindir. Mantık, bir insanın hangi görüşü savunması gerektiğine tek başına karar vermez; ileri sürülen düşüncelerin açık, tutarlı ve çıkarım bakımından geçerli olup olmadığını denetlemeye yardım eder. Klasik mantıkta düşünmenin temelinde dört akıl ilkesi bulunur.
Özdeşlik ilkesi, bir şeyin düşünme boyunca kendisiyle aynı anlamda ele alınmasını gerektirir: “A, A’dır.” Çelişmezlik ilkesi, aynı özne hakkında aynı zamanda ve aynı bakımdan hem bir yargının hem karşıtının doğru olamayacağını belirtir. Üçüncü hâlin imkânsızlığı, bir önermenin doğru veya yanlış olduğunu, bu iki doğruluk değeri arasında üçüncü bir seçeneğin bulunmadığını söyler. Yeter-sebep ilkesi ise ileri sürülen bir yargının kabul edilmesi için yeterli bir dayanak veya gerekçe bulunmasını ister.
Önerme, Doğruluk, Gerçeklik, Tutarlılık ve Çelişiklik
Önerme, doğru veya yanlış olabilen, başka bir deyişle doğruluk değeri taşıyan yargı cümlesidir. “Dünya, Güneş’in çevresinde döner.” bir önermedir. “Pencereyi açar mısın?”, “Keşke tatil başlasa.” ve “Dikkat et!” ifadeleri soru, dilek ve emir bildirdikleri için önerme değildir. Bir cümlenin anlamlı olması da tek başına onu önerme yapmaz; doğruluk değeri taşıması gerekir.
Gerçeklik, var olanların kendisini; doğruluk ise bir yargının gerçeklikle veya kurallı düşünme yapısıyla uyuşmasını anlatır. “Masanın üzerinde bir kitap vardır.” yargısı gerçekten masada kitap varsa olgusal olarak doğrudur. “Bütün kareler dört kenarlıdır.” yargısı ise kavramsal ve biçimsel yapısı bakımından doğrudur.
Tutarlılık, bir düşünce veya argümanın kendi içinde uyumlu ve çelişkisiz olmasıdır. Çelişiklik, aynı koşullarda birlikte doğru olamayacak yargıların bir arada ileri sürülmesidir. Tutarlı olmak her zaman gerçekte doğru olmak demek değildir: Bir kurgu dünyası kendi kuralları içinde tutarlı kurulabilir fakat anlattıkları gerçek dünyada bulunmayabilir.
AKIL YÜRÜTME VE ARGÜMANTASYON
Tümdengelim, Tümevarım ve Analoji
Akıl yürütme, bilinen yargılar arasında ilişki kurarak yeni bir yargıya ulaşma işlemidir. Üç temel biçimi tümdengelim, tümevarım ve analojidir. Tümdengelim, genel bir yargıdan özel veya tekil bir sonuca gider. Biçim geçerliyse ve öncüller doğruysa sonuç zorunludur. “Bütün memeliler sıcakkanlıdır; yunus memelidir; öyleyse yunus sıcakkanlıdır.” çıkarımı buna örnektir.
Tümevarım, tekil gözlem ve örneklerden genel bir sonuca ulaşır. Gözlenen bütün örnekler doğru olsa bile sonuç genellikle zorunlu değil olasılıklıdır; yeni bir karşı örnek sonucu değiştirebilir. Analoji ise iki varlık veya durum arasındaki bilinen benzerliklerden hareketle başka bir özellik bakımından da benzerlik bulunduğu sonucuna ulaşır. Analojinin gücü, karşılaştırılan özelliklerin sonuçla gerçekten ilgili olmasına bağlıdır.
Argümanın Yapısı: Öncül, Çıkarım ve Sonuç
Görüş, bir konu hakkında ileri sürülen anlayış veya yargıdır. Görüşün kabul edilmesi için nedenler sunulduğunda argüman kurulur. Argüman, bağırarak tartışmak veya karşı tarafın sözünü yalnızca reddetmek değildir; bir sonucu gerekçelerle destekleyen önermeler bütünüdür.
Sonucu desteklemek için kullanılan önermelere öncül, öncüller ile sonuç arasında kurulan mantıksal bağa çıkarım, gerekçelendirilmek istenen son yargıya sonuç denir. “Çünkü, zira, -den dolayı” gibi ifadeler çoğunlukla öncülü; “öyleyse, bu nedenle, demek ki” gibi ifadeler sonucu haber verir. Ancak bu işaret sözcükleri her metinde bulunmayabilir; argümanın yapısı anlamdan hareketle belirlenir.
+
→
Doğru Önerme, Geçerli Argüman ve Sağlam Argüman
Bir önermenin doğru veya yanlış olması içeriğiyle, bir tümdengelimsel argümanın geçerli veya geçersiz olması ise çıkarım biçimiyle ilgilidir. Geçerli bir argümanda öncüller doğru kabul edildiğinde sonucun yanlış olması mümkün değildir. Bu nedenle geçerlilik, öncüllerin gerçek hayatta doğru olup olmadığından ayrı olarak incelenebilir.
“Bütün balıklar kuştur; hamsi balıktır; öyleyse hamsi kuştur.” argümanının öncülleri ve sonucu gerçeklikle uyuşmaz; buna rağmen sonuç, verilen öncüllerden geçerli bir biçimle çıkar. Sağlam argüman ise hem geçerli biçime hem doğru öncüllere sahiptir. Tümevarımsal argümanlar zorunluluk yerine olasılık oluşturduğundan genellikle güçlü veya zayıf olarak değerlendirilir.
Argümantasyon, Temellendirme ve Standart Biçim
Argümantasyon, bir görüşü destekleyen veya eleştiren argümanları kurma, çözümleme ve değerlendirme sürecidir. Temellendirme ise ileri sürülen düşüncenin dayanaklarını gösterme ve niçin kabul edilmesi gerektiğini açıklama işidir. Felsefi bir görüş bilimsel deneyle kesinleştirilmek zorunda değildir; fakat kavramları açık, gerekçeleri ilgili ve çıkarımları tutarlı olmalıdır.
Gündelik dilde öncüller dağınık, bazıları örtük ve sonuç dolaylı olabilir. Bir argümanı değerlendirmek için önce temel iddia bulunur, sonra onu destekleyen nedenler ayrılır ve metin standart biçimde yazılır. Ardından “Öncüller kabul edilebilir mi?”, “Sonuçla gerçekten ilgili mi?”, “Sonucu desteklemeye yeterli mi?” ve “Çıkarım geçerli ya da güçlü mü?” soruları sorulur. Karşı görüşü değerlendirmek, kişiye saldırmak değil argümanın belirli bir öncülünü veya çıkarımını eleştirmektir.
→
→
→
SAFSATALAR VE ELEŞTİREL DÜŞÜNME
Safsata Nedir ve Neden İkna Edici Görünür?
Safsata, ilk bakışta makul veya ikna edici görünmesine rağmen sonucu yeterli biçimde desteklemeyen hatalı akıl yürütmedir. Her yanlış cümle safsata değildir. Safsata, öncüllerle sonuç arasında kurulmuş görünen fakat gerçekte sorunlu olan çıkarımla ilgilidir. Kişi bunu karşısındakini yanıltmak için bilinçli olarak kullanabileceği gibi düşünme alışkanlıkları nedeniyle farkında olmadan da yapabilir.
Safsatalar duyguya seslendikleri, yaygın bir kanaati tekrarladıkları, karmaşık bir sorunu iki seçeneğe indirdikleri veya ilgisiz bir bilgiyi gerekçe gibi sundukları için ikna edici görünebilir. Bir ifadenin çok paylaşılması, etkileyici söylenmesi ya da söyleyen kişinin sevilmesi onun mantıksal olarak güçlü olduğunu göstermez. Safsatayı bulmanın amacı tartışmayı kazanmak değil, hangi bağın eksik veya yanıltıcı olduğunu göstererek düşünceyi düzeltmektir.
→
⚠
Kişiye Saldırı, Yanlış Neden, Görüşü Çarpıtma ve Kanıt Yükü Safsataları
Kişiye saldırı (ad hominem), görüşün dayanaklarını incelemek yerine görüşü savunan kişinin karakterini, görünüşünü veya geçmişini hedef alır. “Onun çevre önerisini dinlemeyin; zaten çok kaba biri.” cümlesinde kişinin kabalığı, çevre önerisinin doğruluğuyla ilgili değildir.
Yanlış neden, iki olayın art arda gelmesini veya birlikte görülmesini, yeterli kanıt olmadan neden-sonuç ilişkisi sayar. Görüşü çarpıtma ya da kaydırma, karşı tarafın gerçek iddiasını daha aşırı veya savunulması güç başka bir iddiaya dönüştürüp onu çürütür. Kanıt yükünü karşıya atma ise iddiayı ileri süren kişinin kanıt sunması gerekirken “Yanlış olduğunu kanıtlayamıyorsan doğrudur.” diyerek yükü karşı tarafa bırakmasıdır.
Yanlış İkilem, Çok Anlamlılık, Yanlış Analoji ve Kaygan Zemin Safsataları
Yanlış ikilem veya sahte seçenek, gerçekte başka olasılıklar bulunduğu hâlde yalnız iki seçenek varmış gibi konuşur: “Ya bu yöntemi kabul edersin ya da başarıyı istemiyorsundur.” Dilin yanıltıcı kullanımı ya da çok anlamlılık, aynı sözcüğü argümanın farklı yerlerinde farklı anlamlarda kullanarak görünüşte sonuç üretir.
Yanlış analoji, karşılaştırılan iki durum arasındaki yüzeysel benzerliği sonuç için yeterli sayar; ilgili farklılıkları görmezden gelir. Kaygan zemin, küçük bir ilk adımın aradaki bağlantıları kanıtlamadan kaçınılmaz biçimde aşırı bir sonuca yol açacağını ileri sürer: “Bir gün ödev teslimini geciktirirsek kısa süre sonra okulda hiçbir kural kalmaz.” Olası sonuçları tartışmak safsata değildir; sorun, her basamağı zorunluymuş gibi gösterip yeterli kanıt sunmamaktır.
TYT Sorularında Argüman ve Safsata Nasıl Çözümlenir?
TYT’de argüman sorularını çözerken önce metnin konusunu değil savunulan asıl sonucu bulun. Sonucu destekleyen öncülleri ayırın ve örtük bırakılmış bir kabul olup olmadığını düşünün. Ardından çıkarımın türünü belirleyin: Genelden özele gidiyorsa tümdengelim, örneklerden genele gidiyorsa tümevarım, benzerlikten sonuç çıkarıyorsa analoji olabilir.
Bir safsata sorusunda “Bu söz yanlış mı?” sorusuyla yetinmeyin. Hangi gerekçenin ilgisiz olduğunu, karşı görüşün değiştirilip değiştirilmediğini, seçeneklerin yapay biçimde daraltılıp daraltılmadığını ve neden-sonuç bağının kanıtlanıp kanıtlanmadığını kontrol edin. Son olarak argümanı daha güçlü hâle getirecek düzeltmeyi düşünün: kişiyi değil iddiayı ele almak, başka seçenekleri açmak, nedensellik için ek veri istemek ve kavramı tek anlamda kullanmak.
→
→
→
