TYT varlık felsefesi, var olanı yalnız tek tek nesneler bakımından değil, bir bütün olarak ele alır. Önceki Bilgi Felsefesi konusunda insan bilgisinin imkânını ve kaynağını incelemiştik. Bu yazıda varlık felsefesinin temel sorularını, gerçek ve düşünsel varlık ayrımını; nihilizm, realizm, idealizm, materyalizm, düalizm, fenomenoloji, yeni ontoloji ve varoluşçuluk yaklaşımlarını öğreneceğiz.
VARLIK FELSEFESİNİN KONUSU VE TEMEL KAVRAMLARI
Varlık Felsefesinin Konusu ve Temel Soruları
Varlık felsefesi (ontoloji), var olanın ne olduğunu, temel yapısını ve varlık türlerini araştıran felsefe disiplinidir. Tek bir ağacın özelliklerinden çok “Varlık nedir?” sorusuyla ilgilenir. “Varlık gerçekten var mıdır?”, “Varlığın ilk ilkesi nedir?”, “Varlık bir midir, iki midir, çok mudur?”, “Her şey değişir mi?” ve “İnsan nasıl bir varlıktır?” soruları ontolojinin temel problemleridir.
İlk Çağ filozofları varlığın kendisinden meydana geldiği ana maddeyi ya da ilk nedeni arkhe kavramıyla açıklamaya çalışmıştır. Thales’in suyu, Anaksimenes’in havayı ve Demokritos’un atomları temel sayması aynı soruya verilmiş farklı yanıtlardır. Böylece ontoloji, görünüşlerin arkasındaki temel yapıyı akıl yoluyla sorgular.
Bilim ile Felsefenin Varlığa Yaklaşımı
Bilim ve felsefe aynı varlık alanına yönelse de amaç ve yöntemleri farklıdır. Bilimler çoğunlukla inceleme nesnelerinin varlığını başlangıçta kabul eder; gözlenebilir olayları sınırlandırır, ölçer ve aralarındaki düzenli ilişkileri açıklar. Fizik hareketi, biyoloji canlıları, sosyoloji toplumsal olayları kendi yöntemleriyle inceler.
Felsefe ise “Bu nesneler hangi anlamda vardır?” ve “Varlık dediğimiz şeyin bütünü nasıl açıklanabilir?” sorularını da sorar. Deney verilerinden yararlansa bile kavram çözümlemesi ve akıl yürütmeyle gerçek ve düşünsel varlıkları birlikte ele alabilir. Bilimsel bilgi belirli bir alanda birikerek ilerler; felsefi görüşler ise birbirini bütünüyle ortadan kaldırmadan tartışmayı çoğaltır.
Gerçek ve Düşünsel Varlıklar
Gerçek (reel) varlıklar, insan zihninden bağımsız olarak uzay ve zaman içinde bulunan varlıklardır. Bir taş, ağaç, insan veya gezegen; biz onu düşünmesek de varlığını sürdürebilir. Gerçek varlıklar değişebilir, oluşabilir ve ortadan kalkabilir; duyularla algılanmaları ya da etkilerinin gözlenmesi mümkündür.
Düşünsel (ideal) varlıklar ise sayı, geometrik şekil ve mantıksal ilişki gibi zihinsel ya da kavramsal varlıklardır. “Üçgen” kavramı belirli bir yerde duran tek bir nesne değildir; farklı çizimlerde örneklenebilen ideal bir yapıdır. İdeal varlıklar fiziksel olmadığı için uzay ve zamanda yer kaplamaz.
Ontoloji ile Metafizik İlişkisi
Ontoloji, var olanı varlık olması bakımından ve varlık türleriyle birlikte inceler. Metafizik ise varlığın yanında ilk neden, ruh, Tanrı, evrenin amacı ve duyusal deneyimin ötesindeki ilkeler gibi daha geniş sorulara yönelir. Bu alanlar felsefe tarihinde iç içe gelişmiştir; ancak vurgu bakımından birbirinden ayrılabilir.
Ontolojinin “Varlık nedir?” sorusu ile metafiziğin “Varlığın son nedeni nedir?” sorusu çoğu düşünürde aynı sistemin parçalarıdır. Bu nedenle onları tamamen ilgisiz iki alan gibi görmek de bütün bütüne özdeş saymak da doğru değildir.
VARLIĞIN VARLIĞI, SAYISI VE DEĞİŞİMİ
Varlık Var mıdır: Nihilizm ve Realizm
Nihilizm (hiççilik), varlığı, bilgiyi veya değerleri temelden reddeden farklı görüşlerin ortak adıdır. Ontolojik tartışmada varlığın bulunduğu yönündeki kesin kabule karşı çıkar. Sofist Gorgias bu tutumu “Hiçbir şey yoktur; olsa bilinemez; bilinse başkasına aktarılamaz.” biçimindeki üç aşamalı savıyla radikalleştirir.
Realizm (gerçekçilik) ise varlığın insan zihninden ve algısından bağımsız olarak bulunduğunu savunur. İnsan bir nesneyi yanlış algılayabilir veya hiç düşünmeyebilir; yine de nesne varlığını sürdürür. Buradaki realizm, edebiyat ve sanattaki gerçekçi anlatım akımı değil, ontolojik bir görüştür.
Varlığın İlkesi Kaçtır: Monizm, Düalizm ve Plüralizm
Varlığın kaç temel ilkeye dayandığı sorusuna verilen yanıtlar üç grupta toplanır. Monizm (tekçilik), bütün varlıkların tek bir töz veya ilkeden türediğini savunur. Thales’in her şeyin temelini suyla açıklaması buna örnektir. Düalizm (ikicilik), birbirine indirgenemeyen iki temel ilke kabul eder. Descartes’ın düşünen töz ile yer kaplayan tözü ayırması bu görüşün klasik örneğidir.
Plüralizm (çoğulculuk), varlığın birden çok temel unsurla açıklanması gerektiğini savunur. Empedokles’in toprak, su, hava ve ateşi değişmez kökler sayması çoğulcu bir açıklamadır. Bu sınıflandırma, temel ilkenin sayısıyla ilgilidir; ilkenin madde mi yoksa düşünce mi olduğu ayrı bir problemdir.
→
→
Varlık Oluş mudur: Herakleitos ve Süreç Görüşü
Varlığı oluş olarak açıklayanlara göre gerçeklik durağan nesnelerden değil, kesintisiz değişimden meydana gelir. Herakleitos’un “Aynı ırmağa iki kez girilmez.” sözü, hem ırmağın hem de ona giren insanın sürekli değişmesini anlatır. Evrendeki karşıtlıklar bir çatışma ve uyum içinde dönüşümü sürdürür; ateş bu hareketli yapının simgesidir, logos ise oluşa düzen veren evrensel ilkedir.
Alfred North Whitehead de gerçekliği değişmez tözler yerine olaylar ve süreçler ağı olarak açıklar. Bir varlığı anlamak, onu donmuş bir nesne gibi değil, başka olaylarla ilişkisi ve gerçekleşme süreci içinde kavramayı gerektirir.
→
→
VARLIĞIN NELİĞİ VE ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR
İdealizm ve Varlığın Düşünsel Temeli
İdealizm, varlığın temelini düşünce, idea veya ruhsal bir ilkeyle açıklar. Platon’a göre duyularla algılanan nesneler değişir ve geçicidir; asıl gerçeklik değişmeyen idealar dünyasıdır. Tek tek güzel şeyler, güzellik ideasından pay aldıkları ölçüde güzeldir. Duyulur dünya ideaların eksik kopyası ya da gölgesi gibidir.
Aristoteles, formu Platon gibi ayrı bir dünyaya yerleştirmez; somut varlığı madde ve formun birliği olarak açıklar. Farabi’de bütün mümkün varlıklar var olmak için zorunlu varlığa dayanır. Hegel ise gerçekliği, karşıtlıkları aşarak gelişen mutlak ruhun diyalektik süreci olarak görür.
Materyalizm, Düalizm ve Fenomenoloji
Materyalizm, varlığın temelini maddede görür ve zihinsel süreçleri de maddi koşullarla açıklamaya çalışır. Demokritos’a göre varlık bölünemeyen atomlar ve boşluktan oluşur. Hobbes, var olan her şeyi cisim ve hareket temelinde açıklar. La Mettrie insanı işleyen bir makineye benzetir. Marx’ın diyalektik materyalizminde madde birincildir; doğa ve toplum iç çelişkilerin etkisiyle değişir.
Descartes’ın düalizmi, varlığı birbirine indirgenemeyen düşünen töz ve yer kaplayan tözle açıklar. İnsan bu bakımdan zihin ve beden birlikteliğidir. Husserl’in fenomenolojisi ise nesneler hakkındaki hazır kabulleri epoché ile paranteze alarak bilince görünen fenomenlerin özünü betimlemeyi amaçlar.
Yeni Ontoloji ve Varoluşçuluk
Nicolai Hartmann’ın yeni ontolojisi, varlığı yalnız zihne, yalnız maddeye veya tek bir basit ilkeye indirgemez. Gerçekliğin inorganik, organik, ruhsal ve tinsel düzeylerden oluşan katmanlı bir yapısı bulunduğunu savunur. Üst katmanlar alt katmanlara dayansa da kendilerine özgü nitelikler taşır; canlılık yalnız fiziksel özelliklerle, insanın kültürel yaşamı da yalnız biyolojiyle tam olarak açıklanamaz.
Varoluşçuluk, soyut bir varlık sisteminden çok somut insanın dünyadaki varoluşuna yönelir. Kierkegaard bireysel seçim, kaygı ve inancı; Sartre ise özgürlük ve sorumluluğu öne çıkarır. Sartre’ın “Varoluş özden önce gelir.” sözü, insanın önceden belirlenmiş bir özü hazır bulmadığını, seçimleriyle kendini kurduğunu anlatır. Bu ifade bütün varoluşçu filozofların görüşlerini aynı biçimde özetlemez.
