TYT TBMM’nin Açılması, Ayaklanmalar ve Sevr Antlaşması konu anlatımı; Ankara’da yeni meclisin kurulmasını, I. TBMM’nin özelliklerini, meclise karşı çıkarılan ayaklanmaları ve Sevr’in Osmanlı Devleti için öngördüğü ağır hükümleri neden-sonuç ilişkisiyle açıklar. Önceki konuda incelenen Millî Mücadele’ye Hazırlık Dönemi ve Kongreler, millî iradeye dayalı yeni bir meclisin açılacağı siyasi ortamı hazırlamıştı.
İstanbul’un işgali ve Mebusan Meclisinin kapatılması üzerine millî iradenin temsil merkezi Ankara oldu. TBMM bir yandan düzenli devlet kurumlarını kurmaya, bir yandan iç ayaklanmalarla mücadele etmeye ve işgallere karşı savaşı yönetmeye çalıştı. Sevr Antlaşması ise İstanbul Hükûmeti ile Ankara’daki millî irade arasındaki ayrılığı daha da belirginleştirdi.
TBMM’NİN AÇILMASINA GİDEN SÜREÇ
Son Osmanlı Mebusan Meclisinin Misakımillî’yi kabul etmesi üzerine İtilaf Devletleri 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal etti. Bazı milletvekilleri tutuklanarak Malta’ya sürüldü; padişah 11 Nisan’da Mebusan Meclisinin hukuki varlığına son verdi. Böylece İstanbul’da millet iradesini temsil edecek bir meclis kalmadı.
Mustafa Kemal, Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip yeni bir meclis toplanacağını bildirdi. Yeni seçimlerle belirlenen milletvekillerinin yanı sıra İstanbul’dan kaçıp Ankara’ya ulaşabilen Mebusan Meclisi üyeleri de yeni meclise katılabilecekti. Meclis 23 Nisan 1920’de açıldı; en yaşlı üye sıfatıyla Sinop milletvekili Şerif Bey ilk oturuma başkanlık etti. Ertesi gün Mustafa Kemal meclis başkanı seçildi.
→
→
TBMM’nin Açılış Amaçları ve Temsil Yapısı
TBMM’nin öncelikli amacı vatanı işgalden kurtarmak ve millî bağımsızlığı sağlamaktı. Bunun yanında ulusal birliği gerçekleştirmek, millî iradeyi hâkim kılmak, düzenli bir ordu kurmak ve İstanbul Hükûmetinden bağımsız çalışan bir hükûmet oluşturmak hedeflendi.
Mecliste toplumun farklı kesimlerinden ve farklı düşüncelerden milletvekilleri bulunuyordu. Siyasi parti kurulmadı; Müdafaa-i Hukuk, Tesanüt, Islahat ve Halk Zümresi gibi gruplar ortaya çıktı. Görüş ayrılıklarına rağmen milletvekilleri vatanın kurtarılması ortak amacı çevresinde birleşti. 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda her milletvekilinin yalnız seçildiği ilin değil bütün milletin temsilcisi olduğu vurgulandı.
24 Nisan Kararları ve Meclis Hükûmeti Sistemi
Mustafa Kemal’in 24 Nisan 1920’de meclise sunduğu önergeyle yeni yönetimin temel ilkeleri belirlendi. Hükûmet kurmanın zorunlu olduğu, geçici bir hükûmet başkanı veya padişah vekili tanınamayacağı ve TBMM’nin üstünde hiçbir güç bulunmadığı kabul edildi. Böylece İstanbul Hükûmeti yok sayılarak millî iradenin üstünlüğü vurgulandı.
Yasama ve yürütme yetkileri TBMM’de toplandı. Meclis içinden tek tek seçilen bakanların oluşturduğu İcra Vekilleri Heyeti yürütme işlerini yerine getirdi; meclis başkanı aynı zamanda hükûmetin de başkanı kabul edildi. Bu uygulama meclis hükûmeti sistemidir. Savaş şartlarında hızlı karar almak için güçler birliği benimsenmiş, ayrı bir cumhurbaşkanlığı veya başbakanlık makamı oluşturulmamıştır.
+
=
I. TBMM’nin Özellikleri
I. TBMM, yeni bir devletin temellerini attığı ve 1921 Anayasası’nı hazırladığı için kurucu meclistir. Yasama ve yürütmenin yanında gerekli durumlarda yargı yetkisini de kullanması, olağanüstü yetkilere sahip olduğunu gösterir. Millî egemenlik ilkesine dayanması ve üyelerinin seçimle belirlenmesi demokratik niteliğini güçlendirir.
Meclis, işgallere karşı silahlı mücadeleyi yönettiği için savaşçı; milletin bağımsızlığını ve bütünlüğünü temel aldığı için milliyetçi; eski yönetim düzenini değiştiren kararlar aldığı için ihtilalci nitelik taşır. Saltanatı kaldırması ihtilalci, düzenli orduyu kurması savaşçı, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu kabul etmesi ise kurucu özelliğine örnektir.
| Özellik | Dayanak |
|---|---|
| Kurucu | Yeni devlet düzeninin temellerini atması ve 1921 Anayasası’nı yapması |
| Olağanüstü yetkili | Yasama, yürütme ve gerektiğinde yargı yetkisini kullanması |
| Demokratik | Üyelerinin seçimle belirlenmesi ve millî iradeye dayanması |
| Savaşçı | Millî bağımsızlık için silahlı mücadeleyi yönetmesi |
| İhtilalci | Egemenlik anlayışını ve yönetim düzenini değiştirmesi |
TBMM’YE KARŞI AYAKLANMALAR
Ayaklanmaların Nedenleri
TBMM açıldığında Anadolu’nun tamamında otorite kurmuş değildi. İstanbul Hükûmeti millî hareketi kendi varlığına karşı bir tehdit olarak görüyor, İtilaf Devletleri ise işgalleri kolaylaştırmak ve özellikle Boğazlar çevresinde güvenli bir alan oluşturmak istiyordu. Şeyhülislam fetvası ve dinî söylemler kullanılarak halkın bir bölümü Ankara’ya karşı kışkırtıldı.
Uzun savaş yıllarının oluşturduğu yorgunluk, asker ve vergi toplama uygulamalarına tepki, yerel güç odaklarının otoritelerini kaybetme endişesi ve bazı Kuvayımilliye liderlerinin düzenli orduya katılmak istememesi de ayaklanmaları besledi. Rum ve Ermeni örgütleri bağımsız devlet hedefleriyle hareket ederken bazı aşiret ve yerel gruplar ayrılıkçı veya bölgesel amaçlar taşıdı.
Ayaklanmaların Sınıflandırılması
TBMM’ye karşı ayaklanmalar, onları çıkaran veya destekleyen güçlere göre dört ana grupta incelenir. Doğrudan İstanbul Hükûmetinin çıkardığı ayaklanmalar arasında Ahmet Anzavur hareketleri ile Kuvayı İnzibatiye bulunur. İstanbul Hükûmeti ve İtilaf Devletlerinin birlikte desteklediği ayaklanmalar Bolu-Düzce-Hendek-Adapazarı, Yozgat, Konya, Afyon ve Millî Aşireti gibi farklı bölgelerde görüldü.
Azınlıkların çıkardığı ayaklanmalar arasında Pontusçu Rum ve Ermeni örgütlerinin faaliyetleri yer aldı. Başlangıçta Kuvayımilliye içinde bulunup daha sonra düzenli orduya katılmayı reddeden Çerkez Ethem ile Demirci Mehmet Efe de TBMM’ye karşı ayaklandı. Ayaklanmaların adı kadar hangi gruba ait olduğunu ve hangi amaçla çıkarıldığını bilmek önemlidir.
TBMM’nin Ayaklanmalara Karşı Aldığı Önlemler
TBMM, otoritesini hukuki ve askerî araçlarla güçlendirmeye çalıştı. 29 Nisan 1920’de çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanunu ile meclise karşı silahlı eylemler vatana ihanet sayıldı. Asker kaçakları ve iç güvenlik sorunları için Firariler Hakkında Kanun çıkarıldı; TBMM üyeleri arasından seçilen hâkimlerin görev yaptığı İstiklal Mahkemeleri kuruldu.
İstanbul fetvasına karşı Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi ve din âlimlerinin imzaladığı karşı fetva yayımlandı. Anadolu Ajansı ile Hâkimiyet-i Milliye gazetesinden yararlanılarak halk bilgilendirildi; İrşat Heyetleri gönderildi. Kuvayımilliye birlikleri ve seyyar kuvvetler ayaklanmaların bastırılmasında kullanıldı; İstanbul Hükûmetiyle resmî ilişkiler kesildi.
+
+
+
Ayaklanmaların Sonuçları
Ayaklanmalar, TBMM’nin işgal kuvvetlerine karşı kullanacağı insan ve malzemenin bir bölümünü iç güvenliğe ayırmasına yol açtı. Millî Mücadele’nin uzamasına, Yunan ordusunun Batı Anadolu’da ilerlemesinin kolaylaşmasına, kardeş çatışmalarına ve ekonomik kayıplara neden oldu.
Ayaklanmaların bastırılması ise TBMM’nin Anadolu üzerindeki otoritesini güçlendirdi. Dağınık birliklerin ve yerel güç odaklarının oluşturduğu sorunlar, düzenli orduya duyulan ihtiyacı açık biçimde gösterdi; böylece düzenli ordunun kurulması hızlandı. İstiklal Mahkemeleri ve yeni kanunlar merkezî devlet düzeninin güçlenmesine katkı sağladı.
SEVR ANTLAŞMASI
Sevr Antlaşması’nın Hazırlanması ve Hukuki Durumu
İtilaf Devletleri, Osmanlı topraklarının paylaşımı konusunda anlaşamadıkları için Osmanlı Devletiyle yapılacak barışı diğer yenik devletlerin antlaşmalarından daha geç hazırladı. 18-26 Nisan 1920’de düzenlenen San Remo Konferansında Sevr’in temel hükümleri belirlendi. Osmanlı yönetimi ağır şartlara başlangıçta itiraz etse de askerî baskı ve Yunan ilerleyişi sonrasında Saltanat Şûrası antlaşmanın imzalanmasını kabul etti.
Sevr Antlaşması 10 Ağustos 1920’de imzalandı. Kanun-ı Esasi’ye göre uluslararası antlaşmaların Mebusan Meclisince onaylanması gerekiyordu; ancak meclis kapalı olduğu için Sevr bu onaydan geçmedi. TBMM antlaşmayı reddetti, imzalayan ve onaylayanları vatan haini ilan etti. Bu nedenle Sevr hukuken geçersiz kaldı; Millî Mücadele’nin başarıya ulaşmasıyla fiilen de uygulanamadı.
→
→
→
Sevr Antlaşması’nın Başlıca Hükümleri
Sevr, Osmanlı Devleti’ni İstanbul ve Orta Anadolu’nun küçük bir bölümüne sıkıştırmayı öngörüyordu. İstanbul görünüşte Osmanlı Devleti’nde kalacak; ancak antlaşma hükümlerine uyulmazsa şehir Türklerin elinden alınabilecekti. Boğazlar, ayrı bayrağı ve bütçesi bulunan uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek ve komisyonda Türk üye bulunmayacaktı.
Doğu Trakya ve İzmir çevresi Yunanistan’ın yönetimine bırakılacak; Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti ve güneydoğuda özerklikten bağımsızlığa uzanabilecek bir Kürt siyasi yapısı oluşturulacaktı. Suriye, Irak ve Filistin üzerindeki Osmanlı hakları sona erecek; On İki Ada İtalya’da kalırken diğer bazı Ege adaları Yunanistan’a bırakılacaktı.
Osmanlı ordusu yaklaşık 50.700 kişiyle sınırlandırılacak, donanma büyük ölçüde etkisizleştirilecek ve ağır silah bulundurulamayacaktı. Kapitülasyonlar genişletilecek; maliye ve ekonomik kaynaklar İtilaf Devletlerinin denetimine açılacaktı. Bu hükümler siyasi, askerî ve ekonomik bağımsızlığı ortadan kaldırmayı amaçlıyordu.
| Alan | Sevr’in öngördüğü düzen | Temel sonuç |
|---|---|---|
| İstanbul ve Boğazlar | İstanbul koşullu bırakılacak, Boğazlar uluslararası komisyona bağlanacak | Egemenlik sınırlandırılacak |
| Batı Anadolu ve Trakya | İzmir çevresi ile Doğu Trakya Yunan denetimine girecek | Batı toprakları parçalanacak |
| Doğu ve Güneydoğu | Ermeni devleti ve Kürt siyasi yapısı öngörülecek | Anadolu’nun bütünlüğü bozulacak |
| Arap toprakları | Suriye, Irak ve Filistin üzerindeki Osmanlı hakları sona erecek | Orta Doğu bağlantısı kesilecek |
| Ordu | Mevcut yaklaşık 50.700 kişiyle sınırlandırılacak | Savunma gücü azaltılacak |
| Ekonomi | Kapitülasyonlar genişletilecek, mali denetim dış güçlere bırakılacak | Ekonomik bağımsızlık ortadan kalkacak |
Misakımillî ve Sevr’i Karşılaştırma
Misakımillî, Türk milletinin kabul edebileceği barışın temelini millî sınırlar, karşılıklılık ve tam bağımsızlık ilkeleriyle belirledi. Sevr ise Anadolu’yu parçalamayı, Boğazları uluslararası yönetime bırakmayı, orduyu etkisizleştirmeyi ve kapitülasyonları genişletmeyi öngördü. Bu nedenle iki belge birbirine karşıt siyasi programlar niteliğindedir.
KONUNUN ÖZÜ
İstanbul’un resmen işgali ve Mebusan Meclisinin kapatılması üzerine TBMM 23 Nisan 1920’de Ankara’da açıldı. 24 Nisan kararlarıyla TBMM’nin üstünde güç bulunmadığı, yasama ve yürütme yetkilerinin meclise ait olduğu ve meclis hükûmeti sisteminin uygulanacağı kabul edildi. Kurucu, olağanüstü yetkili, demokratik, savaşçı ve ihtilalci nitelik taşıyan I. TBMM, millî egemenliği devlet düzeninin temeli yaptı. İstanbul Hükûmeti, İtilaf Devletleri, azınlık örgütleri ve düzenli orduya katılmayan bazı Kuvayımilliye liderlerinin çıkardığı ayaklanmalar hukuki, askerî ve toplumsal önlemlerle bastırıldı. Bu mücadele TBMM’nin otoritesini güçlendirirken düzenli ordu ihtiyacını da belirginleştirdi. San Remo’da hazırlanan ve 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr; Anadolu’yu parçalamayı, Boğazları uluslararası denetime açmayı, orduyu küçültmeyi ve ekonomik bağımsızlığı ortadan kaldırmayı amaçladı. Mebusan Meclisinin onayından geçmeyen ve TBMM tarafından reddedilen antlaşma, Millî Mücadele’nin kazanılması sayesinde uygulanamadı.
