TYT 17. Yüzyılda Osmanlı Devleti ve Değişen Dünya Dengeleri konu anlatımı; devlet yönetimindeki dönüşümü, tımar ve maliye düzenindeki bozulmayı, iç isyanları, dış cepheleri, antlaşmaları ve ıslahat arayışlarını neden-sonuç ilişkisiyle ele alır. Önceki konuda incelenen Yeni Çağ’da Avrupa ve Değişim Çağı, Osmanlı Devleti’nin XVII. yüzyılda karşılaştığı yeni askerî, ekonomik ve diplomatik ortamı açıklar.
Bu yüzyıl yalnızca “duraklama” sözüyle açıklanamaz. Osmanlı Devleti geniş bir coğrafyayı yönetmeye devam etmiş, uzun savaşlar yürütmüş ve bazı önemli başarılar kazanmıştır. Bununla birlikte Avrupa’daki askerî dönüşüm, ticaret yollarındaki değişim, merkezî yönetimdeki sorunlar, nakit para ihtiyacı ve iç isyanlar eski düzeni zorlamıştır. TYT sorularında önemli olan, değişimin tek bir nedene değil birbirini besleyen iç ve dış etkenlere dayandığını görmektir.
XVII. YÜZYILA GİRERKEN DEĞİŞEN GÜÇ DENGELERİ
Osmanlı Devleti XVII. yüzyıla geniş toprakları ve güçlü merkezî geleneğiyle girdi. Ancak Avrupa’da ateşli silahların gelişmesi, sürekli orduların yaygınlaşması ve devlet gelirlerinin artması savaşların niteliğini değiştirdi. Uzayan cepheler daha fazla asker, mühimmat ve nakit gerektiriyordu. Coğrafi Keşiflerle dünya ticaretinin Atlas Okyanusu’na yönelmesi ve Avrupa’ya değerli maden girişi de Osmanlı ekonomisini etkiledi.
Bu ortamda Avusturya, Safevi İran, Venedik ve Lehistan ile mücadeleler sürerken merkezde yönetim ve maliye sorunları büyüdü. Dolayısıyla dış savaşlar ile iç dönüşüm birbirinden ayrı değildir: uzun savaşların maliyeti vergi baskısını artırmış, mali sıkıntılar askerî düzeni ve taşra güvenliğini zorlamıştır.
+
=
Yönetim ve Veraset Düzeninde Değişim
Önceki dönemlerde şehzadelerin sancaklarda yönetim tecrübesi kazanması beklenirdi. XVII. yüzyılda şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulaması büyük ölçüde sona erdi ve sarayda gözetim altında tutuldukları kafes usulü yaygınlaştı. Bu değişiklik taht mücadelelerini ve şehzade ölümlerini azaltmayı amaçlasa da bazı padişahların yöneticilik deneyimi kazanmadan tahta çıkmasına yol açtı.
I. Ahmet döneminden itibaren hanedanın en yaşlı ve yönetmeye uygun erkeğinin tahta geçmesini esas alan ekber ve erşed sistemi benimsendi. Böylece hükümdarlığın babadan oğula geçmesi zorunluluğu zayıfladı. Saray görevlileri, valide sultanlar ve yüksek devlet adamları zaman zaman karar süreçlerinde daha görünür hâle geldi; sık sadrazam değişiklikleri yönetimde sürekliliği zorlaştırdı.
Tımar, Maliye ve Ekonomide Dönüşüm
Tımar sistemi, vergi gelirlerinin sipahilere bırakılması karşılığında asker yetiştirilmesine dayanıyordu. Uzun savaşlarda ateşli silah kullanan ücretli askerlere duyulan ihtiyacın artması, devletin doğrudan nakit gelir aramasına yol açtı. Bu nedenle bazı dirlik gelirleri iltizam yoluyla mültezimlere verildi. Vergi toplama hakkının daha uzun süreli olarak bırakıldığı malikâne uygulaması ise yüzyılın sonunda yaygınlaştı.
Amerika’dan Avrupa’ya taşınan değerli madenlerin oluşturduğu fiyat artışları Osmanlı piyasalarını da etkiledi. Akçenin değer kaybetmesi, maaşların satın alma gücünün düşmesi ve vergilerin artması toplumdaki hoşnutsuzluğu büyüttü. Taşrada üreticinin toprağını bırakması hem vergi gelirlerini hem de tarımsal üretimi azalttı.
→
→
Askerî Yapıdaki Değişim ve İstanbul İsyanları
Avrupa ordularında ateşli silahların ve disiplinli piyadenin önem kazanması Osmanlı ordusunda da tüfekli asker sayısını artırma ihtiyacı doğurdu. Buna karşılık tımarlı sipahilerin askerî ağırlığı azaldı. Yeniçeri Ocağına usulsüz alımlar yapılması, askerlerin ticaretle uğraşması ve maaşların değer kaybeden akçeyle ödenmesi ocak disiplinini sarstı.
Başkentte çıkan İstanbul isyanları çoğunlukla yeniçeriler ve kapıkulu askerleri tarafından gerçekleştirildi. Maaşların gecikmesi, ulufe değerinin düşmesi ve devlet adamları arasındaki mücadeleler isyanları besledi. II. Osman’ın öldürülmesi ve IV. Mehmet dönemindeki Çınar Vakası (Vaka-i Vakvakiye), askerî grupların merkez siyaseti üzerindeki etkisini gösteren önemli örneklerdir.
Celali, Eyalet ve Suhte İsyanları
Anadolu’daki Celali isyanları; artan vergi yükü, tımar düzeninin bozulması, işsiz kalan sekban ve sarıcalar, nüfus artışı, uzun savaşlar ve taşra yöneticilerinin baskısı gibi nedenlerle büyüdü. Canbolatoğlu ve Kalenderoğlu gibi isyancılar geniş bölgelerde etkili oldu. Köylülerin güvenli yerlere kaçmasıyla yaşanan büyük nüfus hareketine Büyük Kaçgun denir.
Eyalet isyanları, Abaza Mehmet Paşa ve Vardar Ali Paşa gibi taşra yöneticilerinin merkezî otoriteye karşı hareketleriyle ortaya çıktı. Suhte isyanları ise medrese öğrencilerinin eğitim düzenindeki bozulma ve işsizlik nedeniyle çıkardığı hareketlerdi. Bu isyanlar devlet düzenini değiştirmeye yönelik toplumsal devrimler değil; daha çok yönetim, güvenlik ve geçim sorunlarının sonucuydu.
| İsyan türü | Başlıca çevre | Belirgin neden / özellik |
|---|---|---|
| İstanbul isyanları | Kapıkulu askerleri | Ulufe, ayarı düşük akçe ve merkez siyaseti |
| Celali isyanları | Anadolu’daki askerî ve toplumsal gruplar | Vergi baskısı, güvenlik sorunu ve tımar düzenindeki bozulma |
| Eyalet isyanları | Taşra yöneticileri | Merkezî otoriteye karşı yerel güç mücadelesi |
| Suhte isyanları | Medrese öğrencileri | Eğitim düzenindeki bozulma ve işsizlik |
XVII. YÜZYIL SİYASİ MÜCADELELERİ
Osmanlı-İran İlişkileri ve Kasr-ı Şirin
Osmanlı-Safevi mücadelesinde Doğu Anadolu, Kafkasya ve Irak üzerinde hâkimiyet kurma isteği belirleyiciydi. 1590 Ferhat Paşa Antlaşması ile Osmanlı Devleti doğuda en geniş sınırlarına ulaştı. Ancak savaşlar yeniden başladı; 1612 Nasuh Paşa ve 1618 Serav antlaşmaları kalıcı bir çözüm sağlayamadı.
IV. Murat’ın Revan ve Bağdat seferlerinden sonra imzalanan 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması, Bağdat’ı Osmanlı Devleti’ne bıraktı ve bugünkü Türkiye-İran sınırının büyük ölçüde temelini oluşturdu. Antlaşma, iki devlet arasındaki uzun mücadelede görece kalıcı bir denge sağladı.
→
→
Avusturya Cephesi ve Zitvatorok
1593’te başlayan Osmanlı-Avusturya savaşlarında 1596 Haçova Meydan Muharebesi Osmanlı zaferiyle sonuçlandı. Ancak savaşın uzun sürmesi iki tarafı da yıprattı. 1606’da imzalanan Zitvatorok Antlaşması ile Avusturya hükümdarı Osmanlı padişahına denk kabul edildi; Avusturya’nın ödediği yıllık vergi kaldırılarak bir defalık savaş tazminatına dönüştürüldü.
Zitvatorok, Osmanlı Devleti’nin Avusturya karşısındaki diplomatik üstünlüğünün zayıfladığını gösterir. Yüzyılın ilerleyen döneminde Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın seferleri sonucunda 1664 Vasvar Antlaşması imzalandı. Bu başarılar Osmanlı askerî gücünün tamamen sona ermediğini, fakat mücadelenin giderek daha dengeli hâle geldiğini gösterir.
Venedik, Girit ve Lehistan Cepheleri
Doğu Akdeniz ticareti ve deniz güvenliği bakımından stratejik olan Girit, Venedik’in elindeydi. 1645’te başlayan kuşatma yaklaşık yirmi dört yıl sürdü; Kandiye’nin 1669’da alınmasıyla adanın büyük bölümü Osmanlı hâkimiyetine girdi. Kuşatmanın uzunluğu, denizden desteklenen güçlü kalelerin ve değişen savaş teknolojisinin fetih maliyetini artırdığını gösterir.
Lehistan ile mücadelede Köprülü Fazıl Ahmet Paşa döneminde Kamaniçe alındı ve 1672 Bucaş Antlaşması imzalandı. Podolya Osmanlı Devleti’ne bırakıldı; Osmanlı Devleti Batı’da en geniş sınırlarına ulaştı. Ancak Lehistan antlaşmanın bazı hükümlerini kabul etmeyince savaş yeniden başladı ve sonraki düzenlemelerde Osmanlı lehine olan koşulların bir bölümü değişti.
II. Viyana Kuşatması ve Karlofça
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 1683’te Viyana’yı ikinci kez kuşattı. Kuşatma başarısız oldu; ardından papa öncülüğünde Avusturya, Lehistan, Venedik ve daha sonra Rusya’nın katıldığı Kutsal İttifak kuruldu. Osmanlı Devleti farklı cephelerde on altı yıl süren ağır savaşlarla karşılaştı.
Savaşların sonunda Avusturya, Lehistan ve Venedik ile 1699 Karlofça Antlaşması imzalandı. Macaristan ve Erdel’in büyük bölümü Avusturya’ya, Podolya Lehistan’a, Mora ve Dalmaçya kıyılarındaki bazı yerler Venedik’e bırakıldı. Karlofça, Osmanlı Devleti’nin Avrupa’da ilk kez geniş ölçekte toprak kaybettiği ve savunma ağırlıklı bir siyasete yöneldiği dönüm noktasıdır. Rusya ile 1700 İstanbul Antlaşması yapılarak Azak Kalesi Rusya’ya bırakıldı.
→
→
XVII. YÜZYIL ISLAHATLARI
XVII. yüzyıl ıslahatları, devlet düzenindeki bozulmayı durdurmak ve eski işleyişi yeniden kurmak amacıyla yapıldı. II. Osman, Yeniçeri Ocağını düzenlemek ve merkezî otoriteyi güçlendirmek istedi; ancak yeniçeriler tarafından öldürüldü. IV. Murat sert disiplin önlemleriyle İstanbul’da güvenliği sağladı, devlet görevlilerini denetledi ve Revan-Bağdat seferleriyle merkezî otoriteyi güçlendirdi.
Tarhuncu Ahmet Paşa maliyeyi düzeltmek amacıyla gelir-gider dengesini gösteren bütçe hazırladı ve saray harcamalarını kısmaya çalıştı. Köprülü Mehmet Paşa görevi kabul ederken yetkilerine karışılmamasını şart koştu; Köprülüler döneminde devlet otoritesi geçici olarak güçlendi. Koçi Bey Risalesi ise yönetim, tımar ve askerî düzende görülen sorunları nedenleriyle açıklayıp padişaha çözüm önerileri sundu.
KONUNUN ÖZÜ
XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti; değişen savaş teknolojisi, uzun cepheler, nakit ihtiyacı, tımar düzenindeki çözülme ve iç isyanlarla karşılaştı. Ekber ve erşed sistemi taht geçişini düzenlerken kafes usulü yönetim deneyimini sınırladı. Celali isyanları Anadolu’da güvenlik ve üretim kaybına, İstanbul isyanları merkez siyasetinde askerî baskıya yol açtı. Kasr-ı Şirin doğu sınırında denge kurdu; Zitvatorok Avusturya karşısındaki diplomatik üstünlüğün zayıfladığını gösterdi; Bucaş Batı’daki en geniş sınırlara ulaşılan antlaşma oldu. II. Viyana yenilgisinin ardından kurulan Kutsal İttifak ve 1699 Karlofça Antlaşması ise Osmanlı siyasetinde savunma ve diplomasi ağırlıklı yeni bir dönemi başlattı. Dönemin ıslahatları, yeni bir sistem kurmaktan çok klasik düzeni yeniden işler hâle getirme amacı taşıdı.
Sonraki konu: 18. Yüzyılda Osmanlı Devleti ve Yenileşme Hareketleri
