AYT Emeviler, Abbasiler ve İslam medeniyeti konu anlatımı kapsamında iki hanedanın siyasi dönüşümleri, Endülüs, eğitim ve bilim kurumları, başlıca bilginler ile sanat ve mimari neden–sonuç ilişkileriyle işlenecektir.
AYT tarih konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
Emevi Devleti (661–750)
Kuruluş, Muaviye ve Şam’ın Merkez Oluşu
Hz. Ali döneminde yönetim merkezi Medine’den Kûfe’ye taşınmıştı. Hz. Hasan’ın yönetimden çekilmesi ve Muaviye’nin halife olmasıyla yönetim merkezi Kûfe’den Şam’a taşındı. Şam’ın Bizans sınırına yakınlığı, Suriye ordusunun Muaviye’ye bağlılığı, gelişmiş bürokrasi ve Akdeniz ticaret yollarına erişim bu tercihi güçlendirdi. Böylece fetih dönemi Arap-İslam yönetimi, Doğu Akdeniz’in yerleşik idare ve maliye geleneklerinden daha sistemli biçimde yararlanmaya başladı.
Hilafetten Verasete Dayalı Saltanata Geçiş
Dört Halife aynı yöntemle seçilmemiş olsa da istişare ve biat süreci yönetimin meşruiyetinde belirleyiciydi. Muaviye’nin oğlu Yezid’i veliaht göstermesiyle halifeliğin hanedan içinde babadan oğula aktarılması kalıcı bir uygulamaya dönüştü. Bu nedenle Emevilerle birlikte hilafetin verasete dayalı saltanat karakteri kazandığı kabul edilir.
Saltanat, yöneticinin yetkisinin hanedan bağıyla süreklilik kazanmasını ifade eder; biat bütünüyle ortadan kalkmadı fakat seçim alanı daraldı. Değişim kısa vadede iktidar boşluğunu önlemeyi amaçlarken, Hz. Hüseyin ve Abdullah bin Zübeyr gibi isimlerin Yezid’e biat etmemesi yeni meşruiyet çatışmaları doğurdu.
B) Yönetimde meşruiyet araçları sürerken iktidarın veraset yoluyla sınırlandığına
C) Arap olmayan Müslümanların bütün vergilerden muaf tutulduğuna
D) Şam’ın başkent olmaktan çıktığına
E) Endülüs Emevi Devleti’nin 661’de kurulduğuna
Kerbela Olayı ve Siyasi Ayrışmanın Derinleşmesi
Kûfelilerin daveti üzerine Irak’a yönelen Hz. Hüseyin ve beraberindekiler, Yezid’in kuvvetlerince 680’de Kerbela‘da kuşatıldı. Hz. Hüseyin ve yakınlarının öldürülmesi siyasi iktidar mücadelesini aşan güçlü bir dinî-toplumsal hafıza oluşturdu. Olay özellikle Şiilikte matem ve adalet düşüncesinin merkezî sembollerinden biri hâline geldi.
Kerbela, Şiiliği tek başına ve bir anda bütün kurumlarıyla kurmuş değildir; ancak Hz. Ali taraftarlığının kalıcı bir kimliğe dönüşmesini hızlandırdı. Emevi yönetiminin meşruiyetini zedeledi, hanedana karşı muhalefeti ahlaki ve duygusal bakımdan güçlendirdi.
B) Emevilerin 680’de yıkıldığını
C) Şiiliğin bütün öğretisinin olaydan önce tamamlandığını
D) Abbasilerin Kerbela’da kurulduğunu
E) Saltanat uygulamasının sona erdiğini
İstanbul Kuşatmaları ve Anadolu Sınırı
Emeviler Doğu Roma’yı baskı altına almak ve Akdeniz üstünlüğünü genişletmek amacıyla İstanbul’u birkaç kez kuşattı. 669’daki sefer sırasında Medine’de Hz. Muhammed’i ağırlayan Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin hayatını kaybettiği kabul edilir; mezarı daha sonra İstanbul’un Eyüp semtinin simgesel merkezi oldu.
674–678 ve 717–718 kuşatmaları kalıcı başarıya ulaşmadı. Doğu Roma’nın güçlü surları, deniz savunması, ikmal mesafesi ve Rum ateşi gibi etkenler Emevi ordularını zorladı. Bu başarısızlık Emevilerin bütünüyle savunmaya geçtiğini değil, Anadolu sınırında mevsimlik sefer ve karşılıklı akın düzeninin sürdüğünü gösterir.
Kuzey Afrika, Orta Asya ve Hindistan Yönündeki Fetihler
Emevi genişlemesi tek yönde gerçekleşmedi. Kuzey Afrika’da Ukbe bin Nâfi’nin kurduğu Kayrevan, askerî üs ve İslamlaşma merkezi oldu; Berberi topluluklarıyla hem çatışma hem ittifak ilişkileri kuruldu. Doğuda Kuteybe bin Müslim komutasındaki seferler Maveraünnehir’e, Muhammed bin Kasım’ın harekâtı Sind bölgesine ulaştı.
Bu geniş coğrafyada yönetim yalnız askerî zaferle sürdürülemezdi. Vergi, yerel seçkinlerle iş birliği, garnizonlar, posta yolları ve valilerin denetlenmesi zorunlu hâle geldi. Merkezin uzak eyaletlerdeki gelişmeleri kontrol etmesinin güçleşmesi, ilerleyen dönemde Emevi çözülmesinin yapısal nedenlerinden biri oldu.

B) Çok yönlü genişlemenin uzak eyaletleri denetleme ve ikmal sorununu artırdığını
C) Başkentin Kurtuba olduğunu
D) Bizans’ın 717’de ortadan kalktığını
E) Maveraünnehir’in Avrupa’da bulunduğunu
Endülüs’ün Fethi ve Belâtüşşühedâ
Kuzey Afrika Valisi Musa bin Nusayr’ın görevlendirdiği Tarık bin Ziyad, 711’de Cebelitarık üzerinden İber Yarımadası’na geçti. Vizigot Kralı Rodrigo’nun yenilmesiyle Kurtuba ve Toledo gibi merkezler kısa sürede ele geçirildi. Bölgedeki Vizigot iç çekişmeleri ve yerel hoşnutsuzluklar fetih sürecini kolaylaştırdı.
Emevi kuvvetlerinin Pireneleri aşarak Frank topraklarına ilerlemesi 732’de Poitiers yakınındaki Belâtüşşühedâ Savaşı’nda durduruldu. Bu savaş Endülüs’teki Müslüman varlığını sona erdirmedi; Batı Avrupa içlerindeki genişleme kapasitesini sınırladı. Endülüs siyasi ve kültürel tarihi yedi yüzyıldan fazla farklı yönetimler altında sürdü.
B) Askerî yenilginin her zaman bütün siyasi varlığın anında sona ermesi demek olduğu
C) Pirenelerin ötesinde Frank kuvvetleriyle karşılaşıldığı
D) Endülüs’ün daha sonra farklı hanedanlara sahne olduğu
E) Batı yönündeki seferlerin uzun ikmal hattı oluşturduğu
Abdülmelik Dönemi Merkezileşme Reformları
Abdülmelik bin Mervan döneminde uzun iç karışıklıkların ardından merkezî otorite yeniden güçlendirildi. Devlet dairelerinde farklı bölgelerde kullanılan Grekçe ve Farsça yerine Arapça resmî yazışma dili hâline getirildi. Böylece merkezle eyaletler arasında ortak bir bürokratik dil kuruldu ve Arapçanın kültür dili olarak yayılması hızlandı.
Para reformuyla Bizans ve Sasani örneklerine bağımlılık azaltılarak Arapça kitabeli İslam dinarı ve dirhemi standardı geliştirildi. Bu yenilik “Müslümanlar ilk kez para kullandı” anlamına gelmez; siyasi egemenliğin para üzerindeki simge ve yazıyla görünür kılınmasıdır. Posta teşkilatı ve valilerin denetimi de merkezileşmeyi destekledi.
B) Emevilerin ticareti yasakladığına
C) Bizans’ın Arapçayı resmî dil yaptığına
D) İlk medreselerin Endülüs’te kurulduğuna
E) Halifeliğin seçimle yürütülmeye başladığına
Arap Milliyetçiliği, Mevali ve Toplumsal Gerilim
Mevali, Arap olmayan Müslümanlar için kullanılan bir terimdi. Emevi döneminde bazı valiler ve yerel yöneticiler Arap Müslümanları ayrıcalıklı görmüş; yeni Müslüman olan İranlı, Berberi ve diğer topluluklardan vergi almaya devam etmiş veya onları yönetim ve orduda ikinci planda tutmuştur. Uygulama bölge ve döneme göre değişse de yaygın ayrımcılık algısı oluştu.
Bu siyaset İslam’ın ümmet ve eşitlik anlayışıyla çeliştiği gerekçesiyle eleştirildi. Ömer bin Abdülaziz döneminde ayrımcı uygulamaları azaltma çabası görüldü; fakat kısa süren yönetimi yapısal sorunu ortadan kaldıramadı. Mevali hoşnutsuzluğu, Şii muhalefeti ve Abbasi propagandasının Horasan’da geniş destek bulmasını kolaylaştırdı.
B) Bizans’ın başkentini Bağdat’a taşımasını
C) Endülüs Emevilerinin 661’de kurulmasını
D) Emevi ordusunun İstanbul’u fethetmesini
E) Kerbela’nın Abbasi döneminde yaşanmasını
Emevilerin Yıkılış Nedenleri ve Abbasi İhtilali
Emevilerin yıkılışı tek bir olayla açıklanamaz. Hanedan içi taht mücadeleleri, Kays–Kelb gibi Arap kabile rekabetleri, mevali ayrımcılığı, Şii ve Harici muhalefeti, geniş coğrafyanın denetim güçlüğü ve valilerin artan etkisi merkezî otoriteyi aşındırdı. Son yıllarda halifelerin hızlı değişmesi devletin karar kapasitesini daha da zayıflattı.
Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın soyundan gelenler adına yürütülen gizli propaganda, özellikle Horasan’da Ebû Müslim tarafından askerî harekete dönüştürüldü. Siyah sancaklı Abbasi kuvvetleri 750’de Zap Suyu Savaşı’nda II. Mervan’ı yenerek Şam Emevi Devleti’ne son verdi. Emevi ailesinden I. Abdurrahman’ın Endülüs’e kaçması ise hanedan mirasının batıda yeni bir siyasi yapıda sürmesini sağladı.

Görselde sırasıyla hanedan mührünün aktarılması, Kerbela’yı simgeleyen boş sancak ve kılıç, iki farklı vergi kesesiyle karşılaşan topluluklar ve siyah sancaklı Horasan hareketi görülmektedir. Bu kanıtların ortak sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
B) Emevilerin yalnız dış saldırılar nedeniyle yıkıldığı
C) Abbasilerin Endülüs’te kurulduğu
D) Mevalinin Arap aristokrasisini temsil ettiği
E) Kerbela’nın Emevi yönetimini hemen sona erdirdiği
Endülüs’te İslam Siyasi ve Kültürel Varlığı
Endülüs Emevi Emirliği ve I. Abdurrahman
Abbasi ihtilalinden kurtulan Emevi şehzadesi I. Abdurrahman, Kuzey Afrika üzerinden Endülüs’e geçerek 756’da Kurtuba merkezli bağımsız emirliği kurdu. Bağdat’taki Abbasi halifesinin siyasi otoritesini tanımayan bu devlet, başlangıçta hükümdarları için “emir” unvanını kullandı.
I. Abdurrahman Arap kabileleri, Berberiler, yerli Müslümanlar ve Hristiyan topluluklar arasındaki rekabeti dengelemeye çalıştı. Kurtuba Ulu Camii’nin inşasını başlatması, yeni yönetimin yalnız askerî değil, mimari ve dinî bir merkez oluşturma hedefini de gösterir.
B) Endülüs’ün Abbasilerin başkenti olduğunu
C) Emevi hanedanının 756’da tamamen sona erdiğini
D) Kurtuba’nın Bizans tarafından kurulduğunu
E) Taifa devletlerinin emirliği birleştirdiğini
Kurtuba Halifeliği ve Siyasi Güç
III. Abdurrahman 929’da halife unvanını alarak Endülüs Emevi Emirliği’ni Kurtuba Halifeliği’ne dönüştürdü. Bu karar, Bağdat’taki Abbasi ve Kuzey Afrika-Mısır’daki Fatımi halifelikleriyle rekabet ortamında Endülüs hükümdarının eşit egemenlik iddiasını güçlendirdi.
Merkezî ordu, donanma, vergi düzeni ve diplomasi sayesinde X. yüzyıl Endülüs’ü Batı Akdeniz’in önemli güçlerinden biri oldu. II. Hakem döneminde kütüphane ve eğitim faaliyetleri gelişti. Bununla birlikte saray içi mücadeleler ve haciplerin artan gücü, XI. yüzyıl başındaki iç savaşı hazırladı.
Kurtuba’nın Bilim, Eğitim ve Şehir Kültürü
Kurtuba; camileri, sarayları, çarşıları, hamamları, kütüphaneleri ve zanaat üretimiyle büyük bir şehir merkezine dönüştü. Arapça bilim ve kültür dili olarak gelişirken Müslüman, Hristiyan ve Yahudi bilginler aynı şehir çevrelerinde farklı derecelerde etkileşim kurdu. Hoşgörü her dönem ve yerde eşit değildi; buna rağmen bilgi üretimi çok dilli bir çevrede gerçekleşti.
Kurtuba, Tuleytula ve İşbiliye’de gelişen tıp, felsefe, astronomi, tarım bilgisi ve çeviri faaliyetleri Akdeniz’in iki yakası arasında dolaştı. Endülüs’ü “Avrupa’yı tek başına uyandıran” bir merkez diye göstermek aşırı genellemedir; daha doğru ifade, klasik ve İslam bilim mirasının Latince çeviriler aracılığıyla Avrupa’daki bilgi ağlarına taşınmasında önemli bir köprü olduğudur.
B) Avrupa’da daha önce hiçbir bilgi birikimi bulunmadığına
C) Endülüs’te yalnız Müslümanların yaşadığına
D) Bütün bilimsel eserlerin özgün dilinin Latince olduğuna
E) Abbasi halifesinin Kurtuba’yı doğrudan yönettiğine
Mülûkü’t-Tavâif ve Siyasi Parçalanma
1009’da başlayan iç savaşlar Kurtuba merkezî otoritesini çökertti; 1031’de halifelik kaldırıldı. Endülüs topraklarında İşbiliye, Tuleytula, Sarakusta, Batalyevs ve Gırnata gibi merkezlerde mülûkü’t-tavâif denilen küçük devletler ortaya çıktı.
Taifa emirlikleri sanat ve bilimi destekleyerek şehirler arasında kültürel rekabet oluşturdu; fakat birbirleriyle mücadele etmeleri askerî dayanıklılığı azalttı. Bazıları kuzeydeki Hristiyan krallıklara para ödemek veya onlardan askerî yardım istemek zorunda kaldı. 1085’te Tuleytula’nın kaybedilmesi dış yardım arayışını hızlandırdı.
B) Siyasi parçalanmanın her zaman dış tehdidi azalttığını
C) Kurtuba Halifeliği’nin 1492’ye kadar kesintisiz sürdüğünü
D) Murabıtların Endülüs’ü fetheden ilk Emevi ordusu olduğunu
E) Taifa döneminde bütün şehirlerin tek hükümdara bağlı olduğunu
Murabıtlar ile Muvahhidlerin Müdahalesi
Taifa emirlerinin çağrısı üzerine Kuzey Afrika’daki Murabıtlar, 1086 Zellaka Savaşı’nda Kastilya ordusunu yenerek ilerleyişi geçici olarak durdurdu. Ardından Endülüs emirliklerini kendi yönetimlerine bağladılar. XII. yüzyılda Murabıtların yerini yine Kuzey Afrika kökenli Muvahhidler aldı.
1212 Las Navas de Tolosa yenilgisi Muvahhid hâkimiyetini ağır biçimde sarstı. Kuzey Afrika merkezli bu iki siyasi gücün müdahaleleri, Endülüs tarihinin yalnız İber Yarımadası içindeki gelişmelerle açıklanamayacağını; Mağrip ile sürekli askerî ve kültürel bağ bulunduğunu gösterir.
Nasriler/Beni Ahmer, Elhamra ve 1492
Gırnata merkezli Nasri ya da Beni Ahmer Devleti 1238’den 1492’ye kadar Endülüs’teki son Müslüman siyasi yapı olarak varlığını sürdürdü. Kastilya’ya zaman zaman vergi ödeyip diplomatik denge kurarak yaşadı. Elhamra Sarayı, bu dönemin saray, su mühendisliği, geometrik bezeme, hat ve bahçe tasarımını birleştiren başlıca eseridir.
Aragon Kralı Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi İsabella’nın birliği Gırnata üzerindeki baskıyı artırdı; son hükümdar XII. Muhammed 1492’de şehri teslim etti. Aynı tarihte Yahudilere yönelik sürgün kararı ve ilerleyen yıllarda Müslümanlara uygulanan baskılar, siyasi fethin toplumsal-dinî dönüşümle devam ettiğini gösterir.

Görselde A panelinde güçlü bir Kurtuba merkezi, B panelinde surlarla ayrılmış küçük şehirler, C panelinde su kanallı ve ince alçı bezemeli Elhamra avlusu gösterilmiştir. Bu panellerin doğru kronolojik sıralaması hangisidir?
B) Taifa – Nasriler – Kurtuba Halifeliği
C) Kurtuba Halifeliği – Taifa – Nasriler
D) Murabıtlar – Emevi Emirliği – Abbasiler
E) Abbasiler – Fatımiler – Nasriler
Endülüs Birikiminin Avrupa’ya Aktarım Kanalları
Endülüs’teki bilgi aktarımı tek yönlü ve tek merkezli değildi. Tuleytula gibi şehirlerde Arapça bilim ve felsefe eserleri Latinceye çevrildi; Sicilya, Güney İtalya, Akdeniz ticareti, öğrenci seyahatleri ve Haçlı dönemindeki temaslar başka kanallar oluşturdu. İbn Rüşd’ün Aristoteles yorumları, İbn Sina’nın tıp ve felsefe eserleri bu ağlarda geniş dolaşıma girdi.
Aktarım, yalnız eski eserlerin korunması değildir. Müslüman bilginlerin hesap yöntemleri, gözlem sonuçları, tıbbi sınıflandırmaları ve eleştirileri de çevrildi. Bununla birlikte Avrupa’daki üniversite ve Rönesans süreçlerini tek başına Endülüs’e bağlamak yerine, Bizans, Latin, Yahudi ve İslam dünyası arasındaki çok merkezli etkileşimi görmek gerekir.
B) Bilimsel kavramların diller arasında yeniden yorumlandığını
C) Avrupa’daki bütün düşünsel dönüşümlerin tek ve yalnız nedeni olduğunu
D) Klasik eserlerle İslam bilginlerinin yorumlarının birlikte aktarıldığını
E) Çevirmenlerin kültürler arası aracı rolü üstlendiğini
Abbasi Devleti (750–1258)
Abbasi İhtilali, Ebü’l-Abbas es-Seffah ve Yeni Hanedan
Abbasoğulları, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın soyundan gelmelerini meşruiyet kaynağı olarak kullandı. Horasan’da Arap kabile çatışmalarından ve mevali hoşnutsuzluğundan yararlanan hareket, Ebû Müslim’in örgütlediği kuvvetlerle açık isyana dönüştü. 750 Zap Suyu Savaşı’ndan sonra Ebü’l-Abbas es-Seffah halife ilan edildi.
Abbasi ihtilali yalnız bir hanedan değişimi değildi. Yönetim merkezi Suriye’den Irak’a kaydı; İranlı bürokratlar ve Arap olmayan Müslümanlar devlet örgütünde daha görünür oldu. Ancak verasete dayalı hanedan düzeni sona ermedi; Abbasi halifeleri de iktidarı aile içinde sürdürdü.
B) Hanedan yönetiminin sona erdiğini
C) Arapçanın bütünüyle yasaklandığını
D) Endülüs’ün Abbasi başkenti yapıldığını
E) Bizans’ın İslam devletine dönüştüğünü
Mansur, Bağdat ve İran Devlet Geleneğinin Etkisi
Abbasi Devleti’nin asıl kurumsallaşması ikinci halife Ebû Cafer el-Mansur döneminde gerçekleşti. Mansur 762’de Dicle kıyısında Bağdat‘ı kurdurdu. Dairesel planlı ilk şehir, halife sarayı ve camiyi merkezde topluyor; Irak tarımı, Basra Körfezi ticareti ve İran-Orta Asya yollarını birleştiriyordu.
Vezirlik, divanlar, kâtiplik ve saray teşrifatı gibi kurumlarda Sasani-İran yönetim geleneğinin etkisi arttı. Vezir, halifenin yürütme işlerini koordine eden üst düzey görevliydi. Bermekiler gibi İran kökenli ailelerin yükselişi kültürel sentezi güçlendirirken, halifenin saray çevresine bağımlılığını da artırabildi.
Talas Savaşı ve Türk-Abbasi Yakınlaşması
751’de Abbasilerle Çin’in Tang kuvvetleri Talas Irmağı çevresinde karşılaştı. Karluk Türklerinin Abbasi tarafına geçmesi savaşın sonucunda etkili oldu. Çin’in Orta Asya’daki ilerlemesi sınırlanırken Abbasi-Türk ilişkileri güçlendi.
Talas’ı “bütün Türklerin bir anda Müslüman olduğu savaş” diye tanımlamak yanlıştır. İslamiyet’in Türk toplulukları arasında yayılması ticaret, sınır komşuluğu, siyasi ittifaklar ve sufiler gibi farklı kanallarla yüzyıllara yayıldı. Savaş, yakınlaşmayı kolaylaştıran önemli bir dönüm noktasıdır. Kâğıt yapım tekniğinin Semerkant ve Bağdat üzerinden yayılması da bu temas çevresiyle ilişkilendirilir.
B) Bütün kültürel değişimleri tek savaşa bağlamayı
C) Savaşın Çin’le hiçbir ilgisi olmadığını savunmayı
D) Abbasilerin Türklerle ilişki kurmadığını kabul etmeyi
E) Kâğıdın ilk kez 751’de icat edildiğini söylemeyi
Harunürreşid Döneminde Siyasal ve Ekonomik Güç
Harunürreşid döneminde Bağdat, geniş ticaret ağlarının ve saray kültürünün merkezi hâline geldi. İpek Yolu, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu ticareti hazine gelirlerini artırdı; su yolları, pazarlar, vakıflar ve şehir hizmetleri büyük kent yaşamını destekledi.
Bizans’la savaş ve diplomasi birlikte yürütüldü; Frank hükümdarı Şarlman’la elçi ve hediye alışverişi Abbasi siyasetinin Akdeniz ötesi boyutunu gösterdi. Sarayın zenginliği “bütün halkın eşit refah içinde olduğu” sonucunu doğurmaz; vergiler, köylülerin yükü ve taşra isyanları da dönemin parçasıydı.
Me’mun, Beytülhikme ve Tercüme Hareketi
Me’mun döneminde Bağdat’taki Beytülhikme, kütüphane, çeviri ve araştırma merkezi olarak gelişti. Grekçe, Süryanice, Pehlevice ve Sanskritçe eserler Arapçaya çevrildi. Huneyn bin İshak gibi çevirmenler yalnız kelime karşılığı vermiyor; farklı nüshaları karşılaştırıyor ve teknik kavramlar için yeni bir bilim dili oluşturuyordu.
Tercüme hareketi pasif kopyalamadan ibaret değildi. Metinler tasnif edildi, eleştirildi, gözlem ve hesapla sınandı; yeni eserler üretildi. Bağdat’ın saray himayesi, kâğıdın ucuzlaması, kitap pazarları ve çok dilli nüfus bu bilgi ekosistemini güçlendirdi.

Beytülhikme’de farklı dillerdeki nüshaların karşılaştırılması, astronomi araçlarıyla ölçüm yapılması ve sonuçların yeni kitaplarda düzenlenmesi aşağıdakilerden hangisini kanıtlar?
B) Abbasilerin yalnız dinî metinlerle ilgilendiğini
C) Bütün eserlerin Arapça yazılmış özgün metinler olduğunu
D) Kâğıdın kullanımının yasaklandığını
E) Bağdat’ın askerî sınır şehri olduğunu
Mu’tasım, Türk Askerleri ve Samarra
Halife Mu’tasım, Horasan ve Maveraünnehir kökenli Türk askerlerini orduda sistemli biçimde yükseltti. Arap ve İranlı güç gruplarına karşı halifeye bağlı yeni bir askerî denge kurmayı amaçladı. Bu askerler için 836’da Bağdat’ın kuzeyinde Samarra garnizon şehri kuruldu ve başkent buraya taşındı.
Samarra 892’ye kadar başkent kaldı. Türk komutanların artan gücü sınır savunmasını güçlendirirken zamanla halife seçimlerine müdahale etmelerine de yol açtı. Bu nedenle aynı askerî düzen kısa vadede merkezî otoritenin aracı, uzun vadede saray üzerindeki baskı kaynaklarından biri oldu.
B) Samarra’nın Endülüs’te bulunduğunu
C) Türklerin yalnız sivil görevlerde çalıştığını
D) Abbasilerin düzenli orduyu kaldırdığını
E) Halifenin askerî desteğe ihtiyaç duymadığını
Avasım ve Bizans Sınır Güvenliği
Abbasiler, Bizans sınırında Tarsus, Adana, Maraş, Malatya ve çevresindeki tahkimli şehirlerden oluşan Avasım kuşağını düzenledi. Avasım, saldırıyı karşılayan ve iç bölgeleri koruyan sınır kentlerini; onların önündeki uç bölgeler ise sugur alanlarını ifade ediyordu.
Bu kentlere asker ve gönüllüler yerleştirildi, kaleler ve ikmal hatları güçlendirildi. Avasım uygulaması fetihlerin sürekli ilerlediği bir dönemden karşılıklı sınır akınlarının yönetildiği daha kurumsal savunma düzenine geçişi gösterir.

B) Bütün şehirlerin aynı işleve sahip olduğunu
C) Talas’ın Akdeniz kıyısında bulunduğunu
D) Samarra’nın 750’den itibaren kesintisiz başkent olduğunu
E) Avasım’ın bir bilim dalı olduğunu
Emirü’l-Ümeralık ve Merkezî Otoritenin Zayıflaması
IX. yüzyıl ortalarından itibaren saray ordusunun siyasete müdahalesi, mali gelirlerin azalması ve eyalet valilerinin bağımsızlaşması halifenin fiilî gücünü daralttı. Askerî komutanların başına verilen emirü’l-ümera, zamanla yönetim ve hazine üzerinde halifeden daha güçlü konuma gelebilen bir makam oldu.
Halife dinî meşruiyet ve sembolik otoriteyi korurken vergi toplama, ordu sevk etme ve eyalet yönetimi yerel hanedanların eline geçti. Bu durum “Abbasi Devleti 1258’e kadar her yerde aynı güçteydi” yargısını geçersiz kılar; siyasi egemenlik yüzyıllar içinde parçalı hâle geldi.
Tolunoğulları, İhşidler, Samaniler, Büveyhiler ve Çok Merkezlilik
Mısır’da Tolunoğulları ve İhşidler, Horasan-Maveraünnehir’de Samaniler gibi hanedanlar Abbasi halifesinin adını hutbe veya sikkede anmakla birlikte fiilen bağımsız yönetimler kurdu. Kuzey Afrika’da Ağlebiler, ardından Fatımiler başka siyasal merkezler oluşturdu. Böylece İslam dünyası tek devletle özdeş olmaktan çıktı.
945’te Şii Büveyhilerin Bağdat’a girmesiyle Abbasi halifeleri onların siyasi denetimine girdi. Halifelik makamı kaldırılmadı; çünkü hutbe, unvan ve hükümdarlık onayı geniş bir meşruiyet değeri taşıyordu. Fiilî güç ile sembolik-dinî otorite aynı elde bulunmayabiliyordu.
B) Tam merkezîleşme – yerel yönetimin yokluğu
C) Feodalite – skolastik düşünce
D) Göçebelik – kentleşme yasağı
E) Mutlak eşitlik – vergi muafiyeti
Selçukluların Bağdat’a Girişi ve Siyasi-Dinî Otorite Ayrımı
Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey 1055’te Bağdat’a girerek Büveyhi hâkimiyetine son verdi. Abbasi halifesi dinî ve sembolik otoriteyi korurken Selçuklu sultanı askerî ve siyasi iktidarı üstlendi. Halifenin verdiği unvan ve menşur, sultanın hâkimiyetini meşrulaştırdı.
Bu düzen, halife ile sultanın tamamen eşit yetkili olduğu anlamına gelmez. Fiilî güç Selçuklu sarayı ve ordusundaydı; hilafet ise İslam dünyasındaki birliği ve meşruiyet dilini temsil ediyordu. Benzer otorite ayrımı daha sonra Memlük-Kahire Abbasi ilişkisinde de görüldü.
Moğol İstilası, 1258 ve Kahire Abbasi Hilafeti
Hülagü komutasındaki Moğollar 1258’de Bağdat’ı kuşatıp ele geçirdi; son Bağdat Abbasi halifesi Müsta’sım öldürüldü. Şehrin tahribi, sulama düzeni, kütüphaneler ve nüfus üzerinde ağır sonuçlar doğurdu. Böylece Bağdat merkezli Abbasi siyasi iktidarı sona erdi.
Memlük Sultanı Baybars, 1261’de Abbasi ailesinden bir kişiyi Kahire’de halife ilan ederek makamı yeniden canlandırdı. Kahire halifeleri ordu ve devleti yönetmiyor; Memlük sultanlarına meşruiyet sağlayan törensel-dinî rol üstleniyordu. Bu sembolik hilafet 1517’ye kadar devam etti.

Görselde A paneli dairesel Bağdat merkezi, B paneli garnizon ve spiral minareli Samarra, C paneli sınır kaleleri, D paneli Memlük sarayında törensel hilafet makamını göstermektedir. D panelinin diğerlerinden temel farkı nedir?
B) Abbasi Devleti’nin ilk başkenti olması
C) Bizans sınırını savunması
D) Türk askerleri için kurulması
E) Tercüme hareketini başlatması
B) Devletin beş yüzyıl boyunca hiç değişmediğini
C) Bağdat’ın 750’den önce Abbasi başkenti olduğunu
D) Büveyhilerin 1258’de Moğolları yendiğini
E) Selçukluların hilafeti kaldırdığını
İslam Medeniyetinde Eğitim, Bilim ve Düşünce
Bilginin Dinî ve Akli Boyutları
İslam medeniyetinde bilgi, yalnız dinî hükümleri öğrenmek veya yalnız doğayı incelemek biçiminde keskin iki ayrı dünya değildi. Kur’an’ı ve Hz. Muhammed’in uygulamalarını anlama ihtiyacı dil, tarih ve hukuk çalışmalarını; ibadet vakitleri, kıble, miras paylaşımı, sağlık, tarım ve seyahat ihtiyaçları matematik, astronomi, coğrafya ve tıbbı geliştirdi.
Bilimler genel olarak naklî ve aklî diye sınıflandırıldı. Naklî ilimler vahiy ve rivayet temelli bilgiyi yorumlarken aklî ilimler akıl yürütme, gözlem, hesap ve deneyden yararlanıyordu. Bu tasnif alanların birbirinden hiç etkilenmediğini değil, bilgi kaynağı ve yöntemlerinin baskın yönünü gösterir.
Suffa, Küttab, Cami, Medrese, Kütüphane ve Darüşşifa
Hz. Muhammed dönemindeki Suffa eğitim geleneğinin erken örneğiydi. Küttab çocuklara okuma yazma ve temel dinî bilgiler öğreten ilk basamak kurumlarıydı. Camiler ibadetin yanında ders halkaları, hukuk tartışmaları ve halka açık öğretim için kullanıldı.
Medreseler düzenli müfredat, hoca ve öğrenci desteğini vakıflarla sürdüren kurumlara dönüştü. Nizamiye medreseleri bu yapının önemli örnekleridir; ancak eğitim medreseyle başlamamıştır. Kütüphaneler kitap saklama ve çoğaltma, darüşşifalar tedaviyle birlikte hekim yetiştirme, gözlem ve eczacılık işlevi gördü.
B) Bütün kurumların yalnız ibadet amacı taşıdığını
C) Medreseden önce hiçbir eğitim yapılmadığını
D) Darüşşifaların askerî kışla olduğunu
E) Kütüphanelerde kitap çoğaltmanın yasak olduğunu
Kâğıt, Kitap Üretimi ve Kütüphane Kültürü
Kâğıt üretim tekniğinin Orta Asya üzerinden İslam coğrafyasına yayılması, papirüs ve parşömene göre daha bol ve ucuz bir yazı malzemesi sağladı. Semerkant, Bağdat, Şam, Kahire ve Endülüs’te kâğıt atölyeleri gelişti. Kâtip, müstensih, müzehhip, ciltçi ve kitap tüccarları bir kitap ekonomisi oluşturdu.
El yazması eserler elle çoğaltıldığı için modern baskı hızına ulaşılamıyordu; yine de büyük özel ve saray kütüphaneleri kurulabildi. Kitap pazarları bilginlerin metin bulmasını, eleştirmesini ve farklı merkezlere taşımasını kolaylaştırdı. Kâğıt, bilimsel gelişmenin tek nedeni değil; bilgi dolaşımının maliyetini düşüren altyapı unsuruydu.
Tercüme, Tasnif, Eleştiri ve Özgün Üretim
Çeviri sürecinde Grek, İran ve Hint birikimi Arapçaya aktarıldı; fakat sonraki aşamada bilgiler konu başlıklarına ayrıldı, çelişkili nüshalar karşılaştırıldı ve hesaplar yeniden yapıldı. Harezmi’nin cebiri, İbnü’l-Heysem’in optiği ve Biruni’nin ölçümleri bu çevrenin yalnız koruyucu değil üretici olduğunu gösterir.
Bilginler önceki otoriteleri bütünüyle reddetmedi; onların eserlerini başlangıç noktası alıp hata ve eksikleri tartıştı. Bilimsel gelenek, çeviri–tasnif–eleştiri–gözlem/deney–yeni eser döngüsüyle ilerledi.

Görselde farklı dillerdeki metinlerin çevrilmesi, konularına göre düzenlenmesi, araçlarla sınanması ve yeni eserlerin başka merkezlere taşınması gösterilmiştir. Buna göre İslam dünyasındaki tercüme hareketi için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
B) Önceki birikimi eleştirel işlemden geçirebildiği
C) Gözlem ve ölçümle yeni sonuçlar ürettiği
D) Yalnız sözcükleri değiştirip içeriği hiç tartışmadığı
E) Farklı coğrafyalara yeniden aktarım sağladığı
Naklî İlimler: Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam ve Tasavvuf
Tefsir Kur’an ayetlerini dil, bağlam ve rivayetlerle açıklar. Hadis, Hz. Muhammed’in söz, davranış ve onaylarını senet ve metin incelemesiyle toplar. Fıkıh, ibadet ve toplumsal ilişkilerde dinî-hukuki hükümler çıkarır; farklı yöntemler Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezheplerini oluşturdu.
Kelam inanç esaslarını akli delillerle açıklayıp itirazları tartışır. Tasavvuf ahlak, nefis terbiyesi ve manevi tecrübeyi öne çıkarır. Bu alanlar aynı soruya aynı yöntemle cevap vermez: hadis rivayet doğruluğunu, fıkıh hükmü, kelam inanç savunusunu, tasavvuf ahlaki-manevi dönüşümü merkeze alır.
B) Kelam – astronomi
C) Tasavvuf – coğrafya
D) Tefsir – kimya
E) Felsefe – hadis
Aklî İlimler: Matematik, Tıp, Astronomi, Coğrafya ve Fizik
Matematik miras paylaşımı, ticaret, arazi ölçümü ve astronomik hesaplarda; astronomi takvim, kıble ve seyir ihtiyaçlarında kullanıldı. Coğrafyacılar yol kitapları, bölge tasvirleri ve haritalar hazırladı. Tıpta hastalıkların gözlenmesi, ilaçların sınıflandırılması, hastane ve eczane uygulamaları öne çıktı.
Fizik çalışmalarında optik, hareket, denge ve makineler incelendi. Kimya-simya geleneğinde damıtma, kristallendirme ve maddelerin deneysel işlenmesi gelişti. Modern disiplin sınırları o döneme aynen taşınamaz; birçok bilgin matematik, astronomi, tıp ve felsefeyi birlikte çalışıyordu.
B) Aklî ilimlerin yalnız eğlence amacı taşıdığını
C) Bütün bilimlerin tek kişi tarafından kurulduğunu
D) Deney ve hesap yöntemlerinin kullanılmadığını
E) Naklî ilimlerin matematiği yasakladığını
Bilim Merkezleri ve Bilgin Dolaşımı
Bağdat saray, kütüphane ve çeviri faaliyetlerinin; Şam tıp ve gözlem geleneğinin; Kahire darüşşifa ve medreselerin; Kurtuba ile Tuleytula Endülüs bilim ve çeviri ağlarının önemli merkezleriydi. Semerkant ve Buhara kâğıt, matematik, astronomi ve hadis çevreleriyle; Rey ve İsfahan hekimlik, felsefe ve gözlemevleriyle öne çıktı.
Bilginler tek bir şehirde doğup aynı yerde çalışmak zorunda değildi. Hac, eğitim yolculukları, saray himayesi, ticaret ve kitap pazarları insanları ve metinleri merkezler arasında taşıdı. Bu dolaşım, İslam medeniyetinin başarılarını yalnız Bağdat’a veya yalnız bir millete bağlamanın neden eksik olduğunu açıklar.
Tarih, Coğrafya ve Astronomi Çevreleri
Taberi dünya tarihi ve tefsiri rivayetleri düzenleyerek geniş kronikler oluşturdu; Mesudi tarih bilgisini seyahat ve coğrafi gözlemlerle birleştirdi. İdrisi, Sicilya’daki Norman sarayında çalışarak Akdeniz, Avrupa, Afrika ve Asya bilgisini harita ve bölge tasvirlerinde topladı. Bu eserler siyasi tarih ile yol, iklim, ticaret ve toplum bilgisini birlikte ele aldı.
Fergani astronomi özetleriyle, Battani Güneş yılı ve trigonometrik hesaplarıyla, Kindi matematik, optik, müzik ve felsefe çalışmalarıyla tanındı. Gök cetvelleri yalnız teorik merak değil; takvim, namaz vakti, kıble, denizcilik ve coğrafi konum belirleme ihtiyaçlarına da cevap veriyordu.
Başlıca Bilginler ve Eserleri
Harezmi ve Matematik
Muhammed el-Harezmi, Beytülhikme çevresinde matematik, astronomi ve coğrafya çalıştı. el-Kitâbü’l-Muhtasar fî Hisâbi’l-Cebr ve’l-Mukabele adlı eseri cebirsel işlemleri sistemleştirdi. “Cebir” adı eserin başlığından, “algoritma” terimi Harezmi’nin Latinceleştirilmiş adından türedi.
Harezmi’nin önemi sıfırı tek başına icat etmesi değildir. Hint sayı sistemi ve basamak değerini açıklayıp hesap yöntemlerini yaygınlaştırması, denklem çözümünü günlük miras, ticaret ve ölçüm sorunlarıyla ilişkilendirmesidir.
Cabir bin Hayyan ile Razi
Cabir bin Hayyan’a atfedilen eserler madde, mineraller ve laboratuvar işlemleri üzerinde durur; damıtma, süblimleştirme ve kristallendirme gibi tekniklerin gelişiminde etkili oldu. Eserler geniş bir külliyat oluşturduğundan hepsinin tek bir kişi tarafından yazıldığı konusunda tarihsel tartışmalar vardır.
Ebû Bekir er-Razi hekimlik ve kimya alanında çalıştı; klinik gözlemi öne çıkardı, çiçek ile kızamığı ayırt eden tasvirler yaptı ve el-Hâvî adlı geniş tıp derlemesini hazırladı. Cabir’in laboratuvar işlemleriyle Razi’nin klinik sınıflandırması deneysel yaklaşımın iki farklı yönüdür.
Farabi
Farabi mantık, felsefe, siyaset ve müzik üzerinde çalıştı; Aristoteles’ten sonra “Muallim-i Sânî”, yani ikinci öğretmen diye anıldı. el-Medînetü’l-Fâzıla‘da erdemli toplum ve yönetimi, İhsâü’l-Ulûm‘da bilimlerin sınıflandırılmasını ele aldı.
Farabi dini ve felsefeyi yalnız çatışan alanlar olarak görmedi; hakikatin farklı ifade biçimleri üzerine düşündü. Müzik kuramında ses aralıklarını matematiksel ilişkilerle açıklaması, dönem bilginlerinin disiplinler arası çalışma özelliğine örnektir.
B) Yalnız tıp alanında eser verdiğini
C) Gözlem ve mantığı reddettiğini
D) Endülüs Emevi Devleti’ni kurduğunu
E) Cebir terimini ilk kez kullandığını
İbn Sina
İbn Sina tıp, felsefe, mantık ve doğa bilimlerinde eser verdi. el-Kânûn fi’t-Tıbb hastalıklar, ilaçlar, anatomi ve tedavi bilgisini sistemli biçimde düzenledi; Latince çevirisi Avrupa üniversitelerinde yüzyıllarca kullanıldı. eş-Şifâ adı tıp kitabı izlenimi verse de mantık, fizik, matematik ve metafiziği kapsayan felsefe-bilim ansiklopedisidir.
İbn Sina önceki hekimlerin mirasını derleyip karşılaştırdı; klinik belirti, ilaç etkisi ve hastalık sınıflandırmasına önem verdi. Onu yalnız “Avicenna” adıyla Batı tıbbına etkisi üzerinden değil, İslam dünyasındaki felsefe ve tıp tartışmalarının kurucu ismi olarak değerlendirmek gerekir.
Biruni
Biruni astronomi, matematik, coğrafya, jeodezi ve kültür tarihi çalıştı. Dağ yüksekliği ve ufuk açısı ölçümlerinden Dünya’nın yarıçapını yaklaşık hesapladı; enlem-boylam belirleme yöntemleri geliştirdi. Tahkîku mâ li’l-Hind‘de Hint dinleri, bilimleri ve toplumunu karşılaştırmalı biçimde inceledi.
Biruni’nin yöntemi, başka bir toplumu yalnız söylentilerle değil dilini, metinlerini ve uygulamalarını araştırarak anlamaya dayanır. Bu yönü onu hem ölçüme dayalı doğa bilimlerinde hem karşılaştırmalı kültür araştırmalarında önemli kılar.
B) Otorite sözünü sorgulamadan kabul etme
C) Bütün kültürleri aynı sayma
D) Yalnız rivayet zinciri inceleme
E) Deneyi bütünüyle reddetme
İbnü’l-Heysem
İbnü’l-Heysem optik alanında ışığın nesneden göze geldiğini savundu; gözden ışın çıktığı yönündeki eski görüşleri deneysel düzeneklerle eleştirdi. Kitâbü’l-Menâzır‘da yansıma, kırılma, görme ve kamera obscura ilkesini inceledi.
Karanlık odada küçük delikten geçen ışığın karşı yüzeyde ters görüntü oluşturması, ışığın doğrusal yayılımına kanıt sağladı. Kontrollü düzenek, gözlem ve geometrik açıklamayı birleştirmesi bilim tarihinde yöntem açısından önemlidir.
Gazali
Gazali fıkıh, kelam, ahlak ve tasavvuf alanlarında çalıştı; Bağdat Nizamiye Medresesi’nde ders verdi. İhyâü Ulûmi’d-Dîn‘de dinî bilgiyle ahlaki-manevi hayatı birleştirmeye çalıştı. Tehâfütü’l-Felâsife‘de Farabi ve İbn Sina geleneğinin bazı metafizik görüşlerini eleştirdi.
Gazali’nin eleştirisi “bütün akli bilimleri yasakladı” biçiminde okunmamalıdır. Mantığı kullandı; matematik ve tıp gibi alanları metafizik iddialardan ayırdı. Tartışması, aklın sınırları ve vahiy-akıl ilişkisi üzerinedir.
İbn Rüşd
Kurtuba doğumlu İbn Rüşd hukukçu, hekim ve filozoftu. Aristoteles üzerine ayrıntılı şerhler yazdığı için Latin dünyasında “Yorumcu” diye tanındı. Tehâfütü’t-Tehâfüt‘te Gazali’nin filozoflara yönelttiği eleştirilere cevap verdi.
İbn Rüşd akıl yürütmeyle vahyin doğru yorumunun çelişmeyeceğini savundu. Eserlerinin Latince ve İbranice çevirileri Avrupa skolastik düşüncesindeki Aristoteles tartışmalarını etkiledi. Gazali–İbn Rüşd tartışması, İslam düşüncesinin tek görüşten oluşmadığını gösterir.
B) Felsefenin hiçbir zaman okunmadığına
C) İki düşünürün aynı eseri birlikte yazdığına
D) Bütün bilginlerin aynı görüşü savunduğuna
E) Tartışmanın yalnız askerî konularda olduğuna
Cezeri ve Mekanik
El-Cezeri, Artuklu sarayında çalışan mühendis ve mucitti. 1206’da tamamladığı Kitâb fî Ma’rifeti’l-Hiyeli’l-Hendesiyye‘de su saatleri, pompalar, otomatik hizmet düzenekleri, dişliler ve krank-biyel benzeri mekanizmaları ayrıntılı çizimlerle anlattı.
Cezeri’nin düzenekleri yalnız eğlence aracı değildi; suyun yükseltilmesi, zaman ölçümü ve hareket aktarımı gibi mühendislik sorunlarına çözüm üretirdi. Çizimle yapım sırasını birleştirmesi, teknik bilginin yeniden üretilebilir biçimde kayda geçirilmesine örnektir.

Görselde A paneli basamaklı hesap ve denklem düzeni, B paneli karanlık odadaki ışık deneyi, C paneli klinik gözlem ve damıtma araçları, D paneli dişli-su çarkı düzeneği göstermektedir. Bu paneller hangi sırayla Harezmi, İbnü’l-Heysem, Razi ve Cezeri’yle ilişkilidir?
B) B – A – D – C
C) C – D – A – B
D) D – C – B – A
E) A – C – B – D
İslam Sanatı ve Mimari
Sanatın Temel Özellikleri ve Yerel Geleneklerle Sentez
İslam sanatı tek bir coğrafyanın değişmez üslubu değildir. Suriye’de Bizans, İran ve Irak’ta Sasani, Orta Asya’da Türk, Endülüs’te Roma-Vizigot ve Mağrip gelenekleri İslamî ihtiyaçlarla yeniden yorumlandı. Cami, medrese, türbe, saray, kervansaray ve darüşşifa farklı işlevlere uygun planlar geliştirdi.
Dinî yapılarda insan ve hayvan tasvirine temkinli yaklaşılması hat, geometrik desen ve bitkisel arabeski güçlendirdi; fakat İslam dünyasında figürlü sanatın hiç bulunmadığı söylenemez. Saray duvar resimleri ve bilim-edebiyat yazmalarındaki minyatürler bunun istisna değil, farklı kullanım alanı olduğunu gösterir.
Emevi Mimarisi: Kubbetü’s-Sahre ve Emeviyye Camii
Abdülmelik’in Kudüs’te 691–692’de tamamlattığı Kubbetü’s-Sahre, sekizgen planı, merkezî kubbesi, mozaikleri ve kitabeleriyle erken İslam mimarisinin simgesidir. Cami planından çok kutsal kayanın çevresinde dolaşıma göre düzenlenmiş anıtsal yapıdır.
Şam Emeviyye Camii, Velid döneminde Roma tapınağı ve bazilika geçmişi bulunan alanda inşa edildi. Avlu, geniş harim, mozaik ve minare düzeni sonraki camileri etkiledi. Her iki eser, Emevilerin siyasi meşruiyeti mimari anıtlarla görünür kıldığını gösterir.
Abbasi Mimarisi: Samarra ve Süsleme Üslubu
Samarra’nın geniş sarayları ve Ulu Camii, Abbasi başkentinin ölçeğini yansıtır. Malviye denilen spiral minare, yapının en ayırt edici unsurudur. Tuğla mimarisi, alçı kabartma ve soyut bitkisel-geometrik bezemeler Samarra üslubunu oluşturdu.
Samarra bezemesinde motiflerin tekrarı ve yüzeyin bütünüyle örülmesi, farklı bölgelere yayılan dekoratif bir dil oluşturdu. Bu eserler, Abbasi sanatının yalnız Bağdat’ta gelişmediğini; geçici başkent Samarra’nın da üslup merkezi olduğunu gösterir.
Endülüs Mimarisi: Kurtuba Ulu Camii ve Elhamra Ayrımı
Kurtuba Ulu Camii’nin at nalı kemerleri, kırmızı-beyaz çift katlı kemer sistemi ve genişleyen sütun ormanı Endülüs Emevi döneminin ürünüdür. Yapı farklı hükümdarlarca aşamalı genişletildi. Endülüs’ün Emevi-Kurtuba siyasal merkezini simgeler.
Elhamra ise çok daha geç, Gırnata’daki Nasri saray kompleksidir. İnce alçı bezeme, mukarnas, su kanalları, avlular ve bahçe düzeni öne çıkar. İki yapıyı “aynı Emevi döneminin eseri” saymak kronolojik hatadır.

Görselde A sekizgen ve altın kubbeli yapı, B spiral minareli tuğla kompleks, C su kanallı ince alçı bezemeli saray avlusudur. Bunlar hangi sırayla eşleştirilir?
B) Elhamra – Kubbetü’s-Sahre – Samarra
C) Samarra – Kurtuba – Kubbetü’s-Sahre
D) Emeviyye Camii – Elhamra – Kurtuba
E) Kurtuba – Samarra – Emeviyye Camii
Hat, Tezhip, Minyatür, Çini, Ebru, Cilt, Ahşap ve Dokuma
Hat güzel yazı; tezhip el yazmalarını altın ve renkli bezemeyle süsleme; minyatür yazma eserlerde anlatıyı küçük ölçekli resimlerle canlandırma sanatıdır. Cilt kitabı koruyan ve süsleyen kapak işçiliğidir; ebru su yüzeyindeki boyayla kâğıt desenleme tekniğidir.
Çini mimari yüzeyleri sırlı seramikle, ahşap işçiliği kapı-minber-tavanları oyma ve kündekâriyle, halı-kilim dokumacılığı mekânı desen ve renk düzeniyle zenginleştirdi. Sanatlar birbirinden kopuk değildi: bir camide hat, çini, ahşap ve taş işçiliği aynı estetik bütünün parçalarıydı.
B) Çini – ebru – hat – kündekâri
C) Tezhip – hat – cilt – minyatür
D) Minyatür – çini – ebru – hat
E) Cilt – tezhip – çini – dokuma
Önceki Konu: İslamiyet’in Doğuşu, Hz. Muhammed ve Dört Halife Dönemi
Sonraki Konu: Türklerin İslamiyet’i Kabulü ve İlk Türk-İslam Devletleri
