AYT duyu organları konu anlatımı kapsamında reseptörlerin çalışma ilkeleri; deri, göz, kulak, burun ve dilin yapısı; görme, işitme, denge, koku ve tat yolları ayrıntılı olarak işlenecektir.
AYT biyoloji konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
Duyu, Reseptör ve Algının Temeli
→
→
→
Uyarı, Duyu ve Algı
Uyarı, bir reseptörün yanıt verebildiği iç ya da dış ortam değişimidir. Işık, ses titreşimi, basınç, sıcaklık değişimi ve çözünmüş kimyasal maddeler farklı uyarı türleridir. Duyu, reseptörün uyarılmasıyla başlayan sinirsel bilgi akışıdır; algı ise bu bilginin beyin kabuğu ve ilişkili merkezlerde seçilip düzenlenerek anlamlandırılmasıdır.
Reseptörde impuls oluşması tek başına bilinçli algıyı garanti etmez. İletim yolunun kesilmesi, talamik veya kortikal bir merkezin hasarı ya da dikkatin başka bir uyarana yönelmesi algıyı değiştirebilir. Bu nedenle “göz görür, kulak işitir” ifadesi günlük dilde kullanışlı olsa da biyolojik olarak duyu organı uyarıyı toplar; görme ve işitme algısı merkezi sinir sisteminde oluşur.
Reseptörde Duyusal Dönüşüm ve Eşik
Reseptörler, uygun uyarının enerjisini zar potansiyeli değişimine çevirir. Bu olaya duyusal dönüşüm denir. Değişim yeterli büyüklüğe ulaşırsa duyu nöronunda aksiyon potansiyelleri oluşur. Aksiyon potansiyelinin büyüklüğü artmaz; daha şiddetli uyarı çoğunlukla birim zamandaki impuls sayısını ve etkinleşen reseptör sayısını artırır.
Eşik şiddeti, belirli koşullarda yanıt oluşturabilen en düşük uyarı düzeyidir. Uyarı eşik altında kaldığında tek bir reseptörde impuls oluşmayabilir. Eşik; reseptörün türüne, dokudaki yoğunluğuna, önceki uyarılma durumuna ve merkezi sinir sisteminin değerlendirmesine göre değişebilir.
B) İmpuls iletim hızı yalnız uyarı şiddeti nedeniyle artar.
C) Aksiyon potansiyelleri eşik altına iner.
D) Birim zamandaki impuls sayısı ve etkinleşen reseptör sayısı artabilir.
E) Uyarının türü kendiliğinden değişir.
Reseptörlerin Uyarı Türüne Göre Sınıflandırılması
Fotoreseptörler ışığa; mekanoreseptörler dokunma, basınç, gerilme, titreşim ve sıvı hareketine; termoreseptörler sıcaklık değişimine; kemoreseptörler çözünmüş veya uçucu kimyasallara yanıt verir. Nosiseptörler ise doku hasarı veya hasar tehdidi oluşturan mekanik, ısıl ve kimyasal etkilerle etkinleşerek ağrı duyusunu başlatır.
Bir reseptör sınıfı yalnız tek organda bulunmaz. Mekanoreseptörler deride basıncı, iç kulakta ses ve dengeyle ilişkili hareketi; kemoreseptörler burun ve dilin yanında kandaki gaz ya da pH değişimlerini algılayabilir. Sınıflandırma reseptörün bulunduğu organdan çok dönüştürdüğü uyarının niteliğine dayanır.

B) Tat tomurcuğundaki reseptör – ses titreşimi
C) Korti organındaki tüy hücresi – mekanik hareket
D) Burun epitelindeki koku reseptörü – kimyasal madde
E) Derideki serbest sinir ucu – doku hasarı tehdidi
İç ve Dış Reseptörler; Duyusal Adaptasyon
Dış çevreden gelen ışık, ses, koku, tat, sıcaklık ve dokunma uyarılarını alan reseptörler dış reseptör; kan basıncı, kanın kimyasal bileşimi ve iç organların gerilmesi gibi değişimleri izleyenler iç reseptör olarak adlandırılır. Kas, tendon ve eklem konumunu bildiren proprioseptörler vücudun duruş ve hareket bilgisini sağlar.
Sabit bir uyarı sürdüğünde bazı reseptörlerin impuls sıklığının azalmasına duyusal adaptasyon denir. Hızlı adapte olan reseptörler değişimin başladığı ve bittiği anı; yavaş adapte olanlar uyarının sürmesini daha iyi bildirir. Ağrı reseptörlerinde adaptasyonun sınırlı olması koruyucudur. Adaptasyon, uyaranın fiziksel olarak yok olması değil, reseptör ve sinir ağının yanıtının değişmesidir.

Grafiğe göre K ve L reseptörleriyle ilgili,
I. K, uyarının başlangıcındaki değişimi bildirmeye daha uygundur.
II. L, uyarı sürerken impuls oluşturmaya devam eder.
III. Adaptasyon sırasında uyarı şiddeti zorunlu olarak azalmıştır.
yargılarından hangileri doğrudur?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Deri: Yapı, Reseptörler ve Homeostazi
Epidermis
Epidermis, çok katlı yassı epitelden oluşan, kan damarı taşımayan dış tabakadır. Besin ve oksijeni alttaki dermisten difüzyonla alır. En dıştaki keratinleşmiş ölü hücreler su kaybını ve mekanik etkileri azaltan bir bariyer oluşturur; tabandaki canlı hücreler bölünerek üst tabakaları yeniler.
Melanositlerin ürettiği melanin, ultraviyole ışınların DNA üzerindeki zararlı etkisini azaltmaya yardımcı olur. Saç ve tırnak epidermis kökenli yapılardır. Epidermiste damar bulunmaması, yüzeysel bir çizikte kanama görülmeyebilmesini; daha derin kesilerde dermis damarlarının zedelenmesi kanamayı açıklar.
Dermis ve Deri Altı Doku Ayrımı
Dermis, bağ dokudan oluşur; kan damarları, duyu sinir uçları, ter ve yağ bezleri, kıl kökleri, düz kaslar ile kolajen ve elastik lifler içerir. Epidermisi besler, deriye dayanıklılık ve esneklik kazandırır. Reseptörlerin çoğu dermiste veya epidermis–dermis sınırında yer alır.
Deri altı doku (hipodermis), derinin altında bulunan, yağ dokusunca zengin tabakadır. Isı yalıtımına, enerji depolanmasına ve mekanik darbelerin sönümlenmesine katkı sağlar; ancak anatomik olarak deri proper’ın iki tabakası epidermis ve dermistir.
B) Dermis – epidermis – deri altı doku
C) Epidermis – deri altı doku – dermis
D) Damar tabaka – ağ tabaka – sert tabaka
E) Dermis – deri altı doku – epidermis
Derideki Duyu Reseptörleri
Deride serbest sinir uçları ile kapsüllü mekanoreseptörler bulunur. Yüzeye yakın reseptörler hafif dokunma ve düşük frekanslı değişimlere; daha derindeki bazı reseptörler güçlü basınç ve titreşime daha duyarlıdır. Termoreseptörler sıcaklık değişimlerini, nosiseptörler zarar verici etkileri bildirir.
AYT düzeyinde Meissner, Pacini, Merkel, Ruffini ve serbest sinir uçları gibi adlar görülebilir; ancak bunları tek bir duyunun değişmez düğmeleri gibi düşünmemek gerekir. Algı; reseptör tipi, yoğunluğu, reseptif alan büyüklüğü, adaptasyon hızı ve merkezi işleme birlikte değerlendirilerek oluşur.

Reseptif alan, tek bir duyu nöronunun yanıt alanına dâhil olan bölgedir. İki nokta eşiği, iki ayrı temasın iki ayrı nokta olarak algılanabildiği en küçük uzaklıktır. Küçük eşik; daha küçük reseptif alan ve daha yoğun reseptör dağılımıyla ilişkilendirilebilir.

Her iki uygulamada kişi iki ayrı temas noktası algılamıştır. P’deki 3 mm ve R’deki 12 mm değerleri, iki nokta ayrımının sağlandığı en küçük mesafeler olduğuna göre,
I. P bölgesinde dokunma reseptörü yoğunluğu daha fazla olabilir.
II. P bölgesindeki reseptif alanlar daha küçük olabilir.
III. R bölgesi dokunma duyusundan tamamen yoksundur.
yargılarından hangileri doğrudur?
B) Yalnız II
C) I ve III
D) II ve III
E) I ve II
Ter, Yağ Bezleri ve Kıl Folikülü
Ter bezleri su, iyon ve az miktarda metabolik atık içeren salgıyı yüzeye verir. Terin buharlaşması deriden ısı uzaklaştırır. Yağ bezleri çoğunlukla kıl foliküllerine açılır; sebum deri ve kılı yağlayarak esnekliği ve su kaybına karşı bariyeri destekler.
Kıl kökü çevresindeki düz kaslar soğukta veya sempatik uyarıda kasılarak kılların dikleşmesine yol açabilir. İnsanda ısı yalıtımına katkısı sınırlıdır. Kıl folikülü çevresindeki sinir uçları kılın hareketine duyarlıdır.
Derinin Koruma ve Isı Düzenleme Görevleri
Deri; fiziksel darbeye, mikroorganizmalara, kimyasal etkilere ve aşırı su kaybına karşı bariyerdir. D vitamini sentezinin başlangıç basamaklarına, duyulara, az miktarda boşaltıma ve bağışıklık savunmasına katkı sağlar.
Sıcak ortamda dermis damarlarının genişlemesi yüzeye kan akımını, terleme ise buharlaşmayla ısı kaybını artırır. Soğukta yüzey damarlarının daralması ısı kaybını azaltır. Çok nemli ortamda ter üretimi sürse bile buharlaşma yavaşlayabileceğinden soğutma etkinliği düşebilir.
B) Yağ bezleri ter bezlerini tamamen durdurur.
C) Terleme yalnız soğukta gerçekleşir.
D) Dermiste hiç kan damarı bulunmaz.
E) Nem, terin buharlaşmasını azaltarak ısı kaybını sınırlar.
Gözün Koruyucu Yapıları ve Optik Düzeni
Kaş, Kirpik, Göz Kapağı, Gözyaşı ve Göz Kasları
Kaşlar terin göze akışını, kirpikler ve göz kapakları yabancı maddelerin girişini azaltır. Göz kırpma, gözyaşını kornea üzerine yayar. Gözyaşı yüzeyi nemlendirir, optik düzgünlüğe katkı verir ve lizozim gibi savunma bileşenleri içerir. Gözyaşı kanalları sıvının burun boşluğuna taşınmasına yardım eder.
Göz yuvarlağını hareket ettiren dış göz kasları iki gözün aynı hedefe yönelmesini sağlar. Kasların eş güdümü bozulduğunda şaşılık görülebilir. Koruyucu yapılar görüntüyü doğrudan algılamaz; ışığın korneaya temiz ve düzenli bir yüzeyden girmesine katkı verir.
Sert Tabaka ve Kornea
Sert tabaka (sklera), gözün dıştaki dayanıklı bağ dokusu tabakasıdır; gözün biçimini korur ve kasların tutunmasını sağlar. Ön tarafta saydamlaşarak korneayı oluşturur. Kornea, havadan göze giren ışığın kırılmasında en büyük paya sahip saydam yüzeydir.
Kornea damarsızdır; saydamlığını korurken besinini gözyaşı ve ön kamaradaki saydam sıvıdan alır. Korneanın düzensiz eğriliği ışığın farklı düzlemlerde farklı kırılmasına, yani astigmatizme yol açabilir.
Damar Tabaka, İris ve Göz Bebeği
Damar tabaka (koroid), gözü besleyen damarları ve ışığın göz içinde dağılmasını azaltan pigmentleri içerir. Önde kirpiksi cisim ile irisi oluşturur. İristeki düz kaslar ortadaki açıklık olan göz bebeğinin (pupil) çapını değiştirir.
Parlak ışıkta pupil daralır, loş ışıkta genişler. Pupil anatomik bir doku değil, irisin ortasındaki açıklıktır. Pupil çapı göze giren ışık miktarını ayarlar; ışığı kırıp retinaya odaklayan ana yapılar kornea ve mercektir.
B) Damar tabaka – sert tabaka – retina
C) Sert tabaka – retina – damar tabaka
D) Sert tabaka – damar tabaka – retina
E) Kornea – iris – göz merceği
Göz Merceği, Odacıklar ve Sıvılar
İrisin arkasındaki göz merceği, saydam ve esnek yapısıyla ışığın ince ayarını yapar. Asıcı bağlarla kirpiksi cisme bağlanır. Kornea ile iris arasındaki ön kamara ve iris ile mercek arasındaki arka kamara saydam sıvıyla; merceğin arkasındaki büyük boşluk camsı cisimle doludur.
Saydam sıvının üretim–drenaj dengesi göz içi basıncını etkiler. Drenajın bozulması basıncı yükseltebilir ve optik sinire zarar veren glokoma katkı sağlayabilir. Glokom, yalnız basınç sayısı değil, ilerleyici optik sinir hasarıyla tanımlanan bir hastalık grubudur.

Göz Uyumu, Retina ve Görme Yolu
Yakına ve Uzağa Bakışta Göz Uyumu
Göz uyumu (akomodasyon), farklı uzaklıktaki cisimlerin görüntüsünü retinaya düşürmek için mercek eğriliğinin değiştirilmesidir. Yakına bakışta kirpiksi kas kasılır, kirpiksi cismin oluşturduğu halka daralır, asıcı bağların gerilimi azalır ve mercek kalınlaşır. Merceğin kırma gücü artar.
Uzağa bakışta kirpiksi kas gevşer, asıcı bağların gerilimi artar ve mercek incelir; kırma gücü azalır. Yakın yanıtta pupil daralması ve iki gözün hedefe dönmesi de görülebilir, ancak mercek biçimini doğrudan değiştiren temel zincir kirpiksi kas–asıcı bağ–mercek ilişkisidir.

Çubuk ve Koni Reseptörleri
Çubuk hücreleri düşük ışıkta çok duyarlıdır; renk ayrımı yapmaz, çevresel retinada daha yoğundur ve ayrıntı keskinliği düşüktür. Rodopsin pigmenti A vitamini türevi retinal içerir. Koni hücreleri parlak ışıkta çalışır, renkli ve ayrıntılı görmeyi sağlar; sarı beneğin merkezinde yoğundur.
Üç tip koninin farklı dalga boylarına duyarlılıkları renk algısının temelini oluşturur. Kalıtsal renk görme bozuklukları çoğunlukla belirli koni pigmentlerindeki değişimle; gece körlüğü ise rodopsin sistemi ve A vitamini yetersizliğiyle ilişkilendirilebilir.
Sarı Benek, Kör Nokta ve Karanlığa Uyum
Sarı benek (makula), görme eksenine yakın, ayrıntılı görmenin yüksek olduğu retina bölgesidir; merkezindeki çukurda koni yoğunluğu çok yüksektir. Kör nokta, görme sinirinin gözden çıktığı ve damarların geçtiği bölgedir; fotoreseptör içermez.
Karanlığa geçildiğinde pupil hızlıca genişler, fakat yüksek duyarlılığa ulaşmak zaman alır. Çubuk pigmentlerinin yenilenmesiyle karanlığa uyum gelişir. Parlak ışığa dönüldüğünde çubukların duyarlılığı azalır ve koni ağırlıklı görme baskınlaşır.
B) Korneanın saydamlığını kaybetmesi
C) Pupil çapının artması ve çubuk duyarlılığının zamanla yükselmesi
D) Merceğin kalıcı olarak opaklaşması
E) Kör noktada yeni fotoreseptör oluşması
B) K ve L düşük ışıkta renkli görmeyi sağlar.
C) L’de görme keskinliği en yüksektir.
D) M yalnız parlak ışıkta çalışır.
E) K sarı benek merkezi, L kör nokta; M çevresel retina olabilir.
Retinada Görüntü ve Optik Kiyazma
Kornea ve mercek ışığı kırarak retinada gerçek, küçük ve ters bir görüntü oluşturur. Fotoreseptörler ışığı elektriksel değişime dönüştürür; retina ara nöronları üzerinden gangliyon hücrelerine aktarılan bilgi, gangliyon aksonlarının oluşturduğu görme siniriyle beyne taşınır.
İki görme siniri beynin tabanındaki optik kiyazmada buluşur. Nazal retina lifleri çaprazlaşır, temporal retina lifleri aynı tarafta kalır. Böylece sol görme alanına ait bilgi iki gözden beynin sağ yarısına, sağ görme alanına ait bilgi sol yarısına yönelir. Optik kiyazma beyin kabuğunun içinde değil, beynin tabanındadır.
Görme Yolunun Basamakları
Işık sırasıyla kornea, saydam sıvı, pupil, mercek ve camsı cisimden geçerek retinaya ulaşır. Retina gangliyon hücrelerinin aksonları görme sinirini oluşturur; kısmi çaprazlaşmadan sonra optik traktuslar talamustaki görme rölesine, oradan oksipital lobdaki birincil görme korteksine uzanır.
Görme korteksi retinadaki ters görüntüyü mekanik olarak “çeviren” tek bir düğme değildir. Beyin; iki gözden gelen kenar, hareket, renk, derinlik ve konum bilgilerini deneyim ve diğer duyularla bütünleştirerek tutarlı algı oluşturur.

X ile gösterilen sağ optik traktus tamamen kesilirse en doğrudan hangi kayıp beklenir?
B) Yalnız sol gözün bütün görmesi kaybolur.
C) Her iki gözün sağ görme alanı kaybolur.
D) Her iki gözün sol görme alanına ait bilgi sağ kortekse ulaşamaz.
E) Pupil refleksi dışında hiçbir görme kaybı oluşmaz.
Göz Kusurları ve Görme Bozuklukları
Miyopi, Hipermetropi ve Astigmatizm
Miyopide göz küresi görece uzun veya kırma gücü fazla olduğundan uzak cisim ışınları retinanın önünde odaklanma eğilimindedir; kalın kenarlı (ıraksak) mercekle düzeltilir. Hipermetropide göz küresi görece kısa veya kırma gücü yetersiz olduğundan özellikle yakın ışınlar retinanın arkasında odaklanma eğilimindedir; ince kenarlı (yakınsak) mercek kullanılır.
Astigmatizm, çoğunlukla kornea veya merceğin farklı düzlemlerde farklı eğrilikte olması nedeniyle ışığın tek odakta toplanamamasıdır. Silindirik/torik merceklerle düzeltilir. Bu üç bozuklukta retina veya görme sinirinin çalışması zorunlu olarak bozulmuş değildir; temel sorun ışığın uygun odakta toplanmasıdır.

B) K için kalın kenarlı, L için ince kenarlı
C) K için ince kenarlı, L için kalın kenarlı
D) K için düz cam, L için kalın kenarlı
E) İkisi için de kalın kenarlı
Presbiyopi, Katarakt, Glokom ve Şaşılık
Presbiyopi, yaşla mercek esnekliği ve yakın uyum kapasitesinin azalmasıdır; yakın nokta uzaklaşır. Katarakt, merceğin saydamlığını kaybedip opaklaşmasıdır. Bunlar aynı durum değildir: presbiyopide öncelikle biçim değiştirme, kataraktta ışık geçirgenliği bozulur.
Glokom, optik sinirde ilerleyici hasarla seyreden, çoğu zaman yüksek göz içi basıncıyla ilişkili hastalık grubudur. Şaşılıkta iki gözün yönelimi eş güdümlü değildir; çocuklukta tedavi edilmezse bir gözün kortikal kullanımının baskılanmasına bağlı tembellik gelişebilir.
B) Glokom – yalnız kornea eğriliğinin bozulması
C) Presbiyopi – yakın uyum kapasitesinin yaşla azalması
D) Şaşılık – göz kaslarının eş güdümünün bozulabilmesi
E) Astigmatizm – farklı düzlemlerde düzensiz kırılma
Renk Körlüğü ve Gece Körlüğü
Kalıtsal renk görme bozukluğu, bir veya daha fazla koni pigmentinin eksik ya da farklı olmasıyla belirli renklerin ayırt edilmesinin güçleşmesidir. Tam renk körlüğü daha nadirdir. Kırmızı–yeşil renk görme bozukluklarının yaygın biçimleri X kromozomuyla ilişkili kalıtılabilir.
Gece körlüğü, loş ışıkta görmenin bozulmasıdır; çubuk sistemi, rodopsin döngüsü veya A vitamini yetersizliğiyle ilişkili olabilir. A vitamini eksikliği her gece görme bozukluğunun tek nedeni değildir; retina hastalıkları da benzer belirti oluşturabilir.
B) Yalnız kırmızı–yeşil renk körlüğü vardır.
C) Kör noktada koni sayısı artmıştır.
D) Göz merceği mutlaka opaklaşmıştır.
E) İris göz bebeğini oluşturamaz.
Kulağın Anatomisi
Dış Kulak
Dış kulak, kulak kepçesi ve dış kulak yolundan oluşur. Kepçe ses dalgalarını toplar; kulak yolu dalgaları kulak zarına yönlendirir. Kulak yolundaki kıllar ve kulak kiri yabancı maddelere karşı koruma sağlar.
Kulak zarı dış ve orta kulak sınırındadır. Ses basıncı değişimlerini mekanik titreşime dönüştürür. Zarın iki yanındaki basınç farkı çok büyürse ağrı ve hasar oluşabilir.
Orta Kulak ve Kemikçikler
Orta kulakta çekiç, örs ve üzengi kemikçikleri bulunur. Çekiç kulak zarına, üzengi oval pencereye bağlıdır. Kemikçikler titreşimi hava ortamından iç kulağın sıvısına aktarırken kaldıraç ve yüzey alanı farkıyla basıncı artırır.
Orta kulak kasları çok şiddetli ve sürekli seslere karşı iletimi bir ölçüde azaltabilir; ancak ani patlayıcı seste refleks yeterince hızlı olmayabilir. Kemikçiklerin hareketsizleşmesi iletim tipi işitme kaybına yol açabilir.
Östaki Borusu ve Basınç Dengesi
Östaki borusu, orta kulağı yutağa bağlar. Normalde kapalıya yakın olan kanal yutkunma ve esneme sırasında açılarak kulak zarının iki yanındaki basıncı eşitler. Uçak inişi veya dalışta yutkunmanın rahatlatıcı etkisi bu mekanizmayla açıklanır.
Üst solunum yolu enfeksiyonları Östaki borusu üzerinden orta kulağı etkileyebilir. Borunun tıkanması basınç eşitlenmesini ve orta kulak sıvısının drenajını bozar.
B) Kulak zarı – basınç dalgasını mekanik titreşime çevirme
C) Kemikçikler – titreşimi oval pencereye aktarma
D) Östaki borusu – orta kulak basıncının eşitlenmesine katkı
E) Yarım daire kanalları – ses dalgasını ilk kez toplama
B) Endolenfin yarım daire kanalından çıkmasıyla
C) Kulak kepçesinin küçülmesiyle
D) Östaki borusunun açılıp orta kulakla yutak arasında basınç eşitlemesiyle
E) Üzenginin oval pencereden ayrılmasıyla
İç Kulak, Salyangoz ve Sıvı Bölmeleri
İç kulakta salyangoz (koklea), vestibül, kesecik, tulumcuk ve yarım daire kanalları bulunur. Koklea enine kesitte vestibüler kanal, kohlear kanal ve timpanik kanal olmak üzere üç bölmeye ayrılır. Vestibüler ve timpanik kanallarda perilenf, kohlear kanalda endolenf bulunur.
Oval pencereye ulaşan titreşim vestibüler kanalda sıvı basınç dalgası oluşturur; enerji koklear bölmeler ve baziler zar üzerinden ilerler, yuvarlak pencere hareketiyle basınç boşaltılır. Farklı frekanslar baziler zarın farklı bölgelerinde en büyük titreşimi oluşturur.

İşitme Mekanizması
Korti Organı ve Tüy Hücreleri
Korti organı, kohlear kanal içinde baziler zar üzerinde yer alır. Mekanoreseptör tüy hücreleri, destek hücreleri ve üzerlerindeki tektoryal zarla birlikte çalışır. Baziler zar hareket ettiğinde tüy demetleri bükülür, zar kanalları açılır ve reseptör potansiyeli oluşur.
Tüy hücreleri gerçek nöron değildir; işitme sinirinin duyu liflerine nörotransmitter salar. Güçlü seslere uzun süre maruz kalmak tüy hücrelerinde kalıcı hasar oluşturabilir; insanlarda bu hücrelerin yenilenme kapasitesi çok sınırlıdır.
Sesin Mekanikten Elektriksel Sinyale Dönüşümü
İşitme zinciri şöyledir: ses dalgası → kulak zarı → çekiç–örs–üzengi → oval pencere → koklear sıvı dalgası → baziler zar hareketi → tüy hücresi bükülmesi → işitme sinirinde impuls. Böylece havadaki basınç dalgası önce mekanik titreşime, sonra sıvı dalgasına ve en sonunda elektriksel sinyale dönüşür.
Sesin yüksekliği esas olarak dalga genliği ve etkinleşen lif sayısı/frekans örüntüsüyle; sesin incelik–kalınlığı ise frekans ve baziler zarda en fazla titreşen bölgeyle ilişkilidir.

B) Mekanik hareketin reseptör potansiyeline dönüştürülmesi
C) Orta kulak basıncının Östaki borusuyla eşitlenmesi
D) Kulak zarının titreşmesi
E) Kemikçiklerin kaldıraç etkisi
İşitme Yolu ve İşitme Kaybı
İşitme siniri impulsları beyin sapı çekirdeklerine, ardından talamus ve temporal lobdaki işitme korteksine taşır. Yolun iki taraflı bağlantıları nedeniyle tek taraflı merkezi hasarın etkisi, tek kulak veya işitme siniri hasarı kadar basit olmayabilir.
Dış/orta kulakta ses iletimini bozan durumlar iletim tipi; tüy hücresi, işitme siniri veya merkezi yolları etkileyenler sensörinöral işitme kaybıyla ilişkilidir. Kemikçik hareketsizliği ile tüy hücresi kaybı aynı mekanizma değildir.

P oval pencereye yakın dar taban, R geniş tepe bölgesidir. Sütun yüksekliği ilgili bölgede oluşan göreli titreşim genliğini gösterir. Buna göre,
I. Yüksek frekanslı ses P’de daha büyük titreşim oluşturmuştur.
II. Düşük frekanslı ses R’de daha büyük titreşim oluşturmuştur.
III. Frekans ayrımı yalnız kulak kepçesinde tamamlanır.
yargılarından hangileri doğrudur?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Denge Duyusu
Kesecik, Tulumcuk ve Statik Denge
Vestibüldeki kesecik ve tulumcuk, yer çekimine göre baş konumunu ve doğrusal ivmeyi algılar. Tüy hücrelerinin üzerinde jelimsi tabaka ve kalsiyum karbonat kristalleri olan otolitler bulunur. Baş eğildiğinde veya doğrusal hız değiştiğinde otolit tabakası kayarak tüyleri büker.
Statik denge sözü yalnız hareketsizlik anlamına gelmez; asansörün hızlanması gibi doğrusal ivmeler de otolit organlarınca algılanır. Kesecik ve tulumcuğun yönelimleri farklı düzlemlerdeki hareketlere duyarlılık sağlar.
Yarım Daire Kanalları ve Dinamik Denge
Birbirine yaklaşık dik üç düzlemde bulunan yarım daire kanalları açısal ivmeyi, yani başın dönme hızındaki değişimi algılar. Her kanalın genişlemiş ampulla bölümünde tüy hücreleri ve bunları örten kupula bulunur.
Baş dönmeye başladığında kanal duvarı başla hareket ederken endolenf eylemsizlik nedeniyle geride kalır; göreli akım kupulayı büker. Sabit hızla dönüş uzadığında endolenf kanalla birlikte hareket etmeye yaklaşır ve sinyal azalır. Ani duruşta sıvı hareketini kısa süre sürdürdüğü için ters yönde dönme hissi oluşabilir.
Otolit, Endolenf ve Tüy Hücreleri
Otolitler kesecik ve tulumcukta; endolenf akımına duyarlı kupula yarım daire kanallarında bulunur. Her iki sistemde de son reseptör tüy hücresidir, fakat mekanik yükü oluşturan yapı ve algılanan ivme türü farklıdır.
Tüylerin bir yöne bükülmesi hücreyi uyarabilir, ters yöne bükülmesi aktiviteyi azaltabilir. Beyin, sağ ve sol kulaktan gelen karşılaştırmalı sinyallerle dönüş yönünü ve hız değişimini hesaplar.

B) Başın kendi ekseni çevresinde dönmeye başlaması
C) Dansçının art arda piruet yapması
D) Başın sağa döndürülüp aniden durdurulması
E) Döner sandalyenin açısal hızının değişmesi

Şekilde mavi dış ok başın, kırmızı iç ok endolenfin göreli hareketini göstermektedir. Soldaki K, ortadaki L, sağdaki M durumudur. Buna göre,
I. K dönüşün başlangıcıyla uyumludur.
II. L’de sabit hız uzadıkça göreli endolenf akımı azalmıştır.
III. M’de baş durduktan sonra endolenf önceki dönüş yönünde hareketini sürdürmektedir.
yargılarından hangileri doğrudur?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Görme ve Propriyosepsiyonla Bütünleşme
Denge yalnız iç kulakla kurulmaz. Vestibüler sinyaller gözlerden gelen görsel bilgi ve kas–tendon–eklem proprioseptörlerinden gelen konum bilgisiyle beyin sapı ve beyincikte bütünleştirilir. Bu sistemlerden biri bozulduğunda diğerleri kısmen telafi sağlayabilir.
Hareket eden araçta kitap okurken gözler sabit sayfayı, vestibüler sistem hareketi bildirebilir; uyuşmayan sinyaller hareket hastalığına katkı verebilir. Karanlıkta görsel desteğin azalması, vestibüler veya proprioseptif sorunu olan bireyin dengesini daha çok bozabilir.
Koku Duyusu
Koku Epiteli ve Kemoreseptörler
Koku reseptörleri burun boşluğunun üst bölümündeki koku epitelinde yer alan özelleşmiş duyu nöronlarıdır. Uçucu moleküller önce mukusta çözünür, reseptör sillerindeki proteinlere bağlanır ve hücrede elektriksel değişim oluşturur.
Mukus moleküllerin çözünmesini sağlar; aşırı kuruluk koku duyarlılığını azaltabilir. Aynı molekül birden çok reseptör tipini farklı oranlarda uyardığından beyin koku kimliğini bir etkinlik örüntüsü olarak kodlar.
Koku Yolunun Basamakları ve Talamus Ayrımı
Koku nöronlarının aksonları kalbur kemiğindeki deliklerden geçerek koku soğancığına ulaşır. Buradan çıkan yollar primer koku korteksi ve limbik sistemle ilişkili bölgelere uzanır. Koku duyusu, primer duyu korteksine ulaşmadan önce zorunlu talamik röle kullanmamasıyla diğer duyulardan ayrılır.
Bu ifade “koku işleminde talamus hiç görev yapmaz” anlamına gelmez. Bilinçli ayrım ve üst düzey bütünleşmede talamik bağlantılar bulunur; temel fark, primer koku korteksine giden ilk yolun zorunlu talamus durağı taşımamasıdır.
B) Korti organında tüy hücresi bükülmesi
C) Göz merceğinin uyumu
D) Molekülün reseptör sillerine ulaşıp bağlanması
E) Orta kulak basıncının eşitlenmesi
Koku Adaptasyonu ve Algıyı Etkileyen Etmenler
Sabit bir kokuya maruz kalındığında reseptör ve merkezi sinir ağlarının yanıtı azalır; bir süre sonra koku daha az fark edilir. Bu koku adaptasyonu sırasında ortamda koku molekülü bulunmaya devam edebilir. Yeni veya tehlikeli bir koku geldiğinde farklı reseptör örüntüsü yeniden güçlü algı oluşturur.
Koku algısı molekül derişimi, hava akımı, mukus durumu, reseptör çeşitliliği, yaş, enfeksiyon ve deneyimden etkilenir. Koku yollarının limbik sistemle yakın ilişkisi, kokuların duygu ve anılarla güçlü bağ kurmasına katkı sağlar.

Grafiğe göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
B) Sabit uyarıda reseptör ve merkezi işlem düzeyinde adaptasyon gelişebilir.
C) İmpuls sıklığı artarken bilinçli algı zorunlu olarak artar.
D) Koku şiddeti azaldığı için talamus çalışmamıştır.
E) Adaptasyon yalnız tat reseptörlerinde görülür.
Tat Duyusu ve Koku–Tat Bütünleşmesi
Papilla ve Tat Tomurcuğu
Dil yüzeyindeki papilla türlerinin bir bölümünde tat tomurcukları bulunur. Tat tomurcuğunda reseptör hücreleri, destek hücreleri ve yenilenmeye katkı veren bazal hücreler yer alır. Çözünmüş maddeler tat porundan reseptör hücrelerin mikrovilluslarına ulaşır.
Her papilla tat tomurcuğu taşımaz; ipliksi papillalar daha çok mekanik görev yapar. Tat reseptör hücreleri kısa ömürlüdür ve yenilenebilir; uyarıldıklarında duyu siniri uçlarına nörotransmitter salar.
Tat Molekülünün Çözünmesi ve İmpuls Oluşumu
Tat maddesinin algılanabilmesi için tükürükte çözünmesi gerekir. Tuzlu ve ekşi tatta iyon kanalları; tatlı, acı ve umamide G proteinine bağlı reseptör yolları öne çıkar. Reseptör hücredeki depolarizasyon, duyu lifinde impuls oluşmasını başlatır.
Tat yolu beyin sapına, talamusa ve tat korteksine uzanır. Sıcaklık, dokunma, acı, kıvam ve yakıcılık gibi ağız duyuları trigeminal yollarla ayrıca taşınır; “lezzet” yalnız tat tomurcuklarının ürünü değildir.
B) Tat reseptörlerinin fotoreseptör olması
C) Tat moleküllerinin çözünüp reseptör yüzeyine ulaşmasının azalması
D) Korti organının çalışmaması
E) Pupil çapının küçülmesi
Beş Temel Tat ve Yanlış Dil Haritası
İnsanda beş temel tat tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umamidir. Yağ asitleri ve diğer maddeler için ek tat nitelikleri araştırılsa da AYT düzeyindeki temel sınıflandırma bu beşlidir. Acı tat, potansiyel toksinleri fark etmede koruyucu olabilir; umami amino asitlerle ilişkilidir.
Dilin ucunun yalnız tatlıyı, arkasının yalnız acıyı algıladığı katı “dil haritası” doğru değildir. Tat tomurcuklarının bulunduğu geniş bölgeler beş temel tada yanıt verebilir; eşik ve duyarlılık küçük bölgesel farklılıklar gösterebilir.
Lezzetin Çoklu Duyu Bileşenleri
Besin ağızdayken uçucu moleküller geniz yoluyla koku epiteline ulaşır; buna retronazal koku denir. Tat, koku, sıcaklık, kıvam, mekanik yapı ve trigeminal uyarılar beyinde birleşerek lezzet algısını oluşturur. Burun tıkalıyken temel tatlar tamamen kaybolmaz, fakat aromaları ayırt etmek zorlaşır.
Görünüm ve beklenti de algıyı değiştirebilir. Bu durum reseptörlerin “yanlış çalıştığı” anlamına gelmez; beyin farklı duyu kanallarından gelen bilgileri önceki deneyimle birlikte değerlendirir.

B) Tat tomurcukları yalnız burun açıkken çalışır.
C) Koku reseptörleri dil papillalarında bulunur.
D) Tat yolu talamusa uğramaz.
E) Burun kapanınca bütün kemoreseptörler impuls üretmeyi durdurur.

