AYT Kavimler Göçü ve Avrupa Hun Devleti konu anlatımında Hunların batıya yönelişi, göç dalgasının Avrupa’daki sonuçları, Avrupa Hun hükümdarları ve Avrupa’da kurulan diğer Türk siyasi teşekkülleri neden–sonuç ilişkileriyle incelenecektir.
AYT tarih konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
Kavimler Göçü’nün Oluşumu
Göç Kavramı ve Zincirleme Nüfus Hareketi
Göç, insanların ekonomik, siyasi, askerî, dinî veya çevresel nedenlerle yaşadıkları yerden başka bir bölgeye geçici ya da kalıcı biçimde yer değiştirmesidir. Kavimler Göçü ise tek bir topluluğun belirli bir günde yaptığı yolculuk değildir; IV. yüzyılın sonlarında hızlanan, bir grubun hareketinin başka grupları da yerinden ettiği geniş ölçekli ve zincirleme bir nüfus hareketidir.
Bozkır kuşağında otlak ve siyasi hâkimiyet mücadelesi, doğudan gelen baskılar ve Hun topluluklarının batıya ilerlemesi, Karadeniz’in kuzeyindeki güç dengesini değiştirdi. Hunların önce Alanlar, ardından Ostrogot ve Vizigot gibi Germen toplulukları üzerinde baskı kurması, bu grupların Roma sınırına yönelmesine yol açtı. Bu nedenle süreç yalnız “Hunların Avrupa’ya gelişi” olarak değil, birbirini tetikleyen göçler, ittifaklar, çatışmalar ve yeni siyasi oluşumlar bütünü olarak okunmalıdır.

Kavimler Göçü’nün “zincirleme nüfus hareketi” olarak tanımlanması aşağıdaki durumlardan hangisiyle en iyi açıklanır?
B) Bir topluluğun ilerleyişinin önündeki başka toplulukları yeni bölgelere itmesiyle
C) Göç edenlerin yalnız Roma vatandaşı olmasıyla
D) Hareketin tek bir savaş sonunda tamamlanmasıyla
E) Avrupa’daki bütün nüfusun doğuya yönelmesiyle
Kuzey Hunların Batıya Yönelişi
Asya Hun siyasi birliğinin parçalanmasından sonra Kuzey Hunlarının bir bölümü batıya çekildi. Bu grupların birkaç kuşak süren hareketi, Aral–Hazar çevresinden Karadeniz’in kuzey bozkırlarına uzandı. Hunlar burada yalnız askerî saldırılar yapmadı; yerel toplulukları kendilerine bağladı, bazılarıyla ittifak kurdu ve geniş bir hareket sahası oluşturdu.
Yaklaşık 375‘te Hunların Karadeniz’in kuzeyinde belirgin bir güç olarak ortaya çıkması, okul tarihçiliğinde Kavimler Göçü’nün başlangıç işareti kabul edilir. Ancak bu tarih, bir anda başlayıp biten olayın günü değil, daha uzun bir dönüşümün simgesidir. Hazar Denizi’nin kuzeyi, Don–Dinyeper havzası, Tuna boyları ve Pannonia arasında gelişen hareket aşağıdaki haritada mekânsal bir süreç olarak gösterilmiştir.

Kuzey Hunlarının batıya yönelişinin Kavimler Göçü’nü başlatan temel etken sayılmasında,
I. Karadeniz’in kuzeyindeki siyasi dengeyi değiştirmeleri,
II. önlerindeki toplulukları Roma sınırına doğru itmeleri,
III. Avrupa’daki bütün toplulukları tek devlet altında toplamaları
durumlarından hangileri etkili olmuştur?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Hun Baskısı, Germen Toplulukları ve Roma Sınırı
Hunların batıdaki ilk büyük etkisi, Alanlar ile Got dünyasında görüldü. Ostrogotların bir bölümü Hun hâkimiyetine girerken Vizigotlar Tuna’nın güneyine geçebilmek için Doğu Roma’dan izin istedi. Roma yönetiminin göçmenleri iskân ve besleme sürecindeki kötü uygulamaları isyana zemin hazırladı; Vizigotlar 378’de Edirne Savaşı’nda Doğu Roma ordusunu yenerek İmparator Valens’in ölümüne yol açtı.
Bu örnek, göçün sonucunun yalnız dışarıdan gelen baskıyla açıklanamayacağını gösterir. Roma’nın sınır yönetimi, askerî personel ihtiyacı, vergi düzeni, iç iktidar mücadeleleri ve göçmenleri foederati denilen anlaşmalı askerî topluluklar olarak kullanması da süreci biçimlendirdi. Göçmen gruplar bazen Roma’yla savaştı, bazen Roma ordusunda görev yaptı, bazen de imparatorluk topraklarında kendi krallıklarını kurdu.
Vizigotların Roma topraklarına kabul edildikten sonra 378’de Doğu Roma’yı yenmesi, Kavimler Göçü’nün gelişimiyle ilgili aşağıdaki çıkarımlardan hangisini en güçlü biçimde destekler?
B) Hunların Edirne Savaşı’nda doğrudan Roma ordusuna komuta ettiğini
C) Göç hareketlerinin yalnız iklim değişikliğinden kaynaklandığını
D) Dış baskı ile Roma’nın iskân ve yönetim sorunlarının birlikte kriz ürettiğini
E) Germen topluluklarının tamamının aynı hükümdara bağlı olduğunu
375–376 Tarihlendirmesi ve Dönemlendirme
375, Hunların Karadeniz’in kuzeyindeki Germen dünyası üzerinde kurduğu baskının belirginleşmesini; 376 ise çok sayıda Gotun Tuna’yı aşarak Roma topraklarına girişini ifade eder. Bu iki tarih birbirinin alternatifi değildir. İlki itici gücün ve bölgesel kırılmanın, ikincisi Roma sınırındaki kitlesel geçişin dönüm noktasıdır.
AYT sorularında tarihlerin yalnız ezberlenmesi değil, hangi aşamayı temsil ettiğinin ayırt edilmesi beklenir. 395’te Roma’nın kalıcı biçimde iki yönetim alanına ayrılması ve 476’da Batı Roma İmparatorluğu’nun sona ermesi de aynı sürecin daha sonraki siyasi bağlamında değerlendirilmelidir; fakat aradaki yüz yıllık çok nedenli dönüşüm yok sayılmamalıdır.
375 ve 376 tarihlerinin Kavimler Göçü bağlamındaki karşılıkları aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
B) 375: Roma’nın ikiye ayrılması – 376: Batı Roma’nın yıkılması
C) 375: Galya Seferi – 376: İtalya Seferi
D) 375: Margus Antlaşması – 376: Anatolyus Barışı
E) 375: Attila’nın ölümü – 376: Hun birliğinin dağılması

Görselde A’da doğudan batıya ilerleyen atlı topluluk, B’de yer değiştiren Alanlar, C’de Tuna’ya yönelen Gotlar ve D’de Roma sınırındaki yığılma gösterilmiştir. Bu sıralama aşağıdaki kavramlardan hangisini kanıtlamak için en elverişlidir?
B) Deniz ticaretinin göçleri durdurmasını
C) Avrupa’daki bütün siyasi sınırların değişmeden kalmasını
D) Kavimler Göçü’nün yalnız gönüllü yerleşimlerden oluşmasını
E) Bir topluluğun hareketinin başka toplulukları yerinden ettiği zincirleme süreci
Kavimler Göçü’nün Avrupa’ya Etkileri
Avrupa’nın Etnik ve Siyasi Yapısının Değişmesi
Göç dalgasıyla Germen, Slav, Alan ve başka topluluklar Avrupa’nın farklı bölgelerine yayıldı. Vizigotlar İber Yarımadası’nda, Ostrogotlar İtalya’da, Franklar Galya’da, Vandallar Kuzey Afrika’da ve Anglosaksonlar Britanya’da etkili siyasi yapılar kurdu. Böylece Roma’nın siyasi coğrafyası üzerinde yeni krallıklar ortaya çıktı; bugünkü Avrupa milletlerinin oluşumuna giden uzun etnik ve kültürel karışım süreci hızlandı.
“Yeni milletler oluştu” yargısı, bir anda saf ve değişmez ulusların doğduğu anlamına gelmez. Yerli halklar, göçmen savaşçı gruplar, Roma kurumları, Hristiyanlık ve yerel diller yüzyıllar boyunca etkileşerek yeni kimlikler meydana getirdi. Siyasi harita parçalanırken Roma hukuku, Latin dili ve idarî gelenekler bütünüyle kaybolmadı; yeni krallıklar bunların bir bölümünü dönüştürerek sürdürdü.
Kavimler Göçü sonrasında Batı Roma topraklarında Germen krallıklarının kurulmasına rağmen Roma hukuku ve Latin kültürünün bazı unsurlarının yaşamaya devam etmesi aşağıdakilerden hangisini gösterir?
B) Siyasi çözülmenin kültürel ve kurumsal süreklilikle birlikte yaşanabildiğini
C) Germen topluluklarının Roma topraklarına hiç yerleşmediğini
D) Batı Roma’nın 395’ten sonra yeniden birleştiğini
E) Hristiyanlığın Avrupa’da ortadan kalktığını
Roma’nın Bölünmesi ve Batı Roma’nın Sona Ermesi
Roma İmparatorluğu, İmparator Theodosius’un ölümünden sonra 395‘te Doğu ve Batı olarak kalıcı biçimde iki yönetim alanına ayrıldı. Batı kesimi; vergi gelirlerinin daralması, ordu ve taht mücadeleleri, sınır baskısı ve göçmen askerî gruplara bağımlılık gibi sorunlarla giderek zayıfladı. 476’da Germen asıllı komutan Odoaker’in son Batı Roma imparatoru Romulus Augustulus’u tahttan indirmesi, Batı Roma İmparatorluğu’nun sonu için geleneksel tarih kabul edilir.
Kavimler Göçü bu gelişmeleri hızlandıran önemli bir baskıdır; ancak 395 ve 476’yı yalnız Hun hareketinin doğrudan sonucu saymak tarihsel nedenselliği aşırı basitleştirir. AYT düzeyinde doğru yaklaşım, göç baskısını Roma’nın mali, askerî, idarî ve siyasi sorunlarıyla birlikte değerlendirmektir. Doğu Roma ise başkenti İstanbul, daha güçlü vergi tabanı ve farklı savunma imkânları sayesinde varlığını sürdürmüştür.
Batı Roma’nın 476’da sona ermesini açıklayan bir tarihçi; göç baskısı, vergi gelirlerindeki daralma, taht mücadeleleri ve ordunun yabancı savaşçılara bağımlılığını birlikte ele almaktadır. Bu yaklaşım öncelikle aşağıdakilerden hangisine dayanır?
B) Kronolojinin nedensellikten önemsiz görülmesine
C) Büyük siyasi dönüşümlerin birbiriyle ilişkili çok sayıda etkenden doğabilmesine
D) Kavimler Göçü’nün Roma üzerinde etkisiz olduğuna
E) 395 ve 476 tarihlerinin aynı olayı gösterdiğine
Roma’nın 395’te iki yönetim alanına ayrılmasından sonra Doğu Roma’nın varlığını sürdürmesine karşılık Batı Roma’nın 476’da sona ermesi, aşağıdaki yargılardan hangisini geçersiz kılar?
B) Batı Roma göç baskısı yanında iç sorunlarla da karşılaşmıştır.
C) Doğu Roma daha güçlü bir mali ve idarî yapıya sahip olmuştur.
D) Aynı dış baskı farklı siyasi yapılarda farklı sonuçlar doğurabilmiştir.
E) Roma dünyasının iki kesimi 395’ten sonra aynı zamanda ve aynı nedenle sona ermiştir.
Feodalitenin Gelişmesi
Merkezî otoritenin zayıfladığı, yolların ve kırsal alanların güvenliğinin bozulduğu koşullarda halk güçlü yerel toprak sahiplerinin korumasına yöneldi. Toprak karşılığında askerî hizmet, bağlılık ve koruma ilişkilerinin önem kazanması feodalitenin gelişmesine ortam hazırladı. Şatolar çevresinde örgütlenen derebeylikler, özellikle Batı Avrupa’da siyasi yetkinin parçalanmasına yol açtı.
Feodaliteyi Kavimler Göçü’nün hemen ardından her yerde aynı biçimde kurulan hazır bir sistem saymak doğru değildir. Roma’nın büyük toprak mülkiyeti, yerel askerî ihtiyaçlar, sonraki istilalar ve merkezî krallıkların zayıflığı da yüzyıllar içinde bu düzeni biçimlendirdi. Göçlerin rolü, güvenlik krizini ve siyasi parçalanmayı derinleştirerek yerel koruma bağlarını güçlendirmesidir.
Kavimler Göçü sonrasında bir bölgede merkezî ordunun güvenliği sağlayamaması üzerine köylülerin toprak sahibi savaşçıların korumasına sığınması ve yerel beylerin yargı-vergi yetkileri kazanması aşağıdakilerden hangisine kanıt oluşturur?
B) Mutlak krallığın aniden güçlenmesine
C) Kilisenin siyasi etkisini tümüyle kaybetmesine
D) Güvenlik ihtiyacının yerel bağlılık ve feodal parçalanmayı beslemesine
E) Paralı orduların ortadan kalkmasına
Kilise, Hristiyanlaşma ve Skolastik Düşünce
Batı Roma’nın siyasi kurumları zayıflarken kilise, eğitimli din adamları ve geniş örgüt ağı sayesinde süreklilik sağlayan başlıca kurumlardan biri hâline geldi. Göçmen krallıkların Hristiyanlaşması, Roma halkı ile yeni yöneticiler arasında ortak bir inanç zemini kurulmasına yardım etti. Papalık ve piskoposluklar yalnız dinî değil, toplumsal ve zaman zaman siyasi görevler de üstlendi.
Orta Çağ’da inanç esaslarını akıl yoluyla sistemleştirmeyi amaçlayan skolastik düşünce gelişti. Bunun Kavimler Göçü’nün anlık sonucu olmadığına dikkat edilmelidir; göçlerden sonraki Batı Avrupa düzeninde kilisenin eğitim ve düşünce hayatındaki merkezi konumu, skolastiğin geliştiği kurumsal zemini güçlendirmiştir. Antik bilgi bütünüyle yok olmamış, manastırlar ve dinî kurumlar aracılığıyla seçilerek korunmuştur.
Batı Roma’nın çözülme döneminde kilisenin örgütlü yapısını koruması, göçmen kralların Hristiyanlığı benimsemesi ve manastırların bazı klasik metinleri çoğaltması birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
B) Hristiyanlık Kavimler Göçü’nden sonra Avrupa’da tamamen kaybolmuştur.
C) Germen krallıkları Roma kültürünün bütün unsurlarını yasaklamıştır.
D) Skolastik düşünce 375 yılında eksiksiz biçimde kurulmuştur.
E) Dinî kurumlar yalnız askerî görev yapmıştır.
Türk Kültürü ile Avrupa Arasındaki Etkileşim
Hunların ve daha sonra Avrupa’ya gelen Avar, Bulgar, Peçenek, Uz ve Kıpçak gibi toplulukların varlığı, bozkır savaş teknikleri, at koşum takımları, süvari teşkilatı, giyim ve sanat unsurlarının Avrupa’da tanınmasını hızlandırdı. Buna karşılık Türk toplulukları da yerleştikleri bölgelerin dinî, dilsel ve siyasi kurumlarıyla etkileşime girdi. Bulgarların farklı kollarının Slavlaşması veya İslamlaşması, Macarların Hristiyanlaşması ve bozkır geleneklerini yerel kurumlarla birleştirmesi bu çift yönlü sürecin örnekleridir.
Kültürel etkileşim “bir kültürün diğerini eksiksiz kopyalaması” değildir. Benzer askerî araçlar tek başına bir topluluğun etnik kökenini kanıtlamaz; arkeolojik bulgular, dil, yazılı kaynaklar ve siyasi tarih birlikte değerlendirilmelidir. AYT’de kültür aktarımını, siyasi hâkimiyet veya biyolojik soy ile özdeşleştiren seçeneklere karşı dikkatli olunmalıdır.
Avrupa’daki bazı topluluklarda bozkır tipi at koşumlarının görülmesi, Türk topluluklarının ise yerleştikleri bölgelerde farklı din ve dilleri benimsemesi aşağıdakilerden hangisini destekler?
B) Bir askerî aracın aynı etnik kökeni kesin olarak kanıtladığını
C) Kültürel etkileşimin karşılıklı ve seçici bir dönüşüm yaratabildiğini
D) Yerleşik hayata geçen bütün Türk topluluklarının kimliğini aynı biçimde koruduğunu
E) Avrupa ile bozkır dünyası arasında temas kurulmadığını
→
→
Avrupa Hun Devleti’nin Kuruluşu ve İlk Hükümdarlar
Balamir ve Avrupa’da Hun Siyasi Gücü
Okul tarihçiliğinde Avrupa Hun Devleti’nin siyasi başlangıcı, Hunların Balamir yönetiminde Karadeniz’in kuzeyindeki Ostrogotları yenmesi ve batıya doğru güç alanı oluşturmasıyla ilişkilendirilir. Hun siyasi merkezi daha sonra Tuna havzası ve Pannonia’ya kaydı. Böylece göçü tetikleyen hareketli topluluklar, Avrupa’nın iki Roma imparatorluğu ve Germen dünyası arasındaki dengeleri etkileyen bir siyasi güce dönüştü.
IV. yüzyıla ait yazılı kaynakların sınırlı ve çoğunlukla dış gözlemcilere ait olması nedeniyle Balamir’in kişiliği, saltanat sınırları ve devletin kesin kuruluş yılı tartışmalıdır. AYT düzeyinde Balamir, Avrupa Hun siyasi örgütlenmesinin ilk hükümdarı olarak öğrenilir; fakat tarihsel yorumda tek bir tarihle kusursuz devlet kuruluşu varsayılmamalıdır.
Balamir dönemine ilişkin bilgilerin sınırlı dış belgelerden gelmesine rağmen ders kitaplarında onun Avrupa Hun siyasi örgütlenmesinin başlangıcıyla ilişkilendirilmesi, aşağıdaki tarihçilik ilkelerinden hangisini gerekli kılar?
B) Yerleşik kabul ile kaynakların belirsizlik derecesini birbirinden ayırmayı
C) Yazılı kaynakların tamamını değersiz saymayı
D) Kuruluşu yalnız coğrafi koşullarla açıklamayı
E) Kronolojiyi bütünüyle reddetmeyi
Uldız Dönemi ve Dış Politika
Uldız, Hun siyasi varlığını Tuna çevresinde güçlendirirken Doğu ve Batı Roma’ya karşı farklı politika izledi. Doğu Roma’yı baskı altında tutmayı, Batı Roma ile ise ortak düşmanlara karşı iş birliği yapmayı tercih etti. “Güneşin battığı yere kadar her yeri zapt edebilirim” sözü, kroniklerde onun Doğu Roma elçisine karşı güç iddiasını yansıtan anlatı olarak aktarılır.
Bu siyaset kalıcı dostluk veya düşmanlıktan çok güç dengesi ve Hun çıkarlarına dayanıyordu. Batı Roma ile iş birliği, Germen gruplarına karşı hareket alanı sağlarken Doğu Roma üzerindeki baskı vergi ve diplomatik üstünlük kazandırıyordu. Avrupa Hun dış politikasının sonraki dönemlerinde de iki Roma’yı birbirinden ayırarak değerlendirme eğilimi sürdü.
Uldız’ın Doğu Roma’yı baskı altında tutarken Batı Roma ile Germen topluluklarına karşı iş birliği yapması aşağıdakilerden hangisinin göstergesidir?
B) Bütün Avrupa güçlerini aynı anda doğrudan yönettiğinin
C) Dış politikada yalnız dinî yakınlığın belirleyici olduğunun
D) Hunların vergi ve diplomasiyle ilgilenmediğinin
E) Batı Roma’nın Hun egemenliğine kesin olarak girdiğinin
Anadolu’ya İlk Hun Akınları
IV. yüzyılın sonlarında, Avrupa Hun siyasi gücünün oluştuğu dönemde bazı Hun birlikleri Kafkas geçitlerini aşarak Doğu Anadolu’ya ve Suriye yönüne akınlar yaptı. Ders kitaplarında 395–398 arasına yerleştirilen bu hareketler, Türk topluluklarının Anadolu’ya bilinen ilk gelişleri arasında kabul edilir. Akınlar kalıcı fetih ve yerleşme amacı taşımamış; keşif, ganimet ve askerî hareket niteliğinde kalmıştır.
Bu ayrım önemlidir: Anadolu’ya ilk Hun akınları, Malazgirt’ten sonra gelişen kalıcı Türk yerleşmesiyle aynı süreç değildir. Benzer biçimde Avrupa Hunlarının ana siyasi merkezi Anadolu değil, Orta Avrupa ve Tuna havzasıdır. AYT sorularında “ilk temas/akın” ile “kalıcı yurt edinme” kavramları özellikle ayrıştırılır.
395–398 Hun akınlarının Türklerin Anadolu tarihi bakımından önemi aşağıdakilerden hangisinde doğru değerlendirilmiştir?
B) Bizans’ın Anadolu’daki bütün şehirlerini Hunlara bırakmasına yol açmıştır.
C) Malazgirt Savaşı’nın doğrudan sonucu olarak gerçekleşmiştir.
D) Bilinen ilk Türk akınları arasında yer almakla birlikte kalıcı yurt edinmeye dönüşmemiştir.
E) Avrupa Hun merkezinin Anadolu’ya taşınmasını sağlamıştır.
Rua Dönemi ve Doğu Roma Baskısı
Rua döneminde dağınık Hun güçleri daha merkezî bir yönetim altında toplandı ve Doğu Roma üzerindeki siyasi-ekonomik baskı arttı. Doğu Roma’nın Hunlara bağlı toplulukları kışkırtması ve kaçakları kabul etmesi, iki taraf arasında gerilim yarattı. Rua, Balkan seferi tehdidini diplomatik kazanca dönüştürdü; yıllık verginin artırılması ve Hun taleplerinin müzakere edilmesi için zemin hazırladı.
Rua’nın 434’te ölümünden sonra yönetim, kardeşi Muncuk’un oğulları Attila ve Bleda‘ya geçti. Bu geçiş, Avrupa Hun siyasetinin Rua dönemindeki merkezileşme ve Doğu Roma’yı vergiye bağlama çizgisinin Attila döneminde daha sistemli biçimde sürdürülmesini sağladı.
Rua’nın Doğu Roma’nın Hunlara bağlı toplulukları kışkırtmasına karşı sefer tehdidinde bulunması ve vergiyi artırması aşağıdakilerden hangisini gösterir?
B) Doğu Roma’nın Hun dış politikasını bütünüyle yönettiğini
C) Askerî baskının diplomatik ve ekonomik kazanıma dönüştürüldüğünü
D) Avrupa Hunlarının vergi almayı reddettiğini
E) Rua’nın Batı Roma’yı ortadan kaldırdığını
Balamir, Uldız ve Rua dönemleri birlikte değerlendirildiğinde Avrupa Hun siyasi gelişiminin aşağıdaki aşamalardan hangisini izlediği söylenebilir?
B) Doğu Roma’ya bağlanma – Batı Roma’yı fethetme – siyasi dağılma
C) Hristiyanlaşma – feodal krallık – şehir devleti
D) Karadeniz kuzeyinden çekilme – Asya’ya dönüş – Çin hâkimiyeti
E) Batıda siyasi varlık oluşturma – iki Roma arasında denge – merkezileşme ve Doğu Roma baskısı
Attila Dönemi
Attila ve Bleda’nın Ortak Hükümdarlığı
Rua’nın ölümünden sonra Attila ile kardeşi Bleda, 434’te Avrupa Hun Devleti’nin ortak hükümdarları oldu. Attila batı, Bleda doğu kanadında daha etkili olmakla birlikte devlet dış ilişkilerde ortak bir siyasi irade sergiledi. Yönetimin kardeşler arasında paylaşılması, bozkır devletlerindeki kanat düzenini hatırlatır; ancak her iki hükümdarın da aynı siyasi birliğin temsilcisi olması bağımsız iki devlet kurulduğu anlamına gelmez.
Bleda’nın 445 dolaylarında ölümünden sonra Attila tek hükümdar oldu. Tuna’dan Orta Avrupa’ya uzanan Hun gücü; bağlı Germen toplulukları, askerî ittifaklar ve vergi ilişkileriyle genişledi. Bu yapı yalnız etnik Hunlardan oluşmuyordu; farklı toplulukların hükümdara bağlılığına dayanan çok unsurlu bir siyasi birlikti.
Attila ile Bleda’nın ortak hükümdarlığı sırasında farklı kanatlarda etkili olmalarına rağmen Doğu Roma ile tek siyasi irade adına antlaşma yapmaları aşağıdakilerden hangisini gösterir?
B) Yönetim paylaşımının siyasi birliği zorunlu olarak ortadan kaldırmadığını
C) Bleda’nın Doğu Roma imparatoru olduğunu
D) Attila’nın 434’te tek hükümdar olduğunu
E) Hunların ikili yönetim geleneğini reddettiğini
Margus Antlaşması (434–435)
Attila ve Bleda, Doğu Roma elçileriyle Tuna kıyısındaki Margus’ta görüşerek farklı kroniklerde 434 veya 435’e tarihlenen Margus Antlaşması‘nı yaptı. Antlaşmaya göre Doğu Roma’nın ödediği yıllık vergi iki katına çıkarılacak, Hunlardan kaçanlar ve esirler iade edilecek, Roma Hunların düşmanlarıyla ittifak kurmayacak ve sınırdaki ticaret belirli pazar yerlerinde eşit şartlarla yürütülecekti.
Hükümler birlikte okunduğunda Hunların yalnız para istemediği görülür. Kaçakların iadesi hükümdarlık otoritesini, ittifak yasağı diplomatik güvenliği, sınır pazarı ekonomik düzeni, vergi artışı ise Doğu Roma üzerindeki siyasi üstünlüğü güçlendiriyordu. Antlaşma bu nedenle askerî baskının egemenlik, diplomasi ve ticaret alanlarında kurala bağlanmasıdır.
Margus Antlaşması’nda Doğu Roma’nın Hun kaçaklarını iade etmesi, Hun düşmanlarıyla ittifak kurmaması ve yıllık vergiyi artırması hükümleri birlikte değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisine ulaşılır?
B) Doğu Roma’nın Avrupa’daki bütün topraklarını Hunlara bıraktığına
C) Hunların insan kaynağı, diplomatik güvenlik ve ekonomik üstünlüğü birlikte korumaya çalıştığına
D) Hunların sınır pazarlarını bütünüyle yasakladığına
E) Antlaşmayla Batı Roma’nın yıkıldığına

Margus Antlaşması’nı temsil eden görselde I altın kesesi, II geri döndürülen kaçaklar, III kırılmış ittifak tokalaşması ve IV sınır pazarıyla gösterilmiştir. Bu göstergelerden hareketle antlaşmanın aşağıdaki alanlardan hangisini düzenlemediği söylenebilir?
B) Siyasi sığınma ve iade
C) Dış ittifaklar
D) Deniz kuvvetlerinin ortak komutası
E) Sınır ticareti
Balkan Seferleri ve Anatolyus Barışı
Doğu Roma’nın Margus hükümlerini ihlal etmesi, kaçakları teslim etmemesi ve sınır gerilimleri üzerine Hunlar 441‘de Balkan seferine çıktı. Tuna boyundaki kaleler ve önemli Balkan şehirleri Hun saldırısıyla karşılaştı. Doğu Roma bir süre ağır şartları kabul etmek zorunda kaldı; fakat yükümlülüklerin tam uygulanmaması yeni bir savaşa zemin hazırladı.
Attila’nın 447‘deki ikinci büyük Balkan seferinde Doğu Roma ordusu yenildi ve Hun kuvvetleri İstanbul yakınlarına kadar ilerledi. Yapılan Anatolyus Barışı ile Doğu Roma’nın savaş tazminatı ve yıllık vergisi artırıldı, Tuna’nın güneyinde belirli bir bölgenin askerden arındırılması ve kaçakların iadesi kararlaştırıldı. Bu sonuç Hun askerî üstünlüğünün sınır güvenliği ve ekonomik yükümlülükler üzerinden diplomatik sisteme çevrildiğini gösterir.
Margus Antlaşması’nın ardından Doğu Roma’nın yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzerine 441 ve 447 seferlerinin yapılması, Anatolyus Barışı’nda ise vergi ve tazminatın artırılması aşağıdakilerden hangisini kanıtlar?
B) Hunların Doğu Roma’yla bütün ekonomik ilişkilerini sona erdirdiğini
C) Balkan seferlerinin Batı Roma’ya karşı yapıldığını
D) Doğu Roma’nın her savaşı kazandığını
E) Attila’nın deniz yoluyla İstanbul’u ele geçirdiğini
Galya Seferi (451)
Doğu Roma’yı ağır şartlara bağlayan Attila, dikkatini Batı Roma’ya çevirdi. Batı Roma imparatorunun kız kardeşi Honoria’nın gönderdiği yüzüğü evlilik ve miras talebi için dayanak göstermesi, Frank taht mücadeleleri ve Galya’daki güç dengesi seferin diplomatik gerekçeleri arasında sayılır. Attila 451’de Ren’i aşarak Galya’ya ilerledi.
Katalaunum Savaşı‘nda (451) Hunların ve bağlı toplulukların karşısında Romalı komutan Aetius’un Vizigotlarla kurduğu koalisyon vardı. Savaş kesin bir imha sonucu doğurmadı; Attila geri çekildi, fakat ordusunu koruyarak ertesi yıl İtalya seferine çıkabildi. Bu nedenle “Attila’nın askerî gücü 451’de tamamen yok edildi” yargısı doğru değildir.
Attila’nın 451 Katalaunum Savaşı’ndan sonra Galya’dan çekilmesine rağmen 452’de İtalya’ya büyük bir sefer düzenleyebilmesi aşağıdaki yargılardan hangisini destekler?
B) Galya Seferi Doğu Roma’ya karşı yapılmıştır.
C) 451’deki çatışma Hun askerî kapasitesini bütünüyle ortadan kaldıran kesin bir imha olmamıştır.
D) Attila 451’de Roma şehrini ele geçirmiştir.
E) İtalya Seferi Margus Antlaşması’ndan önce yapılmıştır.
İtalya Seferi (452) ve Roma’dan Dönüş
Attila 452‘de Alpleri aşarak İtalya’ya girdi; Aquileia başta olmak üzere Kuzey İtalya’daki birçok merkezi ele geçirdi veya baskı altına aldı. Roma yolu açıldığında Papa I. Leo’nun da bulunduğu bir heyet Attila ile görüştü ve Hun ordusu İtalya’dan çekildi. Ders kitaplarında Papa’nın barış isteği ve Doğu Roma’nın vergi yükümlülüğünü sürdürme taahhüdü öne çıkarılır.
Modern tarih yorumunda çekiliş tek bir görüşmeyle açıklanmaz. İtalya’daki kıtlık ve salgın, ordunun ikmal güçlüğü, Doğu Roma’nın Hun merkez bölgesine yönelik askerî baskısı ve Attila’nın elde ettiği diplomatik kazanımlar birlikte değerlendirilir. Papa ile görüşme önemlidir; fakat çok nedenli kararın tek açıklaması olarak sunulmamalıdır.

Attila’nın 452’de İtalya’dan dönüşünü; Papa I. Leo ile görüşme, salgın ve kıtlık, ikmal sorunu ve Doğu Roma’nın Hun topraklarına yönelik tehdidiyle birlikte açıklamak aşağıdakilerden hangisine örnektir?
B) Diplomatik, lojistik ve askerî etkenleri birlikte değerlendiren çok nedenli yoruma
C) Kronolojiyi bütünüyle önemsiz görmeye
D) Attila’nın İtalya’ya hiç girmediğini ileri sürmeye
E) Galya ve İtalya seferlerini aynı yıl kabul etmeye

Görselin sol panelinde Roma–Vizigot koalisyonuyla meydan savaşı, sağ panelinde Kuzey İtalya’da bir elçilik heyeti ve ikmal güçlüğü gösterilmiştir. Panellerin doğru tarih ve olay eşleştirmesi aşağıdakilerin hangisidir?
B) Sol: 434 Margus Antlaşması – Sağ: 447 Anatolyus Barışı
C) Sol: 452 İtalya Seferi – Sağ: 451 Galya Seferi
D) Sol: 451 Galya/Katalaunum – Sağ: 452 İtalya Seferi ve dönüş görüşmeleri
E) Sol: 395 Anadolu Akını – Sağ: 476 Batı Roma’nın sonu
Attila’nın Ölümü ve Avrupa Hun Birliğinin Dağılması
Attila 453’te öldüğünde geniş siyasi birlik oğulları arasında paylaşıldı. Bağlı Germen toplulukları merkezî otoriteye karşı ayaklandı; 454’teki Nedao Savaşı Hun hâkimiyetinin çözülmesinde belirleyici oldu. Hanedan içi rekabet, çok unsurlu bağlılık ağının kişisel hükümdarlık etrafında kurulmuş olması ve dış isyanlar Avrupa Hun siyasi birliğini kısa sürede parçaladı.
Dağılma, Hun nüfusunun Avrupa’dan bir anda yok olduğu anlamına gelmez. Bazı Hun grupları Karadeniz’in kuzeyine ve doğuya çekildi, bazıları bölgedeki topluluklara karıştı. Siyasi örgüt ortadan kalkarken askerî ve kültürel etkileşimin izleri farklı coğrafyalarda devam etti.
Attila’nın Avrupa Hafızasındaki Yeri
Attila, Doğu ve Batı Roma’yı aynı dönemde baskı altına alan güçlü hükümdarlığı nedeniyle Avrupa anlatılarında derin iz bıraktı. Bazı kilise kaynaklarında yıkıcı bir düşman olarak “Tanrı’nın Kırbacı” imgesiyle anılırken Germen destanlarında farklı adlarla güçlü, cömert veya meşru bir hükümdar olarak da yer aldı. Aynı kişinin farklı hafıza geleneklerinde zıt biçimde temsil edilmesi, tarihsel kişilik ile sonradan üretilen edebî imgenin ayrılması gerektiğini gösterir.
Bir hükümdar hakkında düşman kronikleri, diplomatik raporlar, arkeolojik bulgular ve destanlar aynı tür bilgi vermez. AYT’de bir kaynak parçası yorumlanırken kaynağın yazarı, amacı, dönemi ve türü göz önünde bulundurulmalıdır. Efsanevi unvanlar tarihsel etkinin kanıtı olabilir; fakat tek başına olayın bütün ayrıntılarını doğrulamaz.
Avrupa ve Doğu Avrupa’daki Diğer Türk Devlet ve Toplulukları
Avar Hakanlığı
Avarlar, Orta Asya’dan batıya ilerleyerek VI. yüzyılın ikinci yarısında Orta Avrupa’da, merkezi Pannonia olan güçlü bir siyasi yapı kurdu. Slav toplulukları üzerinde etkili oldular; Franklar, Lombardlar ve Bizans’la mücadele ettiler. Okul kaynaklarında 619 ve 626 olarak verilen İstanbul kuşatma girişimleri içinde özellikle 626’daki Sasani–Avar baskısı, Avrupa’daki Türk siyasi teşekküllerinin Bizans başkentini doğrudan tehdit edebildiğini gösterir.
Avarlar atlı savaş teknikleri ve üzengi kullanımının Avrupa’da yaygınlaşmasına katkıda bulundu. VIII. yüzyıl sonu ile IX. yüzyıl başında Frank saldırıları ve iç çözülme sonucunda siyasi güçleri sona erdi. İstanbul kuşatması başarısız olmuş; Bizans fethedilmemiştir.
Avarların Pannonia merkezli bir devlet kurması, Slav toplulukları üzerinde etkili olması ve 626’da İstanbul’u kuşatması aşağıdakilerden hangisini en güçlü biçimde destekler?
B) İstanbul’u fethederek Bizans’a son verdiklerini
C) Orta Avrupa ile Balkanlar arasındaki siyasi-askerî dengede etkin olduklarını
D) İtil Bulgarlarıyla aynı devlet olduklarını
E) Hristiyanlığı Avrupa’ya ilk kez getirdiklerini
Büyük Bulgar Devleti, Tuna ve İtil Bulgarları
Kubrat Han, VII. yüzyılda Karadeniz’in kuzeyinde Büyük Bulgar Devleti‘ni kurdu. Onun ölümünden sonra Hazar baskısı ve hanedan bölünmesi Bulgar gruplarını farklı yönlere dağıttı. Asparuh yönetimindeki kol Tuna boyuna giderek Tuna Bulgar Devleti‘ni kurdu; bölgede sayıca üstün Slavlarla karıştı, Slav dilini ve Hristiyanlığı benimsedi.
Kotroğ öncülüğündeki başka bir kol Volga/İtil havzasına giderek İtil Bulgar Devleti‘ni oluşturdu. Ticaret yolları üzerinde gelişen İtil Bulgarları 922’de İslamiyet’i resmen kabul etti. Böylece ortak kökenden çıkan iki Bulgar kolu farklı coğrafya ve din çevrelerinde farklı kültürel kimliklere yöneldi: Tuna Bulgarları Hristiyanlaşıp Slavlaşırken İtil Bulgarları İslamlaşarak Türk kültürel bağlarını daha belirgin korudu.
Tuna Bulgarlarının Hristiyanlaşıp Slavlaşmasına karşılık İtil Bulgarlarının 922’de İslamiyet’i kabul etmesi aşağıdakilerden hangisini gösterir?
B) Bütün Bulgar kollarının aynı devlette ve aynı din altında kaldığını
C) İtil Bulgarlarının Balkanlar’da kurulduğunu
D) Tuna Bulgarlarının İslamiyet’i Avrupa’ya taşıdığını
E) Hazar baskısının Bulgarları birleştirdiğini
Hazar Hakanlığı ve Hazar Barış Çağı
Hazarlar, VII–X. yüzyıllar arasında Hazar Denizi ile Karadeniz’in kuzeyi, Kafkaslar ve İtil havzasında etkili oldu. İpek Yolu’nun kuzey kolları ile İtil ticaret hattını denetlemeleri, farklı din ve toplulukların buluştuğu kozmopolit bir ekonomik düzen oluşturdu. Müslüman Arap ordularının Kafkaslar üzerinden kuzeye ilerlemesini durdurarak Doğu Avrupa’nın siyasi dengesinde rol oynadılar.
Hazar yönetici tabakasının Museviliği benimsemesi, onları Türk tarihi içinde ayırt edici kılar. Ülkede Müslüman, Hristiyan, Musevi ve geleneksel inançlara mensup toplulukların kendi hukuk temsilcileriyle yaşayabilmesi, tarih yazımında Hazar Barış Çağı diye anılan hoşgörülü ticaret ortamıyla ilişkilendirilir. Bu ifade çatışmasız bir dünya değil, ticaret ve çok dinli yönetimin görece istikrar sağladığı dönemdir.
Hazar ülkesinde farklı din mensupları için ayrı yargıçların bulunması, ticaret yollarının güvenli tutulması ve yönetici tabakanın Museviliği benimsemesi aşağıdaki yargılardan hangisini destekler?
B) Hazar ekonomisinin dış ticarete kapalı olduğunu
C) Siyasi otorite ile dinî kimliğin her toplulukta aynı olduğunu
D) Hazarların yalnız göçebe hayvancılıkla geçindiğini
E) Çok dinli hukuk düzeni ile ticari istikrar arasında ilişki kurulduğunu
Oğuzların Avrupa Kolu: Uzlar
Oğuzların batıya ilerleyen kolu Bizans ve Rus kaynaklarında Uz adıyla anıldı. Peçenek baskısıyla Karadeniz’in kuzeyinden Tuna boylarına yönelen Uzların bir bölümü Balkanlara geçti; Bizans hizmetine giren, Hristiyanlaşan veya çevredeki topluluklara karışan gruplar oldu. Bağımsız ve uzun ömürlü merkezî bir devlet kuramadılar.
Uzların tarihî önemi, Oğuz göçlerinin yalnız Selçuklu–Anadolu hattından ibaret olmadığını göstermesidir. Doğu Avrupa kolu farklı siyasi ve dinî çevrelere katılırken güney kolu İran ve Anadolu’da yeni devletler kurmuştur. Aynı boylar birliği içinden ayrılan kolların kaderi, göç yolu ve karşılaştıkları güç dengesiyle değişmiştir.
Peçenekler
Peçenekler, IX–XI. yüzyıllarda Karadeniz’in kuzeyi ve Balkanlar arasında etkili olan boylar birliğiydi. Hazar, Rus, Macar ve Bizans siyasetinde bazen müttefik, bazen rakip olarak rol aldılar. Merkezî ve kalıcı bir devlet yapısından çok bağımsız boyların oluşturduğu hareketli bir konfederasyon görünümü taşıdılar.
Bizans, Peçenekleri sınır savunması ve rakiplerine karşı askerî güç olarak kullandı; ancak çatışmalar da yaşandı. 1071 Malazgirt Savaşı’nda Bizans ordusundaki Peçenek ve Uz birliklerinin Selçuklu tarafına geçmesi, dil ve kültür yakınlığıyla açıklanan önemli bir olaydır. Bu geçiş tek başına savaşın bütün sonucunu açıklamaz; Bizans komuta sorunları ve Selçuklu taktiği de belirleyicidir.
Uzların bir bölümünün Bizans hizmetine girmesi, Peçeneklerin ise Bizans tarafından kimi zaman sınır savunmasında kullanılıp kimi zaman düşman kabul edilmesi aşağıdakilerden hangisine kanıttır?
B) Askerî toplulukların ilişkisinin dönemsel çıkar ve güç dengelerine göre değişebildiğine
C) Uz ve Peçeneklerin tek merkezî devlet kurduğuna
D) Bizans’ın paralı ve müttefik kuvvet kullanmadığına
E) Peçeneklerin yalnız Anadolu’da yaşadığına
Kıpçaklar/Kumanlar
Kıpçaklar, Batı kaynaklarında Kuman adıyla anılan ve XI–XIII. yüzyıllarda İrtiş’ten Tuna’ya uzanan bozkır kuşağında etkili olan topluluktur. Bu geniş coğrafya, İslam kaynaklarında Deşt-i Kıpçak, yani Kıpçak Bozkırı olarak adlandırıldı. Kıpçaklar Rus knezlikleri, Gürcüler, Bizans ve Balkan devletleriyle savaş, ittifak ve ücretli askerlik ilişkileri kurdu.
Moğol ilerleyişi Kıpçak siyasi düzenini sarstı. Bir kısmı Macaristan’a sığındı, bir kısmı Altın Orda toplumuna katıldı, bir kısmı Mısır ve Suriye’deki askerî köle sistemine girerek Memlük siyasetinde yükseldi. Kıpçak Türkçesinin en önemli belgelerinden Codex Cumanicus, Karadeniz ticaret çevresinde Latin, Fars ve Kuman dilleri arasında iletişim amacı taşıyan sözlük ve metinlerden oluşur.
Deşt-i Kıpçak adının İrtiş’ten Tuna’ya uzanan bozkır için kullanılması, Codex Cumanicus’un çok dilli bir ticaret ve iletişim metni olması aşağıdakilerden hangisini birlikte gösterir?
B) Kıpçak dilinin hiçbir yazılı iz bırakmadığını
C) Kıpçakların Roma İmparatorluğu’nu kurduğunu
D) Geniş siyasi hareket alanının kültürel ve ticari temas ağları doğurduğunu
E) Kuman ve Kıpçak adlarının farklı toplulukları gösterdiğini
Macarlar ve Türk Kültürüyle İlişkileri
Macarlar Fin-Ugor dil ailesine bağlı bir dil konuşur; bu nedenle Türk dilli bir halk olarak sınıflandırılmaz. Bununla birlikte Karadeniz’in kuzey bozkırlarında Hun, Bulgar, Hazar, Peçenek ve başka Türk topluluklarıyla uzun süre temas etmiş; siyasi teşkilat, askerlik, hayvancılık ve kelime hazinesi bakımından Türk kültüründen etkilenmiştir. Árpád önderliğinde IX. yüzyılın sonunda Karpat Havzası’na yerleştiler.
Macarların köken anlatılarında Hun ve Attila mirasına yer verilmesi tarihsel hafızanın parçasıdır. Ancak kültürel yakınlık, siyasi miras iddiası ve dil akrabalığı aynı şey değildir. AYT sorularında Macarların Türk kültür çevresiyle güçlü bağları belirtilirken Fin-Ugor dil kimliği göz ardı edilmemelidir.
Macarcanın Fin-Ugor dil ailesinde yer almasına karşılık Macar siyasi ve askerî terminolojisinde Türkçe kökenli unsurlar bulunması aşağıdaki yargılardan hangisini doğrular?
B) Macarların hiçbir Türk topluluğuyla karşılaşmadığını
C) Türkçe kelime alan her halkın mutlaka Türk dilli olduğunu
D) Macarların Karpat Havzası’na hiç yerleşmediğini
E) Fin-Ugor dillerinin Türkçenin bir lehçesi olduğunu
Sabarlar ve Başkırtlar
Sabarlar, V–VI. yüzyıllarda Kafkasların kuzeyi ile Batı Sibirya arasında etkili olan hareketli bir Türk topluluğudur. Bizans ve Sasani siyasetinde askerî güç olarak yer almış, gelişmiş kuşatma araçları ve savaşçılıklarıyla kaynaklara yansımışlardır. “Sibirya” adının Sabar/Sabir adıyla ilişkilendirildiği görüşü okul kaynaklarında aktarılır; ancak adın kökeni tarih yazımında tartışmalıdır.
Başkırtlar ise Ural Dağları’nın güney ve doğu çevresinde yaşayan Türk topluluklarındandır. İtil–Ural sahasındaki Bulgar, Kıpçak ve daha sonra Altın Orda çevreleriyle etkileşmişler; büyük ölçüde İslamiyet’i benimseyerek kültürel varlıklarını günümüze taşımışlardır. Sabar ve Başkırtlar, Avrupa–Asya sınırındaki Türk varlığının yalnız büyük imparatorluklardan ibaret olmadığını gösterir.
Karşılaştırmalı Devlet ve Topluluk Tablosu
| Devlet/topluluk | Ana saha | Ayırt edici özellik | Kültürel-siyasi sonuç |
|---|---|---|---|
| Avarlar | Pannonia, Orta Avrupa | 626 İstanbul kuşatması; Slavlar üzerinde etki | Atlı savaş ve üzengi kültürünün Avrupa’da yayılışı |
| Tuna Bulgarları | Tuna ve Balkanlar | Asparuh; Bizans’la mücadele | Hristiyanlaşma ve Slavlaşma |
| İtil Bulgarları | Volga/İtil havzası | Ticaret; 922’de İslamiyet | İslam dünyasıyla güçlü bağ |
| Hazarlar | Kafkaslar, İtil ve Hazar çevresi | Yönetici tabakada Musevilik; çok dinli düzen | Hazar Barış Çağı ve kuzey ticaret yolları |
| Uzlar | Karadeniz kuzeyi ve Balkanlar | Oğuzların Avrupa kolu | Bizans hizmeti, Hristiyanlaşma ve karışma |
| Peçenekler | Karadeniz kuzeyi, Tuna, Balkanlar | Merkezî devletten çok boylar birliği | Bizans ve Rus siyasetinde değişken ittifaklar |
| Kıpçak/Kumanlar | Deşt-i Kıpçak | İrtiş–Tuna bozkırı; Codex Cumanicus | Rus, Balkan, Gürcü ve Memlük çevreleriyle etkileşim |
| Macarlar | Karpat Havzası | Fin-Ugor dil; güçlü bozkır-Türk kültür etkisi | Hristiyan Avrupa krallığı ve Hun mirası anlatısı |
| Sabarlar | Kafkas kuzeyi, Batı Sibirya | Bizans–Sasani siyasetinde askerî etkinlik | Avrasya geçiş sahasında hareketli güç |
| Başkırtlar | Ural çevresi | İtil–Ural Türk kültür çevresi | İslamiyet’i benimseyerek kimliğini sürdürme |

Görseldeki kanıt panellerinde I Pannonia ve 626 İstanbul kuşatması, II 922 tarihli cami ve İtil ticareti, III Musevi sembolü ile çok dinli mahkeme, IV merkezî hükümdar yerine boy beyleri, V Deşt-i Kıpçak ve çok dilli bir sözlük gösterilmiştir. Bu panellerin doğru eşleştirilmesi aşağıdakilerin hangisidir?
B) I Peçenek – II Tuna Bulgar – III Macar – IV Hazar – V Avar
C) I Avar – II İtil Bulgar – III Hazar – IV Peçenek – V Kıpçak/Kuman
D) I Kıpçak – II Hazar – III Avar – IV İtil Bulgar – V Uz
E) I Tuna Bulgar – II Peçenek – III Kıpçak – IV Avar – V Hazar
Önceki Konu: İlk Türk Devletlerinde Yönetim, Toplum ve Ordu
Sonraki Konu: İslamiyet’in Doğuşu, Hz. Muhammed ve Dört Halife Dönemi
