AYT endokrin sistem ve hormonlar konu anlatımı kapsamında hormonal denetimin temel ilkeleri, hipotalamus–hipofiz bağlantısı, endokrin bezler, hormonların hedefleri ve homeostatik geri bildirim mekanizmaları işlenecektir.
AYT biyoloji konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
Endokrin Denetimin Temel İlkeleri
→
→
→
Endokrin, Ekzokrin ve Karma Bezler
Bez, belirli bir maddeyi üretip salgılayan hücre ya da hücre topluluğudur. Endokrin bezler salgı kanalı taşımaz; ürettikleri hormonları doku sıvısına, ardından kana verir. Kanla taşınan hormon, üretildiği yerden uzaktaki hücreleri de etkileyebilir. Hipofiz, tiroit, paratiroit ve böbreküstü bezleri bu gruptadır.
Ekzokrin bezler salgılarını bir kanal aracılığıyla vücut yüzeyine veya sindirim kanalı gibi bir boşluğa boşaltır. Ter, tükürük ve gözyaşı bezleri örnektir. Karma bez ise hem endokrin hem ekzokrin işlev taşır. Pankreas hormonlarını kana, sindirim enzimlerini kanalla onikiparmak bağırsağına verir. Ders kitabı sınıflandırmasında yumurtalık ve testisler de hormonları kana, üreme hücrelerini kanallara verdikleri için karma yapı olarak değerlendirilir.

B) Bez yalnız ekzokrindir; K kana salgı verir.
C) Bez karmadır; K endokrin, L ekzokrin işlevlidir.
D) Bez karmadır; K ekzokrin, L endokrin işlevlidir.
E) Bez sinir dokusudur; K ve L nörotransmitter üretir.
Hormon, Hedef Hücre ve Reseptör
Hormon, bir hücre veya bezde sentezlenen; çok düşük derişimlerde bile uygun hedef hücrede düzenleyici yanıt oluşturabilen kimyasal habercidir. Hormonlar enerji verici madde veya enzim değildir. Büyüme, metabolizma, üreme, su–iyon dengesi ve kan glikozu gibi süreçlerin hızını ya da yönünü değiştirir.
Bir hormon kanla birçok dokuya ulaşsa da yalnız kendisine özgü reseptörü taşıyan hücrelerde etkili olur. Bu hücrelere hedef hücre denir. Reseptörün bulunmaması, sayısının azalması veya hormona yanıt verememesi durumunda kanda hormon bulunsa bile beklenen hücresel yanıt oluşmayabilir. Bu nedenle hormonun kandaki miktarı ile dokunun hormona duyarlılığı ayrı değişkenlerdir.

B) Karaciğer hücrelerindeki X reseptörünün işlevsiz olmasıyla
C) Bütün endokrin bezlerin aynı anda durmasıyla
D) X hormonunun yalnız ekzokrin kanalla taşınmasıyla
E) Kandaki tüm hormonların enzim olarak kullanılmasıyla
Hormonların Kimyasal Yapısı ve Etki Biçimi
Hormonlar kimyasal yapılarına göre başlıca peptit/protein hormonlar, amino asit türevi hormonlar ve steroit hormonlar olarak incelenir. İnsülin, glukagon ve büyüme hormonu peptit/protein; adrenalin ve tiroksin amino asit türevi; kortizol, aldosteron, östrojen, progesteron ve testosteron steroit yapıdadır.
Suda çözünen peptit hormonlar ve katekolaminler hücre zarından serbestçe geçemez; zar üzerindeki reseptöre bağlanıp hücre içinde ikinci haberci sistemlerini çalıştırır. Steroit hormonlar ve tiroksin gibi lipitte çözünen hormonlar hücre içine girebilir, sitoplazmik ya da çekirdekteki reseptörlerle genlerin çalışmasını değiştirebilir. Gen ifadesine dayalı yanıtlar çoğunlukla daha yavaş başlar fakat daha uzun sürebilir. Kimyasal köken tek başına yeterli değildir: adrenalin de tiroksin de amino asit türevidir, ancak reseptör konumları ve etki biçimleri farklıdır.
B) X’in reseptörü çekirdekte, Y’nin reseptörü zardadır.
C) X suda çözünen, Y lipitte çözünen bir hormon olabilir.
D) X ve Y mutlaka aynı bezden salgılanır.
E) Y hedef hücre reseptörüne ihtiyaç duymaz.
Sinirsel ve Hormonal Denetimin Karşılaştırılması
Sinir sisteminde bilgi nöron boyunca elektriksel değişimlerle, sinapsta ise nörotransmitterle aktarılır. Belirli sinir yollarına bağlı olduğu için hedefi dardır; yanıt çoğunlukla hızlı başlar ve kısa sürer. Endokrin sistemde hormon kana verildiğinden vücuda yayılır, fakat yalnız reseptörlü hücreler yanıt verir. Hormonun taşınması ve hücresel mekanizmanın kurulması daha uzun sürebilir; etkisi çoğunlukla daha yavaş başlar ve daha uzun sürer.
Bu iki sistem birbirinden bağımsız değildir. Hipotalamus sinirsel bilgileri değerlendirip hormon salınımını düzenler; böbreküstü bezinin medullası sempatik sinirlerle uyarılır. Böylece kısa süreli sinirsel yanıt ile daha geniş ve uzun süreli hormonal yanıt aynı fizyolojik olayda birleşebilir.
B) Birincisi hormonal, ikincisi yalnız refleks yanıtıdır.
C) Her ikisi de yalnız ekzokrin salgıyla oluşmuştur.
D) Hız farkı hedef hücrelerde reseptör bulunmadığını gösterir.
E) Hormonal yanıt daima sinirsel yanıttan daha kısa sürer.
Geri Bildirim Mekanizmaları ve Homeostazi
Homeostazi, iç ortam değişkenlerinin dar bir fizyolojik aralıkta tutulmasıdır. Negatif geri bildirimde başlangıçtaki değişime karşıt bir yanıt oluşur. Kan glikozunun yükselmesi insülini artırır; insülinin etkisi kan glikozunu düşürür. Sonuç başlangıç uyarısını azalttığı için sistem kendini sınırlar.
Pozitif geri bildirimde yanıt başlangıç uyarısını güçlendirir ve olay belirli bir son noktaya kadar büyür. Doğum sırasında rahim kasılması oksitosin salınımını, oksitosin de kasılmayı artırır; doğum tamamlandığında döngü sona erer. Pozitif geri bildirim homeostazinin genel yöntemi değil, bitiş noktası bulunan özel süreçlerin büyütme düzenidir.
Hipotalamus ve Hipofiz Bezi
Hipotalamus–Hipofiz Bağlantısı
Hipotalamus, ara beyinde bulunan; sinir sistemiyle endokrin sistemi birleştiren düzenleme merkezidir. Kanın sıcaklığı, ozmolaritesi ve enerji durumuna ilişkin bilgileri değerlendirir. Ürettiği salgılatıcı ve durdurucu hormonlar, özel bir portal damar sistemiyle hipofizin ön lobuna ulaşır ve buradaki endokrin hücrelerin hormon salgısını değiştirir.
Ön hipofiz bez epitelinden oluşur ve kendi hormonlarını sentezler. Arka hipofiz ise hipotalamusun sinirsel uzantısıdır. ADH ve oksitosin hipotalamustaki nöron gövdelerinde sentezlenir; aksonlarla arka hipofize taşınır, burada depolanır ve gerektiğinde kana salınır. Arka hipofizin bu iki hormonu üretmeyip depolaması ve salması temel ayrımdır.


Şemadaki hedef bezin Z üretme kapasitesi belirgin biçimde azalırken hipotalamus ve ön hipofiz sağlam kalmaktadır. Buna göre yeni denge kurulana kadar X, Y ve Z düzeylerinde beklenen değişim hangisidir?
B) X azalır, Y artar, Z artar.
C) X artar, Y azalır, Z değişmez.
D) X artar, Y artar, Z azalır.
E) X, Y ve Z birlikte artar.
Ön Hipofizin Denetleyici Hormonları: TSH ve ACTH
TSH, tiroit uyarıcı hormondur; tiroit bezinin büyümesini, tiroksin ve triiyodotironin üretimini destekler. ACTH, adrenokortikotropik hormondur; böbreküstü bezinin korteksini, özellikle kortizol salgısını uyarır. Bu hormonlar hedef bez üzerinde etkili oldukları için tropik hormonlardır.
TSH ve ACTH kendi hedef bezlerinin hormonlarıyla negatif geri bildirime bağlı eksenler kurar. Tiroksin yükseldiğinde TRH ve TSH; kortizol yükseldiğinde CRH ve ACTH baskılanır. Hedef bez hasarında çevresel hormon azalırken onu uyaran hipofiz hormonunun artması, negatif geri bildirim mantığının sonucudur.
B) Parathormonun TSH ile birlikte azalması
C) ADH’nin sentezlenememesi
D) Adrenal medulladan adrenalin salgısının tamamen durması
E) Tiroksinin azalması ve hipotalamik TRH uyarısının artması
Büyüme Hormonu ve Büyüme Bozuklukları
Büyüme hormonu (GH veya STH), ön hipofizden salgılanır. Özellikle karaciğerde büyüme faktörlerinin oluşmasını uyararak kemik ve kıkırdak dokuda büyümeyi destekler; amino asit alımını ve protein sentezini artırır. Enerji kullanımında yağların parçalanmasını destekleyip glikoz kullanımını azaltabildiğinden fazla salgısı kan glikozunu yükseltebilir.
Çocuklukta GH eksikliği orantılı boy kısalığıyla seyreden hipofizer cüceliğe; büyüme plakları kapanmadan önce fazlalığı gigantizme yol açabilir. Büyüme plakları kapandıktan sonra boyuna uzama gerçekleşmez; fazla GH el, ayak, çene ve yüz kemiklerinde orantısız büyümeyle akromegali oluşturabilir. Bozukluğun etkisi yalnız hormon miktarına değil, ortaya çıktığı yaşa da bağlıdır.
B) K’de akromegali, L’de orantılı cücelik
C) K’de miksödem, L’de gigantizm
D) Her ikisinde yalnız boyuna uzama
E) Her ikisinde yalnız tiroksin eksikliği
Prolaktin ve Melanosit Uyarıcı Hormon
Prolaktin (PRL) ön hipofizden salgılanır; gebelikte meme bezlerinin gelişmesine katkı verir ve doğumdan sonra süt sentezini destekler. Sütün üretilmesi prolaktinle, üretilmiş sütün kanallardan dışarı itilmesi ise oksitosinle ilişkilidir. Bu iki işlev aynı değildir.
Melanosit uyarıcı hormon (MSH), melanositlerde melanin üretimini etkiler. İnsanlarda hipofizin ara bölgesi belirgin bir ayrı lob oluşturmadığından MSH, ön hipofizle ilişkili hormonlar arasında ele alınır. Melanin üretimi deri renginin düzenlenmesine katkı sağlar; hormonun temel hedefi süt bezi veya tiroit değildir.
B) MSH eksikliği
C) Oksitosin eksikliği
D) TSH eksikliği
E) ACTH fazlalığı
FSH ve LH
FSH ve LH, ön hipofizden salgılanan gonadotropinlerdir. FSH, yumurtalıkta folikül gelişimini ve östrojen üretimini; testiste Sertoli hücreleri üzerinden sperm oluşumunu destekler. LH, dişide ovulasyonu ve korpus luteum oluşumunu; erkekte Leydig hücrelerinden testosteron salgısını uyarır.
Bu hormonlar doğrudan gamet değildir ve gonadlardan salgılanmaz. Hipotalamik GnRH ön hipofizi, FSH ve LH gonadları, gonad hormonları da hedef dokuları etkiler. Gonad hormonları çoğu durumda hipotalamus ve hipofiz üzerinde geri bildirim oluşturur.
B) ACTH salgısı
C) FSH salgısı
D) ADH’nin arka hipofizden kana verilmesi
E) Büyüme hormonu salgısının hipotalamik denetimi
B) Dişide folikül gelişiminin başlaması
C) Erkekte Leydig hücrelerinden testosteron salgılanması
D) Arka hipofizden ADH verilmesi
E) Tiroit bezinden kalsitonin salgılanması
Arka Hipofiz, ADH ve Su Dengesi
Antidiüretik hormon (ADH veya vazopressin), hipotalamusta sentezlenip arka hipofizden kana verilen bir nörohormondur. Su kaybı kan plazmasının ozmolaritesini, yani çözünmüş madde yoğunluğunun suya oranını artırır. Hipotalamustaki ozmoreseptörler bu değişimi algılar; ADH salınımı ve susama duygusu artar.
ADH böbreğin özellikle toplayıcı kanallarında su geçirgenliğini artırır. Daha fazla su kana geri döner; idrar hacmi azalırken idrar yoğunluğu artar ve kan ozmolaritesi normal aralığa yaklaşır. Fazla su alındığında ADH azalır; su geri emilimi düşer ve daha fazla seyreltik idrar oluşur. ADH’nin yetersizliği veya böbreğin ADH’ye yanıt verememesi, glikoz bulunmayan fazla ve seyreltik idrarla seyreden şekersiz diyabete yol açabilir.


Eşit süre sonunda böbrekleri sağlıklı K, L ve M grupları karşılaştırılıyor. Buna göre idrar hacmi ve idrar yoğunluğu için aşağıdaki sıralamalardan hangisi beklenir?
B) Hacim: M<K<L; yoğunluk: M>K>L
C) Hacim: K<L<M; yoğunluk: K>L>M
D) Hacim: L<M<K; yoğunluk: M>L>K
E) Hacim: K=L=M; yoğunluk: K=L=M
Oksitosin ve Pozitif Geri Bildirim
Oksitosin hipotalamusta sentezlenir ve arka hipofizden kana verilir. Doğum sırasında rahim düz kaslarının kasılmasını güçlendirir. Rahim ağzının gerilmesi hipotalamik uyarıyı, oksitosin kasılmayı, artan kasılma da gerilmeyi büyütür. Bebek doğduğunda gerilme uyarısı ortadan kalkar ve pozitif geri bildirim sonlanır.
Emzirme sırasında meme başındaki mekanik uyarı oksitosin salınımını artırır; oksitosin süt bezlerinin çevresindeki kasılabilir hücreleri uyararak sütün kanallara itilmesini sağlar. Süt üretimi prolaktin, süt boşaltımı oksitosin etkisidir.
B) Oksitosinin temel görevi süt sentezlemektir.
C) Oksitosin ön hipofizde sentezlenir.
D) Pozitif geri bildirimdir; doğum tamamlanınca uyarı kaynağı ortadan kalkar.
E) Süreçte hedef doku yalnız böbrektir.
Tiroit, Paratiroit ve Kalsiyum Dengesi
Tiroksin ve Metabolizma
Tiroit bezi, boyunda soluk borusunun önünde bulunan iki loblu bir endokrin bezdir. Folikül hücreleri iyot içeren T4 (tiroksin) ve T3 hormonlarını üretir. Bu hormonlar hücrelerin oksijen tüketimini, enerji üretimini ve bazal metabolizma hızını artırır; büyüme ve sinir sisteminin gelişimi için gereklidir.
İyot yetersizliğinde tiroit hormonlarının sentezi azalır. Negatif geri bildirim zayıfladığı için TSH artar ve tiroit bezi büyüyerek basit guatr oluşturabilir. Çocuklukta ağır hormon eksikliği büyüme ve sinir sistemi gelişimini bozabilir; yetişkinlikte belirgin eksiklik metabolizmanın yavaşlaması, halsizlik, soğuğa duyarlılık ve miksödemle ilişkilidir. Hormon fazlalığında metabolizma hızlanır; kilo kaybı, sıcaklık intoleransı ve kalp hızında artış görülebilir.
B) Tiroksin artar, TSH azalır, bez küçülür.
C) Tiroksin ve TSH birlikte azalır, bez değişmez.
D) Kalsitonin artar ve parathormon tamamen durur.
E) ADH azalır ve idrar yoğunluğu artar.
Tiroit Ekseninde Negatif Geri Bildirim
Hipotalamustan salgılanan TRH ön hipofizi, ön hipofizden salgılanan TSH tiroit bezini uyarır. Tiroit hormonları yükseldiğinde hipotalamus ve ön hipofiz baskılanır; TRH ile TSH azalır. Böylece çevresel hormon kendi üretim eksenini sınırlar.
Bozukluğun yeri hormon örüntüsünden çıkarılabilir. Tiroit bezinin kendisi yetersizse tiroksin düşük, TSH yüksek olabilir. Ön hipofiz yetersizliğinde hem TSH hem tiroksin düşebilir. Dışarıdan fazla tiroit hormonu alınması veya tiroit bezinin bağımsız aşırı çalışması ise tiroksini yükseltip TSH’yi baskılayabilir.


Grafikteki bireylerden K’de tiroit bezinin, M’de ise ön hipofizin yetersiz çalıştığı bilinmektedir. L bireyinde dışarıdan yüksek doz tiroksin alınmıştır. Buna göre,
I. K’de tiroksinin negatif geri bildirimi azalmıştır.
II. L’de yüksek tiroksin TSH’yi baskılamıştır.
III. M’de düşük TSH, tiroit bezinin yeterince uyarılamamasına yol açmıştır.
yargılarından hangileri doğrudur?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
Kalsitonin
Kalsitonin, tiroit bezindeki parafoliküler C hücrelerinden salgılanır. Kan Ca2+ düzeyi yükseldiğinde salgısı artar; kalsiyumun kemik dokuya geçmesini destekler ve böbrekten geri emilimini azaltarak kan kalsiyumunu düşürür. Etkisi parathormonun temel etkisine karşıttır.
Kalsitonin salgısı doğrudan TSH’ye bağlı bir eksen olarak değerlendirilmez; temel uyarı kan Ca2+ düzeyidir. Tiroksinle aynı bezden salgılanmasına rağmen hedefi ve düzenlenme biçimi farklıdır.
B) ADH artar, bağırsaktan Ca2+ emilimi durur.
C) TSH artar, böbrekten Ca2+ atımı durur.
D) Kalsitonin artar, kemiğe Ca2+ geçişi desteklenir.
E) İnsülin azalır, kalsitonin tamamen baskılanır.
Parathormon
Paratiroit bezleri, çoğunlukla tiroit bezinin arka yüzünde bulunan küçük bezlerdir. Salgıladıkları parathormon (PTH), kan Ca2+ düzeyi düştüğünde artar. PTH kemik dokudan kana kalsiyum geçişini, böbrekten Ca2+ geri emilimini ve böbrekte D vitamininin etkinleşmesini artırır. Etkin D vitamini bağırsaktan kalsiyum emilimini yükseltir.
PTH’nin uzun süre fazla olması kemik mineralinin azalmasına ve böbrek taşı riskinin artmasına; belirgin eksikliği ise düşük kan kalsiyumu nedeniyle sinir ve kasların aşırı uyarılmasına, ağrılı kasılmalarla seyreden tetaniye yol açabilir. PTH’nin hedefi yalnız kemik değildir; böbrek ve dolaylı olarak bağırsak da düzenlemeye katılır.
B) D vitamininin etkinleşmesinin artması
C) Kan Ca2+ düzeyinin düşmesi ve kas uyarılabilirliğinin artması
D) Kemikten kana Ca2+ geçişinin sürekli artması
E) Kalsitoninin etkisiyle kan Ca2+ düzeyinin yükselmesi
Kan Kalsiyumunun Antagonistik Düzenlenmesi
İki hormonun aynı değişken üzerinde karşıt yönde etkili olmasına antagonistik etki denir. Kalsitonin yüksek kan Ca2+ düzeyini düşürürken PTH düşük kan Ca2+ düzeyini yükseltir. Her hormon kendi uyarısını azaltarak negatif geri bildirim oluşturur.
Kalsitonin ve PTH aynı anda eşit miktarda salgılanmak zorunda değildir. Kan kalsiyumu düştüğünde PTH salgısı artar; yükseldiğinde PTH salgısı baskılanır. Kemik, böbrek ve bağırsak farklı yönlerde düzenlenerek kan ile depo arasındaki denge korunur.


Şemada A ve B bezleri ile X ve Y hormonları gösterilmiştir. Buna göre doğru eşleştirme hangisidir?
B) A: Paratiroit, X: PTH; B: Tiroit, Y: Kalsitonin
C) A: Hipofiz, X: TSH; B: Tiroit, Y: Tiroksin
D) A: Pankreas, X: İnsülin; B: Pankreas, Y: Glukagon
E) A: Tiroit, X: Tiroksin; B: Hipofiz, Y: TSH
Böbreküstü Bezleri ve Stres Yanıtı
Korteks ve Medulla Ayrımı
Böbreküstü bezleri, her iki böbreğin üst bölümünde yer alan endokrin bezlerdir. Dıştaki korteks ve içteki medulla embriyonik köken, uyarılma biçimi ve hormon yapısı bakımından farklıdır. Korteks steroit yapılı aldosteron, kortizol ve adrenal eşey hormonlarını; medulla amino asit türevi katekolaminler olan adrenalin ile noradrenalini salgılar.
Korteksin özellikle kortizol salgısı hipotalamus–ön hipofiz–ACTH ekseniyle düzenlenir. Aldosteronun temel denetiminde kan basıncı ve böbrekle ilişkili renin–anjiyotensin sistemi ile kan K+ düzeyi daha belirleyicidir. Medulla ise sempatik sinir sisteminin doğrudan uyarısıyla hızlı yanıt verir. Bu nedenle “böbreküstü bezinin bütün hormonları ACTH ile salgılanır” genellemesi doğru değildir.
| Bölge | Başlıca uyarı | Hormonlar | Temel rol |
|---|---|---|---|
| Korteks | ACTH; renin–anjiyotensin; K+ | Kortizol, aldosteron, adrenal androjenler | Uzun süreli stres, enerji ve iyon dengesi |
| Medulla | Sempatik sinirler | Adrenalin, noradrenalin | Kısa süreli savaş ya da kaç yanıtı |
B) Kortizol
C) Adrenal androjen
D) Adrenalin
E) Kortikosteron
Aldosteron ve İyon–Su Dengesi
Aldosteron, adrenal korteksin mineralokortikoid hormonudur. Böbrek tübüllerinde Na+ geri emilimini ve K+ salgılanmasını artırır. Sodyumu su izlediği için aldosteron dolaylı olarak kan hacminin ve kan basıncının korunmasına katkı verir. Hormon doğrudan su kanalı açan ADH ile aynı değildir: ADH su geçirgenliğini, aldosteron öncelikle iyon taşınmasını değiştirir.
Aldosteron yetersizliğinde Na+ ve su kaybı, düşük kan basıncı ve yüksek kan K+ düzeyi görülebilir. Korteks hormonlarının genel yetersizliği Addison hastalığıyla ilişkilidir; ACTH artışıyla bağlantılı deri koyulaşması, halsizlik ve kilo kaybı eşlik edebilir. Aldosteron fazlalığı Na+ ve su tutulmasını artırarak hipertansiyona, K+ kaybıyla kas güçsüzlüğüne yol açabilir.
B) Na+ geri emiliminin artması ve K+ atımının azalması
C) Suyun ADH’den bağımsız olarak tamamen tutulması
D) Kan hacminin artması ve idrarda Na+ bulunmaması
E) Glukagon salgısının tamamen durması
Kortizol ve Uzun Süreli Stres
Kortizol, adrenal korteksten salgılanan glukokortikoiddir. Uzun süreli stres ve açlıkta protein ile yağ depolarından sağlanan maddelerin karaciğerde glikoza dönüştürülmesini artırır; böylece kan glikozunun korunmasına katkı sağlar. Yağ ve protein yıkımının artması, uzun süreli fazlalıkta kas ve bağ dokusunun zayıflamasına neden olabilir.
Kortizol iltihap ve bağışıklık yanıtını baskılayabilir; bu özellik kontrollü tedavide yararlı, uzun süre yüksek düzeyde ise enfeksiyonlara yatkınlığı artırıcı olabilir. Kortizol yükseldiğinde hipotalamus ve ön hipofizi baskılayarak CRH ve ACTH’yi azaltır. Bu eksen, kısa süreli sempatik–adrenalin yanıtından daha yavaş fakat daha uzun etkilidir.
B) Glikoz üretiminde artış – bağışıklık yanıtında baskılanma
C) Protein yıkımında azalma – ACTH’de artış
D) İnsülin reseptörlerinin zorunlu olarak yok olması – kalsitoninde artış
E) Tiroksin sentezinin doğrudan durması – ADH’de azalma
Adrenal Eşey Hormonları
Adrenal korteks az miktarda androjen ve diğer eşey steroitlerini üretir. Bu hormonlar her iki eşeyde de bulunur; kıllanma ve cinsel gelişim üzerinde gonad hormonlarına destekleyici etki gösterebilir. Adrenal androjenler, testisten salgılanan testosteronla aynı kaynakta değildir.
Gonadların temel eşey hormonu üretimi FSH ve LH ile ilişkiliyken adrenal korteksin hormonları ACTH ve korteks içi düzenleme ile bağlantılıdır. Bir hormonun kimyasal olarak benzer olması, aynı bezden veya aynı eksenden salgılandığı anlamına gelmez.
Adrenalin ve Noradrenalin
Adrenalin ve noradrenalin, adrenal medulladan sempatik sinir uyarısıyla salgılanan katekolaminlerdir. Kısa süreli stres, korku veya yoğun egzersizde kalp hızını ve kasılma gücünü artırır; bronşları genişletir, karaciğerde glikojen yıkımını hızlandırır ve kan akımını iskelet kasları ile kalbe yönlendiren değişikliklere katkı verir.
Noradrenalin damarların daralması ve kan basıncının yükselmesinde daha belirgin olabilir; ayrıca sinir sisteminde nörotransmitter olarak da görev yapar. Medullanın hızlı yanıtı doğrudan sempatik sinirlerle başlatılır; ACTH’nin medullayı uyarması gerekmez.
B) Karaciğerde glikojen yıkımının artması – kan glikozunun yükselmesi
C) İskelet kaslarına kan akımının artması – sindirim etkinliğinin yavaşlaması
D) Adrenal medullanın sempatik uyarılması – adrenalin artışı
E) Kalp hızının azalması – bronşların daralması
Pankreas ve Kan Glikozunun Düzenlenmesi
Pankreasın Karma Bez Özelliği
Pankreasın ekzokrin bölümündeki asiner hücreler sindirim enzimlerini kanalla onikiparmak bağırsağına gönderir. Endokrin bölüm olan Langerhans adacıkları ise hormonlarını kana verir. Adacıklardaki alfa hücreleri glukagon, beta hücreleri insülin salgılar.
Endokrin hücreler pankreas dokusunun küçük bir bölümünü oluştursa da kan glikozu homeostazisinde belirleyicidir. Sindirim enzimi ile hormonun ikisi de protein yapılı olabilir; salgının nereye verildiği bezin endokrin veya ekzokrin işlevini belirler.
B) İnsülin ve glukagonun kana verilmesi
C) Safranın pankreasta üretilmesi
D) TSH’nin pankreastan salgılanması
E) Pankreas enzimlerinin kana hormon olarak verilmesi
İnsülin
İnsülin, kan glikozu yükseldiğinde beta hücrelerinden salgılanır. İskelet kası ve yağ dokusunda glikozun hücre içine alınmasını artırır; karaciğer ve kaslarda glikojen sentezini, yağ dokusunda yağ sentezini ve birçok dokuda protein sentezini destekler. Bu etkiler kan glikozunu düşürür ve enerji fazlasının depolanmasını sağlar.
Beyin hücreleri ve alyuvarlar gibi bazı hücreler glikoz alımında insüline doğrudan bağımlı değildir. Buna karşın insülin bütün vücudun yakıt paylaşımını ve karaciğerin glikoz üretimini düzenlediği için eksikliği sistemik sonuç doğurur.
Glukagon
Glukagon, kan glikozu düştüğünde alfa hücrelerinden salgılanır. Başlıca karaciğerde glikojenin glikoza parçalanmasını ve amino asit ile gliserol gibi maddelerden yeni glikoz oluşturulmasını artırır. Karaciğer kana glikoz vererek kan düzeyini yükseltir.
Glukagonun temel hedefi iskelet kasındaki glikojeni doğrudan kana glikoz sağlamak üzere parçalatmak değildir; kas glikojeni büyük ölçüde kasın kendi enerji gereksiniminde kullanılır. İnsülin depolamayı, glukagon özellikle açlıkta yakıtın kana kazandırılmasını destekler.
B) Glukagon artar, karaciğerde glikojen yıkımı hızlanır.
C) Glukagon azalır, kana glikoz verilmesi artar.
D) Beta hücreleri glukagon salgılar.
E) Alfa hücreleri insülin salgılar.
Kan Glikozunda Negatif Geri Bildirim
Yemekten sonra yükselen kan glikozu beta hücrelerini uyarır. İnsülin etkisiyle glikozun hücrelere girişi ve depolanması artar; kan glikozu normal aralığa yaklaşınca insülin uyarısı azalır. Açlıkta düşen kan glikozu alfa hücrelerini uyarır. Glukagon etkisiyle karaciğer kana glikoz verir; düzey normale yaklaşınca glukagon uyarısı azalır.
İnsülin ve glukagon kan glikozu üzerinde antagonistik etki gösterir; ancak her metabolik olayda birbirinin tam tersi değildir. Homeostazi, yalnız iki hormonun miktarına değil hedef dokuların duyarlılığına, beslenme durumuna ve diğer stres hormonlarına da bağlıdır.

B) Beta hücrelerinden insülin salgısının artması
C) İnsülin reseptörlerinin bütün dokularda yok olması
D) Karaciğerde glikojen yıkımının insülinle artması
E) Pankreasın ekzokrin salgısının tamamen durması
Tip 1 ve Tip 2 Diyabetin Temel Ayrımı
Tip 1 diyabette bağışıklık sistemi pankreasın beta hücrelerine zarar verir; insülin üretimi ileri derecede azalır veya yok olur. Tip 2 diyabette hedef dokuların insüline duyarlılığı azalır; başlangıçta insülin üretimi sürse hatta artabilse de hücresel yanıt yetersizdir. Zamanla beta hücrelerinin kapasitesi de azalabilir.
Her iki durumda da kan glikozu yüksek kalabilir; ancak mekanizma aynı değildir. Tip 1 yalnız çocuklarda, Tip 2 yalnız ileri yaşta görülür biçiminde mutlak yaş ayrımı doğru değildir. İnsülin yetersizliği veya direnci nedeniyle hücrelerin yakıt kullanımı bozulur; yağ yıkımı ve keton oluşumu özellikle Tip 1’de belirginleşebilir. Kan glikozu böbrek eşiğini aşarsa idrarda glikoz, buna bağlı su kaybı ve sık idrara çıkma görülebilir.

Aynı miktarda glikoz verilen K, L ve M bireylerinden K sağlıklıdır. L’de insülin üretimi çok düşük, M’de ise insülin üretilmesine rağmen hedef dokuların duyarlılığı azalmıştır. Buna göre,
I. L Tip 1 diyabet mekanizmasıyla uyumludur.
II. M’de insülin direnci düşünülebilir.
III. K’de negatif geri bildirim kan glikozunu başlangıç düzeyine yaklaştırmıştır.
yargılarından hangileri doğrudur?
B) Yalnız II
C) I ve II
D) II ve III
E) I, II ve III
B) K’de insülin üretim yetersizliği, L’de hedef doku direnci düşünülebilir.
C) Her iki bireyde de glukagon üretimi kesinlikle yoktur.
D) L’nin bütün hücreleri reseptörsüzdür.
E) K ve L’de bozukluğun mekanizması zorunlu olarak aynıdır.
Eşeysel Bezler, Epifiz, Timüs ve Geçici Endokrin Yapılar
Yumurtalık Hormonları
Yumurtalık folikülleri başlıca östrojen, ovulasyondan sonra oluşan korpus luteum ise ağırlıklı olarak progesteron salgılar. Östrojen dişi üreme organlarının gelişimi, ikincil eşey özellikleri ve rahim iç tabakasının büyümesiyle ilişkilidir. Progesteron rahim iç tabakasının gebeliğe uygun durumda korunmasına katkı sağlar.
FSH folikül gelişimini ve östrojen üretimini, LH ovulasyonu ve korpus luteum oluşumunu uyarır. Üreme döngüsünün ayrıntılı hormon grafiği ayrı üreme sistemi kapsamında ele alınır; endokrin sistem açısından temel bağlantı hipotalamus–hipofiz–yumurtalık eksenidir.
Testis Hormonları
Testiste Leydig hücreleri LH etkisiyle başlıca testosteron salgılar. Testosteron erkek üreme organlarının gelişimini, ikincil eşey özelliklerini ve sperm üretiminin sürdürülmesini destekler. Sertoli hücrelerinin sperm oluşumuna desteğinde FSH etkilidir.
Testosteron steroit yapılıdır ve hücre içi reseptörler üzerinden gen ifadesini değiştirebilir. Testisin sperm üretmesi ekzokrin, testosteronu kana vermesi endokrin işlev olarak değerlendirilir.
Epifiz ve Melatonin
Epifiz bezi ara beyin bölgesinde bulunur ve melatonin salgılar. Retina üzerinden algılanan ışık bilgisi hipotalamustaki biyolojik saat merkezine ulaşır; karanlıkta melatonin salgısı genellikle artar. Melatonin uyku–uyanıklık zamanlaması ve günlük biyolojik ritimlerin çevre ışığıyla eşleştirilmesine katkı verir.
Melatonin göze ışık düşmesini sağlamaz; ışık bilgisi melatonin salınımını düzenler. Hormonun karanlıkta artması doğrudan uyku oluşturan tek mekanizma değildir, fakat sirkadiyen zamanlamaya güçlü bir sinyal sağlar.
Timüs ve Timozin
Timüs, göğüs boşluğunda kalbin üst bölümüne yakın yer alan lenfoid ve endokrin işlevli organdır. Timozin adı altında anılan peptitler ve timik çevre, T lenfositlerin olgunlaşmasına katkı sağlar. Bu nedenle timüs endokrin sistem ile bağışıklık sistemi arasında bağlantı kurar.
Timüs çocuklukta daha belirgindir; ergenlikten sonra yağ dokusunun artmasıyla küçülür. Küçülme tüm bağışıklığın ortadan kalktığı anlamına gelmez; daha önce oluşmuş T hücreleri ve diğer bağışıklık organları işlevlerini sürdürür.
Plasentanın Endokrin İşlevi
Plasenta, gebelik sırasında gelişen geçici endokrin organdır. Erken dönemde salgılanan hCG, korpus luteumun progesteron üretimini sürdürmesine yardımcı olur. Gebelik ilerledikçe plasenta östrojen ve progesteron üretimine önemli ölçüde katılır; rahim iç ortamının ve gebeliğin sürdürülmesini destekler.
Plasentanın hormon üretmesi onu kalıcı bir bez yapmaz. İşlevi gebelikle sınırlıdır ve anne ile embriyo/fetüs arasındaki madde alışverişi görevine ek olarak gerçekleşir.
| Yapı | Hormon | Temel işlev |
|---|---|---|
| Yumurtalık | Östrojen, progesteron | Dişi üreme sistemi ve rahim iç tabakasının düzenlenmesi |
| Testis | Testosteron | Erkek üreme sistemi ve ikincil eşey özellikleri |
| Epifiz | Melatonin | Sirkadiyen ritim ve ışık–karanlık zamanlaması |
| Timüs | Timik hormonlar | T lenfosit olgunlaşmasına katkı |
| Plasenta | hCG, östrojen, progesteron | Gebeliğin hormonal olarak desteklenmesi |
B) Timüs – timik hormonlar – T lenfosit olgunlaşmasına katkı
C) Testis – testosteron – erkek ikincil eşey özellikleri
D) Plasenta – hCG – gebeliğin erken döneminde korpus luteumun desteklenmesi
E) Yumurtalık – ADH – böbrekte su geri emiliminin artırılması

