TYT Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası konu anlatımı; Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin Lozan’dan kalan sorunları nasıl çözdüğünü, bölgesel güvenlik antlaşmalarını ve Hatay’ın ana vatana katılma sürecini açıklar. Önceki konuda öğrendiğimiz Atatürk İlkeleri ve İnkılapları, dış politikada da tam bağımsızlık, millî çıkar, barış ve karşılıklılık anlayışının temelini oluşturmuştur.
Atatürk dönemi dış politikası genel olarak iki evrede incelenir. 1923-1932 döneminde ağırlık Lozan Barış Antlaşması’ndan kalan sorunların çözümündedir. 1932-1939 döneminde ise Almanya ve İtalya’nın yayılmacı siyasetiyle belirginleşen savaş tehlikesine karşı kolektif güvenlik ve bölgesel iş birliği öne çıkmıştır.
TÜRK DIŞ POLİTİKASININ TEMEL İLKELERİ
Yeni Türkiye dış politikada hayalci hedefler yerine ülkenin gücünü ve uluslararası şartları dikkate alan gerçekçi bir yol izledi. Millî bağımsızlığı ve egemenliği korurken anlaşmazlıkları barışçı yöntemlerle çözmeye çalıştı. Devletlerle ilişkilerde eşitlik, uluslararası hukuka uygunluk ve mütekabiliyet yani karşılıklılık esas alındı.
1923-1932 DÖNEMİ: LOZAN’DAN KALAN SORUNLAR
Lozan Barış Antlaşması Türkiye’nin bağımsızlığını uluslararası alanda tanıtmıştı; ancak bazı meseleler kesin çözüme bağlanamamış veya antlaşmanın uygulanması sırasında yeni anlaşmazlıklar doğmuştu. Musul, yabancı okullar ve Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi bu dönemin başlıca sorunlarıdır. Dış borçlar ve Bozkurt-Lotus Olayı ise Fransa ile yaşanan diğer önemli meseleler arasında yer almıştır.
→
→
→
Musul Sorunu ve Irak Sınırının Belirlenmesi
Musul, Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra İngiltere tarafından işgal edilmişti. Lozan’da Türkiye Musul’un Misak-ı Millî sınırları içinde bulunduğunu savundu ve bölgede halk oylaması yapılmasını istedi. İngiltere bu öneriyi kabul etmeyince sorun Türkiye ile İngiltere arasında dokuz ay içinde çözülecek ikili görüşmelere bırakıldı.
1924’te toplanan Haliç Konferansı sonuçsuz kaldı. İngiltere konuyu etkin olduğu Milletler Cemiyetine taşıdı; cemiyet Musul’un İngiliz mandasındaki Irak’a bırakılması yönünde karar verdi. Türkiye’nin askerî çözümü düşündüğü sırada Nasturi Ayaklanması ve özellikle Şeyh Sait Ayaklanması iç güvenliği sarstı.
5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması ile Musul, Kerkük ve Süleymaniye Irak’a bırakıldı; Türkiye-Irak sınırı belirlendi. Irak’ın Musul petrol gelirlerinden Türkiye’ye yirmi beş yıl süreyle yüzde 10 pay vermesi kabul edildi. Türkiye daha sonra bu haktan 500 bin İngiliz lirası karşılığında vazgeçti. Böylece Musul sorunu Misak-ı Millî’den taviz verilerek kapandı.
Yabancı Okullar ve Bozkurt-Lotus Olayı
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile ülkedeki bütün okullar Millî Eğitim Bakanlığının denetimine alındı. Türkiye, yabancı okulların Türk kanunlarına ve eğitim kurallarına uymasını istedi. Başta Fransa olmak üzere bazı devletler bu meseleyi uluslararası bir sorun hâline getirmeye çalışsa da Türkiye, konuyu iç işlerinden saydı ve yabancı müdahaleyi kabul etmedi. Kurallara uymayan okullar kapatıldı.
1926’da Fransız Lotus gemisi ile Türk Bozkurt gemisinin Midilli yakınlarında çarpışması sonucunda Türk gemisi battı. Türkiye’nin yargılama yetkisine Fransa itiraz etti ve konu Lahey’deki Milletlerarası Daimî Adalet Divanına taşındı. Divan Türkiye’yi haklı buldu. Bu sonuç, egemenlik haklarının ve uluslararası hukuka uygun dış politikanın başarısıdır.
Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi
Lozan’da Türkiye’deki Rumlarla Yunanistan’daki Türklerin karşılıklı yer değiştirmesi kararlaştırılmıştı. İstanbul’da yerleşmiş Rumlar ile Batı Trakya’da yaşayan Türkler mübadelenin dışında tutuldu. Ancak kimlerin “yerleşmiş” yani etabli sayılacağı konusunda anlaşmazlık çıktı.
Yunanistan’ın daha fazla Rumu İstanbul’da bırakmak istemesi, mallara el koyma ve patrik seçimine müdahale gibi gelişmeler ilişkileri gerdi. Görüşmelerden sonra 10 Haziran 1930’da imzalanan Ankara Antlaşması ile sorun çözüldü. Ardından Türk-Yunan yakınlaşması başladı; bu ortam Türkiye’nin Milletler Cemiyetine davetini ve Balkan Antantı’nı kolaylaştırdı.
1932-1939 DÖNEMİ: KOLEKTİF GÜVENLİK ARAYIŞI
1930’ların başında Lozan’dan kalan sorunların çoğu çözülmüştü. Buna karşılık Almanya, İtalya ve Japonya’nın saldırgan politikaları uluslararası düzeni tehdit etmeye başladı. Türkiye, “Yurtta sulh, cihanda sulh” anlayışı doğrultusunda dünya barışına katkı sağlamaya ve sınırlarını bölgesel iş birliğiyle güvence altına almaya yöneldi.
Milletler Cemiyetine Üyelik
Türkiye, kuruluşunda yer almadığı ve Musul meselesinde İngiltere yanlısı karar verdiği Milletler Cemiyetine başlangıçta mesafeli yaklaşmıştı. Ancak barışçı dış politikası, komşularıyla sorunlarını büyük ölçüde çözmesi ve uluslararası saygınlığının artması bu tutumu değiştirdi.
İspanya’nın önerisi ve Yunanistan’ın desteğiyle Türkiye üyeliğe davet edildi. Türkiye, başvuru yapmadan davet edilen az sayıdaki devletten biri olarak 18 Temmuz 1932’de Milletler Cemiyetine üye oldu. Bu gelişme Türkiye’nin uluslararası alandaki saygınlığının ve barışçı politikasına duyulan güvenin göstergesidir.
Balkan Antantı
Almanya’nın Balkanlara yönelen tehdidi ve İtalya’nın Doğu Akdeniz’deki yayılmacı siyaseti bölge ülkelerini ortak güvenlik arayışına itti. Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya 9 Şubat 1934’te Atina’da Balkan Antantını imzaladı.
Antant üyeleri Balkan sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına aldı ve bir saldırı durumunda dayanışmayı amaçladı. Bulgaristan yayılmacı talepleri, Arnavutluk ise İtalya’nın baskısı nedeniyle antanta katılmadı. Türkiye bu antantla özellikle batı sınırının güvenliğini güçlendirdi.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi
Lozan Antlaşması’na göre Boğazların iki yakası askerden arındırılmış ve geçişleri düzenlemek üzere Türkiye başkanlığında uluslararası bir Boğazlar Komisyonu kurulmuştu. 1930’larda Almanya ve İtalya’nın saldırganlaşması, bu düzenin Türkiye’nin güvenliğini korumakta yetersiz kalabileceğini gösterdi.
Türkiye değişen şartları gerekçe göstererek Boğazların statüsünün görüşülmesini istedi. İlgili devletlerin katıldığı konferans sonunda 20 Temmuz 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Boğazlar Komisyonu kaldırıldı, yönetim Türkiye’ye geçti ve Türkiye Boğazların iki yakasında asker bulundurma hakkını kazandı. Ticaret gemilerine geçiş serbestliği korunurken savaş gemilerinin geçişi belirli kurallara bağlandı.
| Konu | Lozan düzeni | Montrö düzeni |
|---|---|---|
| Yönetim | Uluslararası komisyon | Türkiye’nin denetimi |
| Askerî durum | İki yaka askerden arındırılmış | Türkiye asker bulundurabilir |
| Egemenlik | Sınırlı | Güçlendirilmiş |
| Geçiş | Uluslararası düzenleme | Ticaret gemileri serbest, savaş gemileri kurallara bağlı |
Sadabat Paktı
İtalya’nın Habeşistan’a saldırması ve Afrika ile Asya’daki yayılmacı siyaseti Orta Doğu ülkelerinde güvenlik kaygısı oluşturdu. Bölgesel barışı korumak isteyen Türkiye, İran, Irak ve Afganistan 8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabat Paktını imzaladı.
Pakt, üyelerin birbirlerinin sınırlarına saygı göstermesini ve iç işlerine karışmamasını öngörüyordu. Türkiye bu düzenlemeyle doğu sınırının güvenliğini güçlendirdi. Suriye, Türkiye ile Hatay; Irak ile sınır sorunları yaşadığı için pakta katılmadı.
Hatay Sorunu ve Hatay’ın Ana Vatana Katılması
20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile Hatay, Fransa mandasındaki Suriye sınırları içinde kalmış; bölgeye özel yönetim, Türkçeye resmî dil ve Türk kültürünün geliştirilmesine imkân tanınmıştı. Fransa 1936’da Suriye üzerindeki mandasını sona erdirmeye hazırlanırken Hatay’ı Suriye’ye bırakmak istedi. Türkiye buna karşı çıktı ve sorunu Milletler Cemiyetine taşıdı.
Milletler Cemiyetinin görevlendirdiği Sandler’in raporundan sonra Hatay’ın iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye’ye bağlı ayrı bir statü kazanması kabul edildi. 1938’de seçimler yapıldı ve 2 Eylül 1938’de Hatay Devleti kuruldu. Tayfur Sökmen cumhurbaşkanı, Abdurrahman Melek başbakan oldu.
Atatürk Hatay meselesini barışçı diplomasiyle yakından takip etti; ancak Hatay’ın Türkiye’ye katılışını göremeden 10 Kasım 1938’de hayatını kaybetti. Fransa ile 23 Haziran 1939’da yapılan antlaşmanın ardından Hatay Meclisi 29 Haziran 1939’da Türkiye’ye katılma kararı aldı. Böylece Hatay, İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığı döneminde ana vatana katıldı.
→
→
→
→
ATATÜRK DÖNEMİ DIŞ POLİTİKA KRONOLOJİSİ
| Tarih | Gelişme | Temel sonuç |
|---|---|---|
| 5 Haziran 1926 | Ankara Antlaşması | Irak sınırı ve Musul sorunu çözüldü |
| 10 Haziran 1930 | Türk-Yunan Ankara Antlaşması | Nüfus mübadelesi anlaşmazlığı çözüldü |
| 18 Temmuz 1932 | Milletler Cemiyetine üyelik | Uluslararası saygınlık güçlendi |
| 9 Şubat 1934 | Balkan Antantı | Batı sınırı güvence altına alındı |
| 20 Temmuz 1936 | Montrö Boğazlar Sözleşmesi | Boğazlarda Türk egemenliği güçlendi |
| 8 Temmuz 1937 | Sadabat Paktı | Doğu sınırı güvenliği güçlendi |
| 2 Eylül 1938 | Hatay Devleti | Bağımsız devlet kuruldu |
| 29 Haziran 1939 | Hatay Meclisinin kararı | Türkiye’ye katılma kabul edildi |
Atatürk dönemi Türk dış politikası, sınırlı kaynaklara rağmen bağımsızlıktan taviz vermeden gerçekçi ve barışçı yöntemlerle önemli sonuçlar üretmiştir. Musul’da istenen sonuca ulaşılamamış; buna karşılık Boğazlar, bölgesel güvenlik ve Hatay meselelerinde değişen uluslararası şartlar Türkiye lehine değerlendirilmiştir.
