AYT 17. yüzyılda (XVII. yüzyıl) Osmanlı: savaşlar, diplomasi ve iç isyanlar konu anlatımı kapsamında Avusturya, Safevi, Lehistan, Rusya ve Venedik ilişkileri; Zitvatorok, Kasr-ı Şirin ve Karlofça antlaşmaları; denizcilikte dönüşüm, uzun savaşların mali etkileri, iç isyanlar ve düzeni koruma girişimleri işlenecektir.
AYT tarih konularının tamamına AYT konu anlatımı arşivinden ulaşabilirsiniz.
17. Yüzyılın Başında Değişen Güç Dengesi
Dönemi “Duraklama”dan Çok Dönüşüm Olarak Okumak
17. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin bir anda ilerleyemez hâle geldiği tek çizgili bir “duraklama” değildir. Devlet aynı yüzyılda Girit’i fethetmiş, Bucaş Antlaşması ile batıda en geniş sınırlarına ulaşmış ve Bağdat’ı geri almıştır. Buna karşılık uzun cephe savaşları, ateşli silah kullanan Avrupa ordularının gelişmesi, maliyetlerin artması ve merkezî otorite sorunları klasik düzeni zorlamıştır.
Bu nedenle dönemin ayırt edici niteliği genişleme kapasitesi ile yapısal baskıların aynı anda bulunmasıdır. Siyasi başarılar sürdüğü için yüzyılı yalnız yenilgi dönemi saymak; Karlofça’daki büyük kaybı görmezden gelerek yalnız fetihlere odaklanmak kadar yanlıştır. Olayların kronolojisi kadar devletin savaş, maliye, ordu ve diplomasi araçlarını nasıl değiştirdiği de önemlidir.
B) Karlofça’nın Osmanlı tarihindeki ilk uluslararası antlaşma olduğunu
C) Deniz savaşlarının kara siyasetinden bütünüyle bağımsız geliştiğini
D) Osmanlı’nın yüzyıl boyunca hiç diplomasi kullanmadığını
E) Bucaş’ın Avrupa’daki bütün savaşları sona erdirdiğini
Krizin İç ve Dış Kaynakları
Tahta küçük yaşta veya yönetim deneyimi sınırlı padişahların çıkması, sık hükümdar değişikliği, saray çevrelerinin rekabeti, rüşvet ve iltimas merkezî karar alma gücünü zayıflattı. Sancağa çıkma uygulamasının sona ermesi şehzadeleri taht mücadelesinden korurken yönetim deneyiminden uzaklaştırdı. Kapıkulu ocaklarına usule aykırı alımlar, tımar düzeninin bozulması ve medrese sistemindeki aksaklıklar da idarî-askerî yapıyı etkiledi.
Dışarıda Habsburgların merkezî ordusu, Safevilerin doğu baskısı, Venedik’in deniz gücü ve Rusya’nın Karadeniz’e yönelmesi çok cepheli bir güvenlik sorunu oluşturdu. Coğrafi Keşiflerle ticaret yollarının ağırlık merkezinin Atlantik’e kayması ve Avrupa’ya akan gümüşün fiyatları yükseltmesi mali baskıyı artırdı. İç sorunlarla dış rekabet birbirinden bağımsız değildi; uzun savaş gideri vergi yükünü, vergi yükü taşra huzursuzluğunu büyüttü.
B) Uzun cephe savaşlarının mali yükü artırması, artan vergi baskısının taşrada üretim ve güvenliği bozması
C) Sınır kalelerinin mimari üslubunun değişmesi
D) Hükümdarların cülus töreni düzenlemesi
E) Divan toplantılarında kalemiyenin görev yapması
Osmanlı-Avusturya Savaşları ve Zitvatorok
1593-1606 Savaşı, Haçova ve Kanije Savunması
Kanuni döneminden beri süren Osmanlı-Habsburg rekabeti, sınır ihlalleri ve Avusturya’nın vergi yükümlülüğünü yerine getirmemesi üzerine 1593’te yeniden savaşa dönüştü. III. Mehmed ordunun başında sefere çıkarak 1596’da Eğri Kalesi’ni aldı ve Haçova Meydan Muharebesi kazanıldı. Ardından Kanije ve Estergon gibi stratejik kaleler Osmanlı denetimine girdi.
1601’de Tiryaki Hasan Paşa’nın Kanije’yi az kuvvetle savunması askerî başarıydı; ancak savaşın uzun sürmesi maliyeyi ve taşrayı yordu. Cephe başarısı, savaşın devlet düzenine yük getirmediği anlamına gelmez. Uzun savaşın hem kaleler üzerinden sonuçlanan sınır mücadelesi hem de nakit, asker ve lojistik ihtiyacını artıran bir yıpratma süreci olduğu görülür.
B) Osmanlı ordusunun hiçbir askerî başarı kazanamadığına
C) Taktik başarıların uzun savaşın stratejik ve mali yıpratıcılığını tek başına gideremediğine
D) Avusturya’nın Osmanlı’ya bağlı bir eyalete dönüştüğüne
E) Savaşın Karadeniz ticareti nedeniyle çıktığına
Zitvatorok Antlaşması’nın Diplomatik Anlamı
1606 Zitvatorok Antlaşması ile Eğri, Kanije ve Estergon Osmanlı’da kaldı; Avusturya’nın yıllık vergi vermesi kaldırılarak bir defalık savaş tazminatı ödemesi benimsendi. En önemli değişiklik, Avusturya arşidükünün Osmanlı padişahına denk kabul edilmesi ve imparator unvanıyla anılmasıydı.
Bu hüküm doğrudan büyük bir toprak kaybından çok diplomatik hiyerarşinin değişmesini anlatır. 1533 İstanbul Antlaşması’nda Avusturya hükümdarı protokolde Osmanlı sadrazamına denk sayılırken Zitvatorok’ta hükümdarlar arası eşitlik tanındı. Osmanlı’nın Orta Avrupa’daki mutlak üstünlük iddiası zayıfladı; diplomasi tek taraflı hüküm bildirmekten karşılıklı müzakereye yaklaştı.

Heyetlerin aynı düzeyde oturması, Zitvatorok’ta hükümdarlar arasında kurulan diplomatik eşitliği simgeler.
B) Kapitülasyonların kaldırıldığının
C) Karadeniz’in uluslararası ticarete açıldığının
D) Osmanlı’nın diplomatik üstünlüğünün yerini hükümdarlar arası eşitliğe bırakmaya başladığının
E) Safevi Devleti’nin Habsburg egemenliğine girdiğinin
Osmanlı-Safevi Mücadelesi ve Doğu Sınırı
Ferhat Paşa’dan Nasuh Paşa ve Serav’a
1590 Ferhat Paşa Antlaşması, Osmanlı Devleti’ni doğuda en geniş sınırlarına ulaştırmıştı. Ancak 1603’te Şah Abbas, Osmanlı’nın Avusturya savaşı ve iç karışıklıklarla uğraşmasından yararlanarak kaybedilen yerleri geri almak üzere saldırdı. 1612 Nasuh Paşa Antlaşması ile Osmanlı Ferhat Paşa’yla aldığı toprakları geri verdi; Safeviler yıllık iki yüz deve yükü ipek vermeyi kabul etti.
Safevilerin yükümlülüğe uymaması yeni savaşa yol açtı. 1618 Serav Antlaşması önceki sınırı büyük ölçüde korurken ipek miktarını yüz deve yüküne indirdi. Böylece sınır ve ticari yükümlülük aynı diplomasinin parçaları oldu. İpek maddesi, antlaşmanın yalnız askerî değil ekonomik boyut taşıdığını gösterir.
B) Kasr-ı Şirin’den sonra bütün savaşların sona erdiğini
C) Safevilerin Akdeniz’de deniz üstünlüğü kurduğunu
D) Avusturya’nın İran savaşlarını yönettiğini
E) Osmanlı-Safevi diplomasisinde toprak ve ticari yükümlülüklerin birlikte pazarlık konusu yapıldığını
IV. Murad’ın Seferleri ve Kasr-ı Şirin
Safevilerin Bağdat’ı ele geçirmesi üzerine mücadele yeniden başladı. IV. Murad 1635 Revan ve 1638 Bağdat seferlerine bizzat katıldı; Bağdat geri alındı. 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Bağdat Osmanlı’da, Revan Safevilerde kaldı; Zağros Dağları iki devlet arasında doğal sınır çizgisi kabul edildi.
Antlaşma bugünkü Türkiye-İran sınırının ana çerçevesini büyük ölçüde belirledi ve iki devlet arasındaki uzun süreli sınır sorununu istikrarlı hâle getirdi. Bu durum “Osmanlı-Safevi savaşlarını sonsuza kadar bitirdi” biçiminde anlaşılmamalıdır; asıl önem, sonraki uyuşmazlıklarda başvurulan kalıcı bir sınır zemini oluşturmasıdır.
B) İran’ı Osmanlı’ya bağlı bir eyalet yapmasını
C) İpek ticaretini bütünüyle yasaklamasını
D) Bağdat’ı Safevilere bırakmasını
E) Mezhep ayrılığını ortadan kaldırmasını
Lehistan ve Rusya ile Kuzey Siyaseti
Hotin Seferi ve Yeniçeri Sorununun Görünürleşmesi
Lehistan denetimindeki Kazakların Osmanlı kıyılarına saldırıları, Kırım kuvvetlerinin Lehistan topraklarına akınları ve Lehistan’ın Eflak-Boğdan üzerindeki nüfuz girişimleri ilişkileri bozdu. II. Osman’ın yönettiği 1621 Hotin Seferi kesin bir askerî sonuç vermedi; Hotin Antlaşması eski sınır düzenini büyük ölçüde korudu.
Sefer sırasında yeniçerilerin isteksizliği ve disiplinsizliği II. Osman’a mevcut askerî yapının değiştirilmesi gerektiğini düşündürdü. Padişahın yeni bir ordu kurma tasarısının duyulması, 1622’de yeniçeri ayaklanmasıyla tahttan indirilip öldürülmesine giden süreci hızlandırdı. Böylece bir dış sefer, merkezdeki asker-siyaset krizini açığa çıkardı.
B) Yeniçeri disiplin sorununu görünür kılarak II. Osman’ın askerî yapı üzerinde köklü değişiklik aramasına yol açması
C) Rusya’nın Karadeniz’e kesin olarak yerleşmesi
D) Girit’in aynı yıl fethedilmesi
E) Kasr-ı Şirin sınırının bozulması
Bucaş ve Bahçesaray Antlaşmaları
Köprülü Fazıl Ahmed Paşa döneminde Lehistan üzerine yüründü ve 1672 Bucaş Antlaşması imzalandı. Podolya Osmanlı’ya bırakıldı; Osmanlı Devleti batıda en geniş sınırlarına ulaştı. Lehistan meclisinin vergiyi kabul etmemesi savaşı sürdürse de 1676 İzvança düzenlemesiyle Podolya Osmanlı’da kaldı.
Ukrayna üzerindeki Osmanlı-Rus rekabeti ise 1681 Bahçesaray Antlaşması ile geçici olarak düzenlendi. Bu, Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki ilk antlaşmadır. Bucaş “batıda son büyük toprak kazanımı”, Bahçesaray ise “Rusya ile ilk diplomatik sözleşme” ölçütleriyle birbirinden ayrılır.
II. Bahçesaray Antlaşması
Bu antlaşmaların Osmanlı siyasi tarihi bakımından ayırt edici özellikleri aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?
B) I: Avusturya ile eşitlik – II: Venedik’le Girit barışı
C) I: Batıda en geniş sınıra ulaşma – II: Rusya ile ilk antlaşma
D) I: Rusya’ya Azak’ın bırakılması – II: Podolya’nın alınması
E) I: Karadeniz’in ticarete açılması – II: Safevi ipek vergisi
Venedik Savaşı, Girit ve Denizcilikte Dönüşüm
Girit Savaşı’nın Uzunluğu ve Boğaz Ablukası
Akdeniz’de Venedik korsanlarının Osmanlı gemilerine saldırması ve Doğu Akdeniz yollarının güvenliği Girit Seferi’nin başlıca nedenleriydi. 1645’te başlayan savaşta adanın önemli bölümü alınsa da Kandiye direnişi ve Venedik’in deniz üstünlüğü mücadeleyi uzattı. Venedik donanmasının Çanakkale Boğazı’nı abluka etmesi İstanbul’un iaşesini ve donanmanın hareketini tehdit etti.
Köprülü Mehmed Paşa Çanakkale ablukasını kaldırdı; Köprülü Fazıl Ahmed Paşa döneminde Kandiye’nin alınmasıyla 1669’da fetih tamamlandı. Yaklaşık yirmi dört yıllık savaş, bir adanın alınmasının yalnız kara kuşatması değil deniz ikmali, mali kaynak ve boğaz güvenliği meselesi olduğunu gösterdi.
B) Venedik’in Osmanlı kara ordusunu yönetmeye başladığını
C) Girit’in Karadeniz kıyısında bulunduğunu
D) Deniz ikmali ve boğaz güvenliğinin uzun kuşatma savaşlarının sonucunu belirlediğini
E) Osmanlı’nın hiçbir deniz üssüne sahip olmadığını
Kadırgadan Kalyona Geçiş
Kadırga, kürekle hareket eden, uzun ve alçak gövdeli; rüzgârsız dar sularda çevik bir gemiydi. Kalyon ise yelkenli, yüksek bordalı, daha fazla asker ve top taşıyabilen okyanus ve açık deniz gemisiydi. Avrupa donanmalarının ağır ateş gücü karşısında Osmanlılar 17. yüzyılın ikinci yarısında kalyon kullanımını artırdı.
Dönüşüm yalnız gemi satın almakla tamamlanmadı. Yelken idaresi, topçuluk, tersane düzeni, deneyimli denizci ve yeni taktikler gerekiyordu. Girit Savaşı sırasında kadırganın kıyı ve kürek avantajı sürerken Venedik kalyonlarının ateş gücü, Osmanlı denizciliğinin teknolojik ve kurumsal uyum ihtiyacını belirginleştirdi.

Soldaki Kadırga kürek ve çevikliğe, sağdaki Kalyon yüksek borda, yelken ve daha geniş top kapasitesine dayanır.
B) Kalyonun kürekle çalışan küçük bir nehir gemisi olmasıyla
C) Venedik’in bütün kara kalelerini boşaltmasıyla
D) Bahçesaray Antlaşması’nın gemi yapımını yasaklamasıyla
E) Teknolojik değişimin eğitim, personel, tersane ve taktik dönüşümü gerektirmesiyle
İkinci Viyana Kuşatması ve Kutsal İttifak
1683 Kuşatmasının Nedenleri ve Başarısızlığı
Macar Protestanlarının Katolik Habsburg baskısına karşı Osmanlı desteği istemesi, Orta Avrupa’da üstünlüğü yeniden kurma düşüncesi ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın siyaseti 1683 İkinci Viyana Kuşatmasına zemin hazırladı. Osmanlı ordusu Viyana’yı kuşattı; fakat kuşatmanın uzaması, ağır topların ve ikmalin yönetimindeki sorunlar savunmacılara zaman kazandırdı.
Papa’nın çağrısıyla oluşturulan yardım hareketi içinde Lehistan Kralı Jan Sobieski’nin kuvvetleri Viyana’ya ulaştı. Kahlenberg yönünden gelen saldırı karşısında Osmanlı ordusu geri çekildi. Başarısızlık yalnız tek bir komutan kararına indirgenemez; lojistik mesafe, kuşatma süresi, müttefik yardımının gelişi ve komuta sorunları birlikte etkiliydi.

Görselde “Kuşatma” Viyana önündeki Osmanlı kampını, “İkmal” uzayan malzeme hattını, “Yardım Ordusu” dışarıdan gelen Avrupa kuvvetlerini gösterir.
Bu kanıtlar birlikte değerlendirildiğinde kuşatmanın başarısızlığıyla ilgili hangi sonuca ulaşılır?
B) Osmanlı’nın kuşatmadan önce Karlofça’yı imzaladığına
C) Viyana’nın denizden kuşatıldığına
D) Yardım ordusunun Safevilerden oluştuğuna
E) Kadırga-kalyon farkının kuşatmanın tek nedeni olduğuna
Kutsal İttifak Savaşları ve Savunmaya Çekilme
Viyana bozgunu Avrupa’da Osmanlı’ya karşı geniş bir ittifakın kurulmasını kolaylaştırdı. Papa’nın girişimiyle Avusturya, Lehistan, Venedik, Malta ve daha sonra Rusya’nın katıldığı Kutsal İttifak oluştu. 1683-1699 savaşlarında Osmanlı Devleti çok cephede mücadele etti; Budin ve Macaristan’ın büyük bölümü, Mora ve bazı Kuzey Karadeniz mevzileri kaybedildi.
Ordunun geri çekilmesi yalnız muharebe yenilgilerinden kaynaklanmadı. Çok cepheli savaş maliyeyi tüketiyor, komuta değişiklikleri sürekliliği bozuyor ve merkezdeki istikrarsızlık cepheyi etkiliyordu. Buna rağmen II. Mustafa’nın seferleri ve Zenta’ya kadar direniş sürdü. 1697 Zenta yenilgisi barış arayışını hızlandırdı.
B) Askerî kaynakların bölünmesine, mali yükün büyümesine ve cepheler arası koordinasyonun zorlaşmasına yol açmıştır.
C) Avrupa devletleri arasındaki bütün rekabeti sona erdirmiştir.
D) Savaş giderlerini azaltmış ve lojistiği kolaylaştırmıştır.
E) Osmanlı’nın yeni toprak kazanmasını garanti etmiştir.
Karlofça ve İstanbul Antlaşmaları
Karlofça’nın Maddeleri ve Toprak Kayıpları
İngiltere ve Hollanda’nın arabuluculuğunda yapılan görüşmeler sonunda 1699 Karlofça Antlaşması imzalandı. Temeşvar dışındaki Macaristan ve Erdel Avusturya’ya, Podolya ve Ukrayna Lehistan’a, Mora ile Dalmaçya kıyılarının bir bölümü Venedik’e bırakıldı. Antlaşma yirmi beş yıl süreliydi ve Avusturya’nın garantörlüğü kabul edildi.
Karlofça, Osmanlı Devleti’nin batıda ilk kez geniş ölçekte toprak kaybettiği antlaşmadır. Devletin saldırı ve fetih ağırlıklı siyasetten kaybedilen yerleri koruma veya geri alma siyasetine yönelmesinde dönüm noktasıdır. Müzakere ve arabuluculuk kabulü, askerî sonuçların diplomatik masaya nasıl yansıdığını gösterir.
B) Halifeliğin ilk kez dış siyasette kullanıldığına
C) Osmanlı’nın Avrupa diplomasisinde koşulları tek başına belirleyen konumunun zayıfladığına
D) Safevi Devleti’nin Kutsal İttifak’a katıldığına
E) Rusya’nın Akdeniz’e kesin olarak egemen olduğuna
1700 İstanbul Antlaşması ve Rusya’nın Yükselişi
Rusya Karlofça görüşmelerinde kesin barış yerine ateşkes yapmış, Osmanlı-Rus savaşı 1700 İstanbul Antlaşması ile sona ermiştir. Azak Kalesi Rusya’ya bırakıldı; Rusya İstanbul’da sürekli elçi bulundurma hakkı elde etti ve Kırım’a ödediği vergiden kurtuldu.
Azak’ın kaybı Rusya’ya Karadeniz’e yaklaşma imkânı verdi; fakat bu hüküm Rusya’nın aynı anda bütün Karadeniz’e egemen olduğu anlamına gelmez. Sürekli elçilik ise Rusya’nın Osmanlı siyasetini yakından izleyebileceği kurumsal bir diplomasi kanalı oluşturdu. Karlofça ile İstanbul birlikte, kuzeyde Rusya’nın yeni bir büyük güç olarak belirdiğini gösterir.
B) Rusya’nın yalnız dinî ayrıcalıklarla yetindiğini
C) Karadeniz’in bütün kıyılarının aynı anda Rusya’ya bırakıldığını
D) Rusya’nın askerî kazanımını sürekli diplomatik temsil ile tamamladığını
E) Osmanlı’nın Venedik’e karşı deniz üstünlüğünü kesinleştirdiğini
Diplomaside Uzun Dönemli Kırılma
Zitvatorok’tan Karlofça’ya Statü Değişimi
Zitvatorok, Habsburg hükümdarını eşit muhatap kabul ederek protokol üstünlüğünü sınırladı. Karlofça ise büyük toprak kaybı, arabuluculuk ve çok taraflı müzakereyle Osmanlı’nın Avrupa güç dengesi içinde yeni bir konuma geçtiğini gösterdi. İstanbul Antlaşması, bu değişime Rusya’nın sürekli elçilik ve Azak kazanımını ekledi.
Bu üç antlaşma aynı sonucu doğurmaz: Zitvatorok’un ana ölçütü statü eşitliği, Karlofça’nınki geniş toprak kaybı ve savunmacı diplomasi, İstanbul’unki ise Rusya’nın Karadeniz yönünde stratejik-diplomatik ilerleyişidir. Kronoloji, diplomatik dönüşümün tek tarihte değil birbirini izleyen aşamalarda oluştuğunu gösterir.

I numaralı panel eşit düzeyde iki tarafı, II numaralı panel çok taraflı görüşme ve arabulucuları, III numaralı panel Osmanlı-Rus görüşmesinde kale anahtarını gösterir.
Paneller sırasıyla hangi antlaşmaların ayırt edici diplomatik sonucuna karşılık gelir?
B) İstanbul – Zitvatorok – Karlofça
C) Ferhat Paşa – Serav – Bahçesaray
D) Vasvar – İzvança – Nasuh Paşa
E) Zitvatorok – Karlofça – İstanbul
Fetih Siyasetinden Müzakere ve Savunmaya
16. yüzyılın güçlü olduğu dönemlerde Osmanlı diplomasisi çoğu zaman askerî üstünlüğün şartlarını karşı tarafa kabul ettirmeye dayanıyordu. 17. yüzyılda savaşların uzaması ve Avrupa devletlerinin ittifak kurabilmesi, geçici elçilik, konferans, arabuluculuk ve karşılıklılık gibi yöntemleri daha önemli hâle getirdi.
Bu değişim diplomasinin “ilk kez” başladığı anlamına gelmez; Osmanlı daha önce de antlaşma ve elçilik kullanmıştı. Yenilik, diplomasinin eşit veya çok taraflı güç ilişkilerini yönetmede daha sürekli bir araç hâline gelmesidir. Siyasi amaç fetih kadar mevcut toprağı koruma, cepheleri ayırma ve zaman kazanmayı da içerdi.
B) Bütün rakip devletleri aynı anda ilhak etmeyi
C) Dış ilişkileri yalnız dinî otoriteyle yürütmeyi
D) Kara ordusunu tamamen kaldırmayı
E) İç isyanları yabancı devletlere bırakmayı
Otuz Yıl Savaşları ve Westphalia Düzeni
Avrupa’daki Mezhep Savaşından Devletler Savaşına
1618’de Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu içindeki Protestan-Katolik gerilimiyle başlayan Otuz Yıl Savaşları, zamanla hanedan ve güç dengesi mücadelesine dönüştü. Katolik Fransa’nın Katolik Habsburglara karşı Protestan güçleri desteklemesi, siyasi çıkarın mezhep dayanışmasının önüne geçebildiğini gösterir.
Savaşın Avrupa’yı yıpratması Habsburgların bütün kaynaklarını Osmanlı cephesine yöneltmesini zorlaştırdı. Osmanlı Devleti doğrudan savaşın ana tarafı olmamasına rağmen Habsburg baskısının başka cephede dağılmasından yararlandı. Bu örnek, bir bölgede yaşanan savaşın komşu güç dengelerini dolaylı biçimde değiştirebildiğini gösterir.
B) Devlet çıkarı ve güç dengesinin mezhep ortaklığının önüne geçebildiğinin
C) Westphalia’nın bütün monarşileri kaldırdığının
D) Osmanlı’nın Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’nu yönettiğinin
E) Fransa’nın Protestanlığı resmî din ilan ettiğinin
Westphalia Barışı ve Egemen Devlet İlkesi
1648 Westphalia Barışı, Otuz Yıl Savaşları’nı sona erdiren antlaşmalar bütünüdür. Hükümdarların kendi ülkelerinde mezhep ve iç düzen üzerinde daha belirleyici olması, devletlerin birbirinin egemenliğini tanıması ve meselelerin çok taraflı görüşmelerle çözülmesi modern devletler hukukunun gelişiminde önemli basamaklardır.
Westphalia tek başına modern uluslararası sistemi bir günde kurmadı; ancak evrensel imparatorluk-din birliği iddiası karşısında egemen devlet ve çıkar dengesi anlayışını güçlendirdi. Aynı yüzyılda Osmanlı’nın Zitvatorok ve Karlofça süreçleriyle karşılıklı müzakereye daha fazla başvurması, Avrupa diplomasisindeki bu geniş değişimle birlikte okunabilir.
B) Feodal beylerin merkezî krallıkları ortadan kaldırmasını
C) Devletler arası ilişkilerde egemenlik ve çok taraflı müzakere anlayışını
D) Osmanlı tımar sisteminin Avrupa’da uygulanmasını
E) Mezhep savaşlarının sömürgeciliği sona erdirmesini
Uzun Savaşların Askerî ve Mali Baskısı
Ateşli Silahlar, Kapıkulu ve Tımar Düzeni
Avrupa ordularında tüfekli piyadenin ve sürekli orduların yaygınlaşması, Osmanlı’nın da ateşli silah kullanan kapıkulu ve ücretli asker sayısını artırmasını gerektirdi. Buna karşılık tımarlı sipahi, gelirini dirlikten alan süvari gücüydü; uzun kuşatma ve tüfek savaşının ihtiyaçlarına her zaman aynı hızla uyum sağlayamadı.
Kapıkulu sayısının artması hazineye düzenli nakit maaş yükü getirdi. Devşirme kurallarının gevşemesi, askerlikle ilgisi olmayan kişilerin ocağa alınması ve yeniçerilerin ticaretle uğraşması disiplin sorunlarını büyüttü. Tımar gelirlerinin iltizama çevrilmesi de taşradaki askerî-hizmet bağını zayıflattı. Böylece teknolojik değişim, maliye ve toplumsal statü düzenini birlikte etkiledi.
B) Tımarlı sipahilerin donanmaya katıldığına
C) Kapıkullarının tüm maaşlarının vakıflardan ödendiğine
D) Savaş teknolojisindeki değişimin askerî örgütlenme ile mali sistemi birlikte dönüştürdüğüne
E) Osmanlı’nın nakit gelir ihtiyacının azaldığına
Fiyat Devrimi, Para Ayarı ve Ulufe
Amerika kaynaklı gümüşün Avrupa üzerinden Osmanlı pazarlarına girmesi para miktarını artırdı ve fiyatların yükselmesine katkıda bulundu. Savaş giderleri ile gelir arasındaki fark büyüyünce akçenin içindeki değerli maden oranı düşürüldü; bazı ödemelerde kenarı kırpılmış veya düşük ayarlı akçe kullanıldı. Bu süreç aynı miktar ulufenin satın alma gücünü azalttı.
Ulufe, kapıkulu askerlerine üç ayda bir verilen maaştır. Ulufenin gecikmesi veya değeri düşük parayla ödenmesi yeniçeri ve sipahi tepkilerinin temel ekonomik nedenlerinden biri oldu. Fiyat artışı yalnız saray bütçesini değil sabit gelirli askerleri, medreseleri ve kent halkını da etkiledi.

“Kırpık Akçe” kenarından metal eksiltilmiş düşük değerli parayı, “Ulufe” ise kapıkuluna yapılan dönemsel maaş ödemesini gösterir.
Görseldeki iki unsurun aynı sahnede bulunması, merkez isyanlarının hangi nedenini açıklar?
B) Kapıkullarının deniz ticaretine yönelmesini
C) Kırım Hanlığı’nın bağımsızlığını
D) Safevi ipek yükümlülüğünün artmasını
E) Maaşın nominal olarak verilse bile paranın ayarı düştüğünde gerçek alım gücünün azalmasını
Savaş Finansmanı, İltizam ve Yerel Güçler
İltizam, Malikâne ve Nakit İhtiyacı
İltizam, belirli bir vergi kaynağının toplama hakkının açık artırmayla bir mültezime verilmesidir. Mültezim devlete peşin ödeme yapar, vergiyi daha sonra toplardı. Uzun savaşlarda hemen nakde ihtiyaç duyan devlet için bu yöntem hız sağladı; fakat mültezimin kârını artırmak istemesi reaya üzerindeki baskıyı büyütebilirdi.
1695’te uygulanmaya başlayan malikâne, vergi toplama hakkını kayd-ı hayat şartıyla, yani ömür boyu vererek gelir akışını daha istikrarlı kılmayı amaçladı. Buna karşılık malikâne sahipleri ve ayanlar taşrada ekonomik ve idarî güç kazandı. İltizam kısa süreli vergi hakkı, malikâne ömür boyu hak; tımar ise askerî hizmet karşılığı gelir tahsisidir.
B) Malikânenin tımarlı sipahi sayısını otomatik olarak artırdığı
C) İltizamın vergi toplamayı tamamen kaldırdığı
D) Ayanların yalnız merkezde yaşayan ulema olduğu
E) Savaşların devletin para ihtiyacını azalttığı
Avarız, İmdadiye ve Savaş Yükünün Topluma Yayılması
Avarız başlangıçta olağanüstü durumlarda alınan vergi iken uzun savaşların sürekliliği nedeniyle daha düzenli hâle geldi. Sefer sırasında imdadiye-i seferiye, barışta ise imdadiye-i hazariye gibi yardımlar toplandı. Tekâlif-i şakka adı verilen kanunsuz veya ağır yükümlülükler de halkın şikâyetini artırdı.
Vergi yükü bölgelere ve hanelere eşit dağılmadığında köylü toprağını terk ediyor, üretim azalıyor ve kalanların payı daha da büyüyordu. Böylece savaş finansmanı vergi artışıyla sınırlı kalmıyor; nüfus hareketi, tarımsal üretim ve iç güvenlik üzerinde zincirleme sonuç doğuruyordu.
B) Göç, azalan vergi tabanı ve üretim düşüşünün birbirini büyüttüğü kısır döngü
C) Kapitülasyonların bütün köylüleri vergiden muaf tutması
D) Malikânenin yalnız deniz ticaretine uygulanması
E) Ulufenin köylülere dağıtılması
İstanbul İsyanları ve Kapıkulu Baskısı
Merkez İsyanlarının Nedenleri
İstanbul isyanlarını çoğunlukla yeniçeri ve kapıkulu sipahileri çıkardı; zaman zaman ulema, medrese öğrencileri ve halk da katıldı. Cülus bahşişinin veya ulufenin gecikmesi, düşük ayarlı parayla ödeme, ocak disiplininin bozulması ve devlet adamlarının iktidar mücadelesinde askerleri kullanması başlıca nedenlerdi.
İsyancıların temel amacı modern anlamda halk egemenliği kurmak değildi. Maaş, ayrıcalık, görev ve nüfuz talepleri öne çıkıyordu. Devlet adamlarının azledilmesi, padişah değişikliği veya istenmeyen kişilerin idamı gibi sonuçlar merkezî otoriteyi zayıflattı ve askerî grubun siyasete müdahalesini kurumsallaştırdı.
B) İsyanların ulusal bağımsızlık amacı taşıdığını
C) Ekonomik şikâyetin siyasal müdahale aracına dönüşebildiğini
D) Osmanlı’da padişahlığın seçimle belirlendiğini
E) Kapıkulunun tımar sistemiyle beslendiğini
II. Osman Olayı ve Vaka-i Vakvakiye
II. Osman’ın yeniçeri ocağını kaldırarak Anadolu ve Suriye’den yeni bir askerî güç oluşturma düşüncesi ocağın tepkisini çekti. 1622 ayaklanmasında padişah tahttan indirilip öldürüldü. Bir padişahın kendi askerleri tarafından öldürülmesi, merkezî otorite ve hanedanın dokunulmazlığı açısından ağır bir kırılmaydı.
1656 Vaka-i Vakvakiye veya Çınar Vakası’nda isyancılar çok sayıda devlet adamının öldürülmesini istedi; cesetlerin Atmeydanı’ndaki çınara asılması olaya adını verdi. Sık padişah ve sadrazam değişiklikleri, liyakat yerine isyancıların taleplerine göre atama yapılması ve reformların kesintiye uğraması merkez düzenini daha da bozdu.
B) Safevi sınırının kalıcı biçimde belirlenmesi
C) Rusya’nın Karadeniz’e inmesi
D) Kapıkulu gruplarının merkez yönetimindeki kararlar üzerinde zorlayıcı güç kazanması
E) Malikâne sisteminin kaldırılması
Celâli İsyanları ve Büyük Kaçgun
Celâli Hareketlerinin Nedenleri ve Niteliği
“Celâli” adı Yavuz Sultan Selim dönemindeki Bozoklu Celâl ayaklanmasından gelir; sonraki Anadolu isyanları için genel ad olmuştur. 16. yüzyıl sonu ve 17. yüzyıl başında hızlı nüfus artışı, ağır ve adaletsiz vergiler, para değerinin düşmesi, tımar düzeninin bozulması ve yerel yöneticilerin keyfî uygulamaları geniş bir huzursuzluk oluşturdu.
Uzun savaşlarda ücretli sekban ve sarıca birlikleri kullanıldı. Savaş bitince işsiz kalan veya kaçak duruma düşen silahlı grupların eşkıyalığa yönelmesi güvenliği bozdu. Karayazıcı, Deli Hasan, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu ve Gürcü Nebi başlıca Celâli liderleridir. Bu hareketler tek bir merkezden yönetilen ortak ideolojiye değil farklı yerel, askerî ve ekonomik şikâyetlere dayanıyordu.
B) Ayaklanmaların modern milliyetçilik amacı taşıdığına
C) Merkezdeki yeniçeri maaşlarının tek neden olduğuna
D) Köylünün tamamının vergi muafiyeti istediğine
E) Celâli isyanlarının askerî işsizlik, vergi ve taşra yönetimi sorunlarının birleşiminden beslendiğine
Büyük Kaçgun’un Ekonomik ve Toplumsal Sonuçları
Celâli şiddeti ve vergi baskısı karşısında köylülerin köylerini terk ederek daha güvenli şehirlere, dağlık alanlara veya başka bölgelere göç etmesine Büyük Kaçgun denir. Toprağın boş kalması üretimi düşürdü; üretim azalınca fiyatlar yükseldi ve devletin vergi geliri azaldı.
Boşalan köylere eşkıya gruplarının yerleşmesi can ve mal güvenliğini daha da bozdu. Şehirlere göç işsizlik ve iaşe sorununu büyüttü. Bu nedenle Büyük Kaçgun yalnız nüfus hareketi değildir; güvenlik kaybının tarım, vergi, fiyat ve kent düzenine yayıldığı sistemik bir krizdir.

“Köy” terk edilen üretim alanını, “Göç” güvenlik arayışındaki nüfus hareketini, “Şehir” ise işsizlik ve iaşe baskısının yöneldiği merkezi gösterir.
B) Kırsal göç, yalnız askerî teşkilatı etkileyen geçici bir olaydır.
C) Kent nüfusunun artması tarımsal üretimi ve vergi tabanını genişletmiştir.
D) Taşradaki güvenlik sorunu merkezî maliyeyi etkilememiştir.
E) Köylerin boşalması deniz savaşlarındaki teknik dönüşümden kaynaklanmıştır.
Suhte ve Eyalet İsyanları
Suhte Ayaklanmaları ve Eğitim-İstihdam Krizi
Suhte veya softa, medrese öğrencisine verilen addır. Medrese sayısının ve öğrenci nüfusunun artması, vakıf gelirlerinin enflasyon karşısında yetersizleşmesi, mezunların ilmiye görevine atanamaması, rüşvet ve iltimas gençlerin gelecek beklentisini zayıflattı. Bazı öğrencilerin halktan zorla para toplaması ve silahlı gruplara dönüşmesi taşra güvenliğini bozdu.
Suhte hareketlerinin en yoğun evresi 16. yüzyılın ikinci yarısında başlamış, etkileri 17. yüzyıl sorunları içinde de hissedilmiştir. Celâli isyanlarıyla ortak yanı ekonomik sıkıntı ve taşra güvensizliğidir; ayırt edici yönü medrese öğrencileri ve eğitim-istihdam dengesizliği çevresinde gelişmesidir.
B) Suhte ayaklanmalarını
C) Patrona Halil İsyanı’nı
D) Mora İsyanı’nı
E) Venedik korsanlığını
Eyalet İsyanları ve Milliyetçilikten Ayrımı
Eflak, Boğdan, Erdel, Yemen, Trablusgarp ve bazı Balkan eyaletlerinde merkezî denetimin zayıflaması, yöneticilerin keyfî uygulamaları, vergi ve yerel nüfuz mücadeleleri ayaklanmalara yol açtı. Bu isyanların bir bölümü yerel beylerin ayrıcalıklarını koruma veya idarî baskıdan kurtulma isteği taşıyordu.
17. yüzyıl eyalet isyanları, 19. yüzyılda Fransız İhtilali’nin etkisiyle gelişen modern ulusçu bağımsızlık hareketleriyle aynı değildir. Aynı bölgede gerçekleşmiş olmaları amaçlarının aynı olduğu anlamına gelmez. Dönemin siyasal kavramları ve isyancıların talepleri dikkate alınmalıdır.
B) Yerel nüfuz mücadelesiyle
C) Modern ulus-devlet kurma ve millî egemenlik ideolojisiyle
D) Keyfî idarî uygulamalarla
E) Vergi yüküne tepkiyle
Hanedan Düzenini Koruma Arayışları
Ekber ve Erşed Sistemi
Taht mücadeleleri ve kardeş katlinin yarattığı istikrarsızlığı azaltmak amacıyla I. Ahmed döneminden itibaren ekber ve erşed ilkesi benimsendi. Hanedanın en yaşlı ve yönetmeye uygun erkek üyesinin tahta geçmesi amaçlandı. Böylece padişahlık babadan oğula zorunlu geçiş olmaktan çıkarak hanedanın farklı kollarına açıldı.
Sistem kardeş katli ihtiyacını azalttı ve hanedanın devamını güvenceye aldı; fakat şehzadelerin kafeste tutulması yönetim ve taşra deneyiminden yoksun hükümdarların tahta çıkmasına yol açabildi. Aynı düzenleme bir sorunu hafifletirken başka bir idarî zayıflık üretebildi.
B) Şehzadelerin yeniden sancaklarda bağımsız devlet kurduğunu
C) Verasetin hanedan dışına açıldığını
D) Reformların farklı alanlarda hem çözüm hem yeni sorun üretebileceğini
E) Kardeş katlinin zorunlu olarak arttığını
Kafes Usulü ve Saray Çevrelerinin Etkisi
Sancağa çıkma geleneğinin III. Mehmed döneminde sona ermesiyle şehzadeler sarayın kafes adı verilen bölümünde gözetim altında yaşamaya başladı. Amaç taht mücadelesini ve eyaletlerde alternatif güç merkezlerini önlemekti. Buna karşılık şehzadeler askerî-idarî tecrübe edinmeden tahta çıkabiliyordu.
Çocuk yaşta veya deneyimsiz hükümdarlar döneminde valide sultanlar, saray ağaları, ulema ve sadrazamlar arasındaki rekabet yönetimde etkili oldu. “Kadınlar Saltanatı” ifadesi bu nüfuzu anlatmak için kullanılır; ancak bütün sorunları yalnız saray kadınlarına bağlamak, maliye, ordu ve dış savaşlar gibi çok daha geniş nedenleri gözden kaçırır.
B) Padişahın bütün yetkilerini resmen meclise bırakmasıyla
C) Westphalia’nın Osmanlı verasetini belirlemesiyle
D) Tımarın özel mülke dönüşmesinin yasaklanmasıyla
E) Deneyimsiz hükümdarların karar süreçlerinde güçlü saray gruplarına daha fazla dayanabilmesiyle
17. Yüzyıl Islahatlarının Genel Niteliği
Kanun-ı Kadim ve Gelenekçi Islahat Anlayışı
17. yüzyıl ıslahatçıları bozulmanın nedenini çoğunlukla eski kanun ve kurumların terk edilmesinde gördü. Bu nedenle çözümü kanun-ı kadime, yani Fatih ve Kanuni dönemlerinin düzenine dönmekte aradılar. Avrupa kurumları sistemli biçimde örnek alınmadı; mevcut düzenin disiplinle işletilmesi hedeflendi.
Islahatlar kişilere bağlı, sınırlı alanlı ve çoğu zaman baskı yöntemine dayalıydı. Halk desteği aranmadı; ulema, saray ve askerî çıkar gruplarının direnciyle karşılaşıldı. Sorunların mali, teknolojik ve toplumsal kökleri bütünüyle çözülemediği için ıslahatçı kişinin görevden ayrılması veya ölümüyle uygulamalar zayıfladı.
B) Toplumsal sözleşmeyle mutlak yetkinin sınırlandırılmasına
C) Sanayi üretiminin devlet eliyle yaygınlaştırılmasına
D) Ulus egemenliğinin hanedan yönetiminin yerini almasına
E) Mezhep birliğinin bütün mali sorunları çözeceğine
Risaleler ve Sorun Teşhisi
Risale, devlet düzenindeki sorunları ve çözüm önerilerini hükümdara sunan inceleme metnidir. Koçi Bey, IV. Murad ve Sultan İbrahim’e sunduğu risalelerde rüşvet, liyakat kaybı, tımar düzeninin bozulması ve askerî disiplin sorunlarını ele aldı; çözümü eski kanunlara dönmekte aradı.
Kâtip Çelebi Düstûrü’l-Amel li-Islâhi’l-Halel adlı eserinde maliye ve toplum sorunlarını değerlendirdi. Risaleler modern istatistik raporları değildir; yazarlarının gözlem, değer yargısı ve ideal geçmiş anlayışını taşır. Buna rağmen dönemin yöneticilerinin bozulmayı nasıl algıladığını gösteren temel kaynaklardır.
B) Devlet düzenindeki sorunları teşhis edip yönetime çözüm sunan siyaset metinleri olmasını
C) Yalnız edebî eğlence amacı taşımasını
D) Avrupa devletlerinin ortak anayasası olmasını
E) Yeniçeri maaş defteri olarak kullanılmasını
Islahatçı Padişahlar ve Sadrazamlar
II. Osman, Kuyucu Murad ve IV. Murad
II. Osman mali israfı azaltmaya, yeniçeri üzerindeki denetimi artırmaya ve ocağın yerine yeni askerî güç kurmaya yöneldi; ulema yetkisini sınırlama ve saray dışından evlenme gibi gelenek dışı adımlar attı. Hazırlıklarını geniş bir destek tabanına dayandıramaması ve yeniçerinin direnci ölümüne yol açtı.
Kuyucu Murad Paşa Celâli isyanlarını sert yöntemlerle bastırdı. IV. Murad saray ve ocak üzerindeki otoriteyi yeniden kurdu; gece sokağa çıkma, içki ve tütün yasağı gibi sert tedbirler uyguladı, Revan ve Bağdat seferlerine çıktı. Bu uygulamalar kısa vadede düzen sağladı; kurumsal ve toplumsal nedenleri bütünüyle ortadan kaldırmadı.
B) Avrupa’dan anayasa alınmasına
C) Islahatların geniş kurumsal-toplumsal uzlaşmadan çok güçlü kişilerin baskısına dayanmasına
D) Malikâne sisteminin sona ermesine
E) Karlofça kayıplarının geri alınmasına
Tarhuncu Ahmed Paşa ve Bütçe Disiplini
IV. Mehmed’in sadrazamı Tarhuncu Ahmed Paşa, devlet gelir ve giderlerini gerçekçi biçimde karşılaştıran denk bütçe hazırlamaya çalıştı. Saray harcamalarını kıstı, devlet alacaklarını tahsil etti ve usulsüz gelirleri sınırlamak istedi. Bu yaklaşım, askerî-idarî krizin mali temelini doğrudan ele alması bakımından önemlidir.
Çıkarları zarar gören çevrelerin tepkisi üzerine idam edilmesi, mali reformun yalnız hesap tekniği olmadığını gösterir. Harcamayı kısmak ve alacağı toplamak, mevcut ayrıcalıklara müdahale ettiği için siyasal direnç üretmiştir. Bütçe düzenlemesi, güç ilişkilerinden bağımsız yürütülemez.
B) Bütçe açığının yalnız dış ticaretten kaynaklandığını
C) Yeniçerilerin tamamen kaldırıldığını
D) Mali ıslahatların mevcut çıkar ve nüfuz ağlarına dokunduğu için siyasal dirençle karşılaşabildiğini
E) Tarhuncu’nun Karlofça’yı imzaladığını
Köprülüler Dönemi ve Geçici Toparlanma
Köprülü Mehmed Paşa’nın Görev Şartları
Köprülü Mehmed Paşa 1656’da sadrazamlığı, atama ve kararlarına saray müdahalesinin sınırlandırılması gibi şartlarla kabul etti. Bu şartlar, sadrazamın sorumluluk üstlenebilmesi için gerçek yürütme yetkisine ihtiyaç duyduğunu gösterir. Mali disiplini güçlendirdi, kapıkulu askerlerini denetim altına aldı ve Çanakkale Boğazı’ndaki Venedik ablukasını kaldırdı.
Başarı, padişahlığın sona ermesi değil yürütme gücünün güçlü sadrazam eliyle toparlanmasıdır. Merkezî otorite maliye, ordu ve donanma alanlarında aynı anda yeniden kurulmaya çalışıldı. Bu durum Köprülü uygulamalarını yalnız sertlikten ibaret olmaktan çıkarır.

“Maliye” hesap ve gelir disiplinini, “Ordu” kapıkulu denetimini, “Donanma” Çanakkale güvenliğini; ortadaki sadrazam bu alanların merkezî yürütmede birleşmesini gösterir.
B) Sorunların tek bir cephe yenilgisinden ibaret görüldüğüne
C) Tımarın Rusya’ya bırakıldığına
D) Padişahın hanedan hakkından vazgeçtiğine
E) Merkezî otoriteyi kurmak için yürütme yetkisi ile mali-askerî koordinasyonun birlikte gerekli sayıldığına
Fazıl Ahmed Paşa’dan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya
Köprülü Fazıl Ahmed Paşa döneminde Girit’in fethi tamamlandı, Uyvar alındı ve Vasvar Antlaşması yapıldı; Bucaş ile batıda en geniş sınıra ulaşıldı. Bu gelişmeler Köprülüler dönemini 17. yüzyıl içinde askerî ve idarî bir toparlanma evresi hâline getirdi.
Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın İkinci Viyana Kuşatması ise bu genişleme siyasetinin sınırını gösterdi. Kuşatmanın başarısızlığı Kutsal İttifak’ı doğurdu ve Karlofça’ya uzanan geri çekilmeyi başlattı. Aynı aile çevresindeki yönetim çizgisi önce başarı, sonra büyük stratejik kırılma üretebilmiştir; kişi veya aile adını tek başına başarı garantisi saymak doğru değildir.
B) Bütün sadrazamların aynı sonucu ürettiğini
C) Karlofça’nın Bucaş’tan önce imzalandığını
D) Osmanlı’nın Venedik’le hiç savaşmadığını
E) Rusya’nın Kutsal İttifak’a katılmadığını
17. Yüzyıl Osmanlı Siyasetinin Bütüncül Yorumu
Savaş-Maliye-İsyan Bağlantısı
Uzun savaş daha çok tüfekli asker, maaş ve ikmal gerektirdi; nakit ihtiyacı iltizam, avarız ve para ayarı uygulamalarını genişletti. Vergi ve fiyat baskısı köylünün toprağını terk etmesini, savaş sonrası işsiz kalan sekbanların eşkıyalığa yönelmesini kolaylaştırdı. Üretim ve vergi geliri düşünce hazine daha fazla zorlandı.
Merkezde düşük ayarlı ulufe kapıkulu isyanını, taşrada vergi ve güvenlik krizi Celâli hareketlerini besledi. Dolayısıyla savaş, ekonomi ve isyanlar ayrı başlıklar olsa da aynı neden-sonuç ağının parçalarıdır. Yalnız “ordu bozuldu” açıklaması, mali ve toplumsal ara halkaları görünmez bırakır.
B) Uzun savaş → nakit ihtiyacı → vergi ve para baskısı → üretim/güvenlik kaybı → isyan ve yeni mali açık
C) Kalyonlaşma → medreselerin kapanması → Karlofça’nın iptali
D) Ekber ve erşed → Girit’in kaybı → Safevi ipek vergisi
E) Bucaş → yeniçerinin kaldırılması → Rusya’nın gerilemesi
Antlaşma, İsyan ve Islahatı Birlikte Ayırt Etmek
| Kanıt | Doğrudan Gösterdiği Değişim | Yanlış Genelleme |
|---|---|---|
| Zitvatorok’ta hükümdar eşitliği | Diplomatik statü kaybı | Geniş toprak kaybı |
| Kasr-ı Şirin sınırı | Doğuda kalıcı sınır zemini | Safevi Devleti’nin ortadan kalkması |
| Büyük Kaçgun | Taşrada üretim, vergi ve güvenlik krizi | Merkezde yalnız cülus bahşişi sorunu |
| Ekber ve erşed | Hanedan verasetini düzenleme | Halk egemenliği |
| Karlofça | Geniş toprak kaybı ve savunmacı diplomasi | Bütün Osmanlı topraklarının kaybı |
Bir tarihsel kanıtın anlamı, doğrudan gösterdiği alanla sınırlandırılmalıdır. Antlaşmadaki protokol maddesi statüye, vergi maddesi ekonomiye, toprak maddesi sınıra; isyanın katılımcısı ve talebi ise hareketin niteliğine kanıt sağlar. Aynı dönemde gerçekleşen iki olay arasında ilişki kurulabilir, fakat yalnız eş zamanlılık neden-sonuç kanıtı değildir.
B) Kasr-ı Şirin’de Zağros sınırı – doğuda görece kalıcı sınır düzeni
C) Ekber ve erşed – halkın padişahı doğrudan seçmesi
D) Büyük Kaçgun – üretim ve vergi tabanının daralması
E) Karlofça’da arabuluculuk – çok taraflı diplomasi ve güç kaybı
Önceki Konu: Osmanlı Toplum, Ekonomi ve Kültür Düzeni
Sonraki Konu: Avrupa’da Değişim: Coğrafi Keşifler, Aydınlanma, Sanayi ve İhtilaller
